YEREL HABERLER - 22 Ekim 2016 Cumartesi 16:54

Türk Ocaklarında ‘Fırat Kalkanı ve Musul Harekatı’ konuşuldu

A
A
A
Türk Ocaklarında ‘Fırat Kalkanı ve Musul Harekatı’ konuşuldu

Türk Ocakları Malatya Şubesi tarafından düzenlenen sohbet toplantılarında bu hafta ‘Fırat Kalkanı Harekatı ve Musul Harekatı’ konuşuldu.
Dernek binasında gerçekleşen toplantıya Malatya Ülkü Ocakları Başkanı Fevzi Şahin, Türk Ocakları Malatya Şube Başkanı Nadir Günata, Arguvan eski Belediye Başkanı Mehmet Kızılay, Emekli Albay Cengiz Bircan, Oğuz Boyları Kardeşlik Derneği Başkanı Murat Ali Tutar ve Türkmen gençler ile üyeler katıldı.
Sohbet toplantısında konuşan eğitimci Yusuf Çetinkaya, Suriye’nin Türkiye’ye 911 kilometre sınır varlığı olduğunu söyledi. Suriye coğrafyasının Anadolu coğrafyasına doğal bir uzantısı olduğunu kaydeden Çetinkaya, “Herkesin bildiği gibi sınırlar cetvelle çizildi. Bu çizim sayesinde köyün yarısı Suriye’de, diğer yarısı bizde kaldı. Akrabalık bağları devam ediyor. Suriye dünyanın en önemli ulaşım kanalları olan Süveyş ve Basra körfezi ile Kızıldeniz’e bir yaklaşma istikameti sağlıyor. Suriye, hem Asya’da hem Afrika’da bir üs bölgesi olarak kullanabilir. Tabi bu söylediklerimiz Irak için de geçerlidir” dedi.
Suriye’de Türkmen Dağının düşmesinin, bugün harekatın yapıldığı Azez-Cerablus hattının düşmesi ve o bölgedeki Türk varlığının sona ermesi anlamına geleceğini ifade eden Çatinkaya, “Fırat Kalkanı harekatı esas olarak DEAŞ’a, Suriye demokratik güçlerine ve PYD’ye karşı başlatılmış bir harekattır. Bizim ise kendi milli unsurlarımız dışında ÖSO, koalisyon güçleri ve kısmen ABD destek vermektedir” ifadelerine yer verdi.
Fırat Kalkanı Operasyonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin amacının güvenli bölge oluşturmak olduğunu ifade eden Çetinkaya “Bu operasyonla kazanılan bölgelerde AB’den gelecek paranın ve uluslararası kamuoyunun desteği ile uçuşa yasak güvenli bölge oluşturulsun, barınma yerleri hazırlansın ve savaştan mağdur olan insanlar bu bölgelerde yaşamlarını devam ettirsinler. Ne Ege’nin soğuk sularında can versinler ne de Avrupa da polisin askerin elinde ceza çeksinler. Bu bölgede toplansınlar, yarın ortam sakinleşince yerlerine yurtlarına geri dönsünler. Bahsedildiği gibi Türkiye’nin amacı kendisine toprak kazandırmak değildir. Temel öncelik sınır güvenliği ve kendisine sığınmış olan insanların daha iyi koşullarda bu süreci geçirmeleridir” dedi.
Musul operasyonuna da değinen Çetinkaya, bölgedeki sıkıntının Sünni devletle Güney’deki Şii devletin hakimiyet mücadelesinden kaynaklandığını söyledi. Sünni yapının DEAŞ’a destek verdiğini Şii yapının da İran’dan destek aldığını kaydeden Çetinkaya, “Amerika Şiileri kullanıp Sünniyi harcayarak öbür tarafa geçmek istiyor. ABD körfez harekatında en büyük zayiatı Musul da vermiştir. Musul harekatında bizim için önemli bir sorun var. DEAŞ Musul’a girdiği zaman teçhizatını her şeyini bırakıp kaçan 2 tümen Irak askerinin yerine Irak merkezi hükumeti yeni bir yapılanmaya gitti. İran Devrim Muhafızlarından esinlenerek Haşdi Şaabi yapısını oluşturdu. Bu yapı Ambar başta olmak üzere birkaç yerde büyük katliam yaptı. Tamamıyla fanatik bir şekilde İran Şii yapısını gündeme getiriyor. Yani mezhep çatışmaları tetikleyebilecek bir yapıya sahip. Bunun ile Kuzey Irak’taki demografik yapıyı bozmaya çalışıyorlar. Bu Haşdi Şaabi kuvvetleri hedef gözetmeksizin kadın çocuk demeden öldürüyor. Türkiye bu durumu istemiyor. Ancak İran’ın isteklerine çok büyük hizmet eden bir yapı. Başika’daki kamptan dolayı Haşdi Şaabi’nin komutanı Türkiye’yi net bir şekilde tehdit etti. Bu güven nereden geliyor peki? Tabii ki İran’dan geliyor” şeklinde konuştu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Hazine ve Maliye Bakanlığından Dünya Bankasından alınan kaynaklara ilişkin açıklama Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dünya Bankası (DB) ve Türkiye arasındaki beş yıllık iş birliğinin yol haritası niteliğindeki Ülke İş birliği Çerçevesi (CPF) dokümanına ilişkin sosyal medyada dolaşan iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu bildirdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dünya Bankası ve Türkiye arasındaki beş yıllık iş birliğinin yol haritası niteliğindeki Ülke İş birliği Çerçevesi dokümanına ilişkin sosyal medyada dolaşan iddialara ilişkin bir yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, bu iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu belirtildi. Türkiye’nin 1947’de Dünya Bankasına üye olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, "Dünya Bankasından bugüne kadar toplamda 52 milyar dolar finansman sağlanmıştır. Söz konusu finansman kalkınma önceliklerimiz kapsamında ilgili kuruluşlarımız ve DB tarafından ortaklaşa geliştirilen projeler kapsamında kullanılmaktadır" denildi. DB kaynakları proje amacının dışında kullanılmıyor DB’den sağlanan kaynakların proje amacının dışında kullanımı söz konusu olmadığının belirtildiği açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "DB kredileri yoksulluğun azaltılması ve refahın eşit paylaşılması odağında sürdürülebilir büyümeyi hedeflemekte olup; bu kaynakların kullanımında toplumun ortak çıkarı gözetilmektedir. CPF programında geçen ‘kırılgan gruplar’ esas itibarıyla yeşil dönüşümden olumsuz etkilenecek meslek gruplarında çalışanlar ile finansmana erişimde zorluklarla karşılaşanları ifade etmektedir. DB projeleri ile söz konusu gruplara beceri kazandırılarak üretime dahil edilmesi ve böylece istihdamın artırılarak yoksulluğun azaltılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla bu kredilerin İstanbul sözleşmesi ve LGBT ile ilişkisi yoktur. Avrupa Birliğinden sığınmacılar için Mali Yardım Programı (FRIT) kapsamında sağlanan hibe desteğinin kullanımında Dünya Bankası önemli bir rol oynamaktadır. CPF dokümanında bu gibi desteklere ilişkin göstergeler de takip edilmektedir. Ancak yeni CPF dokümanında sığınmacılar özelinde DB’den sağlanacak herhangi bir kredi bulunmamaktadır. Geçmişte olduğu gibi Dünya Bankası ile kalkınma hedeflerimizin desteklenmesinde birlikte çalışmaya ve geliştirdiğimiz büyük projelerimiz ile katma değer üretmeye devam edeceğiz."