SAĞLIK
Fethiye Kirme ve Kozağaç içme suyu hatları yenileniyor 23 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:33:22 MUSKİ Genel Müdürlüğü, Fethiye’nin Faralya Mahallesi Kirme mevkii ile Karaağaç Mahallesi Kozağaç mevkisinde artan nüfus ve özellikle yaz aylarında yükselen su ihtiyacını karşılamak amacıyla içme suyu hat yenileme çalışmalarına başladı. Çalışmalar kapsamında toplam 1.400 metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenilenirken, mevcut hatların çapları büyütülerek bölgeye daha yüksek kapasitede su iletimi sağlanacak. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, artan nüfusa bağlı olarak bölgenin su ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalan içme suyu hatlarının yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren MUSKİ Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Fethiye’de devam ediyor. Bu kapsamda Faralya Mahallesi Kirme mevkii ile Karaağaç Mahallesi Kozağaç mevkisinde, özellikle yaz aylarında yaşanan nüfus artışının oluşturduğu su ihtiyacı dikkate alınarak 1.400 metre uzunluğundaki içme suyu hattının yenilenmesine başlandı. Çalışmalarla mevcut hatların çapları büyütülerek bölgeye daha yüksek kapasitede ve kesintisiz su sağlanması hedefleniyor. Artan nüfusa karşı altyapı güçlendiriliyor MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Fethiye’nin Kirme ve Kozağaç mevkilerinde içme suyu hat yenileme çalışması başlattı. Yükselen nüfus ve özellikle yaz aylarında yükselen su tüketimine bağlı olarak yaşanan yetersizliklerin giderilmesi amacıyla yürütülen çalışmalarla, bölgenin içme suyu altyapısı daha güçlü hale getirilecek. Çalışmalar kapsamında mevcut içme suyu hatlarının çapı büyütülerek daha yüksek kapasiteli hat sistemine geçilecek. Toplam 1400 metre uzunluğunda gerçekleştirilecek yenileme çalışması sayesinde bölgeye sağlanan su miktarı artırılırken, yaz dönemlerinde yaşanan kesinti sorunlarının da önüne geçilmesi hedefleniyor. Kirme ve Kozağaç mevkilerinde sürdürülen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mahallelerin uzun süredir yaşadığı önemli altyapı sorunlarından biri çözüme kavuşacak. Yürütülen içme suyu çalışmalarına ilişkin Özellikle nüfus artışı ve konut sayısındaki yükseliş nedeniyle yaz aylarında yaşanan içme suyu yetersizliği ve kesinti problemlerinin son bulacağını Karaağaç Mahalle Muhtarı Selma Göktepe, "Nüfus artışı ve konut sayısındaki yükseliş nedeniyle özellikle yaz aylarında içme suyu yetersiz kalıyor, sık sık kesintiler yaşanıyordu. Bu sorunu gidermek amacıyla bölgede hatların çapı büyütülerek daha geniş borular döşeniyor. Öncesinde terfi merkezinde de yenileme yapıldı, kapasite artırıldı. Elektrik hattı yetersizdi, o da değiştirilerek güçlendirildi. Şu anda depolarımız MUSKİ ekipleri tarafından yenileniyor. Yapılan çalışmalarla bölgemizdeki su sorunu çözülecek. Bu hizmetlerin hayata geçirilmesinde başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e, sahada çalışan tüm ekiplere mahallem adına teşekkür ediyorum" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:28 Dalaman Şerefler Mahallesi’nde basınç sorunu giderildi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Dalaman’ın Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, kullanım ömrünü tamamladığı için sık arızalara ve kesintilere neden olan, vatandaşların parsellerinden geçtiği için müdahaleyi zorlaştıran 3 bin 300 metre uzunluğundaki içme suyu şebeke hattını Dalaman Belediyesi ile koordineli biçimde yol kenarına taşıyarak yeniledi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla’nın her noktasında hatların modernleştirilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanmasına yönelik talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Dalaman Şerefler Mahallesi’nde projelerini hayata geçirmeye devam ediyor. Proje kapsamında Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, kullanım ömrünü doldurması nedeniyle sık arızalara sebep olan ve vatandaş arazilerinden geçtiği için müdahaleyi güçleştirerek kesinti sürelerini uzatan 3 bin 300 metre uzunluğundaki içme suyu hattı Dalaman Belediyesi’nin üst yapı çalışmalarıyla ile koordineli olarak yenilendi. Dalaman Belediyesi ile koordineli çalışma MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Dalaman Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde ekonomik ömrünü tamamlayan, sık arıza ve kesintilere neden olan 3.300 metre uzunluğundaki eski şebeke hatlarını modern, dayanıklı ve uzun ömürlü hatlarla yol kenarına alarak yenilendi. Vatandaş arazilerinden geçen eski hatlar arızaların tespitini zorlaştırırken su kesintilerinin süresini ve kayıp-kaçak oranını artırıyor, yetersiz çap nedeniyle de özellikle yüksek kotlara su ulaştırılmasında basınç sorunlarına sebep oluyordu. Yürütülen yenileme çalışmalarının tamamlanmasıyla, uzun süredir devam eden altyapı sorunları giderilirken arızalara daha hızlı müdahale edilebilecek ve hizmet kalitesinin artırılmış olacak. Dalaman Belediyesi’nin üstyapı çalışmalarıyla koordineli şekilde tamamlanan projede ikinci bir müdahaleye gerek kalmadan sorun kalıcı olarak çözüme kavuşturulmuş oldu. Hatların yol güzergahına alınarak yenilenmesi ve çaplarının büyütülmesi sayesinde arızalara daha hızlı müdahale edilecek, aynı zamanda yüksek kotlara su iletimi daha güçlü ve kesintisiz şekilde sağlanacak. Şerefler Mahallesi Muhtar Vekili Ramazan Dönder, "Bu yaz su sıkıntısı yaşanmayacağını düşünüyoruz" Yaz döneminde yaşadıkları kesintilerin, hatların yenilenerek yol kenarına alınmasıyla sona ereceğini belirten Şerefler Mahallesi Muhtar Vekili Ramazan Dönder, "Özellikle yaz döneminde artan su ihtiyacıyla birlikte geçmişte sık sık su kesintileri yaşanıyordu ve bu durum vatandaşlarımızı ciddi şekilde mağdur ediyordu. En önemli sorunlardan biri boru hatlarının tarım arazilerinden geçmesiydi. Bu nedenle arıza durumlarında ekili alanlara giriş zorlaşıyor, özellikle yağışlı ve çamurlu havalarda müdahale daha da güç hale geliyordu ve arızaların giderilme süresi uzuyordu. Şimdi belediyemizin yol çalışmalarıyla birlikte boru hatları yenilenerek yol kenarına alındı. Bu sayede arızalara çok daha hızlı müdahale edilebilecek, vatandaşlarımız açısından çok daha sağlıklı bir süreç oluşacak. Kesintiler azalacak ve arıza durumlarında hızlı çözüm sağlanacak. Boru hatlarının yenilenmesi, güçlendirilmesi ve yol kenarına alınması en büyük avantajımız oldu. MUSKİ ekiplerimiz 7 gün 24 saat sahada çalışarak arızalara çok daha hızlı müdahale edebilecek. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’a da bu hizmet anlayışı ve yatırımlardan dolayı teşekkür ediyoruz. MUSKİ Genel Müdürümüz Sayın Yılmaz Şengül’e de teşekkür ediyorum. Yapılan çalışmalar gerçekten çok önemli. Yapılan çalışmalarla birlikte bu yaz döneminde su sıkıntısı yaşanmayacağını düşünüyoruz ve vatandaşlarımız için daha rahat bir dönem olacağına inanıyoruz." diye belirtti. İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Arızaları minimuma indirmeyi hedefliyoruz" Yürütülen yenileme çalışmasının bölgedeki kesinti sürelerini en aza düşüreceğini söyleyen İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, " Dalaman ilçemiz Şerefler Mahallesi Kırcagedire mevkiinde, Dalaman Belediyesi Fen İşleri ile koordineli olarak üstyapı çalışmalarından önce altyapı yenileme çalışmalarımızı tamamladık. Yaklaşık 3 bin 300 metre içme suyu hattını vatandaş parsellerinden çıkararak kadastral yollara aldık. Bu çalışmayı yol yapımından önce gerçekleştirdiğimiz için üstyapının tekrar tekrar bozulmasının da önüne geçmiş olduk. İlçe belediyemizle koordineli şekilde altyapı çalışmalarımızı tamamladık. Mevcut hatların parsellerden geçmesi nedeniyle arızaların tespiti ve müdahalesi uzun sürüyordu. Ayrıca çap yetersizliği nedeniyle basınç sorunları yaşanıyordu. Şebeke hattını yol kenarına alarak arızalara daha hızlı müdahale ederek, arızaları azaltıp, basınç ile su kesintisi sorunlarını minimuma indirdik" dedi.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 17:07 Psikologdan uyarı: "Kurban kesimi çocuklara gösterilmemeli" Çocuklara Kurban Bayramı’nın anlatılmasının çocuğun gelişim dönemine göre değiştiğini belirten Psikolog Enise Öziç, "Kurban kesiminin bir şiddet davranışı olarak değerlendirmesini önlemek adına kurbanın dini bir ritüel olduğunun ve kesim işlemi ya da kan akıtılıyor olmasının bir zevk ve şiddet amacıyla gerçekleştirilmediği çocukla paylaşılmalıdır. Soyut düşünce becerisi henüz gelişmemiş çocuklara ise özellikle kurban kesiminin izletilmemesi önemlidir" dedi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, Kurban Bayramı’nın çocuklara nasıl anlatılması gerektiği hakkında bilgilendirmede bulundu. Uzman Klinik Psikolog Öziç, "Bayramlar ve bayramlara istinaden yapılan kutlamalar hem çocuklar hem yetişkinler adına bir araya gelme, mutluluğu paylaşma, sosyalleşme ve ziyaretlerle aidiyet ve sevgi bağlarını güçlendirme, kaybedilen insanların kabirlerini ziyaret edebilme ve kültürel ve dini değerlerin devamının sağlanabilmesi gibi birçok açıdan önemli bir işleve sahiptir" diye konuştu. "Hem ibadet hem manevi boyut aktarılmalı" Çocuklara Kurban Bayramı’nın anlatılmasının çocuğun gelişim dönemine göre değiştiğini ifade eden Psikolog Öziç, "Soyut düşünce becerilerinin geliştiği dönemde özellikle 11 yaş ve sonrasında Kurban Bayramı’nın hem ibadet hem manevi boyutu gerekçeleriyle birlikte aktarılabilir. Kurban kesiminin bir şiddet davranışı olarak değerlendirmesini önlemek adına kurbanın dini bir ritüel olduğunun; kesim işlemi ya da kan akıtılıyor olmasının bir zevk ve şiddet amacıyla gerçekleştirilmediği çocukla paylaşılmalıdır. Kurban Bayramı’nın dini boyutuna ve yoksul insanlara yardım gibi sosyal boyutuna değinilmesi önemlidir" şeklinde konuştu. "11 yaşından küçüklere bayramın yardımlaşma boyutu anlatılmalı" 11 yaşından küçük çocukların soyut düşünme beceresinin gelişmediğinin altını çizen Psikolog Enise Öziç, "11 yaşından daha küçük çocuklar ise soyut düşünebilme becerileri açısından yeterli gelişim seviyesinde olmadıkları için bu yaş döneminde daha kısa ve somut ifadeler ile kurban bayramının anlatılması önerilmektedir. Bu yaş dönemi çocuklarda kurban bayramının sosyal ve yardımlaşma yönüne vurgu yapılması yeterlidir. Soyut düşünce becerisi gelişmeyen çocuklara ise özellikle kurban kesiminin izletilmemesi, bu sürecin çocuklardan uzak bir yerde gerçekleştirilmesi önemlidir" ifadelerini kullandı.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 16:25 Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz uyardı: "Et tüketimi risk oluşturabilir" Kurban Bayramı’nda artan et tüketimi ve değişen beslenme düzeni sindirim sorunlarından kilo artışına kadar birçok sağlık problemini beraberinde getirebiliyor. Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, bayram sofralarında sağlığı korumak için dikkat edilmesi gereken önemli beslenme kurallarını paylaştı. Kurban Bayramı’nın vazgeçilmezi olan et tüketimi, bilinçsiz yapıldığında sağlık açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Bayram döneminde değişen öğün düzeni ve artan porsiyonlar nedeniyle sindirim sistemi problemleri, kilo artışı ve mide-bağırsak şikayetleri sık görülebiliyor. "Etler, mümkünse 12-24 saat dinlendirildikten sonra tüketilmeli" Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, özellikle yeni kesilen etlerin tüketim şekline dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Osanmaz, yeni kesilen etlerin sindiriminin daha zor olabileceğini belirterek, etlerin mümkünse 12-24 saat dinlendirildikten sonra tüketilmesinin sindirim sistemi açısından daha uygun olacağını ifade etti. "Et tüketiminin yanında sebze ve salata tüketimi önemli" Porsiyon kontrolünün de bayram döneminde büyük önem taşıdığına dikkat çeken Osanmaz, yüksek protein içeriğine sahip etlerin fazla miktarda tüketilmesinin vücutta yağ depolanmasını artırabileceğini ve kilo kontrolünü zorlaştırabileceğini söyledi. Osanmaz, et tüketiminin yanında sebze ve salata tüketiminin artırılmasını önerdi. Lif açısından zengin besinlerin tokluk süresini uzattığını ve sindirim sistemini desteklediğini belirten Osanmaz, özellikle sebze ağırlıklı destekleyici öğünlerin önemine vurgu yaptı. Pişirme yöntemlerine dikkat Bayram sofralarında pişirme yöntemlerinin de sağlık açısından önemli olduğuna dikkat çeken Osanmaz, kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerinin tercih edilmesini önerdi. Tatlı tüketimi konusunda da ölçülü olunması gerektiğini söyleyen Osanmaz, ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli alternatiflerin tercih edilmesinin daha sağlıklı bir seçim olacağını belirtti. Uzman Diyetisyen Tuğba Osanmaz, bayram döneminde küçük ama etkili beslenme alışkanlıklarıyla hem bayram sofralarının keyfinin çıkarılabileceğini hem de sağlığın korunabileceğini vurguladı.
Uzmanından uyarı: "Her 5 çocuktan biri obez"
22 Nisan 2025 Salı - 09:52 Uzmanından uyarı: "Her 5 çocuktan biri obez" Medicana International Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu, her beş çocuktan birinin obez olarak görüldüğüne dikkati çekti ve hekim kontrolünde tedavinin önemine vurgu yaptı. Son günlerde sıkça tartışılan obezite tedavilerine ilişkin ‘Obezitenin Tıbbi Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar’ adlı bilimsel konferans, Medicana International Ankara Hastanesi’nde düzenlendi. Medicana Sağlık Grubu Bilim Kurulu Başkanı ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk’un moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda, son gelişmeler Medicana International Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu tarafından aktarıldı. Yaşam süresini azaltan önemli kronik bir hastalık olan obezite tedavilerinde kullanılan iğnelerin doktor önerisi olmadan kullanıldığında ortaya çıkan risklerine, doktor kontrolünde kullanıldığında ise ortaya çıkan faydalarına da vurgu yapıldı. Obezite sağlık sorunlarının arasında ilk sıralarda Burada Konuşan Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin dünyadaki en önemli sağlık problemleri arasında ilk sıralarda olduğuna değinerek, Türkiye’de obezite sıklığının yoğun bir şekilde arttığını, Avrupa ülkeleri arasında ise Türkiye’nin birinci sırada olduğunu ifade etti. Beyaz undan uzak durun Vatandaşların sağlıklı beslenmelerini ve hareket etmelerini sağlamaya çalıştıklarını kaydeden Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu, "Hareket etmeleri çok önemli çünkü hareket eden kişilerin beslenmeye uyumları çok daha yüksek oluyor. Özellikle beyaz undan uzak durmalarını istiyoruz ama ’karbonhidrat tüketmesinler’ demiyoruz, dengeli karbonhidrat tüketmeyi tavsiye ediyoruz. Sadece yağ ve protein içerikli beslenmeyi de çok tavsiye etmiyoruz. Karbonhidratın, proteinin, yağın dengeli olduğu beslenme modellerini tercih ve tavsiye ediyoruz ama beyaz undan uzak durmalarını, olabildiğince siyah un türevlerini kullanmalarını istiyoruz" dedi. Zayıflama iğneleri sadece doktor önerirse kullanılmalı Obezite tedavisinde sıklıkla kullanılan gerek oral gerekse de enjeksiyon tedavilerinin gereksiz kullanımını şiddetle reddettiklerini ve bunların sadece doktor önerisiyle kullanılması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu, "Bazen kişiler kendi kendilerine bu ilaçları alıp, kullanıyorlar. Bunu önermiyoruz çünkü bunlar tamamen masum olan ilaçlar değiller. Ancak, bir doktor önerisiyle kullanılmalılar. Bu tedaviler, doğru şartlarda kullanıldığında da güvenli olan tedavilerdir. Bunun dışında eğer medikal tedaviyle başarılı olunamıyorsa ihtiyaç dahilinde obezite cerrahileri de önerilir. Önemli olan kişiye göre doğru beslenmeyi, doğru hareket protokolünü, doğru tıbbi tedavi ve ihtiyaç varsa cerrahiyi önerip; tedaviyi planlamak gerekir" diye konuştu. Hareketsizlik ve doğru beslenmeme obezite nedeni Türkiye’de her 5 çocuktan bir tanesinin şu anda obez gibi göründüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Aydoğan Aydoğdu, "Bu sıklık da artıyor. Çocuklar bizim çocukluğumuzda dışarıda oynuyordu ama bugün çocukların büyük bir kısmı evde, ekran ya da bilgisayar başında oturuyor. Hareket miktarları çok azaldı. Yiyebilecekleri abur cubur diye tanımladığımız veya hızlı yiyecekler çok arttı. Bu hareketsiz yaşam, doğru beslenmeme çocukların maalesef obezite sıklığını ve buna bağlı problemleri de artırıyor" değerlendirmesinde bulundu.
Göz kapağı sarkması kazalara davetiye çıkarıyor
22 Nisan 2025 Salı - 09:48 Göz kapağı sarkması kazalara davetiye çıkarıyor Göz kapağı sarkması, yalnızca estetik bir problem değil, ev kazalarından trafik kazalarına kadar pek çok riski de beraberinde getiren bir sağlık sorunu. Göz kapağı düşüklüğü nedeniyle görüş alanı daralan bireyler, farkında olmadan günlük yaşamda tehlikelerle karşı karşıya kalıyor. Göz kapağı sarkması lokal anestezi ile yapılan kısa bir işlemle giderilebilirken, hastalar birkaç gün içinde günlük yaşamına geri dönebiliyor. Göz kapağı düşüklüğü bazen yaşla birlikte ortaya çıkarken, bazen de doğuştan mevcut olabiliyor ancak çoğu zaman bu durumun yaşlılık, yorgunluk veya genetik özelliklerden kaynaklandığı sanılıyor. Oysa göz kapağı düşüklüğü, görüş alanını önemli ölçüde daraltarak refleksleri zayıflatıp ciddi kaza risklerini beraberinde getirebiliyor. Yaşlanma belirtilerinin en erken görüldüğü bölge olmasından dolayı göz kapağı düşüklüğünün kişiyi olduğundan daha yorgun, yaşlı ve mutsuz gösterdiğine dikkati çeken Can Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Kader Yıldız Doğan, aynı zamanda bu durumun görüş kalitesinde bozulma ve baş ağrılarına sebebiyet verebildiğini de kaydetti. Ameliyatla çözümü mümkün Göz kapağı düşüklüğünün, basit bir cerrahi girişimle giderilebildiğine değinen Dr. Doğan, "Göz kapağı düşmesi özellikle görüşü kısıtlayacak seviyeye kadar gelmiş olabilir. Böyle bir durumda göz kapağı sarkmasını ortadan kaldırma ihtiyacı doğar. Lokal anestezi altında, 45 dakika süren bir operasyonla fazla cildin ve gerekirse fıtıklaşmış yağ dokularının alınarak bu sorun gidebilir. Böylece hastalar daha görüş kalitesini artırarak geniş bir görme alanına kavuştukları gibi daha genç ve dinamik bir görünüm elde etmiş olurlar." diye konuştu. Yaşam kalitesini artırıyor Dr. Kader Yıldız Doğan, eğer kişinin görüş alanında daralma, göz kapağında ağırlık hissi varsa bir göz hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini dile getirerek şöyle dedi: "Göz kapağı düşüklüğü sadece estetik açıdan değil sağlık açısından da sorun teşkil eden, gözün temel işlevi olan görme duyusunu sınırlandıran bir sağlık sorunudur. Basit bir işlem kişinin yaşam kalitesinde ciddi bir fark yaratır."
Mevsim değişikliğinin getirdiği sağlık riskleri ve önlemler
22 Nisan 2025 Salı - 09:43 Mevsim değişikliğinin getirdiği sağlık riskleri ve önlemler Denizli Özel Egekent Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, mevsim değişikliğinin getirdiği sağlık riskleri ve alınması gereken önlemler hakkında önemli uyarılarda bulundu. Mevsim değişikliklerinin insanların yaşam kalitesi ve sağlığı üzerinde önemli etkiler uluşturabildiğini belirten Dahiliye Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, konu hakkında yaptığı açıklamada; "Mevsim geçişleri, bağışıklık sistemimizin zayıflamasına ve çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında grip, soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıkların görülme sıklığı artar. Bu dönemde vücudun yeni iklim şartlarına uyum sağlaması zaman alabilir ve bu da çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirebilir" dedi. "Önlemler hastalıkların yayılmasını önlüyor" Mevsim değişikliğiyle birlikte artan bu risklere karşı alınabilecek önlemler konusunda da uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Ahmet Bilge, "Düzenli ve dengeli beslenmek, bol su içmek, yeterince dinlenmek ve hijyen kurallarına dikkat etmek, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur. Ayrıca, grip ve solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için aşı yaptırmak ve kalabalık ortamlardan uzak durmak önemlidir. Bu önlemler, hastalıkların yayılmasını engellemenin yanı sıra, kişisel sağlığın korunmasında da önemli rol oynar" şeklinde konuştu. "Mevsim geçişleri depresif ruh haline neden olabilir" Mevsim geçişlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Uzm. Dr. Bilge, "Mevsim değişiklikleri, enerji seviyelerinde dalgalanmalara ve depresif ruh haline neden olabilir. Bu nedenle, dışarı çıkıp doğal ortamda zaman geçirmek, egzersiz yapmak ve stres yönetimi tekniklerini uygulamak, psikolojik sağlığın korunmasına katkı sağlar" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Ahmet Bilge, mevsim değişiklikleriyle birlikte ortaya çıkabilecek sağlık risklerine karşı bilinçli olmanın ve uygun önlemler almanın sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürebilmek için büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Uzmanı uyardı: "Yutkunurken acı hissediyorsanız dikkat"
22 Nisan 2025 Salı - 09:35 Uzmanı uyardı: "Yutkunurken acı hissediyorsanız dikkat" Boğaz ağrısının en yaygın nedeninin viral enfeksiyonlar olduğunu belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, "Grip, nezle, Kovid-19 gibi viral hastalıklar genellikle kendiliğinden geçer. Ancak boğazda şiddetli ağrı, ateş, lenf bezlerinde şişme ve bademciklerde iltihap gibi belirtiler varsa, streptokok gibi bakteriyel enfeksiyonlar da söz konusu olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, yutkunma sırasında hissedilen boğaz ağrısının nedenleri ve hafifletici yöntemler hakkında bilgilendirmede bulundu. "Mevsim geçişlerinde sık karşılaşılır" Boğaz ağrısının özellikle mevsim geçişlerinde ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde sık karşılaşılan bir şikayet olduğunun altını çizen Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, "Yutkunurken hissedilen boğaz ağrısı, viral enfeksiyonlardan bakteriyel hastalıklara, alerjik reaksiyonlardan reflüye kadar pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir" diye konuştu. "En yaygın nedeni viral enfeksiyonlar" Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, boğaz ağrısının en sık nedenleri arasında üst solunum yolu enfeksiyonlarının olduğunu belirterek, "Boğaz ağrısının en yaygın nedeni viral enfeksiyonlardır. Grip, nezle, Kovid-19 gibi viral hastalıklar genellikle kendiliğinden geçer. Ancak boğazda şiddetli ağrı, ateş, lenf bezlerinde şişme ve bademciklerde iltihap gibi belirtiler varsa, streptokok gibi bakteriyel enfeksiyonlar da söz konusu olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir" ifadelerine yer verdi. Doç. Dr. Korkmaz, yutkunma sırasında ağrıya neden olabilecek diğer durumlar arasında alerjik rinit, geniz akıntısı, mide asidinin boğaza geri kaçtığı gastroözofageal reflü (GERD), sigara kullanımı, kuru hava, sesin aşırı kullanılması ve nadiren de tümöral oluşumların yer alabileceğini belirtti. "Tıbbi destek gerektiren durumlar" Boğaz ağrısının çoğu zaman birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşse de, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabileceğini işaret eden Doç. Dr. Korkmaz, "Özellikle 38 derecenin üzerinde ateşle seyreden boğaz ağrısı, 5 günden uzun süren ya da giderek şiddetlenen ağrı, yutma güçlüğü ve tükürüğü yutamama, boyunda şişlik veya lenf bezlerinde belirgin büyüme, ses kısıklığı ile birlikte nefes almada zorluk yaşanması, ayrıca tek taraflı boğaz ağrısına kulak ağrısının eşlik etmesi gibi belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir" ifadelerini kullandı. "Boğaz ağrısını hafifletici tavsiyeler" Yutkunurken ağrıyı hafifletmek için uygulanabilecek bazı destekleyici yöntemler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Korkmaz, şu önerilerde bulundu: "Yutkunurken hissedilen boğaz ağrısını hafifletmek için çeşitli destekleyici yöntemler uygulanabilir. Bol sıvı tüketimi, özellikle ılık su, bitki çayları ve tuzlu su ile yapılan gargara, boğaz mukozasının nemlenmesine yardımcı olarak tahrişi azaltır. Yeterli uyku ve dinlenme, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayarak iyileşme sürecini hızlandırır. Kuru hava şartlarında ortamın nemli tutulması boğazı rahatlatırken, lokal etkili boğaz pastilleri ve antiseptik ya da anestezik içerikli spreyler semptomların hafiflemesine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda sigara, alkol ve aşırı baharatlı gıdalar gibi boğazı tahriş edici maddelerden uzak durulması da önemlidir. Günde birkaç kez yapılan ılık tuzlu su gargarası ise boğazdaki inflamasyon (iltihap) ve ödemi azaltarak yutkunmayı kolaylaştırabilir." "Ağrı geçmiyorsa doktora başvurmak için gecikmeyin" Son olarak boğaz ağrısı çoğu zaman basit nedenlerle ortaya çıksa da bazı durumlarda ciddi hastalıkların da habercisi olabileceğini sözlerine ekleyen Doç. Dr. Mukadder Korkmaz, "Özellikle yutkunmayı engelleyecek kadar şiddetli ağrı, uzun süren şikâyetler veya beraberinde ateş, halsizlik gibi sistemik belirtiler varsa mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerine yer verdi.
Aşı olun çağrısı
22 Nisan 2025 Salı - 09:30 Aşı olun çağrısı DÜZCE(İHA) – Dr. Dilek Akıncı, aşı reddi risklerine değinerek "Aşı yapılma oranı azalırsa geçmiş yıllardaki gibi ciddi salgınlar oluşabilir" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dilek Akıncı, Aşı Haftası dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Akıncı, aşı ile ilgili olarak "Aşı, canlılarda bazı hastalıklara karşı bağışıklık oluşturarak canlının o mikroorganizmayı tanımasını ve ona karşı koruyucu yanıt oluşturmasını, sonrasında da o hastalığa karşı korunmasını sağlayan tıbbi bir ilaçtır. Aşı gücü azaltılmış ya da öldürülmüş mikroorganizmaların kendisinden veya sadece bir bölümünden hazırlanan bir maddedir" dedi. "Bazı hastalıklar etkin ve yüksek oranda aşılama ile yok edilmiştir" Aşının, çevre sağlığı hizmetlerinden sonra en güvenli ve etkili koruyucu sağlık hizmeti olduğunu vurgulayan Dr. Akıncı, "Aşının tarihi çok eskilere dayanır. Hatta bazı hastalıklar etkin ve yüksek oranda aşılama ile yok edilmiştir. Bazı salgınlar aşılar sayesinde durdurulmuştur. Ülkemizde de 1930 yılından itibaren aşılar uygulanmaktadır. 1930’da çiçek, 1937’de difteri ve boğmaca, 1952’de verem, 1963’de çocuk felci, 1968’de tetanoz ve 1970’de kızamık aşısı yapılmaya başlanmıştır" şeklinde konuştu. "Aşıların koruyucu etkisinin arttırılması için tüm toplumu aşılamak daha önemlidir" Dünya genelinde uygulanan bağışıklama programları ile her yıl 2,5 milyon çocuk ölümünün önlendiğini hatırlatan Akıncı, "Aşıların genel özelliği koruyuculuğunun yüksek olmasıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir, aşıların koruyucu etkisinin arttırılması için tüm toplumu aşılamak daha önemlidir. Aşıların bir özelliği de hastalık seyrinde hafifletici etki yapmasıdır. Örneğin aşı hastalık bulaşmasına engel olmasa dahi, aşılı bir insan da söz konusu olan hastalık daha hafif, aşısız insanda daha ağır hatta bazen ölümcül seyredebilir" ifadelerine yer verdi. Aşıların oluşturulma teknolojisine göre aşı yapılacak grupların değişebildiğini kaydeden Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, genel olarak tüm bebek ve çocuklara, 65 yaş üstü kişilere, gebelere, sağlık çalışanlarına, kronik hastalığı olanlara bazı aşıların önerildiğini bildirdi. Ülkemizde aşı ile bağışıklama düzeyi hakkında bilgi paylaşan Öğretim Üyesi Akıncı, "Ülkemizde çocuk yaş grubunda şu an verem, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, pnömokok ve hemophilus influenza tip B gibi menenjit ve zatürre aşıları olmak üzere toplam 13 hastalığa karşı aşı yapılmaktadır. Bunların dışında kuduz, zona, HPV, meningokok, influenza (grip), COVID-19, tifo, sarıhumma, japon ensefaliti (beyin enfeksiyon) ve kolera gibi aşılar bazı risk gruplarına önerdiğimiz diğer aşılardır" şeklinde konuştu. "Aşı muhalifliği artarsa tehlikeli bir boyut alabilir" Aşı reddi risklerine değinen Akıncı, "Aşı karmuhalifliği artarsa tehlikeli bir boyut alabilir, çünkü ülkemiz göç gibi bazı sebeplerden dolayı ara ara aşısı olan hastalıklara karşı açık hale geliyor. Ancak çocuklarımız aşılı olduğu için şu an sorun teşkil etmiyor. Şayet aşı yapılma oranı azalırsa geçmiş yıllardaki gibi ciddi salgınlar oluşabilir" dedi. Aşının yan etkilerinden korkup aşı olmamanın doğru bir çözüm olmadığını belirten Akıncı, "Bu hasta olduğumuzda ilaç kullanmak zorunda olmak gibi bir durum. Hatta ondan daha etkili, henüz hasta olmadan kişiyi ve toplumu korumak burada amaç. Tabi ki diğer ilaçlar gibi aşıların da yan etkisi olabilir ama aşıda kullanılan şey çok çok düşük oranda mikroorganizma veya onun molekülleridir. Siz aşıyla bunları vücudunuza almak istemiyorsunuz, ama hasta olunca yüksek oranda mikroorganizma vücuda giriyor. Ayrıca hastalık seyrinin komplikasyonları daha fazla ve daha tehlikeli, hatta bazen ölümcül olabiliyor. Bazen de bana bir şey olmaz diyebiliyor kişiler, ama onun hastalığı bulaştırdığı yakınlarında ağır seyredebiliyor. Bu yüzden sadece kendimiz için değil, yakınlarımız ve toplum için de aşı olmalıyız" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Prof. Dr. Solmaz: "Kanser tedavisinde doğru beslenme, iyileşme sürecini hızlandırıyor"
22 Nisan 2025 Salı - 09:27 Prof. Dr. Solmaz: "Kanser tedavisinde doğru beslenme, iyileşme sürecini hızlandırıyor" İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, milyonlarca insanı etkileyen karmaşık ve çok yönlü bir hastalık olan kanserde doğru beslenmenin önemine dikkat çekerek, yeterli beslenmenin tıbbi tedavilerin etkinliğini arttırdığını, bağışıklığı güçlendirdiğini söyledi. Beslenmenin kanser tedavisindeki yeri ve önemini anlatan Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz kanser tedavisinde beslenmenin beş temel alanda etkili olduğunu ifade etti. Solmaz, "Yeterli beslenme kas kütlesini korur, enerji seviyesini yükseltir, bağışıklık sistemini destekler, tedavilerin yan etkilerini hafifletir ve iyileşme sürecini hızlandırır. Protein, vitamin ve minerallerin yeterli alınması vücudun enfeksiyonlarla savaşmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda kemoterapi ve radyoterapiye bağlı olumsuz etkilerin de azaltılmasına katkı sağlar" dedi. Doğru beslenmenin tedavilerin etkinliğini artırabileceğini belirten Prof. Dr. Solmaz, bazı besinlerin sağlıklı hücreleri koruma potansiyeline sahip olduğunu kaydederek cerrahi sonrası yara iyileşmesini hızlandırmak için çinko ve C vitamini gibi besinlerin önemine işaret etti. "İştah kaybı, tat bozukluğu ve sindirim sorunları sık görülüyor" Kanser hastalarının sağlıklı bir diyet sürdürmesini zorlaştıran birçok etken olduğunu aktaran Solmaz, en yaygın sorunları iştahsızlık, tat ve koku duyularında değişiklik, sindirim sorunları ve yutma güçlüğü olarak sıraladı. Solmaz, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin tat tomurcuklarını etkileyebileceğini, baş-boyun bölgesindeki tümörler veya tedavilerin yutmayı zorlaştırabileceğini, ayrıca stres, kaygı ve depresyonun da iştahı olumsuz etkileyerek beslenmeyi sekteye uğratabileceğini de dile getirdi. "Protein ve kaloriden zengin beslenme öncelikli olmalı" Kanser hastaları için yüksek kaliteli protein tüketiminin son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, et, balık, tavuk, yumurta, süt ürünleri, kurubaklagiller ve fındık gibi kaynaklara her öğünde yer verilmesini, Katı yiyecekleri tüketemeyen hastalar için protein içerikli içecekler ve smoothie’lerin alternatif olduğunu belirtti. İştah sorunu yaşayan hastalar için kalorisi yoğun gıdaların öneminin altını çizen Solmaz, "Avokado, fındık ezmesi, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar ve kuru meyveler küçük porsiyonlarla yeterli enerji alınmasını sağlar" diye konuştu. Sıvı kaybının tedavi sürecini olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Solmaz, hidrasyonu korumak için gün boyunca su ve meyve suyu içilmesini, su içeriği yüksek besinler tüketilmesini önerdi. "Yan etkiler kişiye özel diyetle yönetilebilir" Tedavi sürecinde ortaya çıkan bulantı, kusma, kabızlık veya ishal gibi yan etkilerin kişiselleştirilmiş beslenme stratejileri ile kontrol altına alınabileceğinden bahseden Solmaz, "Bulantı için zencefil, kraker, pirinç gibi hafif yiyecekler mideyi yatıştırabilir. İshal durumunda elma püresi ve beyaz pirinç gibi gıdalar önerilirken, kabızlıkta liften zengin meyve ve sebzelerle su tüketimi artırılmalıdır. Ağız yaraları için yumuşak, serin ve asidik olmayan gıdalar tercih edilmelidir" şeklinde konuştu. "Antioksidan, probiyotik ve Omega-3 kaynaklarına dikkat" Kanser tedavisi sürecinde vücutta oluşan serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarını azaltmak için antioksidan açısından zengin gıdaların tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, "Yaban mersini, çilek, lahana, ıspanak, havuç, domates gibi sebze ve meyveler bağışıklığı destekler. Omega-3 yağ asitleri ise hücre zarını güçlendirir, iltihaplanmayı azaltır ve kilo kaybını engellemeye yardımcı olur. Somon, keten tohumu ve ceviz gibi kaynaklar bu açıdan değerlidir" dedi. Solmaz, bağırsak sağlığı için de probiyotik ve prebiyotiklerin önemine değinerek, "Yoğurt, turşu gibi fermente ürünler ve sarımsak, soğan gibi prebiyotik içeren sebzeler bağışıklık sistemini destekler" diyerek sözlerini sürdürdü. "Takviyeler ancak uzman önerisiyle alınmalı" Bazı hastalarda besinlerle yeterli alım sağlanamadığında destek ürünlere başvurulabildiğini de ifade eden Solmaz sözlerini şöyle tamamladı:"Bu takviyeler mutlaka bir uzman kontrolünde alınmalı. Multivitaminler, Omega-3, D vitamini, kalsiyum ve protein takviyeleri, doktor veya diyetisyen önerisiyle kullanılmalıdır. Kanser türü, hastalığın evresi, tedavi planı ve kişinin özel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bireysel bir beslenme planı hazırlanmalıdır. Onkoloji alanında deneyimli bir diyetisyenle çalışmak, hastanın hem fiziksel hem de psikolojik iyilik haline büyük katkı sağlar."
Çocuğunuz ateşlenince hemen ateş düşürücü vermeyin
22 Nisan 2025 Salı - 09:25 Çocuğunuz ateşlenince hemen ateş düşürücü vermeyin Çocukların ateşlenmesinin, ateşlerinin yükselmesinin pek çok anne ve babada "havale geçireceği" korkusuna yol açtığını belirten pediatrist Gamze Avcı, ebeveynlerin bu "ateş fobisi" yüzünden hemen ateş düşürücülere başvurduğunu belirterek, "Kaygının önüne geçilmesi için ateşin bir hastalık değil, fizyolojik bir cevap olduğu, korkulanın aksine ateşli havale ve beyin hasarı yapmadığı ve ateş düşürücüler ile engellenemediği bilinmeli." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, Latince kökenli olan ateşin ‘ısıtmak’ anlamına geldiğini ifade ederek, ateşin genellikle hastalıklara ikincil oluşan önemli bir fizyolojik yanıt olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Avcı, ateşin hastalığın kendisi olarak değil, birçok hastalığın belirtisi olarak görüldüğünü kaydetti. Pediatrik muayene başvurularının yaklaşık üçte bir kadarını ateş vakalarının oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Avcı, "ateş yönetimi" konusunda önemli bilgiler verdi. Vücut ısısı doğru ölçülmeli Vücut ısısı ölçümünün hastanın yaşına, ölçümün yapıldığı saate ve dış etkenlere bağlı olarak değişebildiğini belirten Avcı, vücut ısısının doğru ölçülmesinin, hastalıkların tanı ve tedavi sürecinde önemli olduğunu söyledi. Koltuk altı ölçüm ile normal vücut ısısının 35-37.3 C, kulaktan ölçüm ile normal ölçüm ısısının 35.8-38 C arasında olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Avcı. Ateşin yararlı ve zararlı etkileri konusunda şunları söyledi: "Vücut ısısının artması ile birlikte enfeksiyonlardan koruyucu etki ortaya çıkmaktadır. Bu durum birkaç mekanizma ile birlikte olmaktadır. İlk olarak insanı enfekte eden patojenler sıklıkla 37 C ve altında çoğalmaktadır. İkinci olarak ısının yükselmesi ile antibiyotiklerin antimikrobial etkinliğinin arttığı gözlenmiştir. Üçüncü olarak vücut ısısının yükselmesi mikrobial yıkımla ilişkili artmış doğal bağışıklığın göstergesidir. Ateş fobisi, sıklıkla gördüğümüz ateş ile ilgili abartılı korkudur. Bu korku aileleri gereksiz ve fazla ateş düşürücü kullanımına itmektedir. Ailelerin ateş ile ilgili önemli bir kaygısının, çocuklarının ateş ile birlikte havale geçirme riskinin olduğunu belirtmişlerdir. Ateşli havalenin ateş düşürücülerle engellenemediği araştırmalarda gösterilmiştir. Kaygının önüne geçilmesi için ateşin bir hastalık değil, fizyolojik bir cevap olduğunu, hastalığı kötüleştirmedİği, 40 C ve altında olmasının vücudun savunma sistemi için gerekli ve yararlı olduğunu, çoğu zamanlı virüsler nedenli gelişip kendini sınırladığını vurgulamak gerekmektedir. Ayrıca korkulanın aksine ateşli havale ve beyin hasarı yapmadığını ve ateş düşürücüler ile engellenemediğini belirtip ateş esnasında artan sıvı ihtiyacı nedeni ile sıvı alımının iyi olması gerektiğini hatırlamalıyız. Ateş düşürücüler ile ateşin düşmesi viral ya da bakteriyal enfeksiyon ayrımına yardımcı olmamaktadır." Ateş yönetimi nasıl olmalı Öte yandan pediatrist Avcı, anne babaların çocukları ateşlendiğinde hemen ateş düşürücülere sarıldığına da dikkat çekti. Ateş düşürücülerin kullanımını hastanın klinik durumuna göre önerdiklerini belirten Avcı, normal görünümlü ateşli bir çocukta ateşin rutin tedavisinin önerilmediğini söyledi. Avcı, "Fakat hastanın huzursuzluğunun olması halinde ateşinin düşürülmesinin ağrıyı azaltması ve bununla ilişkili olarak beslenmenin ve sıvı alımının artması gibi yararlı etkileri de mevcuttur. Bu açıdan hastanın ateşin tedavi edilip edilmemesi gerekliliği hastanın kliniğine göre karar verilmelidir. Ateşli çocuğun bulunduğu odanın ısısı 21 -22 derece arasında tutulmalıdır. Gereklilik halinde kullanılacak ateş düşürücü ilaçlar hekim önerisi ile kullanılabilir." diye konuştu. Doktora ne zaman başvurmak gerekir? Pek çok anne babanın çocuğu ateşlendiğinde elinin ayağının dolandığını, doktora gidip gitmeme konusunda ikilemde kaldığını belirten Uzm. Dr. Avcı, hangi durumlarda mutlaka doktora gidilmesi gerektiğini şöyle anlattı: "Ateşle beraber cildinde döküntü varsa, ateşi düşmesine rağmen huzursuzluğu sürüyorsa, zor ve sık nefes alıyorsa, öksürük, hırıltı, kulak ağrısı, karın ağrısı, boğaz ağrısı, devamlı kusma, sık ishal, idrar yaparken yanma, idrar renginde değişme beslenme güçlüğü varsa doktora başvurulmalı. 3 ay altında tüm ateşli çocuklar doktora götürülmeli. Çocuğunuz 2 yaşından küçükse 24 saatten fazla, 2 yaş üzerinde ise 3 günden uzun süre ateşi devam ediyorsa, ağzında kuruluk, gözyaşının olmaması, göz küresinde ve bıngıldakta çöküklük idrar miktarında azalma gibi sıvı kaybı bulguları varsa mutlaka doktor görmeli."
"Sahil kentlerinde yaşayan anne adaylarına ‘bahar yorgunluğu’ uyarısı
22 Nisan 2025 Salı - 09:15 "Sahil kentlerinde yaşayan anne adaylarına ‘bahar yorgunluğu’ uyarısı Küresel ısınma ve iklim değişiklerinin etkisinin her geçen yıl daha da hissedildiği ülkemizde bahar yorgunluğunun daha çok hissedilmeye başlandığı belirtildi. Aydın’da yıllardır hizmet veren Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, anne adaylarının bahar yorgunluğu adı verilen ve Nisan aylarında yoğun olarak görülen şikayetlerin arttığını belirterek özellikle sahil kasabalarında yaşayan kadınların bu konuda daha duyarlı olmasını önerdi. Denize kıyısı olan şehirlerde nem oranının yüksek olması nedeniyle, bahar yorgunluğu belirtilerinin daha fazla görüldüğünü belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, özellikle hava sıcaklığının yoğun olduğu Aydın ve Muğla gibi illerde anne adaylarının bu durumdan daha fazla etkilendiğini kaydetti. Bu sene geç te olsa bahar mevsiminin kendisini göstermeye başladığını ifade eden Aydın, "Soğuk havaya alışan vücut bir anda havanın ısınması ile oluşan yüksek nemden ötürü kendini yorgun ve halsiz hisseder. Bu durumun asıl sebebi hava sıcaklığından ziyade nemdir. Özellikle sıcaklık ve nemin yoğun olduğu Aydın ve Muğla gibi deniz kıyısındaki şehirlerde yaşayan anne adayları bahar yorgunluğundan daha çok etkileniyor. Bu dönemde anne adayları kendini fazla halsiz, uykuya meyilli ve sinirli hissedebilir. Yeni bir hayata adaptasyon çabasından doğan stres, baharın gelmesiyle oluşan hormonal değişiklikler nedeniyle anne adayını huzursuz ve mutsuz hale getirebilir. Özellikle hamileliğin son dönemlerini yaşayan anne adayları bahar depresyonu ve yorgunluğunu çok daha fazla hissedebilir" diyerek bu olumsuzlukları daha hafif atlatabilmek için daha sakin bir hayat tercih edilmesini tavsiye etti. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, anne adaylarının özellikle bu dönemde doğal beslenmeye ve temiz havalı ortamlarda vakit geçirmesini önerdi.
Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar’dan bahar alerjilerine karşı uyarı
22 Nisan 2025 Salı - 08:43 Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar’dan bahar alerjilerine karşı uyarı Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar, ilkbahar aylarında artış gösteren polen yoğunluğunun alerjik reaksiyonlara yol açabileceğine dikkat çekerek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Doğanın canlandığı bu dönemde, özellikle rüzgârlı havalarda polenlerin daha fazla yayıldığını belirten Dr. Yaşar, alerji geçmişi olan bireylerde burun tıkanıklığı, hapşırık, göz yaşarması ve nefes darlığı gibi belirtilerin daha sık görülebildiğini ifade etti. Uz. Dr. Yaşar, "İlkbaharda artan polen yoğunluğu, alerjiye yatkın bireylerde ciddi reaksiyonlara yol açabilir. Bu durum, yaşam kalitesini düşürebilir ve bazı bireylerde astım gibi solunum yolu hastalıklarını tetikleyebilir. Özellikle sabah saatlerinde ve rüzgârlı havalarda açık alanlarda bulunmaktan kaçınılması gerekir. Maske ve gözlük kullanımı ve uzun kollu giysilerin giyilmesi polenle teması azaltmada etkili olabilir" dedi. Bahar alerjilerine karşı korunma yöntemlerini de paylaşan Uz. Dr. Yaşar, şu tavsiyelerde bulundu: "Sabah saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı; açık havada uzun süre kalınmamalıdır. Araba kullanırken camların kapalı olmasına dikkat edilmelidir. Dış ortamdan dönüldüğünde kıyafetler değiştirilmeli ve duş alarak polen kalıntılarından arınılmalıdır. Evlerin havalandırılması, polen yoğunluğunun düşük olduğu saatlerde yapılmalıdır. Gözlük ve tıbbi maske kullanımı polenle teması en aza indirir. Alerjik belirtiler yaşayan bireyler, hekime başvurarak uygun tedavi planlaması yaptırmalıdır."
Yüzde 98 doğruluk oranına sahip Türk sistemi Polonya’nın yakın takibinde
21 Nisan 2025 Pazartesi - 17:10 Yüzde 98 doğruluk oranına sahip Türk sistemi Polonya’nın yakın takibinde Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde 1 yılda, 418 bin veri girilen ve doğruluk oranı yüzde 98 olan, "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi, Polonya tarafından yakından takip edildiği aktarıldı. Geçtiğimiz yıl, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, ülke sağlık sisteminde bir ilke imza atılmış, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyelerince kurgulanan ve birlikte geliştirilen "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi ile panoramik diş röntgeni çektiren hastaların filmleri sisteme yüklendikten sonra filmi algılayan sistem saniyeler içinde hastanın hangi dişinde ne problem varsa doktorun bilgisayarına aktarıyordu. Geçtiğimiz yıl yüzde 95 doğruluk oranıyla çalışan sistemde 1 yıllık süre de geride bırakılırken, bu süre zarfında 418 bin veri sisteme girildi. Geçen yıl yüzde 95 olan doğruluk oranı ise yüzde 98’e çıkarıldı. 1 yılda 418 bin veri girildi, yüzde 98 doğruluk yakalandı Pilot hastane olarak seçilen Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde 1 yıldır kullanılan "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi hakkında bugün Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekim Yardımcısı Protetik Dr. Dt. Aslı Akın Canko tarafından sunum yapıldı. Hastanede yapılan sunuma TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli ve proje kapsamında yapay zeka sistemini kullanan diş hekimleri katıldı. Proje ile Polonya yakından ilgileniyor Sunumda konuşan Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli, bu projeyi gerçek anlamda uygulayan ülkenin Türkiye olduğunu, Polonya’nın ise Türkiye’de yapılan çalışmaları yakından incelediğinin altını çizdi. Geçtiğimiz yıl "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi ile alakalı yapılan haberlerin Polonya basının da geniş yer aldığını fark ettiklerinin altını çizen, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli, girilen 418 bin veri ve yakalanan yüzde 98’lik başarı oranın önemli olduğuna dikkat çekti. "418 bin verinin girilmiş olması son derece önemli" TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, "İlk defa Eskişehir’de uygulanıyor olması önemli çünkü Eskişehir biliyorsunuz ilklerin şehri. Devrim otomobili, lokomotifte en az birkaç tane ürünümüz var, lityum fabrikamız buraya açtık, havacılıkta benzer çalışmalarımız var. Diş hekimlerine yardımcı olan, görüntüleme anlamında yardımcı olan yapay zekâ destekli sistemi burada görmüş olduk. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın desteği, Eskişehir’de faaliyet gösteren yine bir başka özel yazılım şirketinin desteğiyle bu hale gelmiş oldu. İlk veriler son derece önemli, biz Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu olarak sağlıkta yapay zekâ konusunun mecliste ve komisyonumuzda enine boyuna tartışmıştık. Biraz önce de arkadaşlara sordum buna benzer çalışma yapan ülke var mı diye. Bir ülkeden bahsettiler. Muhtemelen o kadar veri o ülkede de yok. Ülkemize inşallah bu verileri anonim hale getirerek, bu tip teknolojilerin gelişmesine de yardımcı olmamız gerekiyor. 418 bin verinin girilmiş olması son derece önemli. Bu kadar veri dünyada bir yıl süresinde girilmesi de açıkçası mümkün değil. Yapay zekâ sistemlerinin yakıtı, güvenilir veri. 3-5 veri de ile olmuyor 3 bin - 5 bin veri ile de olmuyor. 418 bin veri ile yüzde 98 başarı oranı elde etmek önemli diye düşünüyoruz. Bu sistem oturdukça başarı oranı artacak ve zaten burası pilot uygulama hastanesi olarak belirlenmiş. Muhtemelen Bakanlığımız, buradaki uygulamayı Türkiye genelindeki ağız ve diş merkezlerini uygulayacaktır. Bundan sonra hastalarımızın daha seri bir şekilde tedavisi mümkün olacak, hem de muhtemel hata payları en aza indirilmiş olacak" dedi.