SAĞLIK
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:58 Etin kalitesini bozup proteinini düşürmeyin Kurban Bayramı’nda kurbanlıkların kesiminin ardından hemen dolaplara alınan etlerin kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, etlerin 5-6 saat bekletilmesinin son derece önemli olduğunu kaydetti. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Önder Yıldız, kurban kesiminin ardından etin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bilgiler verdi. Vatandaşların kesim sonrası en büyük hatasının etleri hemen dolaplara kaldırmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Kesimden sonrası bizim için son derece önemli. Kesimden sonra etlerin uygun ortamlarda 5-6 saat süreyle güneş almayan yerde küçük parçalara ayırılmış şekilde bekletilmesi gerekir. Bu, etin olgunlaşmasını sağlayacak, bakterilerin üremesini engelleyecek. Hem de insanlarımızın sağlıklı bir şekilde et tüketimini sağlayacaktır" dedi. Etlerin hemen dolaba atılmasının birçok kayıplara neden olduğuna değinen Yıldız, "Halkımızın yaptığı en büyük hata şu; kesimden sonra etlerin hemen buzdolabı ya da derin donduruculara konularak muhafaza edileceğini düşünüp uygulaması. Bu uygulama etin kalitesini bozuyor. Ölüm sertleşmesi ve orada oluşabilecek olumsuz bakterilerin yok edilmesi noktasında etlerin küçük parçalara ayrılarak güneş almayan yerlerde 5-6 saat muhafaza edilerek olgunlaşmasını sağlaması gerekir. Bu ortamların oluşturulmasının ardından paketlenerek ya buzdolabına ya da derin donduruculara konulabilir. Eğer ki böyle yapılmazsa buradaki risk başta etin kalitesini düşürür, bozulur. Olgunlaşma bakterileri orada görev yapmadığı için lezzetinde, kokusunda ve sertliğinde bazı sıkıntılar oluyor. Tüketiminde de hem damak tadı olarak hem kalite olarak hem de protein ile besleyici değerler yönünden kayıplara neden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz son derece önemli" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:51 Baş diyetisyenden kurban eti uyarısı: "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir" Diyetisyen Filiz Beycan, Kurban Bayramı boyunca aşırı ve dengesiz beslenmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, kurban etinin en az 12-24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Diyetisyeni Filiz Beycan, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda vatandaşlara uyarılarda bulundu. Bayram boyunca kontrolsüz et tüketiminin sindirim sistemi problemleri başta olmak üzere kolesterol, trigliserid ve tansiyon yükselmesine neden olabileceğini ifade eden Beycan, özellikle kurban etinin kesilir kesilmez tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Bayram sabahında hafif bir kahvaltı yapılmasının önemli olduğunu belirten Beycan, "Kurban etini en az 12-24 saat dinlendirmemiz gerekir. Etin içerisindeki ölüm sertliği dediğimiz bir sertlik oluşur ve bu da sindirim sistemimizde problemlere yol açabilir. Yediğimizde eğer hazımsızlık, şişkinlik oluşmasını istemiyorsak etimizi mutlaka dinlendirmeliyiz. Onun için ilk önce kahvaltıda peynir, yumurta tarzı protein kaynaklarından oluşan, yanına zeytin, yeşillikler eklenmiş bir dilim tam buğday ekmeği tarzında bir kahvaltı yapabiliriz" dedi. "Gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor" Et pişirme yöntemlerine de değinen Beycan, "Daha çok haşlama, ızgara veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmemiz gerekiyor. İçerisine ekstra tereyağı veya kuyruk yağı gibi yağlar kullanmamak lazım ki sağlığımız olumsuz etkilenmesin. Bir diğer önemli hususumuz sebze yemeklerini mutlaka tüketmemiz lazım. Hem etin sindirimini artırabilmek hem de içerisindeki demir emilimini artırabilmek için yanına sebze veya salata ilavesi yapmamız gerekiyor. Mutlaka yanında su tüketimi çok önemli. Böbreklerimize proteinden bir yük binecektir. Bu yükün hafifletilmesi için de gün içerisinde mutlaka 2,5 litre kadar su tüketmemiz gerekiyor. Aynı zamanda kahve ve çayın fazla tüketilmesi de vücuttaki sıvı ihtiyacını artıracağı için su tüketimi bu yönden de önemli" şeklinde konuştu. "Etin yanında asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edilebilir" Vatandaşların en sık yaptığı hatalardan birinin eti kesilir kesilmez tüketmek olduğunu söyleyen Beycan, "Eti kesilir kesilmez pişirmememiz gerekiyor ki sindirim sisteminde problemlere, hazımsızlığa, şişkinliğe, kabızlığa yol açmasın. Bir diğer husus yine etin yanında mutlaka sebze ve salatanın tüketilmesi gerekiyor. Bu da bizim sindirim sistemimizi daha rahatlatacaktır. Çok kızartmalı, yağlı değil de haşlama tarzı olabilir. İçerisinde baharatları çok fazla kullanmamak gerekir ki sindirim sistemimiz daha rahat çalışsın. Bunlara dikkat edebiliriz. Yine dediğimiz gibi su tüketimi çok önemli. Etin yanında mutlaka asitli içecekler değil de ayran, su tarzı içecekler tercih edebiliriz" ifadelerini kullandı. "Kolesterol hastaları haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketebilir" Kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların beslenmelerine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Beycan, "Eğer hastamız diyabet hastasıysa tatlı tüketmesini, hamur işi tüketmesini hiç istemiyoruz. Ancak ikramlık olarak meyve tüketebilir veya kuru yemiş, kuru meyve gibi hafif ikramlıklar tercih edilebilir. Bunun yanında eğer kalp damar hastalığı mevcutsa, kolesterol yükseklikleri varsa et miktarları çok önemli. Haftada iki defa 90-120 gramı aşmayacak şekilde et tüketmesi gerekiyor. Yine pişirirken yağlı değil de yağsız etleri tercih etmesini istiyoruz. Bunun yanında tansiyon hastalarımız için pişirirken içerisine ekstra tuz ilavesi yapmamalarını istiyoruz ki tansiyon yükselmesi meydana gelmesin. Sindirim ve mide problemleri olanlarda da daha çok haşlama öneriyoruz. Kızartılmış etler sindirim sisteminde problemlere yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Eti tekrar dondurmuyoruz, aksi halde zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" Etin saklama koşullarına ilişkin de bilgi veren Beycan, etlerin küçük porsiyonlara ayrılması gerektiğini ifade ederek, "3-4 gün içerisinde tüketeceksek buzdolabında 0-4 derecede, bir hafta içerisinde tüketeceksek daha çok eksi 2 derecede saklayabiliriz. Ama uzun vadede, yaklaşık 6 ay kadar bir süre saklamayı planlıyorsak eksi 18 derecede dondurarak muhafaza etmemiz gerekiyor. Pişireceğimiz zaman da oda sıcaklığında, kaynar su altında veya kalorifer yanında çözdürme işlemi yapmamalıyız. Buzdolabı içerisinde uzun sürede çözdürme yapmamız gerekiyor ki bakterilerin oluşmasını önleyelim. Ve çözdürdüğümüz eti tekrar dondurmuyoruz. Eğer dondurursak zehirlenme etkisi ortaya çıkabilir" şeklinde konuştu. Bayram boyunca aşırı et tüketiminin halsizlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi ve gut gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirten Beycan, dengeli porsiyonlarla birlikte sebze tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:45 Diyetisyen Gamze Söylemez: "Etin en az 24 saat dinlendirip yumuşamasını bekleyin" Kurban etinin, hayvan kesildikten hemen sonra pişirilmemesi gerektiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, etin en az 24 saat dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kesilen etin daha sert olduğunu ve bu nedenle sindirimi zorlayacağını ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez; "Dinlendirişmiş eti yavaş ve kısık ateşte kendi suyu ile pişirin, bu esnada iç yağ ve kuyruk yağı da koymayın. Etler büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine konularak veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler eksi 18 derece derin dondurucuda 3 ay süreyle saklanabilir. Etler kıyma haline getirilirse, buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Parça et ise 2-3 gün saklanabilir" dedi. "Etin yanında pirinç pilavı, patates, börek olmasın" Sindirimi zor olan kırmızı etin, hazımsızlık ve şişkinlik olmaması için akşam yemeklerinde değil, öğle yemeklerinde yenilmesini tavsiye eden Söylemez, sözlerine şöyle devam etti; "Kurban etini yine kırmızı et gibi geç saatte tüketmeyin. Bayram diye et yemeyi abartmayın. Günde 100-150 gramdan (örneğin yaklaşık 3-4 köfte) daha fazla et yemeyin. Ayrıca etin yanında pirinç pilavı, patates, börek gibi glisemik indeksi yüksek besinleri de tüketmemeye özen gösterin. Zira bayramda hazımsızlık ve kabızlık yakınmaları sık görülebileceğinden etin yanında sebze yemekleri ya da salata yiyin." "Kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olanlar dikkat " Eti mangalda yapmanın ya da kavurma olarak tüketmenin, Kurban Bayramı’nın önemli ritüellerinden biri olarak görüldüğünü ifade eden Diyetisyen Gamze Söylemez, "Kavurmayı ne kahvaltıda ne de geç saatteki akşam yemeklerinde yemeyin. İlla eti mangalda pişirecekseniz yakmayın. Mangalda yanmış et mide, pankreas ve kalın bağırsak kanseri için risk oluşturabilir. Düzenli beslenin 2-3 saatte bir bir şeyler atışırın. Sıvı alımına dikkat edin ve günde 2-3 litre su tüketin. Çay, kahve gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Yemekleri çok iyi çiğneyerek tüketin Bayramda bilinçsizce et/çikolata/tatlı tüketimi mide yanması gaz şişkinlik hazımsızlık ve bağırsak sistemi bozukluklarına yol açabilir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve porsiyon kontrolünde dikkatli olmalıdır. Sağlıklı yaşamın en temel kurallarından biri olan fiziksel aktivitenin artırılması anlamında günlük yürüyüşler yapabilir, bayram süresi boyunca kilo kontrolünüze destek olabilirsiniz" diye konuştu.
Göz ardı edilen spor yaralanmaları kalıcı sakatlıklara yol açabilir
14 Nisan 2025 Pazartesi - 11:28 Göz ardı edilen spor yaralanmaları kalıcı sakatlıklara yol açabilir Sporcu sakatlıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Adil Turan, geç kalınan müdahalelerin kronik problemlere ve kalıcı sakatlıklara neden olabileceğini söyledi. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Adil Turan, spor yaralanmaları ve tedavi süreçleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Modern yaşamda sporun hem profesyonel hem de amatör düzeyde yaygınlaştığını vurgulayan Doç. Dr. Turan, yoğun ve rekabetçi yapılan spor aktivitelerinin çeşitli sakatlanma risklerini de beraberinde getirdiğine dikkat çekti. "Yaralanmalara zamanında müdahale edilmeli" Spor travmatolojisinin; sporcularda meydana gelen kas-iskelet sistemi yaralanmalarının tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini kapsayan bir alan olduğunu kaydeden Doç. Dr. Turan, "Diz ve omuz bağ yaralanmaları, menisküs yırtıkları, omuz çıkıkları, tenisçi dirseği, stres kırıkları ve kas-tendon zorlanmaları bu alanda sık karşılaşılan sorunlardan sadece birkaçıdır" dedi. Erken tanı ve tedavinin önemine değinen Doç. Dr. Turan, "Erken tanı, uygun tedavi ve doğru bir rehabilitasyon süreciyle sporcular hem sahalara hem de günlük aktivitelerine daha hızlı ve güvenli şekilde dönebilir. Göz ardı edilen ya da geç müdahale edilen yaralanmalar ise kronik problemlere, hatta kalıcı sakatlıklara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Sadece profesyonel sporcular değil" Yaralanma riski taşıyan bireylerin yalnızca profesyonel sporcularla sınırlı olmadığını belirten Doç. Dr. Turan, "Sanılanın aksine düzenli egzersiz yapan bireyler, hafta sonu sporcuları ve çocuklar da bu tür travmalara maruz kalabiliyor. Yanlış ısınma, yetersiz antrenman bilgisi, uygun olmayan zemin veya ekipman, alışık olunmayan egzersizler bu riski artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. "Omuz yaralanmaları yüzücü ve tenisçilerde yaygın" Omuz ekleminin anatomik yapısı nedeniyle instabiliteye açık olduğunu söyleyen Doç. Dr. Turan, "Genç sporcularda anterior omuz çıkığı en sık görülen durumlardan biridir. İlk çıkığın ardından tedaviye rağmen tekrar etme riski yüksek olup, bu durumda cerrahi müdahale gerekebilir. Rotator manşet patolojileri ise özellikle yüzücüler ve tenisçilerde sık görülür" dedi. "Spor dosttur ama bilinçsiz yapılmamalı" Spor travmatolojisinin sadece tedaviyi değil, sporcunun sahalara güvenle dönüşünü de kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Turan, "Ortopedik bilgi birikimiyle desteklenen modern tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde sporcular, performanslarına daha kısa sürede ve güvenle dönebilmektedir. Spor dosttur ama bilinçsiz yapıldığında zarar verebilir. Vücudumuzu dinlemeli, bilinçli hareket etmeli ve gerektiğinde mutlaka uzman desteği almalıyız" uyarısında bulundu.
ASDEP çalışanları Sağlık-Sen ile görüşerek sorunların çözüm ve öneri raporlarını teslim etti
14 Nisan 2025 Pazartesi - 10:54 ASDEP çalışanları Sağlık-Sen ile görüşerek sorunların çözüm ve öneri raporlarını teslim etti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında ASDEP kapsamında istihdam edilen sözleşmeli personel, statü farkının giderilmesini yönündeki sorun ve çözüm raporlarını Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal’a sundu. ASDEP 4/D çalışanlar temsilcisi Abdurrahman Akyol, Sağlık-Sen Şube Başkanı Anmal’i ziyaret ederek Şırnak Aile ve Sosyal Hizmet İl Müdürlüğündeki saha çalışmaları aile ve sosyal destek personelince hazırlanan sorun ve çözüm önerilerinden oluşan raporu sundu. Anmal, sosyal hizmet, psikoloji, sosyoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, çocuk gelişimi, aile ve tüketici bilimlerinden oluştuğunu ifade ederek, ASDEP personeli arasındaki statü farkının giderilmesi yönünde gerekli adımların atılmasını beklediklerini söyledi. Sorun ve çözüm önerilerinden oluşan raporu teslim alan Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Anmal ise kamuda farklı iş ve istihdamlar ile farklı ücretlerle çalışanlar arasında ciddi rahatsızlıklar olduğunu ifade ederek kamu personel rejimi ile ilgili Memur-Sen genel merkezi tarafından yapılan çalışmalara dikkat çekti. Son zamanlarda Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan yönetimindeki genel merkez yöneticilerinin Aile ve Sosyal Hizmet Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde bir çok sorunun çözülmesine öncülük edildiğini, ilgili bakan ve çalışma ekibinin çözümlere duyarlılığı ve yakın ilgileri ile sorunların bir bir çözüldüğünü ifade eden Anmal, "Sağlık-Sen genel merkezimizin sorunlara karşı kararlı ve yorulmaz çalışmaları ile bunların çözüldüğünü büyük bir mutlulukla takip ediyoruz. ASDEP çalışanların hazırladıkları raporu kamu çalışanların çözüm merkezi Sağlık-Sen genel merkezimize ulaştıracağız, umut ediyoruz ki genel başkanımız öncülüğünde daha önce bir şok çözülmez denilen sorunlara çözümüne vesile olduğu gibi bu arkadaşlarımızın sorunları da masaya serip gerekli çalışmaların ardında çözüme kavuşacaktır" şeklinde konuştu.
"Sağlıklı beslenme ile kalp hastalıklarını önlemek mümkün"
14 Nisan 2025 Pazartesi - 10:05 "Sağlıklı beslenme ile kalp hastalıklarını önlemek mümkün" Beslenmenin kalp sağlığını korumanın en temel ve etkili yollarından biri olduğuna dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Doğaç Okşen, "Ne yediğimiz, kalp-damar sistemimizin nasıl çalışacağını doğrudan etkiler. Sağlıklı bir beslenme düzeni; kan basıncını dengeler, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutar, kan şekerini düzenler ve damar sertliğini önler. Dengeli ve bilinçli bir beslenme tarzı; yalnızca kalp hastalıklarını önlemekle kalmaz, mevcut risk faktörlerinin de kontrol altına alınmasına yardımcı olur" dedi. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Doğaç Okşen, 14-20 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla sağlıklı bir kalp için yapılması gerekenler konusunda açıklamada bulundu. Kalp hastalıklarından korunmanın büyük ölçüde mümkün olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Kalp-damar hastalıklarının çoğu, yaşam tarzıyla doğrudan ilişkilidir ve risk faktörleri kontrol altına alınarak önlenebilir ya da geciktirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 80’i önlenebilir niteliktedir. Kalp ve damar hastalıkları dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Ancak bu tablo kader değil. Uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp hastalıklarının büyük kısmı önlenebilir" diye konuştu. "30’lu yaşlarda kalp krizi vakaları arttı" Kalp hastalıklarının genellikle 50 yaş üstünde sık görüldüğünü söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Ancak son yıllarda hareketsiz yaşam tarzı, kötü beslenme ve stres nedeniyle 30’lu yaşlarda da kalp krizi vakaları artmaktadır. Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri erken yaşta ortaya çıkarsa, hastalık da daha erken kapıyı çalabiliyor. Genelde erkeklerde kadınlara kıyasla kalp hastalığı riski daha yüksektir. Erkeklerde kalp hastalıkları genellikle daha erken yaşlarda başlar (özellikle 45 yaş sonrası). Kadınlarda ise menopoz sonrası koruyucu östrojen etkisinin azalmasıyla risk artar (genellikle 55 yaş sonrası belirginleşir). Yani kadınlar da özellikle 50 yaş sonrasında dikkatli olmalıdır" dedi. "Her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçiriyor" İstatistiki verilerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Türkiye’de kalp hastalıkları ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. 2024 yılı itibariyle TÜİK ve Türkiye Sağlıkta Hizmet Derneği (TSHD) verilerine göre, her yıl yaklaşık 200 bin kişi kalp krizi geçirmektedir. Kalp-damar hastalıkları, tüm ölümlerin yüzde 36’sını oluşturarak ülkemizdeki en yaygın ölüm nedenlerinden biri olma özelliğini korumaktadır" şeklinde konuştu. "Kalp sağlığını olumsuz etkileyen durumlar" Kalp sağlığını olumsuz etkileyen birçok faktör bulunduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Okşen, şu bilgileri paylaştı: "Bu faktörler kontrol edilebilen ve edilemeyen riskler olarak ikiye ayrılır. Kontrol edilebilir risk faktörleri, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir veya azaltılabilir. Bunların başında sigara kullanımı gelir. Sigara, damarların daralmasına, kanın pıhtılaşmasına ve kalp krizinin kolaylaşmasına neden olur. Yüksek tansiyon (hipertansiyon), damar iç yüzeyine zarar verir ve kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine zemin hazırlar. Yüksek kolesterol ise damar duvarlarında plak birikimine neden olur ve damarların tıkanmasına yol açar. Diyabet hastalarında damar hasarı daha hızlı geliştiği için kalp hastalığı riski önemli ölçüde artar. Ayrıca fazla kilo ve obezite; kan basıncını, kolesterolü ve insülin direncini artırarak kalp sağlığını tehdit eder. Hareketsiz yaşam tarzı, kalbin dayanıklılığını azaltır ve kilo alımına neden olur. Sağlıksız beslenme (özellikle fazla tuz, şeker ve doymuş yağ tüketimi), kalp-damar sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. Aşırı alkol tüketimi ritim bozukluklarına ve kalp kası zayıflığına yol açabilir. Kronik stres ve kötü uyku düzeni de kalp sağlığı üzerinde baskı oluşturur, kortizol düzeylerini artırarak tansiyonu yükseltebilir." "Aşırı tuz tüketimi kalbin daha fazla çalışmasına neden oluyor" Beslenmenin, kalp sağlığını korumanın en temel ve etkili yollarından biri olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Okşen, "Ne yediğimiz, kalp-damar sistemimizin nasıl çalışacağını doğrudan etkiler. Sağlıklı bir beslenme düzeni; kan basıncını dengeler, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutar, kan şekerini düzenler ve damar sertliğini önler. Buna karşılık, sağlıksız beslenme alışkanlıkları kalp hastalıklarının temel nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Kalp dostu bir diyet; sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, sağlıklı yağlar (özellikle zeytinyağı ve Omega-3 yağ asitleri) ve az miktarda doymuş yağ içeren besinlerden oluşmalıdır. Lif oranı yüksek gıdalar kolesterolün emilimini azaltır. Trans yağlar ve aşırı doymuş yağ içeren işlenmiş gıdalar ise kötü (LDL) kolesterolü artırarak damar tıkanıklığına neden olabilir. Aşırı tuz tüketimi, vücutta sıvı tutulumuna ve yüksek tansiyona yol açar; bu da kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Şekerli içecekler ve yüksek glisemik indeksli gıdalar ise obezite, insülin direnci ve diyabet riskini artırarak kalp hastalıklarına zemin hazırlar. Aynı zamanda fazla kilo, kalbin yükünü artırır ve kalp yetmezliği gelişimini kolaylaştırabilir. Sonuç olarak, dengeli ve bilinçli bir beslenme tarzı; yalnızca kalp hastalıklarını önlemekle kalmaz, mevcut risk faktörlerinin de kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Sağlıklı beslenme bir tedavi değil, bir önleme stratejisidir ve kalp sağlığı açısından vazgeçilmezdir" ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Okşen, kalp krizi riskini azaltacak 10 öneriyi şöyle açıkladı: "Sigarayı bırakın: Sigara içmek kalp krizi riskini 2–4 kat artırır. Sigarayı bırakmak, riski kısa sürede azaltır. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta düzey (tempolu yürüyüş, bisiklet) egzersiz yapın. Fiziksel aktivite, damar elastikiyetini artırır ve kolesterolü dengeler. Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar içeren Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin. Trans yağ, fazla tuz ve şekerden kaçının. Tansiyonunuzu kontrol altında tutun: Yüksek tansiyon (hipertansiyon), damar hasarına ve kalp krizine yol açabilir. Tansiyonunuzu düzenli ölçtürün, gerekirse ilaç tedavisini aksatmayın. Kolesterol ve trigliserit seviyelerinizi takip edin: Yüksek LDL (kötü kolesterol) ve düşük HDL (iyi kolesterol) düzeyleri risk oluşturur. Doymuş yağları azaltarak ve lifli besinleri artırarak kolesterolünüzü dengeleyin. Kan şekerinizi kontrol edin: Diyabet hastalarında kalp krizi riski 2–4 kat daha fazladır. Düzenli kan şekeri ölçümü, sağlıklı beslenme ve ilaç kullanımı önemlidir. Stres yönetimi yapın: Kronik stres, kalp ritmini ve tansiyonu bozarak riski artırabilir. Meditasyon, nefes egzersizleri, hobi edinme gibi yöntemlerle stresle baş edin. Yeterli ve kaliteli uyuyun: Günde 6–8 saat düzenli uyku, kalp sağlığını destekler. Uyku apnesi gibi rahatsızlıklar varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Aşırı alkol, ritim bozukluğu ve yüksek tansiyon riskini artırabilir. Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın: Kalp sağlığı için kan basıncı, kolesterol, EKG ve gerekirse efor testi gibi rutin kontrolleri aksatmayın."
Doç. Dr. Aktaş, kanserde erken tedavinin önemine dikkat çekti
14 Nisan 2025 Pazartesi - 09:53 Doç. Dr. Aktaş, kanserde erken tedavinin önemine dikkat çekti Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökmen Aktaş, kanserde erken tedavinin önemine dikkat çekti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökmen Aktaş, mide kanserinde erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla sindirim sistemiyle ilgili bazı belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. "Belirtiler hafife alınmamalı" Mide kanserinin genellikle sinsi bir şekilde ilerlediğini belirten Doç. Dr. Aktaş, "Mide kanseri başlangıçta belirti vermeyebilir ya da hafif hazımsızlık ve şişkinlik gibi günlük hayatla ilişkilendirilebilecek şikayetlerle kendini gösterebilir. Ancak uzun süren mide ağrısı, iştahsızlık, ani kilo kaybı, kanlı kusma ya da dışkıda kan gibi belirtiler varsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" dedi. Mide kanseri riskini artıran etkenlere de değinen Aktaş, "Helicobacter pylori enfeksiyonu, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı tuzlu ve tütsülenmiş gıdaların tüketimi, sigara ve alkol kullanımı ile ailede mide kanseri öyküsü, önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Bu risk grubundaki bireylerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis, tedavi şansını artırıyor" Tanı ve tedavi süreci hakkında da bilgi veren Aktaş, erken evrede teşhis edilen mide kanserinin cerrahi müdahale ve uygun onkolojik tedavilerle tamamen iyileştirilebileceğini söyledi. Geç evrelerde teşhis konulması halinde ise tedavi sürecinin çok daha zorlu geçtiğini belirten Aktaş, "Düzenli taramalar ve hastalıkla ilgili farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Aktaş, mide kanserinden korunmada sağlıklı yaşam tarzının etkili olduğunu da hatırlatarak, "Dengeli beslenmek, işlenmiş gıdalardan uzak durmak, ideal kiloyu korumak, sigarayı bırakmak ve alkol tüketimini sınırlamak mide sağlığı açısından önemlidir. Ayrıca düzenli egzersiz yapmak ve stresi yönetmek, bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser riskini azaltabilir" diye konuştu.
Niğde’de ebeler için afet ve doğum eğitimi verildi
14 Nisan 2025 Pazartesi - 09:48 Niğde’de ebeler için afet ve doğum eğitimi verildi Sağlık Bakanlığı’nın Normal Doğum Eylem Planı kapsamında, Ebelik Normal Doğum Bilgi ve Beceri Artırma ile Afete Hazır Olunuş Eğitimi Niğde’de başladı. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi ile İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen eğitim programı, 7-11 Nisan 2025 tarihleri arasında Niğde’deki sağlık personelinin katılımıyla gerçekleşti. Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen program, doğum hizmetlerinin niteliğini artırmayı, ebelerin bilgi ve becerilerini güncellemeyi ve afet gibi olağanüstü durumlara yönelik hazırlık kapasitelerini güçlendirmeyi amaçlıyor. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özlem Aşçı’nın koordinatörlüğünde yürütülen eğitim kadrosunda Dr. Öğr. Üyesi Sibel Karakoç, Araştırma Görevlisi Esra Ecemiş, Niğde İl Sağlık Müdürlüğü eğitimcileri Ebe Nagehan Parabaş Sarı ve Ebe Özlem Bilim, Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Ebe Narin Arıkan ile Ebe Takdir Sevgili, Bor Devlet Hastanesi’nden ise Ebe Serpil Bayatlı ve Ebe Fahriye Göçbeyli yer aldı. Katılımcı ebelerin mesleki yeterliliklerini güçlendirmeyi hedefleyen eğitimde, normal doğum süreçlerinin yönetimi, anne ve bebek sağlığına yönelik güncel uygulamalar ile afet durumlarında hızlı ve etkin müdahale yöntemleri ele alındı. Program sonunda katılımcı sağlık çalışanlarına sertifikaları düzenlenen törenle verildi.
Prof. Dr. Habib Bilen; "Şeker kalbi vuruyor"
14 Nisan 2025 Pazartesi - 09:06 Prof. Dr. Habib Bilen; "Şeker kalbi vuruyor" Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Habib Bilen, Türkiye’de şeker hastalığının (diyabet) oldukça kötü olduğunu, her 100 kişinden 14’nde şeker hastalığının görüldüğünü belirterek, "Bunun iki nedeni var. Hem beslenme alışkanlığı hem de spor yapılmıyor. Ülkemizde birinci sarada yer alan kalp hastalıkları ölümlerinin altında da ‘şeker hastalığı’ var " diye söyledi. Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Habib Bilen, "Türkiye’de diyabet hastalığı toplumun %14.5 inde görülmektedir. Bu oran dünya genelinde %10.5 ve Avrupa kıtasında ise %9 civarındadır. Ülkemizde daha sık görülmesi birçok faktör ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar arasında; beslenme alışkanlıkları, şişmanlık (obezite sıklığı), hareketsiz yaşam tarzı, hızlı kentleşme ve genetik yatkınlık gibi bazı nedenler sayılabilir. Neden ne olursa olsun gelecekte de ülkemizde diyabet hastalığının sık görülen bir hastalık olacağı tahmin edilmektedir. Buna ilave olarak hastaların yaklaşık %50 si diyabet hastası olduğunun farkında değildir" şeklinde söyledi. "Kalp hastalıklarına davetiye çıkarıyor" Şeker hastalığının kalp ve damar hastalıklarına davetine çıkardığını vurgulayan Prof. Dr. Habib Bilen, " Dünya genelinde önde gelen en önemli ölüm nedeni kalp damar hastalıklardır. Diyabetli hastalarda kalp hastalığı görülme sıklığı 4 kat daha fazladır. Bütün nedenlere bağlı kalp ölümlerinin 1/3 ü diyabete bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Diyabetik hastalarda görülen kalp hastalıkları; Koroner Arter Hastalığı (KAH) ve Kalp Krizi (Miyokard Enfarktüsü), kalp yetmezliği (yapısal bozukluk), Serebrovasküler Hastalıklar (İnme), Periferik Arter Hastalığı ( kalp dışı birçok damarda ve özellikle bacak damarlarında kanlanma bozukluğu) gibi hastalıklardır. Bu durumlara sürekli ve kontrolsüz kan şekeri yüksekliğine maruz kalma, insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kan yağlarındaki bozukluklar, sinir sistemi bozuklukları ve böbrek hasarı katkıda bulunmaktadır. Ayrıca diyabet hastalığı diyalize neden olan kalıcı böbrek hastalığı, görme kayıpları, ayak yaraları ve uzuv kaybı, sinir sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar için de önemli bir risk faktörüdür." "Spor yapın haraketli yaşamınız olsun" " Avrupa’da en sık diyabet görülen ülke olan Türkiye’de eğer gerekli önlemler alınmaz ise 2045 yılında ülkemiz nüfusunun beşte birinin diyabetli olabileceğine dair tahminler yapılmaktadır" diyen Prof. Dr. Habib Bilen, " Bu nedenle diyabete bağlı kalp hastalığı nedenli ölüm riski ve ilişkili diğer hastalıklar nedeni ile ekonomik maliyetler de önemli derecede artış gösterecektir. Toplum temelli ulusal eylem planları ( düzenli spor, hareketli yaşam tarzı ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması), gıda endüstrisi ile ilgili düzenlemeler, erken tanı ve uygun tedavi uygulamaları ile bu durumdan kaçınmak mümkün olabilecektir. Bunun dünyada başarılı uygulamaları mevcuttur. Örneğin Finlandiya’ da yapılan ulusal diyabet önleme programı ile 10 yıl içeresinde riskli bireylerde diyabet gelişim riski %58 oranında azaltılmıştır" diye anlattı. "Atatürk Üniversitesi’nde her türlü tedavi mevcut" Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde, diyabet hastalarının tedavilerin başarılı bir şekilde yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Habib Bilen, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği kuruluşundan bu yana Erzurum ili ve çevresindeki yaklaşık 11 vilayete referans klinik olarak hizmet vermekte olduğunu ve Erzurum’un yanı sıra Bayburt, Kars, Ağrı, Iğdır, Muş, Bingöl, Erzincan, Ardahan ve diğer illerden de gelen hastaların tedavi ve takiplerinin yapıldığını belirtti. Prof. Dr. Habib Bilen , " Endokrinoloji bilim dalı temel olarak hormon ve metabolizma hastalıkları ile ilgili bir kliniktir. Bu kapsamda genel olarak; diyabet ve metabolik hastalıklar, tiroid bezi hastalıkları, endokrin hipertansiyon ve böbrek üstü bezi hastalıkları, kemik ve mineral metabolizması bozuklukları, üreme endokrinolojisi gibi birçok hastalığın tanı, tedavi ve izlemleri yapılmaktadır. Kliniğimizde; Dinamik hormon testleri, Endokrin görüntülemeler (ileri radyolojik ve nükleer Tıp Teknikleri), Metabolik cerrahi öncesi ve sonrası endokrinolojik değerlendirme, Tip 1 Diyabetli hastalarda karbonhidrat sayımı ve pompa tedavisi hazırlık uygulamaları da yapılmaktadır" bilgisini verdi.
Samsun’da ‘Hasta Okulu’ başladı: İlk ders KOAH
14 Nisan 2025 Pazartesi - 08:30 Samsun’da ‘Hasta Okulu’ başladı: İlk ders KOAH Samsun’un Çarşamba ilçesinde Çarşamba Devlet Hastanesi tarafından hayata geçirilen "Hasta Okulu Projesi" kapsamında eğitimler başladı. Vatandaşlara ücretsiz olarak hizmet veren proje, bölgede bir ilk olma özelliği taşıyor. Hasta Okulu’nun ilk dersini Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Selen Ala Çıtlak verirken, eğitime Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Aykut Özturan da katıldı. Proje hakkında bilgi veren Dr. Özturan, "Toplumda kronik hastalık tanısı alan bireylerin sayısı giderek artmakta. Bu hastalıklar kesin çözüme kavuşmasa da, yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun tedavilerle kontrol altında tutulabiliyor. Hasta Okulu ile hastalarımıza ve yakınlarına, yaşadıkları sağlık sorunlarında bilgi desteği sağlamayı, farkındalık kazandırarak yaşam kalitelerini artırmayı hedefliyoruz" dedi. İlk dersin konusunun KOAH hastalığı olduğunu belirten Özturan, "KOAH hastalarının tedaviye uyumu, atak sıklığı ve cihaz kullanımı konularında bilinçlenmeleri büyük önem taşıyor. Bu eğitimler sayesinde hastalarımız daha bilinçli hareket edebilecek. Projenin devam edeceğini ve tüm vatandaşların katılımına açık olduğunu belirtmek istiyorum" diye konuştu. Uzm. Dr. Fatma Selen Ala Çıtlak ise eğitimde KOAH hastalığında atakların azaltılması için dikkat edilmesi gerekenler ile ilaç ve cihaz kullanımına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Derse katılan hastalar, uygulamadan memnun kaldıklarını ifade etti.