SAĞLIK
24 Mayıs 2026 Pazar - 11:53 İstanbul’da 77 yaşındaki hastaya hayati müdahale: "Belirti vermiyor, içimizdeki saatli bomba" İstanbul’da yaşayan 77 yaşındaki Ülkü Karataş, check up’ında fark edilen, belirtisiz ilerleyen aort genişlemesini düzenli takip ederek adeta içindeki saatli bombadan kurtuldu. Başarılı operasyonla hayata tutunan hastasına ilişkin konuşan Prof. Dr. Ali Baran Budak, "2 sene önce rutin check up’larında aort damarında genişleme fark ediliyor, takibe alınıyor. Hızlı bir genişleme üzerine başvuruyor. Müdahale edilmezse damar patlıyor ve iç kanamadan yüzde 50’nin üzerinde oranla hasta kaybedilebiliyor. Temel mesaj; bazı hastalıkların hiç semptom vermemesi, çok ölümcül sonuçlara sebep olabilmesi, o yüzden içimizdeki saatli bomba deriz, kontroller aksatılmamalı" dedi. İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yaşayan 77 yaşındaki 3 çocuk annesi Ülkü Karataş’ın bir süre önce yaptırdığı check up’ta karın bölgesindeki ana damarın (aort) genişlediği fark edildi. Müdahale gerektirmeyen ancak takip gerekliliği ifade edilen duruma karşı Karataş da uyarıları dinledi. Herhangi bir belirti hissetmediğini söylediği hastalığında Karataş, her yıl düzenli olarak kontrollerini yaptırdı. Jukstarenal Abdominal Aort Anevrizması tanılı hastada artık duruma müdahale edilmesi gerekliliği aktarılırken Karataş eşi ile birlikte Liv Hospital Ulus Hastanesine başvurdu. Yapılan detaylı incelemelerde karın bölgesindeki ana damarın adeta bir balon gibi genişlediğini aktaran Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Budak ve ekibi kapalı yöntemle kişiye özel stent uygulamasıyla hastayı ameliyat etti. Hasta, kasıktaki neredeyse 1 santimlik küçük deliklerden girilerek tedavi edilirken kısa sürede de taburcu edildi. Prof. Dr. Ali Baran Budak, hastalığın belirtisiz ilerlediğini ifade ederek vatandaşlara önemli uyarılarda bulunurken hastasının durumuna ilişkin de bilgi verdi. 77 yaşındaki Karataş ise hastalık ve tedavi sürecini ilişkin konuştu. "Rahatsızlık hissetmedim, insanlar check up’larını ihmal etmesin" Doktorlarının tavsiyelerine uyduğunu söyleyen 77 yaşındaki Ülkü Karataş, herkesin kontrollerine dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Yaşadıklarını paylaşan Karataş, "Rahatsızlık hissetmedim ama check up’larda her sene çoğalarak devam etti, iyi ki de gelmişiz. Ameliyatı olsam da olmasam da risk, olmayı tercih ettim. İyi ki de oldum. Ameliyata kadar tedirgindim, şimdi iyiyim, çok şükür. Bence insanlar check up’larını ihmal etmesin. Ağrım sızım olmadı, ameliyatım kapalı olduğu için daha çabuk iyileştim. Yaşantımı da etkilemedi" ifadelerini kullandı. "Hiçbir semptom vermiyor o yüzden içimizdeki saatli bomba deriz" Hastasına ilişkin konuşan Prof. Dr. Ali Baran Budak, "Ülkü hanımın 2 sene önce rutin check up’larında aort damarında bir genişleme fark ediliyor, çok bilinçli şekilde takibe alınıyor. Fark edilmesi önemli çünkü aort damarındaki genişlemeler hiçbir semptom vermiyor, o yüzden ’içimizdeki saatli bomba’ deriz. Her sene takip ediliyor. Son senesinde hızlı bir genişleme, büyüme fark edilmesi üzerine Ülkü hanım bize başvuruyor. Anatomik incelemelerde stente uygun olduğunu gördük, bir takım anatomik zorlukları vardı, stenti kendimiz dizayn etmeye karar verdik. Hayati damarları da koruyarak, anjiyo esnasında yerleştirdik. Cerrahi bir kesik oluşturmadan, küçük deliklerden girerek stentleri yerleştirebildik. Şansımız da yaver gitti, sadece 3 günlük bir yatış süreciyle hemen de hareket ederek, güle oynaya çıkışını yaptı. Temel almamız gereken mesaj; bazı hastalıkların hiç semptom vermemesi, buradaki anevrizmanın patlamasının çok ölümcül sonuçlara sebep olabilmesi" dedi. "Müdahale edilmezse damar patlıyor, yüzde 50’nin üzerinde oranla hasta kaybedilebiliyor" ’Belli bir çapa geldiği zaman artık müdahale etme gereği oluyor’ diyerek sözlerini sürdüren Prof. Dr. Budak, "Müdahale edilmezse damar patlıyor ve iç kanamadan yüzde 50’nin üzerinde bir oranla hasta kaybedilebiliyor ya da felç, kalp krizi gibi durumlarla karşılaşılabiliyor, 1-2 saat içinde müdahale edilmezse hastayı kaybediyoruz. Risk faktörleri var; erkek olması, akciğer hastalığı, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, yüksek kolesterol düzeyleri, aile genetiğinde böyle bir şeyin olması önemli. Örneğin; Ülkü hanımın yakınını kaybettiği bir hikayesi var. Bir ultrasonla aorta bakıyoruz, bunu yakalamak önemli. Yakaladıktan sonra takipte çok başarılıyız. Hastada çap 50-51 milimetre civarına gelmişti, bu zaten bir endikasyon ama asıl korktuğumuz şey; 43’ten 51 milimetreye bir sene içinde gelmesi. Bir sene içerisinde yaklaşık 8 milimetrelik bir ilerleme oluyor, bu hız da bizim için önemli" şeklinde konuştu. "Genellikle bu tip şeyler tesadüfen yakalanıyor" Düzenli kontrol ve takibin önemine dikkat çeken, vatandaşlara önemli tavsiyelerde bulunan Budak sözlerini şöyle sürdürdü: "Hastalarımızı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Genellikle bu tip şeyler, başka bir sebepten gidiyorsunuz, tesadüfen yakalanıyor. Genellikle kadın doğum, bağırsak, midedeki bir problem neticesinde tetkik yapılıyor ve yakalanıyor. Hastamız, 3’üncü gününde yürüyerek çıktı. Söyleyeceğimiz şey; check up’ların ihmal edilmemesi, risk faktörlerimiz varsa mutlaka bir karın damarımıza baktırmamız gerekiyor. Risk oluşturan şeyleri bilmemiz ve minimize etmemiz gerekiyor, yani sigarayı bırakmak, tansiyon hastalığımız varsa kontrol altına almak, obeziteyi engellemek, hareketli bir yaşam sürmek ve kontrollerimizi aksatmamak."
24 Mayıs 2026 Pazar - 09:56 "Kurban etini 1 gün bekletin" uyarısı Beslenme ve Diyet Bölümü Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, Kurban Bayramı’nda kesilen etlerin sıcağı sıcağına tüketilmesinin ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğini, etin en az bir gün dondurucuda bekletildikten sonra tüketilmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bayramlarda ziyaretler sebebiyle öğün saatlerinde değişiklikler olabildiğini söyleyen Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Beslenme düzenimizdeki değişikliklere rağmen tedbir alınmazsa, bazı sağlık problemleri yaşanabilir. Bu problemlerin başlıcaları sindirim güçlüğü, kabızlık, mide rahatsızlıkları, tansiyon yükselmesi, kalp çarpıntısı gibi sağlık sorunlarıdır. Kurban Bayramı’nın en önemli özellikleri arasında kavurma, tatlı ve çikolata ikram edilmesi vardır. Et, vücudumuzun yapı taşı olan proteinlerin en önemli kaynağıdır. İçerdiği iyi kalitedeki proteinlerin yanı sıra yağ, minerallerden demir, magnezyum, çinko ve vitaminlerden B12, B6, B1 ve A vitaminlerini içerir. Fakat kırmızı et, C ve E vitaminini içermez. Bu sebeple etin sebzelerle pişirilmesi veya yanında sebzelerin de tüketilmesi, sağlıklı beslenme için gereklidir ve önemlidir" diye konuştu. Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, ızgara veya haşlamanın sağlıklı pişirme yöntemleri olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Bu iki teknikle yapılan et yemeklerinin yanında bol yeşillikli ve limon soslu, az yağlı salatalar veya etli sebze yemekleriyle birlikte tercih edilmesi gerekir. Kavurma ve kızartma yöntemiyle pişirilen et yemeklerini mümkün olduğunca az tüketmek sağlık açısından daha doğrudur. Çünkü bu iki yöntemle hazırlanan yemekler hem sindirim açısından zorluklara yol açar hem de vücudumuzda vitamin ve mineral kaybına yol açarlar. Kesilen etler de, derin dondurucuda 1 gün bekletilmelidir. Etler, küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk bölümünde eksi 2 derecede 5 gün veya derin dondurucuda eksi 18 derecede 3 ay saklanabilir. Et potansiyel riskli besin olduğu için çözdürüldükten sonra hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Çözdürülecek etin kolaylıkla bozularak zararlı hale gelmesini önlemek için oda ısısında açıkta değil, derin dondurucudan çıkartıldıktan sonra buzdolabında alt raflarda çözdürülmesi sağlanmalıdır."
Aşı olun çağrısı
22 Nisan 2025 Salı - 09:30 Aşı olun çağrısı DÜZCE(İHA) – Dr. Dilek Akıncı, aşı reddi risklerine değinerek "Aşı yapılma oranı azalırsa geçmiş yıllardaki gibi ciddi salgınlar oluşabilir" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Dilek Akıncı, Aşı Haftası dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Akıncı, aşı ile ilgili olarak "Aşı, canlılarda bazı hastalıklara karşı bağışıklık oluşturarak canlının o mikroorganizmayı tanımasını ve ona karşı koruyucu yanıt oluşturmasını, sonrasında da o hastalığa karşı korunmasını sağlayan tıbbi bir ilaçtır. Aşı gücü azaltılmış ya da öldürülmüş mikroorganizmaların kendisinden veya sadece bir bölümünden hazırlanan bir maddedir" dedi. "Bazı hastalıklar etkin ve yüksek oranda aşılama ile yok edilmiştir" Aşının, çevre sağlığı hizmetlerinden sonra en güvenli ve etkili koruyucu sağlık hizmeti olduğunu vurgulayan Dr. Akıncı, "Aşının tarihi çok eskilere dayanır. Hatta bazı hastalıklar etkin ve yüksek oranda aşılama ile yok edilmiştir. Bazı salgınlar aşılar sayesinde durdurulmuştur. Ülkemizde de 1930 yılından itibaren aşılar uygulanmaktadır. 1930’da çiçek, 1937’de difteri ve boğmaca, 1952’de verem, 1963’de çocuk felci, 1968’de tetanoz ve 1970’de kızamık aşısı yapılmaya başlanmıştır" şeklinde konuştu. "Aşıların koruyucu etkisinin arttırılması için tüm toplumu aşılamak daha önemlidir" Dünya genelinde uygulanan bağışıklama programları ile her yıl 2,5 milyon çocuk ölümünün önlendiğini hatırlatan Akıncı, "Aşıların genel özelliği koruyuculuğunun yüksek olmasıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir, aşıların koruyucu etkisinin arttırılması için tüm toplumu aşılamak daha önemlidir. Aşıların bir özelliği de hastalık seyrinde hafifletici etki yapmasıdır. Örneğin aşı hastalık bulaşmasına engel olmasa dahi, aşılı bir insan da söz konusu olan hastalık daha hafif, aşısız insanda daha ağır hatta bazen ölümcül seyredebilir" ifadelerine yer verdi. Aşıların oluşturulma teknolojisine göre aşı yapılacak grupların değişebildiğini kaydeden Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, genel olarak tüm bebek ve çocuklara, 65 yaş üstü kişilere, gebelere, sağlık çalışanlarına, kronik hastalığı olanlara bazı aşıların önerildiğini bildirdi. Ülkemizde aşı ile bağışıklama düzeyi hakkında bilgi paylaşan Öğretim Üyesi Akıncı, "Ülkemizde çocuk yaş grubunda şu an verem, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci, hepatit B, hepatit A, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, pnömokok ve hemophilus influenza tip B gibi menenjit ve zatürre aşıları olmak üzere toplam 13 hastalığa karşı aşı yapılmaktadır. Bunların dışında kuduz, zona, HPV, meningokok, influenza (grip), COVID-19, tifo, sarıhumma, japon ensefaliti (beyin enfeksiyon) ve kolera gibi aşılar bazı risk gruplarına önerdiğimiz diğer aşılardır" şeklinde konuştu. "Aşı muhalifliği artarsa tehlikeli bir boyut alabilir" Aşı reddi risklerine değinen Akıncı, "Aşı karmuhalifliği artarsa tehlikeli bir boyut alabilir, çünkü ülkemiz göç gibi bazı sebeplerden dolayı ara ara aşısı olan hastalıklara karşı açık hale geliyor. Ancak çocuklarımız aşılı olduğu için şu an sorun teşkil etmiyor. Şayet aşı yapılma oranı azalırsa geçmiş yıllardaki gibi ciddi salgınlar oluşabilir" dedi. Aşının yan etkilerinden korkup aşı olmamanın doğru bir çözüm olmadığını belirten Akıncı, "Bu hasta olduğumuzda ilaç kullanmak zorunda olmak gibi bir durum. Hatta ondan daha etkili, henüz hasta olmadan kişiyi ve toplumu korumak burada amaç. Tabi ki diğer ilaçlar gibi aşıların da yan etkisi olabilir ama aşıda kullanılan şey çok çok düşük oranda mikroorganizma veya onun molekülleridir. Siz aşıyla bunları vücudunuza almak istemiyorsunuz, ama hasta olunca yüksek oranda mikroorganizma vücuda giriyor. Ayrıca hastalık seyrinin komplikasyonları daha fazla ve daha tehlikeli, hatta bazen ölümcül olabiliyor. Bazen de bana bir şey olmaz diyebiliyor kişiler, ama onun hastalığı bulaştırdığı yakınlarında ağır seyredebiliyor. Bu yüzden sadece kendimiz için değil, yakınlarımız ve toplum için de aşı olmalıyız" şeklinde açıklamasını tamamladı.
Prof. Dr. Solmaz: "Kanser tedavisinde doğru beslenme, iyileşme sürecini hızlandırıyor"
22 Nisan 2025 Salı - 09:27 Prof. Dr. Solmaz: "Kanser tedavisinde doğru beslenme, iyileşme sürecini hızlandırıyor" İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz, milyonlarca insanı etkileyen karmaşık ve çok yönlü bir hastalık olan kanserde doğru beslenmenin önemine dikkat çekerek, yeterli beslenmenin tıbbi tedavilerin etkinliğini arttırdığını, bağışıklığı güçlendirdiğini söyledi. Beslenmenin kanser tedavisindeki yeri ve önemini anlatan Acıbadem Adana Hastanesi İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Soner Solmaz kanser tedavisinde beslenmenin beş temel alanda etkili olduğunu ifade etti. Solmaz, "Yeterli beslenme kas kütlesini korur, enerji seviyesini yükseltir, bağışıklık sistemini destekler, tedavilerin yan etkilerini hafifletir ve iyileşme sürecini hızlandırır. Protein, vitamin ve minerallerin yeterli alınması vücudun enfeksiyonlarla savaşmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda kemoterapi ve radyoterapiye bağlı olumsuz etkilerin de azaltılmasına katkı sağlar" dedi. Doğru beslenmenin tedavilerin etkinliğini artırabileceğini belirten Prof. Dr. Solmaz, bazı besinlerin sağlıklı hücreleri koruma potansiyeline sahip olduğunu kaydederek cerrahi sonrası yara iyileşmesini hızlandırmak için çinko ve C vitamini gibi besinlerin önemine işaret etti. "İştah kaybı, tat bozukluğu ve sindirim sorunları sık görülüyor" Kanser hastalarının sağlıklı bir diyet sürdürmesini zorlaştıran birçok etken olduğunu aktaran Solmaz, en yaygın sorunları iştahsızlık, tat ve koku duyularında değişiklik, sindirim sorunları ve yutma güçlüğü olarak sıraladı. Solmaz, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin tat tomurcuklarını etkileyebileceğini, baş-boyun bölgesindeki tümörler veya tedavilerin yutmayı zorlaştırabileceğini, ayrıca stres, kaygı ve depresyonun da iştahı olumsuz etkileyerek beslenmeyi sekteye uğratabileceğini de dile getirdi. "Protein ve kaloriden zengin beslenme öncelikli olmalı" Kanser hastaları için yüksek kaliteli protein tüketiminin son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, et, balık, tavuk, yumurta, süt ürünleri, kurubaklagiller ve fındık gibi kaynaklara her öğünde yer verilmesini, Katı yiyecekleri tüketemeyen hastalar için protein içerikli içecekler ve smoothie’lerin alternatif olduğunu belirtti. İştah sorunu yaşayan hastalar için kalorisi yoğun gıdaların öneminin altını çizen Solmaz, "Avokado, fındık ezmesi, zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar ve kuru meyveler küçük porsiyonlarla yeterli enerji alınmasını sağlar" diye konuştu. Sıvı kaybının tedavi sürecini olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Solmaz, hidrasyonu korumak için gün boyunca su ve meyve suyu içilmesini, su içeriği yüksek besinler tüketilmesini önerdi. "Yan etkiler kişiye özel diyetle yönetilebilir" Tedavi sürecinde ortaya çıkan bulantı, kusma, kabızlık veya ishal gibi yan etkilerin kişiselleştirilmiş beslenme stratejileri ile kontrol altına alınabileceğinden bahseden Solmaz, "Bulantı için zencefil, kraker, pirinç gibi hafif yiyecekler mideyi yatıştırabilir. İshal durumunda elma püresi ve beyaz pirinç gibi gıdalar önerilirken, kabızlıkta liften zengin meyve ve sebzelerle su tüketimi artırılmalıdır. Ağız yaraları için yumuşak, serin ve asidik olmayan gıdalar tercih edilmelidir" şeklinde konuştu. "Antioksidan, probiyotik ve Omega-3 kaynaklarına dikkat" Kanser tedavisi sürecinde vücutta oluşan serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarını azaltmak için antioksidan açısından zengin gıdaların tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Solmaz, "Yaban mersini, çilek, lahana, ıspanak, havuç, domates gibi sebze ve meyveler bağışıklığı destekler. Omega-3 yağ asitleri ise hücre zarını güçlendirir, iltihaplanmayı azaltır ve kilo kaybını engellemeye yardımcı olur. Somon, keten tohumu ve ceviz gibi kaynaklar bu açıdan değerlidir" dedi. Solmaz, bağırsak sağlığı için de probiyotik ve prebiyotiklerin önemine değinerek, "Yoğurt, turşu gibi fermente ürünler ve sarımsak, soğan gibi prebiyotik içeren sebzeler bağışıklık sistemini destekler" diyerek sözlerini sürdürdü. "Takviyeler ancak uzman önerisiyle alınmalı" Bazı hastalarda besinlerle yeterli alım sağlanamadığında destek ürünlere başvurulabildiğini de ifade eden Solmaz sözlerini şöyle tamamladı:"Bu takviyeler mutlaka bir uzman kontrolünde alınmalı. Multivitaminler, Omega-3, D vitamini, kalsiyum ve protein takviyeleri, doktor veya diyetisyen önerisiyle kullanılmalıdır. Kanser türü, hastalığın evresi, tedavi planı ve kişinin özel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bireysel bir beslenme planı hazırlanmalıdır. Onkoloji alanında deneyimli bir diyetisyenle çalışmak, hastanın hem fiziksel hem de psikolojik iyilik haline büyük katkı sağlar."
Çocuğunuz ateşlenince hemen ateş düşürücü vermeyin
22 Nisan 2025 Salı - 09:25 Çocuğunuz ateşlenince hemen ateş düşürücü vermeyin Çocukların ateşlenmesinin, ateşlerinin yükselmesinin pek çok anne ve babada "havale geçireceği" korkusuna yol açtığını belirten pediatrist Gamze Avcı, ebeveynlerin bu "ateş fobisi" yüzünden hemen ateş düşürücülere başvurduğunu belirterek, "Kaygının önüne geçilmesi için ateşin bir hastalık değil, fizyolojik bir cevap olduğu, korkulanın aksine ateşli havale ve beyin hasarı yapmadığı ve ateş düşürücüler ile engellenemediği bilinmeli." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, Latince kökenli olan ateşin ‘ısıtmak’ anlamına geldiğini ifade ederek, ateşin genellikle hastalıklara ikincil oluşan önemli bir fizyolojik yanıt olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Avcı, ateşin hastalığın kendisi olarak değil, birçok hastalığın belirtisi olarak görüldüğünü kaydetti. Pediatrik muayene başvurularının yaklaşık üçte bir kadarını ateş vakalarının oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Avcı, "ateş yönetimi" konusunda önemli bilgiler verdi. Vücut ısısı doğru ölçülmeli Vücut ısısı ölçümünün hastanın yaşına, ölçümün yapıldığı saate ve dış etkenlere bağlı olarak değişebildiğini belirten Avcı, vücut ısısının doğru ölçülmesinin, hastalıkların tanı ve tedavi sürecinde önemli olduğunu söyledi. Koltuk altı ölçüm ile normal vücut ısısının 35-37.3 C, kulaktan ölçüm ile normal ölçüm ısısının 35.8-38 C arasında olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Avcı. Ateşin yararlı ve zararlı etkileri konusunda şunları söyledi: "Vücut ısısının artması ile birlikte enfeksiyonlardan koruyucu etki ortaya çıkmaktadır. Bu durum birkaç mekanizma ile birlikte olmaktadır. İlk olarak insanı enfekte eden patojenler sıklıkla 37 C ve altında çoğalmaktadır. İkinci olarak ısının yükselmesi ile antibiyotiklerin antimikrobial etkinliğinin arttığı gözlenmiştir. Üçüncü olarak vücut ısısının yükselmesi mikrobial yıkımla ilişkili artmış doğal bağışıklığın göstergesidir. Ateş fobisi, sıklıkla gördüğümüz ateş ile ilgili abartılı korkudur. Bu korku aileleri gereksiz ve fazla ateş düşürücü kullanımına itmektedir. Ailelerin ateş ile ilgili önemli bir kaygısının, çocuklarının ateş ile birlikte havale geçirme riskinin olduğunu belirtmişlerdir. Ateşli havalenin ateş düşürücülerle engellenemediği araştırmalarda gösterilmiştir. Kaygının önüne geçilmesi için ateşin bir hastalık değil, fizyolojik bir cevap olduğunu, hastalığı kötüleştirmedİği, 40 C ve altında olmasının vücudun savunma sistemi için gerekli ve yararlı olduğunu, çoğu zamanlı virüsler nedenli gelişip kendini sınırladığını vurgulamak gerekmektedir. Ayrıca korkulanın aksine ateşli havale ve beyin hasarı yapmadığını ve ateş düşürücüler ile engellenemediğini belirtip ateş esnasında artan sıvı ihtiyacı nedeni ile sıvı alımının iyi olması gerektiğini hatırlamalıyız. Ateş düşürücüler ile ateşin düşmesi viral ya da bakteriyal enfeksiyon ayrımına yardımcı olmamaktadır." Ateş yönetimi nasıl olmalı Öte yandan pediatrist Avcı, anne babaların çocukları ateşlendiğinde hemen ateş düşürücülere sarıldığına da dikkat çekti. Ateş düşürücülerin kullanımını hastanın klinik durumuna göre önerdiklerini belirten Avcı, normal görünümlü ateşli bir çocukta ateşin rutin tedavisinin önerilmediğini söyledi. Avcı, "Fakat hastanın huzursuzluğunun olması halinde ateşinin düşürülmesinin ağrıyı azaltması ve bununla ilişkili olarak beslenmenin ve sıvı alımının artması gibi yararlı etkileri de mevcuttur. Bu açıdan hastanın ateşin tedavi edilip edilmemesi gerekliliği hastanın kliniğine göre karar verilmelidir. Ateşli çocuğun bulunduğu odanın ısısı 21 -22 derece arasında tutulmalıdır. Gereklilik halinde kullanılacak ateş düşürücü ilaçlar hekim önerisi ile kullanılabilir." diye konuştu. Doktora ne zaman başvurmak gerekir? Pek çok anne babanın çocuğu ateşlendiğinde elinin ayağının dolandığını, doktora gidip gitmeme konusunda ikilemde kaldığını belirten Uzm. Dr. Avcı, hangi durumlarda mutlaka doktora gidilmesi gerektiğini şöyle anlattı: "Ateşle beraber cildinde döküntü varsa, ateşi düşmesine rağmen huzursuzluğu sürüyorsa, zor ve sık nefes alıyorsa, öksürük, hırıltı, kulak ağrısı, karın ağrısı, boğaz ağrısı, devamlı kusma, sık ishal, idrar yaparken yanma, idrar renginde değişme beslenme güçlüğü varsa doktora başvurulmalı. 3 ay altında tüm ateşli çocuklar doktora götürülmeli. Çocuğunuz 2 yaşından küçükse 24 saatten fazla, 2 yaş üzerinde ise 3 günden uzun süre ateşi devam ediyorsa, ağzında kuruluk, gözyaşının olmaması, göz küresinde ve bıngıldakta çöküklük idrar miktarında azalma gibi sıvı kaybı bulguları varsa mutlaka doktor görmeli."
"Sahil kentlerinde yaşayan anne adaylarına ‘bahar yorgunluğu’ uyarısı
22 Nisan 2025 Salı - 09:15 "Sahil kentlerinde yaşayan anne adaylarına ‘bahar yorgunluğu’ uyarısı Küresel ısınma ve iklim değişiklerinin etkisinin her geçen yıl daha da hissedildiği ülkemizde bahar yorgunluğunun daha çok hissedilmeye başlandığı belirtildi. Aydın’da yıllardır hizmet veren Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, anne adaylarının bahar yorgunluğu adı verilen ve Nisan aylarında yoğun olarak görülen şikayetlerin arttığını belirterek özellikle sahil kasabalarında yaşayan kadınların bu konuda daha duyarlı olmasını önerdi. Denize kıyısı olan şehirlerde nem oranının yüksek olması nedeniyle, bahar yorgunluğu belirtilerinin daha fazla görüldüğünü belirten Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, özellikle hava sıcaklığının yoğun olduğu Aydın ve Muğla gibi illerde anne adaylarının bu durumdan daha fazla etkilendiğini kaydetti. Bu sene geç te olsa bahar mevsiminin kendisini göstermeye başladığını ifade eden Aydın, "Soğuk havaya alışan vücut bir anda havanın ısınması ile oluşan yüksek nemden ötürü kendini yorgun ve halsiz hisseder. Bu durumun asıl sebebi hava sıcaklığından ziyade nemdir. Özellikle sıcaklık ve nemin yoğun olduğu Aydın ve Muğla gibi deniz kıyısındaki şehirlerde yaşayan anne adayları bahar yorgunluğundan daha çok etkileniyor. Bu dönemde anne adayları kendini fazla halsiz, uykuya meyilli ve sinirli hissedebilir. Yeni bir hayata adaptasyon çabasından doğan stres, baharın gelmesiyle oluşan hormonal değişiklikler nedeniyle anne adayını huzursuz ve mutsuz hale getirebilir. Özellikle hamileliğin son dönemlerini yaşayan anne adayları bahar depresyonu ve yorgunluğunu çok daha fazla hissedebilir" diyerek bu olumsuzlukları daha hafif atlatabilmek için daha sakin bir hayat tercih edilmesini tavsiye etti. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, anne adaylarının özellikle bu dönemde doğal beslenmeye ve temiz havalı ortamlarda vakit geçirmesini önerdi.
Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar’dan bahar alerjilerine karşı uyarı
22 Nisan 2025 Salı - 08:43 Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar’dan bahar alerjilerine karşı uyarı Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Hacer Akşit Yaşar, ilkbahar aylarında artış gösteren polen yoğunluğunun alerjik reaksiyonlara yol açabileceğine dikkat çekerek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Doğanın canlandığı bu dönemde, özellikle rüzgârlı havalarda polenlerin daha fazla yayıldığını belirten Dr. Yaşar, alerji geçmişi olan bireylerde burun tıkanıklığı, hapşırık, göz yaşarması ve nefes darlığı gibi belirtilerin daha sık görülebildiğini ifade etti. Uz. Dr. Yaşar, "İlkbaharda artan polen yoğunluğu, alerjiye yatkın bireylerde ciddi reaksiyonlara yol açabilir. Bu durum, yaşam kalitesini düşürebilir ve bazı bireylerde astım gibi solunum yolu hastalıklarını tetikleyebilir. Özellikle sabah saatlerinde ve rüzgârlı havalarda açık alanlarda bulunmaktan kaçınılması gerekir. Maske ve gözlük kullanımı ve uzun kollu giysilerin giyilmesi polenle teması azaltmada etkili olabilir" dedi. Bahar alerjilerine karşı korunma yöntemlerini de paylaşan Uz. Dr. Yaşar, şu tavsiyelerde bulundu: "Sabah saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı; açık havada uzun süre kalınmamalıdır. Araba kullanırken camların kapalı olmasına dikkat edilmelidir. Dış ortamdan dönüldüğünde kıyafetler değiştirilmeli ve duş alarak polen kalıntılarından arınılmalıdır. Evlerin havalandırılması, polen yoğunluğunun düşük olduğu saatlerde yapılmalıdır. Gözlük ve tıbbi maske kullanımı polenle teması en aza indirir. Alerjik belirtiler yaşayan bireyler, hekime başvurarak uygun tedavi planlaması yaptırmalıdır."
Yüzde 98 doğruluk oranına sahip Türk sistemi Polonya’nın yakın takibinde
21 Nisan 2025 Pazartesi - 17:10 Yüzde 98 doğruluk oranına sahip Türk sistemi Polonya’nın yakın takibinde Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde 1 yılda, 418 bin veri girilen ve doğruluk oranı yüzde 98 olan, "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi, Polonya tarafından yakından takip edildiği aktarıldı. Geçtiğimiz yıl, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, ülke sağlık sisteminde bir ilke imza atılmış, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi öğretim üyelerince kurgulanan ve birlikte geliştirilen "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi ile panoramik diş röntgeni çektiren hastaların filmleri sisteme yüklendikten sonra filmi algılayan sistem saniyeler içinde hastanın hangi dişinde ne problem varsa doktorun bilgisayarına aktarıyordu. Geçtiğimiz yıl yüzde 95 doğruluk oranıyla çalışan sistemde 1 yıllık süre de geride bırakılırken, bu süre zarfında 418 bin veri sisteme girildi. Geçen yıl yüzde 95 olan doğruluk oranı ise yüzde 98’e çıkarıldı. 1 yılda 418 bin veri girildi, yüzde 98 doğruluk yakalandı Pilot hastane olarak seçilen Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde 1 yıldır kullanılan "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi hakkında bugün Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekim Yardımcısı Protetik Dr. Dt. Aslı Akın Canko tarafından sunum yapıldı. Hastanede yapılan sunuma TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli ve proje kapsamında yapay zeka sistemini kullanan diş hekimleri katıldı. Proje ile Polonya yakından ilgileniyor Sunumda konuşan Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli, bu projeyi gerçek anlamda uygulayan ülkenin Türkiye olduğunu, Polonya’nın ise Türkiye’de yapılan çalışmaları yakından incelediğinin altını çizdi. Geçtiğimiz yıl "Yapay Zeka İle Radyolojik Görüntü Analizi" projesi ile alakalı yapılan haberlerin Polonya basının da geniş yer aldığını fark ettiklerinin altını çizen, Eskişehir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr. Dt. Kadir Gördeli, girilen 418 bin veri ve yakalanan yüzde 98’lik başarı oranın önemli olduğuna dikkat çekti. "418 bin verinin girilmiş olması son derece önemli" TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, "İlk defa Eskişehir’de uygulanıyor olması önemli çünkü Eskişehir biliyorsunuz ilklerin şehri. Devrim otomobili, lokomotifte en az birkaç tane ürünümüz var, lityum fabrikamız buraya açtık, havacılıkta benzer çalışmalarımız var. Diş hekimlerine yardımcı olan, görüntüleme anlamında yardımcı olan yapay zekâ destekli sistemi burada görmüş olduk. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın desteği, Eskişehir’de faaliyet gösteren yine bir başka özel yazılım şirketinin desteğiyle bu hale gelmiş oldu. İlk veriler son derece önemli, biz Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu olarak sağlıkta yapay zekâ konusunun mecliste ve komisyonumuzda enine boyuna tartışmıştık. Biraz önce de arkadaşlara sordum buna benzer çalışma yapan ülke var mı diye. Bir ülkeden bahsettiler. Muhtemelen o kadar veri o ülkede de yok. Ülkemize inşallah bu verileri anonim hale getirerek, bu tip teknolojilerin gelişmesine de yardımcı olmamız gerekiyor. 418 bin verinin girilmiş olması son derece önemli. Bu kadar veri dünyada bir yıl süresinde girilmesi de açıkçası mümkün değil. Yapay zekâ sistemlerinin yakıtı, güvenilir veri. 3-5 veri de ile olmuyor 3 bin - 5 bin veri ile de olmuyor. 418 bin veri ile yüzde 98 başarı oranı elde etmek önemli diye düşünüyoruz. Bu sistem oturdukça başarı oranı artacak ve zaten burası pilot uygulama hastanesi olarak belirlenmiş. Muhtemelen Bakanlığımız, buradaki uygulamayı Türkiye genelindeki ağız ve diş merkezlerini uygulayacaktır. Bundan sonra hastalarımızın daha seri bir şekilde tedavisi mümkün olacak, hem de muhtemel hata payları en aza indirilmiş olacak" dedi.
Van’da bayılma ve nöbet şikayetlerinde sevk tarih oluyor
21 Nisan 2025 Pazartesi - 16:12 Van’da bayılma ve nöbet şikayetlerinde sevk tarih oluyor Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, nörolojik tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir adım olarak görülen "Video EEG Monitörizasyon" birimini hizmete sundu. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hizmet vermeye başlayan Video EEG Monitörizasyon Birimi, özellikle nöbetlerin gözlemlenmesi ve beyin elektriksel aktivitelerinin detaylı olarak incelenmesinde büyük önem taşıyor. Uzman hekim kadrosu eşliğinde gerçekleştirilecek ileri tetkik, hem tanı sürecini hızlandıracak hem de tedavi planlamasına önemli katkılar sağlayacak. Birim sayesinde epilepsi başta olmak üzere çeşitli nörolojik hastalıkların tanısında daha hızlı, doğru ve kapsamlı değerlendirme yapılabilecek. Daha önce yalnızca büyük merkezlerde yapılabilen bu ileri tetkik, Van’da da uygulanabilir hale geldi. Böylece, benzer şikayetlerle farklı illere sevk edilmek zorunda kalan hastalar, kendi şehirlerinde teşhis ve tedavi imkânına kavuşmuş oldu. "Bayılma ve nöbet ayrımının yapılamadığı hastalarda büyük önem taşıyor" Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, daha önce hastanede mevcut olmayan Video EEG’nin hizmete sunulduğunu belirtti. Hastaların tetkik için uzak illere veya başka merkezlere gitmek zorunda kalmayacağını ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Yönetim anlayışımızda iki temel ilke var. Birincisi, hastaların uzak illere sevk edilmesini gerektirecek tüm eksikleri gidermek; ikincisi ise hekimlerimizin tanı sürecinde, ayırıcı tanılarda ellerini güçlendirecek her türlü imkânı sağlamaktır. Bu tetkik özellikle bayılma ve nöbet ayrımının yapılamadığı hastalarda büyük önem taşıyor. Çünkü bu tür şikayetlere yol açan birçok hastalık bulunmakta; kalp hastalıkları, psikolojik hastalıklar ve nörolojik hastalıklar gibi. Bazen bu hastalıkların EEG’ye yansıyan belirtileri olabiliyor. Ayırt edebilmek için bu yöntemde hastanın beyin dalgaları kayıt altına alınırken eş zamanlı olarak video kamera ile görüntü kaydı da yapılıyor. Daha sonra bu kayıtlar, şüpheli durumların yaşandığı saatlerde izlenerek hastanın davranışları ve ortaya çıkan değişiklikler değerlendirilerek tanıya ulaşılmaya çalışılıyor. Uzun zamandır bu konuda emek veren ekip arkadaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum" dedi. Hastaneye kazandırılan cihazın birçok fayda sağlayacağını dile getiren Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Ayvaz Yeler ise, "Özellikle gerçek nöbet ile yalancı nöbet ayrımının yapılmasında, uzun süre tanı konulamayan ya da aile tarafından fark edilip tanıda güçlük yaşanan vakaların netleştirilmesinde büyük katkı sunacaktır. Aynı şekilde yalancı nöbet tanısı almış ancak aslında başka bir durumu olan hastaların da doğru şekilde teşhis edilmesine yardımcı olacaktır" diye konuştu. Epilepsinin halk arasında "sara hastalığı" olarak bilindiğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Kiraz da, "Vücutta titreme ve bilinç değişikliği ile karakterize, nörolojik bir hastalıktır. Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülmektedir. Epilepsi tanısı bazen psikojen nöbetlerle karışabildiğinden tanı koymak güçleşebilir. Bu nedenle hastalara uzun süreli Video EEG Monitorizasyonu yapılarak daha doğru tanı konulabilmektedir. Video EEG’nin amacı; hastayı saatlerce, bazen günlerce izleyerek doğru tanıyı koyabilmektir. Dirençli epilepsi hastaları için ise bazen epilepsi cerrahisi gerekebilir. Bu nedenle Video EEG bizlere bu süreçte önemli katkılar sağlar" şeklinde konuştu. Nöroloji Uzmanı Dr. Muhammet Okay Örün ise hastanede Video EEG Monitörizasyon Odasının kurulduğunu dile getirerek, "Bu odada hastalarımıza saatlik, günlük, hatta gerektiğinde bir hafta ya da birkaç hafta süren Video EEG çekimleri yapılabilmektedir. Hastaların başına yerleştirilen elektrotlarla beyin aktiviteleri kaydedilirken aynı anda video görüntüleri de alınmaktadır. Bu yöntem sayesinde epileptik odaklar tespit edilebilmektedir. Amacımız, bu ünite aracılığıyla epilepsi tanısını kesinleştirmektir" dedi.
Van’da bayılma ve nöbet şikayetlerinde artık sevk tarih oluyor
21 Nisan 2025 Pazartesi - 16:06 Van’da bayılma ve nöbet şikayetlerinde artık sevk tarih oluyor Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, nörolojik tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir adım olarak görülen "Video EEG Monitörizasyon" birimini hizmete sundu. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hizmet vermeye başlayan Video EEG Monitörizasyon Birimi, özellikle nöbetlerin gözlemlenmesi ve beyin elektriksel aktivitelerinin detaylı olarak incelenmesinde büyük önem taşıyor. Uzman hekim kadrosu eşliğinde gerçekleştirilecek ileri tetkik, hem tanı sürecini hızlandıracak hem de tedavi planlamasına önemli katkılar sağlayacak. Birim sayesinde epilepsi başta olmak üzere çeşitli nörolojik hastalıkların tanısında daha hızlı, doğru ve kapsamlı değerlendirme yapılabilecek. Daha önce yalnızca büyük merkezlerde yapılabilen bu ileri tetkik, Van’da da uygulanabilir hale geldi. Böylece, benzer şikayetlerle farklı illere sevk edilmek zorunda kalan hastalar, kendi şehirlerinde teşhis ve tedavi imkânına kavuşmuş oldu. "Bayılma ve nöbet ayrımının yapılamadığı hastalarda büyük önem taşıyor" Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, daha önce hastanede mevcut olmayan Video EEG’nin hizmete sunulduğunu belirtti. Hastaların tetkik için uzak illere veya başka merkezlere gitmek zorunda kalmayacağını ifade eden Başhekim Sarıkaya, "Yönetim anlayışımızda iki temel ilke var. Birincisi, hastaların uzak illere sevk edilmesini gerektirecek tüm eksikleri gidermek; ikincisi ise hekimlerimizin tanı sürecinde, ayırıcı tanılarda ellerini güçlendirecek her türlü imkânı sağlamaktır. Bu tetkik özellikle bayılma ve nöbet ayrımının yapılamadığı hastalarda büyük önem taşıyor. Çünkü bu tür şikayetlere yol açan birçok hastalık bulunmakta; kalp hastalıkları, psikolojik hastalıklar ve nörolojik hastalıklar gibi. Bazen bu hastalıkların EEG’ye yansıyan belirtileri olabiliyor. Ayırt edebilmek için bu yöntemde hastanın beyin dalgaları kayıt altına alınırken eş zamanlı olarak video kamera ile görüntü kaydı da yapılıyor. Daha sonra bu kayıtlar, şüpheli durumların yaşandığı saatlerde izlenerek hastanın davranışları ve ortaya çıkan değişiklikler değerlendirilerek tanıya ulaşılmaya çalışılıyor. Uzun zamandır bu konuda emek veren ekip arkadaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum" dedi. Hastaneye kazandırılan cihazın birçok fayda sağlayacağını dile getiren Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Ayvaz Yeler ise "Özellikle gerçek nöbet ile yalancı nöbet ayrımının yapılmasında, uzun süre tanı konulamayan ya da aile tarafından fark edilip tanıda güçlük yaşanan vakaların netleştirilmesinde büyük katkı sunacaktır. Aynı şekilde yalancı nöbet tanısı almış, ancak aslında başka bir durumu olan hastaların da doğru şekilde teşhis edilmesine yardımcı olacaktır" diye konuştu. Epilepsinin halk arasında "sara hastalığı" olarak bilindiğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Mustafa Kiraz da, "Vücutta titreme ve bilinç değişikliği ile karakterize, nörolojik bir hastalıktır. Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülmektedir. Epilepsi tanısı bazen psikojen nöbetlerle karışabildiğinden tanı koymak güçleşebilir. Bu nedenle hastalara uzun süreli Video EEG Monitorizasyonu yapılarak daha doğru tanı konulabilmektedir. Video EEG’nin amacı; hastayı saatlerce, bazen günlerce izleyerek doğru tanıyı koyabilmektir. Dirençli epilepsi hastaları için ise bazen epilepsi cerrahisi gerekebilir. Bu nedenle Video EEG bizlere bu süreçte önemli katkılar sağlar" şeklinde konuştu. Nöroloji Uzmanı Dr. Muhammet Okay Örün ise hastanede Video EEG Monitörizasyon Odasının kurulduğunu dile getirerek, "Bu odada hastalarımıza saatlik, günlük, hatta gerektiğinde bir hafta ya da birkaç hafta süren Video EEG çekimleri yapılabilmektedir. Hastaların başına yerleştirilen elektrotlarla beyin aktiviteleri kaydedilirken aynı anda video görüntüleri de alınmaktadır. Bu yöntem sayesinde epileptik odaklar tespit edilebilmektedir. Amacımız, bu ünite aracılığıyla epilepsi tanısını kesinleştirmektir" dedi.
Bitlis’te 5 bin 382 hastaya ek randevu
21 Nisan 2025 Pazartesi - 15:39 Bitlis’te 5 bin 382 hastaya ek randevu BİTLİS (İHA) – Bitlis’te Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu bekleyen 6 bin 393 kişiden 5 bin 382’sine telefonla ulaşılarak ek randevu oluşturuldu. Açıklamalarda bulunan Bitlis İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Gökhan Güzeltaş, Bitlis Tatvan Devlet Hastanesinde Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu bekleyen hasta sayısının 6 bin 393 kişi olarak tespit edildiğini belirterek, "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha hızlı ulaşabilmesini sağlamak amacıyla farklı branşlarda ek randevular planlanarak talepte bulunan hastalarımıza öncelik verilmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde, 5 bin 382 hasta talebi değerlendirilmiş ve hastalarımıza telefonla ulaşarak ek randevular oluşturulmuştur. Böylece bu hafta, normal randevulara ek olarak 5 bin 382 hastamıza daha sağlık hizmeti sunulmuştur. Bu sürecin hayata geçirilmesinde gönüllülük esasıyla fedakarca görev alan tüm hekim arkadaşlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum. Özverili katkılarınız, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmada çok kıymetlidir. Ayrıca, bu organizasyonun planlanmasında ve etkin bir şekilde yürütülmesinde büyük emekleri olan Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökmen Reyhanlı’ya ve değerli yönetim ekibine teşekkürlerimi sunuyorum. MHRS yoğunluğunu azaltmak ve ilimizde sağlık hizmetlerinin daha etkin, ulaşılabilir ve sürdürülebilir şekilde sunulması en önemli önceliklerimizdendir" dedi.