İhlas Haber Ajansı

SON DAKİKA

TGRT Haber Canlı İzle

Mutlu evliliğin yolu iyi bir kişilikten geçiyor

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Öğretim Üyesi Prof.

Dr. Hikmet Yazıcı, boşanmaların yüzde 40'nın evliliğin ilk 4 yılında yaşandığına dikkat çekerek 40 yıl önce bir çiftin boşanmasını çevrede felaket olarak nitelendirildiğini söyledi.


Özellikle çocukların boşanmada önemli derece etkilendiğine dikkat çeken Yazıcı, “Özellikle çocuklu aileler için boşanmak 80 kilometre süratle giden bir arabanın önüne çocukları atmak gibi bir tablodur” dedi.


Bir toplumda dini değerler artarken boşanma oranlarının artması açıklanabilir bir durum olmadığını kaydeden Yazıcı, “2017 itibari ile evlilikler 0,6, boşanmalar ise 1,8 düzeyinde. Bu şu anlama geliyor bir evlilik üç boşanma. Geçen yıl Türkiye de öldürülen kadın sayısı yaklaşık olarak 350 kişi civarında. Öldüren kadınların yüzde 45'i ya kocası ya da eski kocası tarafından öldürülüyor. 40 sene önce köyümüzde birinin boşandığını duymak bizim için felaket olurdu. Boşanmak korkunç bir olaydı. Şimdiye baktığımızda herkesin yakınında bir boşanma olayı gözlemlenebiliyor. Özellikle çocuklu aileler için söylüyorum boşanmak 80 kilometre süratle giden bir arabanın önüne çocukları atmak gibi bir tablodur. Bir toplumda dini değerler artarken boşanma oranlarının artması açıklanabilir bir durum değil” diye konuştu.



“Yüzde 98 oranında anlaşamıyoruz”


Eşlerin "Neden boşanıyorsunuz?" sorusuna yüzde 98 oranında “Anlaşamıyoruz“ cevabını verdiğini kaydeden Yazıcı, “Boşanan insana soruyorlar neden boşandınız? Cevap yüzde 98 oranında 'Anlaşamıyoruz" oluyor. Bizim kadınımız 'Eşim eve 3 ekmek getirecekti, 2 ekmek getirdi' diye kolay kolay boşanıyorum demez. Sıkıntıya katlanan insanlarımız vardır. Bunu şunun için söylüyorum. Acaba boşanmalar yoksulluktan mı diye soruyorlar. Hayır, eğitimli insanlarda boşanıyor. Ekonomik durumla da ilgili değil. Toplum gelişiyor, refah artıyor. Bunlarla da bağlantılı değil. Demek ki atladığımız bir nokta var. Anlaşamıyoruz cevabını biraz analiz etmemiz gerekiyor. İnsanların başka bir insanla bağ kurma ihtiyacı vardır. Sadece aynı evde oturmak veya cinsel birliktelik yaşamakla alakalı değil bu. Bazı insanlar yemeğini veriyor mu ? Konforun yerinde mi o zaman aldatırsa aldatsın. İnsan olarak aldatılmayı kabul etme özelliğimiz yok. Çünkü insan adil davranmak üzere programlandırılmıştır. Vicdanen bunu kabul edemiyoruz. Toplumun kültürel unsurlarını hesaba katmalıyız. Biz Türkler ve Müslümanlar değer toplumuyuz, kural toplumu değil. Bunun için evliliğimizde bu durumlara dikkat etmeliyiz” şeklinde konuştu.



"Boşanmaların yüzde 40'ı evliliğin ilk 4 yılında yaşanıyor"


Boşanmaların yüzde 40'ının evliliğin ilk 4 yılında yaşandığını kaydeden Yazıcı, “Evliliği 0-6 aylık bir çocukla annesinin ilişkisine benzetiyorum. 6 aya kadar annesinin bir parçası gibi görür kendini. 6 aydan sonra kendi benliğini inşa etme süreci başlar. Evlilik öncesi çiftler difüzyon yaşar yani, halk arası tabiri ile söylersek ‘Aşk adamın gözünü' kör eder. Bu süreçte birbirimizin yanlışlarını pek görmeyiz. Şöyle düşünürüz bazı anlaşmazlıklar olsa da evlenince her şey düzelir. Boşanmaların yüzde 40'ı evliliğin ilk 4 yılında meydana geliyor. Bu şu anlama geliyor. Biz evlendik ama kendi karelerimize çekildiğimizde anlaşamıyoruz. Kendi pozisyonumuza çekildiğimiz de karşıda ki kişinin insani niteliklerini hesaba katmamız gerekiyor. Kültür olarak bu anlamda bir takım eksikliklerimiz var. Kadınların burada biraz dez avantajlı olduğunu söylemek durumundayım. Biz insanlara biraz ön yargılı yaklaşan bir toplumuz. Tarihi ve kültürel anlamda da böyle bir takım problemler var. Mesela kadını olumsuz gösteren bir çok bilgiye rastlayabilirsiniz. Kadını uğursuz, problemli değerlendiren bilgiler var. Oluşturduğumuz kadına, erkeğe, kısa boyluya, şu memleketliye güven olmaz ön yargısı iletişimi en başından engelliyor. Evlilik eğer insanların iletişim kurma, bağ kurma ve kendini açma ihtiyaçlarını karşılıyorsa işte o zaman sağlıklı bir evliliğin varlığına işaret eder ve bu evlilik hiçbir zaman zarara uğramaz. Şu gerçeği kabul etmek zorundayız iki insan varsa orada çatışma vardır. Çünkü insan kendine özgü bir varlıktır. Bu bireyselliği ön plana çıkarır. Çatışma kastettiğimiz kavga değil, farklı fikirlerin olmasıdır. İki şekilde çözme imkânımız var ya yıkıcı ya da yapıcı çözüm. Yapıcı ve sağlıklı bir çözüm üretilebilirse insanın yaşam kalitesi artar. Evlilikte yaptığımız tüm davranışların bir anlamı var. Hiç konuşmasak bile oturmamızın bile bir anlamı var. Eşinizin sizi aramamasının bir anlamı var. Evden çıkarken yola koymamasının bir anlamı var. İnsan psikolojik olarak da kendinden bir şeyler vermeli. Bazen öyle bir psikolojik durum içine giriyoruz ki sevgi bizim olsun her şey bizim olsun istiyoruz. Malınızı verdikçe azalabilir ama sevgi paylaştıkça çoğalır. Eşimizi, çocuklarımızı ve insanları şereflendirirsek onları güçlü hale getirmiş oluruz bizim gücümüzden bir azalma olmaz. O zaman evlilikte kaynaşma olur sıcak bir ilişki ortaya çıkar ve o sıcak ilişki her şeye galip gelir ve evliliğimizi güzellikle sürdürmemizi sağlar. ‘Kötülüğün sesi, egonun sesi onu ez, onu insan yerine koyma' diyebilir bu sesi lütfen duymayın ve bununla mücadele edin. Bir kaybınız olmaz. İnsan insanca muameleye maruz kalmadığın zaman engellendiği zaman saldırganlık şiddet ve problem ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.



Yakışıklılık mı, yoksa kişilik mi önemli?


İnsanın güzelliği ve yakışıklılığı estetik anlamda elbette önemi olduğunu ve bu durumun evlilikte de gayet önemli olduğuna dikkat çeken Yazıcı, “Güzellik ve yakışıklılık insan için çok önemli bir referans mektubudur. Evli insanlara sorun, yakışıklılık mı güzellik mi önemli, yoksa kişilik mi önemli. Onlar da der ki yüzünde pilav mı yiyeceksin tabii ki kişilik önemli. İnsanın güzelliği ve yakışıklılığını estetik anlamda elbette bir önemi vardır. Bu durum evlilikte de gayet önemlidir. Türkler olarak kendimize dikkat etmezsek 2030 yılında dünyanın en kilolu insanları olacağız. Şu anda dünyada Amerikalı'lardan ve İzlanda'dan sonra 3 sıradayız. En fazla duygusal mesajları aktardığımız kanal insanın yüzüdür. Bir insanın karşısındakini anladığını düşünmesini sağlayan en önemli organ insanın gözüdür. Ne kadar duyarsanız duyun kulaklarınızda bir hareket olmadığı için ben kulaklarınızda bunu anlayamam. Bütün güzel sözler bütün güzel şarkılar gözler üzerine yazılmıştır. Kulakları üzerine şiir var mı ? Bu insanların iletişimde bu kanalları çok açık olarak kullanılması anlamına gelmektedir. İnsanları kaale almak istiyorsanız, onlarla yüz yüze göz göze iletişim kurmak zorundasınız. Bunu en güzel çocuklarınızın üzerinde anlarsınız. 2 yaşında 3 yaşında çocuk ile ne diyor, anne baba konuşurken yüzüme bak. Evlilik ilişkilerinde ihtiyaç duyduğumuz psikolojik hususları test etmenin en açık örneği çocuklardır. Onlar ne hissediyorsa ve ne diyorsa aslında insanın hissettiği de odur” ifadelerini kullandı.

BUGÜN NELER OLDU?

GERİ BİLDİRİM

Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.