DÜNYA - 07 Kasım 2012 Çarşamba 16:25

TÜRKİYE`NİN DRENAJI EN GÜÇLÜ STADYUMU RİZE`DE

A
A
A
TÜRKİYE`NİN DRENAJI EN GÜÇLÜ STADYUMU RİZE`DE

Bir çok alanda örnek gösterilen Rize Yeni Şehir Stadyumu, drenaj sistemi açısından Türkiye`nin en güçlü sahasına sahip bulunuyor.
Başbakan Recep Tayip Erdoğan`ın talimatı ile bir çoğu inşaatçılardan oluşan Rizeli iş adamlarının kurduğu, Rize Yatırım A.Ş tarafından inşa edilen Rize Yeni Şehir Stadyumu bir çok açıdan örnek gösteriliyor. FIFA kriterlerine uygun olarak inşa edilen stadyum önümüzdeki yıllarda Türkiye`de yapılacak U 20 Dünya Kupası müsabakalarının bir bölümüne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken güçlü drenajı ile de dikkat çekiyor.
Rize Türkiye`nin en çok yağış alan ili olmasına rağmen bugüne kadar stadyumda her hangi bir göllenme yaşanmadı. Konu hakkında bilgi veren Çaykur Rizespor İdari Koordinatörü Ensar Halitağaoğlu, ``Biz bu stadyumu inşa ederken kesinlikle kar zarar hesabı göz önünde bulundurmadık. Projenin hazırlık aşamasında Rize`nin bol yağış alışını göz önünde bulundurarak yurt içinde ve yurt dışında incelemeler yaptık. Bol yağış alan İngiltere`de ki sahalarda incelemelerimiz oldu. Yaptığımız incelemeler neticesinde çim bölümün altındaki 50 cm`lik bölümde kırık çakıl kullanmadık. Maliyetinin çok yüksek olmasına rağmen oval dere çakılı kullandık. Kırık çakıl zamanla zeminde kalıplaşıp suyun yol bulmasını engelliyor. Dere çakılında ise bu sorunda karşılaşılmıyor. Bir çok önemli stadyumda göllenme oluşurken bizim sahamızın drenajı güçlü ve özel olduğu için kesinlikle göllenme yaşanmıyor. Geçtiğimiz yıl Rize`de şehir merkezi 1 metre su altına kalıp şehir afet bölgesi ilan edilirken insanlar maça gelemedi. Ancak maçın hakemi sahada her hangi bir sorun bulunmadığı için maçı tatil etmedi. Bu şekilde sahamızın drenaj gücünü test etme imkanı da bulmuş olduk`` dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Baksan Sanayi Sitesi’nde ’balık tutulan’ yer onarıldı, diğer sokaklar aynı kaldı Eskişehir Baksan Sanayi Sitesi’nde esnafın olta ile balık tutuyormuş gibi kameralara poz verdiği yerde onarım başlarken, diğer sokaklar yine aynı şekilde kaldı. Esnaf Ertuğrul Doğan, "Balık tutulan yeri onardılarsa, o zaman biz de şortla gezip yüzeceğiz" dedi. Geçtiğimiz günlerde İhlas Haber Ajansı (İHA) tarafından, "İzahı olmayan şeyin mizahı oldu, sürekli göle dönen sokakta balık tutmaya başladılar" başlıklı bir haber basına servis edildi. Haberde, Baksan Sanayi Sitesi’nin 89’uncu bloğunda olta ile balık tutuyormuş gibi kameraya poz veren esnafın şikayeti konu alındı. İHA’nın haberi sonrası belediye ekiplerince sokakta onarım çalışması başlatıldı ancak diğer yerler yine aynı şekilde kaldı. Yetkili kurumlar tarafından bu durumla ilgili bir açıklama yapılmazken, çevre esnafı tepkisini dile getirildi. Esnaf, onarımın sadece haber yapılan sokak ile sınırlı kalmamasını ve tüm yolların düzeltilmesini istediklerini söyledi. "Büyükşehir Belediyesi ne zaman yapacak?" Bir imalathanede çalışan Ahmet Kapsız, "Yollarımızın durumu çok kötü, çamurdan geçemiyoruz çünkü asfalt yok. Altyapı çalışması yapıldı ama üstüne asfalt dökülmedi. Neredeyse bir sene oldu. Büyükşehir Belediyesi ne zaman yapacak? Çamurdan, sudan, çukurdan geçemiyoruz. Neredeyse 8 aydır burası böyle. Ben işe bisikletle gidip geliyorum. Bisikleti kullanamıyoruz" şeklinde konuştu. "Ağlanacak halimize güler hale geldik" Baksan Sanayi Sitesi’nde 1985 yılından beri çalıştığını ifade eden Ertuğrul Doğan ise şu ifadeleri kullandı: "Buraya altyapı getirdiler. Altyapı hizmetinden dolayı teşekkür ederiz ama geri kalan asfaltlama işi olmadı. Bizim burada sorunumuz, yollar çok sıkıntılı. Bir de çöp sıkıntımız var. Koca kış bu sıkıntıyı yaşadık. Artık ağlanacak halimize güler hale geldik. Müşterilerimiz geliyor, dükkanı tarif ederken, ’Çöplükten dönün’ diyoruz. Biz buraya katı katı vergisi ödüyoruz." Muhabirin, esnafın oltayla balık tutuyormuş gibi poz verdiği yerin onarıldığını belirterek sorduğu soruya cevap veren Doğan, "O zaman biz de ne yapalım? Yüzeyim mi ben de? Yani balık tutan yerini onardılarsa, o zaman demek ki biz de şortla gezeceğiz. Burayı da onarsınlar" dedi.
İzmir Prof. Dr. Mercangöz, Kuşadası’nda tarihe ışık tutan kazıyı anlattı Kuşadası Kadıkalesi-Anaia bölgesinde gerçekleştirilen kazıyı yürüten Prof. Dr. Zeynep Mercangöz, ilk dönem kazı çalışmaları ve bu süreçte elde edilen verileri paylaştı. Etnografya Müzesi Müdürü Doç. Dr. Dilek Maktal Canko’nun moderatörlüğünde gerçekleşen "Kuşadası Kadıkalesi Anaia İlk Dönem Kazıları" başlıklı söyleşiye; akademisyenler, öğrenciler ve tarih meraklısı vatandaşlar katıldı. Kazı çalışmalarının başlangıç sürecini aktaran Prof. Dr. Zeynep Mercangöz, "Kazıya 2001 yılında müze kurtarma kazısı olarak başladık. İlk geldiğimizde buranın bu kadar çok katmanlı bir yerleşim olduğunu bilmiyorduk. Çalışmalar ilerledikçe Prehistorik dönemden Erken Tunç Çağı’na, Miken ve Helenistik dönemlerden Bizans ve Osmanlı dönemine kadar uzanan kültür katmanlarıyla karşılaştık. Bu süreçte genç arkeologlara eğitim ve deneyim kazandırdık; onları sahada yönlendirerek hem teknik bilgi hem de saha pratiği sağlamaya çalıştık. Kazı alanında yürütülen çalışmaların öğrenciler için eşsiz bir öğrenme ortamı oluşturduğunu vurguluyorum. Genç ekip, kazı alanında her buluntuya dokunarak ve her katmanı okuyarak tarihsel süreci öğrenme fırsatı buldu" diye konuştu. "Buluntular Anaia’nın tarihine ışık tutuyor" Kazılarda ortaya çıkan buluntulara değinen Prof. Dr. Mercangöz, "Özellikle Bizans dönemine ait yoğun buluntular, Anaia’nın Orta Çağ’daki önemini açık biçimde ortaya koyuyor. Kilise yapısında narteks, apsis ve synthronon gibi mimari unsurları açığa çıkardık. 5. yüzyıla tarihlenen ayazma ve vaftizhane yapısının altından çıkan 740 tarihli sikke, bize yapının deprem sonrası güçlendirildiğini gösterdi. Günlük yaşam buluntularında ise çok sayıda hayvan kemiği, ticari ortamda kullanılan kemikten cep terazileri ve Orta Çağ’a tarihlenen tuğlalar üzerinde pati izleri karşımıza çıktı. Bu buluntular, Anaia’nın tarihine ışık tutuyor ve kazının sahadaki her ayrıntıyı belgeleyerek geçmişi gün yüzüne çıkardığını görüyoruz" diye konuştu. Söyleşi sonunda Doç. Dr. Dilek Maktal Canko, Prof. Dr. Zeynep Mercangöz’e "Teşekkür Belgesi" takdim etti.
Ankara Elektrikli araç sahiplerinin beklediği düzenleme kabul edildi Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanı İbrahim Öz, elektrikli araç şarj hizmetlerine ilişkin yeni düzenlemelerin kabul edildiğini açıkladı. Öz, Gelecek Enerji programında sektördeki son gelişmeleri ve rakamları paylaştı. Elektrikli araç şarj hizmetlerine ilişkin yeni düzenlemelerin kabul edildiği Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanı İbrahim Öz tarafından açıklandı. Yeni düzenlemeye göre, işletmeciler AC üniteler için tek fiyat, DC üniteler için tek fiyat belirlemekle yükümlü olacak. Böylece kullanıcılar karmaşık tarife yapıları yerine daha net, karşılaştırılabilir ve öngörülebilir bir ücret yapısıyla karşılaşacak. Öte yandan, şirketler artık belirli saatlerde veya belirli lokasyonlarda indirim uygulayabilecek. Bu düzenlemenin özellikle talebin düşük olduğu zaman dilimlerinde daha avantajlı fiyatların oluşmasına imkân tanıyacağı ve rekabeti güçlendireceği belirtildi. Ödeme kolaylığı kapsamında ise 1 Temmuz’dan sonra otoyol ve devlet yollarında kurulacak tüm DC şarj ünitelerinde kredi kartı entegrasyonu zorunlu olacak. Böylece kullanıcılar uygulama indirmeden veya üyelik oluşturmadan ödeme yapabilecek. Şarj tüketimi rekor kırdı Ocak ayında şarj istasyonlarındaki toplam tüketimin 60 gigavat-saati aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığı bildirildi. Geçen yılın aynı ayında bu rakamın yaklaşık 19 gigavat-saat seviyesinde olduğu, araç sayısında ise 400 bine yaklaşıldığı ifade edildi. Türkiye’de her yeni satılan 5 araçtan 1’inin elektrikli olduğu kaydedildi. Soket sayısının 40 bine ulaştığı, bunun yaklaşık 22 bin 900’ünün AC, 17 bin 100’ünün DC olduğu aktarıldı. Bu verilerin elektrikli araç ve şarj piyasasının güçlü bir büyüme evresine girdiğini gösterdiği belirtildi. Elektrikli araçlarda maliyet avantajı Elektrikli araçlarda ortalama tüketimin 100 kilometrede 15-18 kilovat-saat seviyesinde olduğu belirtilirken, halka açık AC şarj ünitelerinde kilometre maliyetinin yaklaşık 1,4-1,8 lira, DC hızlı şarj ünitelerinde ise ortalama 2-2,4 lira aralığında gerçekleştiği kaydedildi. Benzinli araçlarda 100 kilometrede ortalama maliyetin 400-450 lira, dizel araçlarda 300-350 lira, LPG’li araçlarda ise 280-300 lira seviyelerinde olduğu ifade edildi. Bu çerçevede elektrikli araçların özellikle AC şarj kullanıldığında belirgin maliyet avantajı sunduğu vurgulandı. Tavan fiyat gündemde yok Şarj hizmeti piyasasının serbest piyasa esasına göre işlediği belirtilirken, şu aşamada tavan fiyat uygulamasının gündemde olmadığı ifade edildi. Bununla birlikte piyasa dengesinin bozulduğu durumlarda gerekli çalışmaların yapılabileceği bildirildi. 2035 projeksiyonu Elektrikli araç ekosistemindeki ivmenin Türkiye’nin ölçek büyütme dönemine girdiğini gösterdiği belirtilirken, 2030’da elektrikli araç sayısının 1,5-2 milyon bandında, 2035’te ise 4 milyonu aşan seviyeye ulaşmasının öngörüldüğü kaydedildi. Yeni düzenlemeyle şarj hizmetleri piyasasının daha şeffaf, daha rekabetçi, daha güvenli ve kullanıcı odaklı bir yapıya kavuşturulmasının amaçlandığı ifade edildi.