SAĞLIK - 01 Ağustos 2019 Perşembe 14:00

Ameliyatla vücuda 3 aylığına takılıp unutulan yarım metrelik tel, 28 ay süren ağrıyla ortaya çıktı

A
A
A
Ameliyatla vücuda 3 aylığına takılıp unutulan yarım metrelik tel, 28 ay süren ağrıyla ortaya çıktı

Isparta’da kanser teşhisi konulduktan sonra Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde geçirdiği ameliyat sırasında 3 ay durması için böbreğine 50 santimetre uzunluğunda tel konulan Ekrem Akbaş (62), her hafta rutin kontrole gittiği hastanede maruz kaldığını iddia ettiği ihmal sonucu 28 ay boyunca unutulan tel ile yaşadı.

Hasta, vücudunda unutulan telin kanser rahatsızlığını son evreye taşıdığını iddia ederken, SDÜ Hastanesi Başhekimliği tarafından yapılan yazılı açıklamada ise "DJ takılma işleminin ve çıkarılma işleminin hastada mevcut olan rektum kanserinin ilerlemesine herhangi bir etkisi yoktur. Hastanın çeşitli şikayetleri nedeniyle dekanlığımız tarafından soruşturma açılmıştır. Bu soruşturma kapsamında tarafsızlık gereği Üniversitemiz dışından 3 akademisyen (Tıbbi Onkoloji, Üroloji, Genel Cerrahi) bilir kişi olarak görevlendirilmiştir. Bilirkişi raporları geldikten sonra soruşturma raporu sonuçlandırılacaktır" denildi.

Evli ve 2 çocuk babası Ekrem Akbaş (62), 2016 yılında zayıfladığı ve işitme problemleri yaşadığı nedeniyle Isparta’da bir hastaneye gitti. Hastanede kolon kanseri olduğunu öğrenen Akbaş, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne sevk edildi.
Kendisini muayene eden doktorun, “Senin kanserin ilerlemiş, kesinlikle ameliyat olman lazım” söylemi üzerine ameliyat olan Akbaş, belli bir süre tedavi altına alındı.

“Bana sürekli, ‘iyisin’ dediler”

Ameliyat sırasında organlarının zarar görmemesi için vücuduna 50 santimetrelik tel takıldığını söyleyen Ekrem Akbaş, “Yaklaşık bir hafta kadar hastanede yattıktan sonra bana veya ailemden hiç kimseye tel koyduklarını söylemediler. Ameliyattan sonra her hafta kontrole gittim, bana sürekli olarak ‘İyisin’ dediler. Yalnızca verdiğim kanlara göre bana iyi olduğumu söylediler. 24 ay boyunca ışın aldım, kemoterapiye girdim ve tedavilerimi oldum. Yaklaşık 24 ay sonra hastanede bir tartışma yaşadık ve ondan sonra bana başka ilaç yazmadılar. Daha sonra ben 4 ay boyunca hiç hastaneye gitmedim” dedi.

“Ben, bunu duyunca şok oldum”

Ameliyatının üzerinden 28 ay geçtikten sonra bayıldığını ve hastaneye kaldırıldığını aktaran Ekrem Akbaş şu ifadeleri kullandı: “Nöbetçi doktor, bana uygulanan tedavi sonrasında böbreğimde ve ciğerimde bir leke olduğunu bunun araştırılması için ertesi günü polikliniğe gitmemi söyledi. Sabah kontrol için doktora geldiğimde benim vücudumda tel olduğunu söylediler. Ben, bunu duyunca şok oldum. Bana telin ameliyat sırasında bilinçli olarak konduğunu, ancak 3 ay içerisinde çıkarılması gerektiğini söyledi. Ben de bu durumu kimsenin bana söylemediğini anlattım. 28 ay boyunca o telin vücudumda olduğunu bilmiyordum. Daha sonra telin çıkarılması gerektiğini söylediler. Bu tel yüzünden kalın bağırsaktan başlayan kolon kanseri, vücudumun her tarafına yayılmış, akciğere kadar gitmiş. Ortada bir ihmal var ”

İhmal yaşadığı hastanede daha önce ücret ödemeden ameliyat geçirdiğini ifade eden Akbaş, unutulan telin çıkarılması için hastaneye gittiğinde kendisinden, ‘bıçak parası’ adı altında 3 bin ila 5 bin lira arasında ücret istendiğini ileri sürdü.

“Ben yandım, başka vatandaşlar yanmasın”

62 yaşındaki Ekrem Akbaş sözlerine şöyle devam etti:
“Telin çıkarılması için hastaneye gittiğimde, vezneye 110 lira para yatırılması gerektiğini söylediler. Ardından biz bu parayı yatırdık. Oradaki hemşireler sonra bizden, ‘Bıçak parası’ adı altında imza istediler, 3 bin ila 5 bin lira arasında bıçak parası için eşime imza attırdılar. Ben zaten kendimde değildim, daha sonra eşim de, “Ne parası, kanser hastasından para mı alınır?” deyince, o bana, “Doktorun emri, buraya imza atılması gerekiyormuş” dedi. Eşim de imzaladı. Daha sonra telim çıktıktan sonra doktor yanıma geldi ve “Biz bir hata yapmışız, bıçak parasını yırttık. Vezne makbuzunu da bize verin, bu olayı kendi aramızda kapatalım, ben neyse parasını vereyim, burada bitirelim” deyince, ben de, “Kesinlikle kararlıyım ve size dava açacağım” dedim. Emniyet ve savcılığa başvurdum. Beni takip ve ameliyat eden doktorların bu olaydan dolayı ceza almasını istiyorum. Bu ihmali bir daha yapmasınlar. Ben yandım, başka vatandaşlar yanmasın. Ben 28 ay boyunca sancı çektim.”

“İhmalde bulunanlar ceza alsın”

Tel çıkarıldıktan yaklaşık 4 gün sonra ağrılarının yeniden nüksettiğini dile getiren Akbaş, “SDÜ’deki başhekim yardımcısı bize son gittiğimizde, “Kesinlikle bu hastaneye tekrar gelmeyin” dediği için özel hastaneye gittik. Orada bana, “Seni ölüme terk etmişler, 3-4 günlük ömrün kalmış” dediler. Orada ameliyat oldum ve 2 gün yoğum bakımda kaldıktan sonra beni tekrar normal servise çıkardılar. Ben Türk adaletine güveniyorum, ihmalde bulunanlar ceza alsın, hak yerini bulsun.” diye konuştu.

“Yarım metrelik bir teli unutanı da ilk defa gördük”

Ekrem Akbaş’ın kayınbiraderi Adnan Akbaş ise, eniştesinin kanser hastalığının 4’üncü aşamada olduğunu söyledi. Adnan Akbaş, “Makas unutulanı, pamuk unutulanı duyduk, her şeyi duyduk ama yarım metrelik bir teli unutanı da ilk defa gördük. Eniştemin tedavisini yaptıramıyoruz, aylardır kemoterapiyi kestik. Doktora gidemiyorum, zaten SDÜ’deki doktorlarla mahkemelik olduk. Özel hastaneye de gitme durumu ve imkanımız yok, paramız bitti. Biz kimseden yardım istemiyoruz ama kim ne yaptıysa bize yapılan olayda cezasını çeksin istiyoruz. Gerekirse adli tıpa gidelim, zarar gören organların ne kadar zarar gördüğünün tespitini de yapsınlar” sözlerine ekledi.

Başhekimlik: "DJ takılma işleminin ve çıkarılma işleminin hastada mevcut olan rektum kanserinin ilerlemesine herhangi bir etkisi yoktur" SDÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimliği tarafından iddialara ilişkin yapılan açıklamada, "Hasta Ekrem AKBAŞ hastanemizde 2016 yılında rektum kanseri nedeniyle Genel Cerrahi tarafından ameliyat edilmiştir. Hastaya aynı ameliyat sırasında böbreğe DJ Katater takılmıştır. 22.10.2018 tarihinde Üroloji Polikliniğine başvuran hastanın DJ Katateri çıkarılma işlemi Üroloji Kliniği tarafından sorunsuz ve komplikasyonsuz gerçekleştirilmiştir. DJ takılma işleminin ve çıkarılma işleminin hastada mevcut olan rektum kanserinin ilerlemesine herhangi bir etkisi yoktur.

Hastanın çeşitli şikayetleri nedeniyle dekanlığımız tarafından soruşturma açılmıştır. Bu soruşturma kapsamında tarafsızlık gereği Üniversitemiz dışından 3 akademisyen (Tıbbi Onkoloji, Üroloji, Genel Cerrahi) bilir kişi olarak görevlendirilmiştir. Bilirkişi raporları geldikten sonra soruşturma raporu sonuçlandırılacaktır" denildi.  

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Evcil hayvan endüstrisi İstanbul’da buluşuyor Evcil hayvan ürün ve hizmetleri sektörünü bir araya getiren, Türkiye evcil hayvan sektöründeki en büyük organizasyon Petzoo Fuarı, 9-12 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Küresel evcil hayvan ürün, malzeme ve aksesuar sektöründe son 5 yılda büyüme kaydedildiği ifade edilirken Uluslararası Evcil Hayvan Ürün, Malzeme ve Aksesuar Tedarikçileri Fuarı (Petzoo) 9-12 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Her yıl yerli ve yabancı binlerce ziyaretçiyi ağırlayan fuar uluslararası pazarda yer almak, global iş birlikleri kurmak, marka ve ürünlerini tanıtmak isteyen Türk firmaları için fırsatlar sunuyor. “105 ülkeye mama, 120 ülkeye kedi kumu ihracatı" Evcil hayvan ürünleri sektörünün gelişimi açısından fuarın çok önemli olduğunu vurgulayan Ulusal Fuarcılık Genel Müdürü Selçuk Çetin, “Ulusal ve uluslararası evcil hayvan ürünleri sektörünün bir araya gelmesini sağlayan buluşma noktası fuar, pazar büyütme, sektörü geliştirme, ihracatı arttırma odaklı bir organizasyon. Türkiye’nin markası Petzoo artık dünyanın pek çok ülkesinde tanınıyor. Türkiye pazarında yerli ürün ve hizmetler hakimiyet kurdu hatta yurtdışında da söz sahibi olmaya başladı. 30 bin metrekarelik alanda gerçekleştireceğimiz fuara yoğun bir talep var, şimdiden çok az yerimiz kaldı. Geçen sene katılımcı firma ve markalar, ürünlerini ve hizmetlerini 120 ülkeden gelen 50 bin civarında ziyaretçiye tanıtma imkanı buldu. Bu yıl özellikle yurtdışında yaptığımız özel tanıtım çalışmaları ile çok daha fazla yabancı ilgisi bekliyoruz. Rakamlar Türkiye’nin potansiyelinin ve sektörün globalleşmesinin göstergesidir. Evcil hayvan ürünleri sektörü günümüzde 300 milyar dolarlık dev bir pazar haline geldi. 105 ülkeye mama, 120 ülkeye kedi kumu ihracatı gerçekleştiren Türk pet sektöründe yaklaşık bin firma faaliyet gösteriyor. 2025 yılı sonunda yeni pazar arayışı ile ihracatın 500 milyon dolara çıkacağını öngörüyoruz. Günümüzde evcil hayvanlara dair her türlü ürün ve hizmet Türkiye’de üretilebiliyor. Fuarda, evcil hayvan sahiplerinin ihtiyaç duyabileceği her şeyi bir arada bulmak mümkün” dedi.
Bingöl Binlerce yıllık tarihi olan 5 katlı Zağ Mağaraları turizme kazandırılmayı bekliyor Bingöl’de 2019-2022 yılları arasında yüzey araştırmaları çerçevesinde incelenen 5 katlı Zağ Mağaları’nın binlerce yıllık tarihi olduğu tespit edildi. MS 100 ve 200’lü yıllarda ilk Hristiyanlar tarafından inşa edildiği ileri sürülen mağaraları daha sonra Müslümanlar da ilim merkezi olarak kullandı. Tarihi alanın çevre düzenlemesi yapılarak turizme kazandırılması bekleniyor. Bingöl Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nebi Butasım, Bingöl merkeze bağlı Kuşburnu köyü kırsalında bulunan 5 katlı Zağ Mağaraları hakkında İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Binlerce yıllık tarihi olan mağaralarının ilk Hristiyanlık döneminde kayalar arasına oyma yapılarak inşa edildiğini aktaran Doç. Dr. Butasım, MS 100 ve 200’lü yıllarda Roma İmparatorluğunun zulmünden kaçan Hristiyanların burada ibadet ettiklerini söyledi. 2019-2022 yüzey araştırmaları çerçevesinde mağaraların incelendiğini belirten Doç. Dr. Butasım, ’’Sanat tarihi alanında yaklaşık 20 yıldır Bingöl üzerinden çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalarımız ekseninde Kültür ve Turizm Bakanlığı Kazılar Daire Başkanlığının izni ve Bingöl Üniversitesinin destek ve katkılarıyla Bingöl merkeze bağlı bulunan Zağ mağaraları üzerinde yüzey araştırmaları yaptık. 3 yıl boyunca yaptığımız araştırmalar neticesinde Zağ mağarasının yek pare bir kayaya oyma yaşam alanı ve manastır kilisesi şeklinde, mini bir şapel halinde yapılan bir kompleks olduğunu tespit ettik. Zağ Mağaralarıyla ilgili tarihsel olarak çok net bilgilere sahip olmasak da içindeki şapel ve yapının genel özelliklerinden M.S. 2’nci yüzyılda yani 100 ve 200’lü yıllar arasında ilk inşa edildiğini, tek tanrıya inanan Hristiyanlar tarafından inşa edildiğini ileri sürüyoruz. O dönemde özellikle tek tanrıya inanan Hristiyanların Roma devleti tarafından kabul edilmediğini biliyoruz. İşte bu tek tanrıya inanan Hristiyanlar Roma imparatorluğundan kaçmak için bu tür yapılar inşa etmişler. Zağ mağarası da bunlardan biri” dedi. ’’Turizme kazandırılmalı’’ 2003 yılında Bingöl’de meydana gelen depremden dolayı ön cephesinin yıkıldığını aktaran Doç. Dr. Butasım, “Zağ mağarası 5 katlı sistem üzerine inşa edilmiş, girişi gizli bir geçitle sağlanmıştır. 2003 Bingöl depreminde ön cephesi tamamen yıkıldığı için ön cephe şuan da açık görünüyor. Şapel dediğimiz alanında büyük kısmı maalesef tahrip oldu. Bu giriş yukarıdan yine kayaya oyulmuş bir asansör gibi düşünelim, bir baca şeklinde kayadan aşağıya doğru iniliyor. Birinci katta odalar mevcut, ikinci katta ise yine odalar sağlı sollu ve su sarnıcı olarak tespit ettiğimiz yerler var. Yine üst katlarda çapraz geçişlerle birbirine bağlantıları sağlayan odalar mevcut. Zağ Mağaraları doğal ve beşeri unsurlardan dolayı tahrip olmaya yüz yüze kalmış bir yapı. Buranın ivedilikle hem yollarının yapılması hem güçlendirilmelerinin yapılması, çevre temizliği gibi çeşitli restorasyonlarının da yapılması önemlidir. Bölgenin ve şehrin turizmine önemli katkılar sağlayacak bir değerdir’’ diye konuştu. ’’600’lü yıllarda Müslümanlar da ilim merkezi olarak kullanmış’’ 634’lü yıllarda Müslümanların ilim merkezi olarak söz konusu alanı kullandığını dile getiren Doç. Dr. Butasım, “Zağ mağarası tabi ilk dönemlerde Hristiyanlar tarafından kullanıldıktan sonra 634’lü yıllardan sonra Diyarbakır’ın fethi ile Bingöl’de İslam akınlarıyla İslam beldesi olmaya başlamış. İşte bu dönemlerden sonra özellikle Osmanlı döneminde Zağ mağaraları yapısına hiç karışılmadan Müslümanlar tarafından kullanılmış. Özellikle bölgede ilmin merkezi haline gelen bir medrese okul olarak hizmet vermiştir” şeklinde konuştu. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünden alınan bilgilere göre, Zağ mağaralarının restorasyonu için proje hazırlandığı ve turizme kazandırılması için çalışmaların sürdüğü öğrenildi.
Kayseri Başkan Büyükkılıç’a ziyaretçi akını Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde milletin iradesi ile yeniden güven tazelemesinin ardından şehir protokolünün yanı sıra, sivil toplum kuruluşları, odalar, dernekler, teşkilatlar ve vatandaşlar tarafından ‘hayırlı olsun’ ziyaretleri kapsamında adeta ziyaretçi akınına uğruyor. Yerel yönetim hizmetlerini gönül belediyeciliği anlayışıyla yürüten Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, kamu kurum kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile istişareler gerçekleştirerek ortak aklı ön planda tutmaya yeni dönemde de devam ediyor. Başkan Büyükkılıç, yerel seçimlerde yeniden seçilerek Kayseri için hizmetlerine aralıksız devam ederken, tebrik ve teşekkür ziyaretleri kapsamında, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Dursun Büyükbaş, Cumhuriyet Başsavcısı Burhan Bölükbaşı, ERÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kamil Cihan ve heyeti, Milli Yol Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ali Saraçoğlu ve heyeti, Servisçiler Odası Başkanı Yavuz Ay ve yönetimi, ASKON Başkanı İlker Barlı ve beraberindekiler ile Sarıoğlan Yıldırım Mahallesi Muhtarı Orhan Koçer, İl Müftüsü Yusuf Akkuş ve kentte görev yapan il müdürleri, KİMDER Başkanı Hacı Ali Çakıcı ve heyeti, Büyükkılıç’a ziyarette bulundular. Başkan Büyükkılıç, misafirlerini başkanlık toplantı salonu ve makamında ayrı ayrı kabul ederek, sohbet etti, istişarelerde bulundu. Ziyaretlerin ardından açıklamalarda bulunan Büyükkılıç, Büyükşehir Belediyesi olarak gönül belediyeciliği ve kucaklayıcı hizmet anlayışı çizgisinde gayret gösterdiklerini vurgulayarak, “Nazik ziyaretleri için ziyaretçilerimizin her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. El ele, omuz omuza uyum kültürü ve ortak akıl ile hizmet etmeye devam edeceğiz” dedi. Samimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşen ziyaretlerde Başkan Büyükkılıç’a hediye takdimleri olurken, Büyükkılıç misafirleriyle ayrı ayrı fotoğraf çektirdi.
Karabük Karabük’te üreticiler ana arı yetiştirmenin püf noktalarını öğrendi Karabük’te arıcılık yapan 26 üreticiye “Ana Arı Yetiştiriciliği" kursu verildi. Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Karabük Arı Yetiştiricileri Birliği ortaklığında Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı(BAKKA) Teknik Desteği sağlanan “Ana Arı Yetiştiriciliği" kursu düzenlendi. Bal arısı koloni bireyleri ve önemi, ana arı üretim modelleri, kontrolsüz şartlarda ana arı yetiştirme, kontrollü şartlarda ana arı yetiştirme, yapay tohumlama, ana arının gelişmesine etki eden etmenlerin ele alındığı eğitimde kursiyerlerin ana arı yetiştirmek için gerekli olan malzemeleri bilmeleri, hangi zaman ve şartlarda üretim yapılması gerektiğini bilmeleri, en verimli koloniyi oluşturmanın arıcılık alanındaki önemi ve gerekliliğini kavrayabilmeleri, ana arının ve larvaların takibinin önemini bilmeleri, ana arı ve koloni hastalıklarını bilmek ve hastalıklara karşı çözüm üretebilmek gibi becerilere hakim olmaları amaçlandı. Yüksek Ziraat Mühendisi Alim Tutar, Karabük İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından arıcılık yapan üreticilere verilen “Ana Arı Üretim Eğitimi’nin teorik bilgilerinin daha önce verildiğini ve şuanda da pratik olarak devam ettiğini söyledi. Eğitim ile birlikte üreticilerin ana arı yetiştirmek için pratik bilgilere ulaştığını belirten Tutar "İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından her yıl ilimizde arıcılık yapan ya da arıcılık yapmak isteyen çiftçilerimize arıcılık kursu açılmaktadır. Ancak “Ana Arı Yetiştirme Kursu” İl Müdürlüğünün başvurusu, Bakanlık onayı ile ilk defa açılmaktadır. Kursa Alanında uzman Bakanlığında onay verdiği hocalar tarafından verilmektedir. Her arıcımız kendi arılığında bulunan ana arıyı üretmesi ve özellikle kendisine bunu iş kolu olarak görmek isteyen arkadaşlarımız olursa bunlar da ileride ana arı işletmesi oluşturabilmesi için bu eğitim verildi. Çünkü ana arı üretimini ticari maksatla yapabilmesi için bu sertifikaya arkadaşların ihtiyacı var. Bu sertifika olmadan kesinlikle ticari boyutta ana arı üretimi yapan işletme olmaları mümkün değil" dedi. Karabük Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fuat Alpay, "İlimizde arıcılarımızın en büyük sorunlarından bir tanesi ana arı teminin de sıkıntı yaşamamız. Ana arı üretiminde görülen bazı sıkıntıları aşmak adına İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüzle birlikte ana arı yetiştiriciliği kursu düzenledik. Kursun pratik eğitimini Karabük’te Safranbolu, Yenice ve Karabük Merkez olmak üzere üç bölgeye ayırdık" diye konuştu. Alpay, kursa 26 üreticinin katıldığını söyledi.