EKONOMİ - 21 Haziran 2012 Perşembe 12:49

Gelişmişliğin sembolü

A
A
A
Gelişmişliğin sembolü

Kırmızı et sektöründe kalite politikasıyla öncü firmalardan olan Bonfilet Et Sanayi ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Akkoyun, kırmızı et tüketiminin de, okul sütü projesi gibi devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Kırmızı et aslında bir ülkenin ekonomik, sosyal, gelişmişliğinin de bir simgesi” dedi.

HATİCE ÇEKER
İSTANBUL

Kırmızı et sektöründe yapmış olduğu yüksek cirosuyla, hijyenden güven politikasına kadar tüketicinin memnuniyetini kazanmış olan sektörün öncü firmalarından Bonfilet, büyüttüğü hedefleriyle dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, Bonfilet Et Sanayi ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Akkoyun son zamanlarda ortaya çıkan sahte et denetimlerini ve Türkiye’nin kırmızı et sektöründeki gelişimini değerlendirdi.

Bonfilet’in kuşaktan kuşağa aktarılan bir süreçle faaliyet gösterdiğini belirten Bonfilet Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Akkoyun, “Bonfilet 4 kuşaktır bu işi yapan bir aileden geliyor. Eskişehir’de başlamış, ben bu işin 4. kuşağını temsil eden kişiyim. Yaklaşık 9 bin metrekare alanında üretim yapmaktayız. 160 çalışanımız var. İleri teknoloji ile paketlenmiş ürünler üretiyoruz. Genellikle yerli hayvanları tercih ediyoruz. Paketlenmiş et ürünleri üretiyoruz. Raf ömürleri ve kalite açısından bunların daha iyi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü yurt dışından gelme süresi, paketlenmiş ürünlerde raf ürünlerde sıkıntı yaratabiliyor. Dolayısıyla yerli ürünler tercih ediyoruz. Bunları genelde Orta Anadolu ve Trakya bölgesinden, yer yer de Ege bölgesinden tercih ediyoruz. Şu an için yurt dışı ihracatımız yok. Ama kısa vadede yurt dışına ihracat düşünüyoruz. Özellikle Ortadoğu bölgesine işlenmiş et ürünleri göndermeyi planlıyoruz. Şu anda 70 milyon gibi bir ciromuz söz konusu. Bunu önümüzdeki beş yıl içerisinde, 6 kat büyütmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

İthal hayvanlarla, yerli hayvanları değerlendiren Akkoyun, bütün ithal hayvanların Angus olmadığını söyleyerek, “Tüm ithal hayvanların ortak adı Angus oldu. Bunlar aslında Angus değil. Birçok ırk var. Ama nedense medyada bu şekilde yansıdı. Tüm hayvanların ırkları, Türkiye’de Angus oldu. Angus özellikle Avustralya ve Amerika’da yetişen özel bir et ırkı hayvanıdır. Dolayısıyla Türkiye’ye getirilen birçok ithal hayvana Angus diyemeyiz. Türkiye’de ağırlıklı olarak süt hayvancılığı hakim olduğu için, süt ırkı hayvanlar söz konusu. Ama yurt dışından ithal edilenler, ağırlıklı et ırkı hayvanları oluyor. Aradaki fark bu. Et ırkı hayvanlar kısa sürede ete yoğunluk veren bir hayvan ırkı. Süt ırkı hayvanı ise, süt odaklı daha az et veren hayvanlardır” dedi.

Akkoyun, kırmızı et sektörünün daha da gelişmesi gerektiğini ifade ederek, “Kırmızı eti seviyoruz. Bu bağlamda bu işi profesyonelce yapmak istiyoruz. Kırmızı et sektörünün önünde çok yol olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar şu an polemiklerde olsa, gıda sektörünün yüzde 35’ini alan bir ürün grubunun önünde çok yol var. Dolayısıyla biz bu konuda uzmanlaşarak yürümek istiyoruz” dedi.

Son dönemde et sektöründe ortaya çıkan sahte et satışlarını değerlendiren Hakan Akkoyun, kırmızı etin ucuz bir ürün olmadığını belirterek, “Fiyat odaklı da satın alınmaması gereken bir üründür. Dolayısıyla burada et ürünleri alırken çok fiyat odaklı hareket etmemek gerekir. Ürünün renginin, görselliğinin ve en önemlisi de üretildiği yer. Tabi bu işin sanayileşmesi, sanayi tesislerinde üretilmesi başka bir sorumluluğu da üzerine alıyor. Yani siz ürünlere etiketle birlikte bir sorumlulukta yüklüyorsunuz. Bir de eğer bir marketten, bir kasaptan ürün alıyorsa tüketici, mutlaka arka tarafı görmek istemeli. Sorgulama ne kadar artarsa, işlevsellik o kadar artacaktır” diye konuştu.

Gelişmişliğin sembolü

Denetimde yetersiz olduğunu belirten Hakan Akkoyun, “Çünkü binlerce nokta var. Tüketicinin birbirini denetlemesine çok dikkat etmek gerekiyor. Son dönemde yapılan açıklamalar, birçok açıdan talihsiz bir durum. Çünkü tüketicinin bir güveni var. Bu güvenin hiç kimse kendisi açısından yıkılmasını istemez. Dolayısıyla Türkiye’de çok önemli olarak gördüğümüz ürünleri kötü olarak algılamamız, bizim gıdaya olan güvenimizi olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla biz burada o tür açıklamaları talihsiz buluyoruz. Denetimler hızla devam ediyor. Bu büyük bir gelişme. Her et yediğimiz noktada ürünün, masa, sandalye, temizlik ve bize yapılan sunum oradaki ham maddenin de bir şekilde göstergesi olacaktır. Ama bunlara çok dikkat etmeyen bir işletme, ister pideci olsun, ister kasap olsun arka planda ham maddesine de dikkat etmeyecektir” dedi.

Et ürünlerinde dikkat edilmesi gereken unsurları anlatan Akkoyun, “Taze ürünlerde paketlenmiş ürünlerin yedi günlük bir raf ömrü var. Açıkta satılan ürünlerin ise, raf ömürleri bir gün oluyor. Taze ürünleri doğru şartlarda taşımamız gerekiyor. Sıcaklarda ürünleri çok fazla gezdirmememiz gerekiyor. Yaklaşık 3 bin 800 noktada ürünlerimiz tüketiciyle buluşuyor. Paketlenmiş ürünler kıyma, kuşbaşı, köfte ve türevleri olmak üzere ürünlerimiz var. Bunun dışında da yakın planda da pastırma ve kavurma gibi bu tür ürünlere de girmeyi planlıyoruz. Biz girdiğimiz pazarı da çok önemsiyoruz. Bizim ürünlerimize sahip çıkabilecek kanallarda olmayı planlıyoruz. Dolap derecesiyle, saklama koşullarıyla, malı teslim aldığı rampayla bunların hepsi çok önemli. Bunlar gıda güvenini tamamlayıcı unsurlardır. Dolayısıyla burada birçok market ve lokal zincir, ama genel anlamda ulusal zincirlerle çalışıyoruz. Bunların da kendi iç denetimleri söz konusu oluyor. Aylık, on beş günlük veya senede 6-7 kez en aşağıdan bir denetim var. Bu denetimler de bizi ileriye doğru taşıyor. Yani küresel olarak aldıkları kalite politikalarını bizimle baplaşıyorlar. Biz de bir adım daha ileriye gidiyoruz. Bence tüm sahanın üretici firmaların ve bakamlığımızın bunlarla ilgili olarak çalışmalar yapması gerekiyor. Denetimleri bu mantıkla ele aldıkları zaman, bizim için iyi olma adına yapmak çok daha doğru olacak” dedi.

SÜT PROJESİ GİBİ, KIRMIZI ETİN DE TÜKETİMİNİN DESTEKLENMESİ GEREKİYOR

Kırmızı etin bir ülkenin gelişmişlik sembolü olduğunu vurgulayan Hakan Akkoyun, “Türkiye’de resmi rakamlara göre kişi başı yıllık 11 kilo et söz konusu. Dünyadaki sıralamaya baktığımızda Amerika’nın 120 kilo kadar bir et tüketimi, Avrupa’nın da 45 kilo ve bizim de resmi kayıtlara göre 11 kilo. Bu bizim önümüzde ülke olarak da ne kadar yol olduğunu gösteren bir tablo. Kırmızı et aslında bir ülkenin ekonomik, sosyal, gelişmişliğinin de bir simgesi. Kırmızı ete, tek başına bir ürün olarak bakmamak gerekir. Bu ulussal bir politikaya dönüşmeli. Yani tıpkı okul sütü projesi gibi etinde bir şekilde tüketiminin yer alması gerekiyor” dedi.
Hakan Akkoyun, kırmızı etin sağlığa zararlı olduğu yönündeki iddiaların doğru olmadığının altını çizerek şunları söyledi;

“Kırsal yerlere gittiğiniz zaman, 80 yaşındaki insanların rahatlıkla kırmızı et yediğini ve elinizi tuttuğunda ne kadar dinamik olduğunu göreceksiniz. Kırmızı et sever olarak, her gün kırmızı et yesem yine de bıkmam diye düşünüyorum. Dünyaca ünlü doktorumuz, dünyanın otorite olarak kabul ettiği bir kişi olan Mehmet Öz, yiyebildiğiniz kadar kırmızı et yiyin diyor. Düne kadar bakarsanız yumurta yemeyin diyorlardı. Kırmızı et tarih boyunca vardı. İnsanlar bir şekilde bununla büyüdüler. Bununla dinamik kaldılar. Bu kadar teknoloji yokken ortamda, kırmızı etin verdiği güçle insanlar ayakta durdu. Bu söylentiler gündem olabilir. Ama özünde bunların hepsi temel gıda. Hepsi tüketilmesi gereken madde. Ama bizim bildiğimiz bir şey var. Anadolu’da insanlarımız çok sağlıklı. Çok dinç ve dinamik. Ben kırmızı et yemeyi şiddetle tavsiye ediyorum.”

Türkiye’nin kırmızı et ihracatındaki payının yok denecek kadar az olduğunu belirten Hakan Akkoyun, “Kırmızı ette ihracatım Maliyetler çok yüksek olduğu için, ihracatta çok etkin olamıyoruz. Dolayısıyla ihracatçı bir ülkeyiz demek doğru değil. Çünkü halen fiyatlarla rekabetçi bir ortamda değiliz. Bizim ihracat yapmayı hedeflediğimiz ülkeler aynı zamanda Avrupa’dan ithalat yapıyorlar. Bizde oradan ithalat yapıyoruz. Ama bu işe katma değer eklersek, bizim kısa ve orta vadeli ihracat dediğimiz olay ham kırmızı et değil. Köfte, türevleri gibi bu tür ürünlerin ihracatını yapmak istiyoruz. Türkiye’de maliyetlerin biraz düşmesi gerekiyor. Üye olduğumuz sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığımızla devamlı bir iletişimimiz var. Son dönemler de bir okul sütü projesi geliştirildi. Bu proje her şeyden önce bu ülkenin yüzde 70’i çiftçilikle hayatını devam ettiriyor. Buradan herkesin elde edeceği gelirle bir hayvana bakması, ülkede hayvancılığı tekrardan canlandıracağını düşünüyoruz. Diğer taraftan da maliyetleri aşağıya çekeceğini düşünüyoruz. Burada ne kadar arzda bolluk oluşursa, bu arzı yapan insanlar ne kadar işten verimlilik alırsa maliyetler o kadar aşağı inecektir. Son 2 yıldır besi projelerine ciddi destekler uygulanmaktadır. Bu desteklerin, hayvan popilasyonunun artmasında önemli rolü olacağını, ancak bu işin “damızlık hayvancılık” noktasında gelişmesinin de ülkemiz içinde üretimin gelişmesi açısından daha önemli olduğunu düşünmekteyiz.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Dört ’Can’ daha sıcak yuvasına kavuştu Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi’nde bulunan 3 kedi ve 1 köpek yeni sıcak yuvasına kavuştu. 2009 yılından bugüne 13 bin 91 sokak hayvanını sahiplendirerek tüm belediyelere örnek olan Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi, çalışmalarına devam ediyor. Bu çerçevede merkezde bakımları yapılan 3 kedi ve 1 köpek daha sıcak yuvaya kavuştu. "Bugün de bir köpek yavrusu sahiplendim, ismini de Ponçik koydum" Bir köpek yavrusunu sahiplenen Tülin Onar, “Buranın olması benim için çok büyük bir avantaj. Buradan devamlı kedi-köpek sahipleniyorum. Genelde engeli olanları sahipleniyorum ve kendimi de mutlu hissediyorum. Bugün de bir köpek yavrusu sahiplendim, ismini de Ponçik koydum. Tedavileri başladı. Bana burada çok yardımcı oluyorlar. Bir yaşam kurtarmak bence en büyük cennetliktir. Tepebaşı Belediyesinin bu konudaki çalışmalarını da çok beğeniyorum. Barınak çok temiz, çok duyarlılar. Barınak denilince akla gelen o çirkinlik burada kesinlikle yok. Tertemiz, medeni, uygarca bakılan yerler burası” dedi. “Buradan herkese ‘Satın Alma Sahiplen’ diyorum” Konuşmasında ’Satın alma sahiplen’ çağrısında bulunan Nurdan Kılıç, “Köyde bulunan 4 kardeşten birini ben sahiplendim, birini farklı bir arkadaşımız sahiplendi, ikisini de başka bir arkadaş sahiplendi. İsmi Bıdık. Ailemizin bir üyesi oldu. Buradan da herkese çağrı yapmak istiyorum. ‘Satın Alma Sahiplen’ diyorum. Çünkü herkes bu konuda hem fikir. Sokaklarda sahiplenmeyi bekleyen çok can var. Tepebaşı Belediyesi ile sürekli iletişim halindeyiz. Gördüğüm hayvanlar için sürekli yönlendiriyorum. Ben sonuna kadar güveniyorum Tepebaşı Belediyesi’nin barınağına. Hepsinden Allah razı olsun. Bu yürek işi. Hepsi canı gönülden savaş veriyorlar” diye konuştu. “Bulut ile çok mutluyuz, bize enerji kattı” Ali Sırca, “Biz Bulut’u Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi’nden aldık. Bize enerji kattı. Onunla vakit güzel geçiyor. Kısaca satın alma sahiplen diyorum” ifadelerini kullandı. “Yuvaya ihtiyacı olan çok kedi köpek var” Ayşe Demirel ise, konuşmasında şu sözleri kaydetti: “Çok mutluyuz, sahipleniyoruz. Herkesi de bekliyoruz. Burada yuvaya ihtiyacı olan çok kedi köpek var. Aşıları yapılıyor, takibi yapılıyor. İstediğiniz her şey burada mevcut. Parayla almak yerine sahiplenmek daha iyi. Tepebaşı Belediyesinin bu yöndeki çalışmaları da çok beğeniyorum. Ellerinden geleni yapıyorlar. Arkadaşlar çok güzel ilgileniyorlar ve gece gündüz bakıyorlar." Tepebaşı Belediyesi yetkilileri tarafından aşıları tamamlanan canların bakımıyla ilgili de bilgi verildi.
Kırıkkale Okula gitmek için evden ayrıldı, bir daha da dönmedi: Acılı anne 15 yaşındaki kızını arıyor Kırıkkale’de okula gitmek için evden ayrılan 15 yaşındaki lise öğrencisi Gözde Nehir Akbulut’tan iki gündür haber alınamıyor. Acılı anne Nuray Akbulut, kayıp kızının bulunmasını istiyor. Edinilen bilgiye göre, Kırıkkale yaşayan Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencisi Gözde Nehir Akbulut, bir süredir kaldığı ablasının evinden dün sabah saatlerinde ayrıldı. Okula gitmediğini öğrenen Nuray-Şinasi Akbulut çiftçi, 15 yaşındaki kızlarından haber alamayınca durumu polise bildirdi. İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, yapılan kayıp ihbarı sonrası Gözde’yi bulmak için arama çalışması başlattı. Polis, okul ve çarşı merkezindeki güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Acılı anne Nuray Akbulut, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, kızının bir süredir doğum yapan ablasının yanında kaldığını belirtti. Okula hiç gitmediğini ifade eden Akbulut, "Ablası doğum yaptığı için ablasında kalıyordu okulda yakındı. Okula gidiyor diye çıkıyor, okula gitmiyor. Gitmeyince de dönüş saatinde ’anne kaçta geliyordu" dedi. Bende ’4.5’ dedim. Baktık okula o gün hiç gitmemiş. Sonra ben geldim okul idaresine kimseyi bulamadım. Emniyete gittik haber verdik. Herkes ’şuarada görüldü’ diyor. Oraya gidiyoruz aslı yok hiçbir şey bulamıyoruz" dedi. Akbulut, "Arkadaşının bir tanesi ’dolmuş durağında saat 9.30 gibi gördüm gidiyordu’ dedi. Tek başına deniliyor, yanında bir kişi var denildi. Okuldan da kimse ’kızının geldi gitti’ diye arama olmadı. Aramaya ulaşmaya çabaladım. Görenlerin duyanların yardımını istiyorum" diye konuştu. (HA