ÇEVRE - 31 Ekim 2021 Pazar 09:21

ASAD Derneği Van Gölü için çalışma başlattı

A
A
A
ASAD Derneği Van Gölü için çalışma başlattı

Anadolu Su Altı Araştırma ve Sporları Derneği (ASAD), Van Gölü’nde su seviyesinin gözle görülür derecede çekilmesiyle ilgili çalışma başlattı.

Anadolu Su Altı Araştırma ve Sporları Derneği (ASAD), Van Gölü’nde su seviyesinin gözle görülür derecede çekilmesiyle ilgili çalışma başlattı.


ASAD Başkanı Mehmet Salih Aygün, dünya üzerindeki iklim değişiklikleri, kuraklık ve tektonik hareketlenmeler nedeniyle Van Gölü’nün su seviyesinin son yıllarda gözle görülür şekilde azaldığını söyledi. Su seviyesinin düşmesi ile ilgili dernek olarak çalışma başlattıklarını belirten ASAD Başkanı Aygün, bir an önce gerekli önlemlerin alınması ve gerekli araştırmaların yapılması gerektiğini vurguladı.


Derneğin kurucularından Hidrolik Uzmanı İnşaat Mühendisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Cihan Aydın ise Van Gölü’ndeki su seviyesinin düşmesi ile ilgili değerlendirmede bulundu. Su seviyesinin düşmesi ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Mehmet Cihan Aydın, "Yaklaşık 3 bin 700 kilometrekare yüzey alanına sahip Van Gölü, dünyanın en büyük sodalı/tuzlu, ülkemizin ise en büyük gölü olma özelliğini taşımaktadır. Kapalı bir havza içerisinde yer alan Van Gölü, tarih boyunca önemli seviye değişimlerine maruz kalmış ve günümüzde devam eden bu seviye değişimleri toplumun ve araştırmacıların ilgi ve merak konusu olmaya devam etmektedir. Konu üzerinde geçmişte yapılan araştırmalarda seviye değişiminin nedenleriyle ilgili birçok farklı teori atılmış, bunlardan bazıları da göl seviyesindeki değişimlerinin, bölgenin volkanik yapısı ve tektonik (depremsel) yapısı, göl suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri ve hatta güneş lekelerinin durumu gibi nedenlere bağlanmıştır. Fakat bilim dünyası için daha geçerli olan kanı, göl seviyesinin değişiminin hidrometeorolojik yani yağış-buharlaşma gibi mevsimsel kaynaklı olduğu yönündedir. Kapalı bir havza içerisinde yer alan Van Gölü, havza üzerine düşen yağışlarla beslenir. Yani toplama havzası üzerine düşen yağışlar (kar, yağmur, dolu, vb.) doğrudan (akış) ve gecikmeli (kar erimesi, yeraltı akışı gibi) şeklinde göle girer. Gölden bilinen tek çıkış ise buharlaşmadır. Yüzeysel akışlar akarsular tarafından toplandığından, göle giren akarsuların akım rejimlerin göl seviyesi değişimleriyle ilişkisi önemlidir. Bunun dışında göl tabanında herhangi bir giriş veya çıkış tespit edilmemiştir. Bu şekilde mevsimsel değişimler su dengesini oluşturmaktadır. Bu şekilde göl seviyesindeki değişimleri en iyi ifade edebilecek olan model su bütçesi (su dengesi) modelidir" dedi.


"Son yıllarda (2010-2020) su seviyesi değişimleri, su bütçesiyle incelendiğinde yıllık periyotlardaki seviye değişimlerinin hidrometeorolojik değişkenlerle ilişkili olduğu görülmektedir" diyen Aydın, "Diğer bir değişle yıllık seviye dalgalanmalarının mevsimsel ya da meteorolojik olduğu söylenebilir. Yıllık ortalama seviye değişimlerine bakıldığında, 2011-2012 yılları arasında göl seviyesinde belirgin bir artış gözlemlenmiş ve 2012 yılında maksimum seviyeye ulaştıktan sonra 2015 yılına kadar düşmüştür. 2017 yılına kadar tekrar bir miktar yükselen göl seviyesi günümüzde hala düşmeye devam etmektedir. Yapılan analizlerde özellikle 2011 yılındaki anormal seviye artışının nedeninin sadece hirometeorolojik (mevsimsel) olaylarla açıklanamayacağını göstermiştir. Bu tarihler arasına bakıldığında 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki deprem ve sonraki yer hareketleri bu anormal artışın nedeni olabileceğini göstermektedir. Fakat bu konuda net bir şeyler söyleyebilmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. 2010-2020 yılları arasındaki göl seviyesinin yıllık ortalama maksimum ve minimum değerleri arasındaki fark sadece 0.5 metre bir düşüş gözlenmişken, su seviyesinin son bir yılda (2021) 1 metreden daha fazla düştüğü gözlemlenmektedir. Son yıllardaki düşüşlerin bir sebebi de mevsimsel kuraklıklar olsa da bu aşırı düşüşün asıl sebebini açıklamıyor olabilir. Bu nedenle konu hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle göl tabanında kapsamlı sualtı araştırmaların yapılması, bundan sonraki anormal göl seviyesi değişimleriyle birlikte yer hareketleri gibi diğer doğa olayları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlayacaktır. Uzun süreli yıllık seviye değişimlerinin iklim değişikliğiyle ilişkisi de ayrıca inceleme konusu olup bu konudaki çalışmalar devam etmektedir" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adıyaman Kahta Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı İşeri’den buruk bayram mesajı Kahta Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı Mustafa İşeri, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, İslam coğrafyasında yaşanan acılara ve Gazze’deki zulme dikkat çekerek, "Yüreğimiz yangın yeri, bu bayramı boynu bükük ve buruk karşılıyoruz" dedi. Kahta Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Başkanı Mustafa İşeri, Kurban Bayramı münasebetiyle yazılı bir mesaj yayımladı. Mesajında bayramların birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu pekiştiren müstesna günler olduğunu belirten İşeri, başta Gazze olmak üzere İslam dünyasının maruz kaldığı acılar nedeniyle bu bayramın sevinçten ziyade hüzünle karşılandığını vurguladı. İslam coğrafyasının zorlu bir imtihandan geçtiğini ifade eden Başkan Mustafa İşeri, "Bizleri bir Kurban Bayramı’na daha ulaştıran Yüce Mevla’ya hamdolsun. Ancak ne yazık ki, İslam coğrafyasının dört bir yanından yükselen feryatlar, özellikle de aylardır Gazze’de gözlerimizin önünde yaşanan soykırım ve vahşet, bayram sevincimizi gölgelemektedir. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın gölgesinde, kundaktaki bebeklerin, masum sivillerin katledildiği, insanlığın sustuğu bir dönemde bayramı hakkıyla ve coşkuyla kutlamamız mümkün değildir. Gazze’deki mazlum kardeşlerimizin acısı, bizim de canımızı yakmaktadır" şeklinde konuştu. Müslümanların küresel ölçekte yalnızlığa itildiğini ve İslam dünyasındaki parçalanmışlığın bu zulümleri körüklediğini belirten İşeri, "Bugün karşı karşıya olduğumuz en acı gerçek, İslam coğrafyasındaki dağılmışlık, parçalanmışlık ve neticesinde Müslümanların içinde bulunduğu o derin yalnızlık hissidir. İki milyara yakın nüfusuyla devasa bir potansiyele sahip olan İslam alemi, ne yazık ki tek bir ses, tek bir yürek olamamanın bedelini ödemektedir. Dünyanın egemen güçleri bu dağınıklıktan cesaret alarak mazlumların üzerine çökerken, Müslümanlar, yalnızlığın ve sahipsizliğin kıyısına itilmiş durumdalar. Bu yalnızlık ve parçalanmışlık, kalbimizi Gazze’deki bombalardan daha fazla acıtmaktadır. Bu bayram vesilesiyle, tüm İslam dünyasının bir an evvel silkinmesini, birlik ve beraberlik içinde kenetlenmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum" dedi. Kurban Bayramı’nın paylaşma ve yakınlaşma ruhuna vurgu yapan Başkan İşeri, "Kurban, sadece bir ibadet değil; Allah’a, hakka, adalete ve birbirimize yakınlaşmaktır. Bu mübarek günlerin, İslam coğrafyasındaki uyanışa, Müslümanların yalnızlığının son bulmasına ve mazlum coğrafyaların kurtuluşuna vesile olmasını diliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Kahtalı hemşerilerimiz ve meslektaşlarımız olmak üzere, aziz milletimizin ve tüm İslam aleminin Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor; huzur, barış ve adalet dolu bir dünya temenni ediyorum" dedi.
Adıyaman Binlerce yıllık rüzgar ve su erozyonuyla ortaya çıkan doğal güzellik Adıyaman’da binlerce yılda rüzgar ve su erozyonuyla oluşan 200 hektarlık alan farklı yapısıyla dikkat çekiyor. Adıyaman-Şanlıurfa Karayolu Kuyulu Köyü yakınlarında yer alan bu alan killi kireç taşı yapısıyla kendini diğer bölgelerden ayırıyor. Marnlı kireç taşının açık krem/beyaz tonlarındaki rengi ile rüzgarın şekillendirdiği kıvrımlar, estetik, mistik bir manzara sunuyor. Doğa olaylarıyla aşınması sonucu, dalgalı yer şekilleri, kendine has mikro-kanyonlar ve sırtlar oluşturan arazi, coğrafi açıdan nadir görülen kırgıbayır oluşumları meydana geldi. Killi-kireçli (marnlı) ana kayaçların binlerce yılda su ve rüzgar erozyonuyla ayrışmasıyla meydana gelen bu doğal güzellik sıra dışı yer yüzü şekilleriyle doğa tutkunlarını cezbederken, jeolojik yapısıyla bilim insanlarının da ilgisini çekti. 1998 yılında GAP Bölge Kalkınma İdaresinin destekleri ile Tema Vakfı tarafından, erozyonun önüne geçmek için bitkilendirmek için proje hazırlanarak 2000 yılında uygulandı. Adıyaman-Şanlıurfa yolunu kullanan sürücülerin de dikkatini çeken bu jeolojik mirasın eko-turizme kazandırılması bekleniyor. Bölgeyle ilgili bilgi veren Adıyaman Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Tema Vakfı Temsilcisi Ahmet Çelik, "Burada görmüş olduğunuz tabi yapı ortalama 10 bin yıl ile 50 bin yıl geçmişe dayanan özellikle toprak ve su erozyonunun etkisiyle ve sonra ki aşamada fiziksel, kimyasal, biyolojik ayrışmayla birlikte bu günki pozizyona gelmiş. Yıllardan beri su ve rüzgar erozyonuna maruz kalmış bir alanı görmektesiniz. Dolayısıyla 1998 yılında Tema yürütücülüğünde, GAP İdaresi desteğinde yürütülen bir proje ile burada erozyon kontrol projesi uygulandı. Ortalama yaklaşık 200 hektarlık bir alanı kapsamakta ve 20 yılın sonunda, özellikle yapmış olduğumuz araştırmalarda organik madde miktarının arttığını gördük, tespit ettik. Ve koruma önlemleriyle toprak kalitesinin arttırılmış olduğunu burada saptamış olduk" diye konuştu. (CK-LO-Y)