EKONOMİ - 11 Nisan 2012 Çarşamba 13:04

BAKAN BAОIŞ: ``HIRS VE ÇIKARLARIN LİDERLERİ NASIL ZIVANADAN ÇIKARDIОINI SURİYE`DE İZLİYORUZ``

A
A
A
BAKAN BAОIŞ: ``HIRS VE ÇIKARLARIN LİDERLERİ NASIL ZIVANADAN ÇIKARDIОINI SURİYE`DE İZLİYORUZ``

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, katıldığı ``15. Avrasya Ekonomi Zirvesi``nde ideolojik ve ayrıştırıcı yaklaşımların Avrasya coğrafyasına karşı büyük haksızlık olduğunu belirterek, ``Bireysel hırs ve çıkarların liderleri nasıl zıvanadan çıkardığını, nasıl zalimleştirdiğini en yakında Suriye`de izliyoruz`` dedi.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı`nda 50 ülkeden 200`ün üzerinde temsilcinin katılımıyla düzenlenen 15. Avrasya Ekonomi Zirvesi başladı. Zirveye TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Türk Hava Yolları Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil ve çok sayıda davetli katıldı.
Toplantıda konuşan Bakan Bağış, ``Avrupa ile Asya`yı birleştiren Avrasya, Avrupa ile Asya`nın tam ortasında bulunan İstanbul`da insanlığa yepyeni barışı, refah ve umut köprüleri kurarken 15. Avrasya Ekonomisi de bundan önceki 14 zirve gibi bu köprülerin ayağını biraz daha güçlendirecek. 50 ülkeden 200`ün üzerinde katılımcıyla adeta küçük bir Birleşmiş Milletler manzarasının toplandığı bu zirve, inanıyorum ki Avrasya`nın zenginliklerini gerçek manada değerlendirebilmek için önemli katkılar sağlayacaktır. Bu yıl bronz yılını kutlayan Avrasya Ekonomi Forumu bölgemiz için, dünya için altın fırsatlar yaratmaya devam edecektir`` dedi.
Avrasya`nın Avrupa`dan bağımsız bir kavram ve coğrafya olmadığı gerçeğini özellikle vurgulamak istediğini ifade eden Bakan Bağış, ``Ben bütün cesaretimi toplayarak şu anda burada sizlerin huzurunda bulunuyorum ve bir kez daha bu vesile ile Avrasya`nın Avrupa`dan bağımsız bir kavram ve coğrafya olmadığı gerçeğini özellikle vurgulamak istiyorum. Bugün Türkiye`nin önemli bir ekonomik aktör olarak içinde bulunduğu Avrasya bölgesi, 25 milyon kilometrekare alanı kapsayan bir coğrafyada 310 milyondan fazla bir nüfusu barındırıyor. Zengin enerji kaynakları, 1,6 trilyon dolara yaklaşan toplam milli geliri ve 1 trilyon doların üzerindeki ticaret hacmi ile Avrasya, büyük bir ekonomik ve jeopolitik güç merkezini temsil ediyor. Bütün bu veriler de gösteriyor ki Avrasya coğrafyası, tarihte olduğu gibi bugün de stratejik önemini muhafaza etmektedir. Özellikle Arap Baharı sürecinde Avrasya`nın çok daha fazla öne çıktığını, öneminin arttığını müşahede ediyoruz`` diye konuştu.
Egemen Bağış, Avrasya coğrafyasının her zaman güç mücadelelerin bir parçası olduğuna dikkat çekerek, ``Türkiye de bu kritik coğrafyada her zaman bir istikrar kaynağı olarak, en önemlisi de bu coğrafyanın ortak çıkarlarına hak ve adaletten yana vurgu yaparak öne çıkıyor. İster dünyanın satranç tahtası deyin, ister Heartland deyin. Ne derseniz deyin Avrasya coğrafyası her zaman güç mücadelelerinin bir parçası olmuştur değerli dostlar. Avrasyacılık gibi bir ideolojinin ortaya çıkması ve bir kutuplaşma aracı haline getirilmesi de esasen bu güç mücadelesinin bir yansıması olarak görülebilir. Hatırlarsanız bir zamanların diktatörleri ``˜Avrasya`ya hükmeden, dünyaya hükmeder` diyorlardı. Ama maalesef bugün de birçoğunun hala onların dediği gibi bu coğrafyaya hükmetmeye çalışan anlayışları sahiplendiğini, Avrasya coğrafyasının bir işbirliği değil de çatışma alanı olarak anıldığını üzülerek görüyoruz`` dedi.
Dünyanın kalbi olarak anılan Avrasya coğrafyasına hükmetmeye çalışmanın dünyaya kalp krizi geçirtmekten başka bir sonuç doğurmayacağını belirten Bakan Bağış, ``Avrasya coğrafyasına baktığında sadece enerji kaynaklarını, zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını görüp iştahları kabaranlar, bu coğrafyanın en önemli zenginliğinin dinamik insan potansiyeli olduğunu unutuyorlar. Avrasyacılık gibi Avrasya Birliği gibi kutuplaştırıcı ideolojik yaklaşımlar da bu coğrafyanın insanlığın refahına yapabileceği katkıların çıkar çatışmasına heba edilmesine sebep oluyor. Bu tür ideolojik ve ayrıştırıcı yaklaşımlar, açık söylüyorum, Avrasya coğrafyasına ve bu coğrafyanın insanlarına karşı büyük bir haksızlıktır. Bakınız değerli dostlar; bireysel hırs ve çıkarların liderleri nasıl zıvanadan çıkardığını, nasıl zalimleştirdiğini en yakında Suriye`de izliyoruz. Kendi koltuğunu sağlama almak için, şahsi ikbali peşinde koştuğu için bir liderin nasıl kendi halkına kurşun sıkacak kadar, masum sivilleri hedef alacak kadar akli melekelerini yitirdiğini görüyoruz. Bu zirveden de ben Suriye`deki vahşetin durdurulması noktasında burada bir araya gelen saygın misafirlerimizin hassasiyetlerini esirgemeyeceğini düşünüyorum`` şeklinde konuştu.
Bakan Bağış, Avrasya coğrafyasının hiçbir şahsi güç için kendi çıkarlarını ve hedeflerini kendi başına gerçekleştirebilecek imkana sahip olduğu bir coğrafya olmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
``Bu coğrafyayı hegemonyası altına almak isteyenler, buradaki tablodan da beyhude bir çaba içinde olduklarını anlamalılar. O halde Avrasya coğrafyasını artık ``˜kaybet-kaybet` denkleminden çıkarıp, ``˜kazan-kazan` denkleminin merkezi haline getirmek için daha fazla vakit kaybedilmemelidir. Bunun için de Avrasya Birliği`ni kurumsal ve kutuplaştırıcı bir zeminden ziyade en önce zihinlerde gerçekleştirmeli ve böylece barış ve refah adına tarihi bir eşiği aşma iradesini gösterebilmeliyiz.``
``TÜRKİYE İÇİN AB ÜYELİОİNİN HİÇBİR ŞEKİLDE ALTERNATİFİ VEYA YEDEĞžİ YOKTUR``
Bakan Bağış, ``AB`ye tam üyelik ilk başvuruyu yaptığımız 1959 yılından bu yana Türkiye için her zaman stratejik bir hedef ve devlet politikası olarak süregelmiştir ve öyle olmaya da devam edecektir. Bugün Avrupa Birliği sürecinde Türkiye`nin karşı karşıya kaldığı haksızlıklara veya sürecin tıkanıklığına bakarak ülkemize farklı adresler gösterenler hem Türkiye`ye, hem de o gösterdikleri adreslere haksızlık ediyorlar`` dedi.
Bağış, Türkiye`nin AB üyeliğinin bugün Avrasya birliği ile hedeflenen amaçları da yerine getirecek simgesel ve tarihi bir adım olacağına dikkat çekerek, ``Eğer Avrasya Birliği`nden kasıt samimi olarak Avrupa ve Asya`nın zenginliklerini bir araya getirmek ve ortak işbirliği alanları oluşturmaksa Türkiye`nin AB üyeliği zaten bunu sağlamış olacak. Bir diğer önemli husus, Avrupa`nın Asya`yı, Asya`nın Avrupa`yı dışladığı, ötekileştirdiği her denklem Avrasya coğrafyasının da her şeyden önce kendine yabancılaşması sürecini beraberinde getirecektir. Bu tarihi yanılgıya dur demenin de tam vaktidir ve bu yanılgıyı da Türkiye`nin AB üyeliği düzeltmiş olacaktır`` diye konuştu.
Türkiye`nin AB üyeliğinin Avrasya coğrafyasına etkilerini anlatmak bakımından istatistiklere de değinen Bakan Bağış, ``Türkiye`nin 1986 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile dış ticaret hacmi 630 milyon dolar. 1996 yılına geldiğimizde bu rakam 5,6 milyar dolara çıkmış. Peki, 12 yıl sonraya gelelim. 2008 yılında bu 5,6 milyar dolar, nereye yükselmiş biliyor musunuz? Tam tamına 53,2 milyar dolar. Yani neredeyse 10 kat artış var. 2009`da tabii küresel krizin de etkisiyle bu rakam 35 milyar dolara düşmüş ama 2010`da yeniden artış eğilimine girerek 42,2 milyar dolara yükselmiş. Yani Türkiye`nin toplam dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 15`i. Tabii bölgeyle yatırım alanlarımızın başında müteahhitlik sektörü geliyor`` dedi.
Sektörde bölgeye ait yatırımlarını da anlatan Bakan Bağış, şunları söyledi:
``Türkiye Müteahhitler Birliği verilerine göre 1972-2010 yılları arasındaki dönemde gerçekleştirilen yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin toplam tutarı 187,7 milyar dolardır. Bunun 85 milyar doları, yani yarısına yakını, Avrasya bölgesinde hayata geçirilmiştir. Bu veriler dahi Türkiye AB üyesi olduğunda Avrupa ve Asya`nın birbirine tam manasıyla kavuşmuş olacağını gösteriyor. Avrupa`nın en hızlı büyüyen ekonomisi olarak, ileri demokrasi kararlılığıyla son 9,5 yılda ortaya büyük bir reform iradesi koyan bir hükümet olarak AB standartlarını yakalama konusundaki ilerleyişimizi devam ettireceğiz. Sözlerime son verirken şunu da özellikle bu platformda belirtmek isterim ki, Türkiye yarım asırlık AB entegrasyon sürecindeki tecrübelerini Avrasya`nın Avrupa dışında kalan bölümüne de aktarmaya hazırdır. Avrasya coğrafyasının zenginliklerine ulaşmanın yolu bu bölgenin bir çatışma değil de işbirliği alanı haline getirilmesinden geçiyor ve Türkiye`nin AB üyelik süreci bu gerçeğe ışık tutuyor.``
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Savaşın gölgesi Doğu Karadeniz turizminin üzerine düştü, rezervasyonlar durdu Doğu Karadeniz turizmi, Körfez’de yaşanan savaş ve siyasi krizlerin etkisiyle rezervasyon iptalleri, Nevruz döneminde yaşanan durgunluk ve yaz sezonuna ilişkin belirsizlikle birlikte son yılların en kritik süreçlerinden birine girdi. Özellikle Ortadoğu pazarına bağlı olarak gelişen bölge turizmi, son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle rezervasyon iptalleri ve durgunlukla karşı karşıya kaldı. Nevruz döneminde beklenen hareketliliğin yaşanmaması, sektör temsilcilerinin dikkatini turizm çeşitliliğinin önemine çekti. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) Karadeniz Bölgesi Temsilcisi Metin İnan, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İnan "2004 yılında başlayan Orta Doğu pazarı ciddi anlamda bir büyüme sağlamıştır. Bu büyüme Karadeniz’de bütün illere de sirayet etmiştir. 2018 yılına kadar ciddi anlamda bu süreç Karadeniz’de ilerlemişti. Ortadoğu’da Karadeniz bölgesi bir cennet tabiriyle gösterilmiştir ve özellikle son 10 yıla baktığımızda ciddi anlamda bir yoğunluk yaşadık. Ortadoğu’dan müşterilerin her ülkeden misafirlerini burada ağırladı çok yoğun bir 10 yıl oldu. Ortadoğu‘daki her ülkeden misafirleri burada ağırladık" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilendiğini vurgulayan İnan, "Coğrafi olarak Türkiye’nin konumu Orta Asya’da yaşanabilecek en ufak siyasi krizler veya savaşlar yüzünden maalesef turizm konusunda en çok etkilenen ülkedir. Türkiye’de bu savaşta gördü ki İran sınırındaki şehirler ve Karadeniz bölgesi ciddi anlamda etkilenmiştir. Nevruz da bunu gördük. yaşadık. Otellerimize var olan bir çok rezervasyonlar iptal edildi. Nevruz döneminde yaşadığımız 15 günlük süreç maalesef bu yıl boş geçti" diye konuştu. "Yaz dönemine ait hiçbir rezervasyon yok" Bu yıl Ortadoğu’daki vatandaşların rezervasyon yapmadığına dikkat çeken İnan, "Şuanda yaz dönemine ait hiçbir rezervasyon yok. Ortada net bir şey görülmediği için Ortadoğu’daki misafirlerimiz rezervasyon yapmadı. Bu süreç henüz başlamadı. Bu süreç içerisinde biz ciddi bir şey gördük. Turizm çeşitliliğinin çok önemli olduğunu gördük. Karadeniz bölgesi yüzde 90 itibari ile Ortadoğu misafirlerine yönelik çalıştığı için burada yaşanılabilecek en ufak bir krizde maalesef turizm çok etkileniyor. Bizler bu süreçte turizm çeşitliliğinin önemini gerçekten fark ettik. Artık bununla alakalı gelecekte çalışmamız gerekiyor" şeklinde konuştu. Tanıtım çalışmalarına da değinen İnan, "2018 yılında Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kuruldu. Bölgelerdeki turizm çeşitliliğini arttırmak adına ciddi anlamda tanıtımlar yapılıyor. Şu anda savaş bölgesi en yakın komşumuz olmasına rağmen Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı dünyanın birçok ülkelerinde Türkiye’nin savaştan olumsuz bir şekilde etkilenmediğini göstermek adına bir çok tanıtım yaptı. Bu anlamda turizm çeşitliliğini önümüzdeki yıllarda kazanacağımızı düşünüyorum. Çalışmalar çok güzel gidiyor" ifadelerini kullandı.
Adana Çukurova’yı yağmur vurdu: Tarım arazileri sular altında Adana’da son 3 gündür etkili olan sağanak yağış, Yüreğir ilçesinde tarım arazilerini sular altında bıraktı. Dron ile havadan görüntülenen bölgede mısır, karpuz ve kavun başta olmak üzere birçok ürün zarar gördü. Çukurova’nın tarım başkenti Adana’da, son aylardaki yağışlar tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Özellikle mart ayının son haftalarında etkisini artıran yağışlar nedeniyle Yüreğir Ovası’nda birçok tarla su altında kaldı. Dron ile görüntülenen alanlarda, ekili arazilerin büyük bölümünün sularla kaplandığı görüldü. Bölgede mısır, karpuz, kavun, domates ve biber ekimi yapılırken, bazı alanlarda ise narenciye hasadının henüz tamamlanmadığı öğrenildi. "Çiftçimizin zararı büyük" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, aşırı yağışların çiftçiyi zor durumda bıraktığını belirterek, "Adana ilimizde son 3 aydır aralıksız yağan yağışlar var. Özellikle son 3 günde yağan yağmurlar nedeniyle çoğu araziler sular altında kaldı. Şu anda martın son haftalarındayız arazide mısır, karpuz, kavun, domates ve biber ekimi yapıldı. Ekilen mısır tohumları ile karpuz ve kavun fideleri sular altında kalarak bozuldu, çiftçimizin zararı büyük" dedi. "Çiftçiler yeniden ekim yapmak zorunda kalacak" Yağışların uzun süredir devam ettiğine dikkat çeken Doğan, "Aralık sonundan bu yana yağışlar sürüyor. Şubat ayının 19’undan sonra Ceyhan ve Seyhan nehirleri yükseldi ve bölgede sıkıntı yeniden arttı. 2024-2025 yılları kurak geçmişti, şu an ise aşırı yağıştan dolayı çiftçilerin çoğu ürününü ekemedi. Ekilen mısır tohumlarının büyük kısmı boşa gitti, çiftçiler yeniden ekim yapmak zorunda kalacak" ifadelerini kullandı. "Bazı bölgelerde zarar daha büyük" Karataş başta olmak üzere bazı bölgelerde karpuz fidelerinin de zarar gördüğünü belirten Doğan, yüksek kesimlerde ise zararın daha az olduğunu söyledi. Mehmet Akın Doğan, "Çukurda kalan ekinler tamamen zarar gördü ancak yüksek kesimlerdeki karpuz ve kavunlar zarar görmedi. Ovanın genelinde kot farkı düşük olduğu için tarla içindeki su ile drenaj kanallarındaki su seviyesi aynı seviyede. Bu nedenle suyun akma şansı yok" diye konuştu. "Drenaj kanalları yeterince temizlenmedi" Drenaj sistemlerine de dikkat çeken Doğan, "Devlet Su İşleri’nin (DSİ) kışa girmeden önce tüm drenaj kanallarını temizlemesi gerekiyordu ancak bu temizlik yeterince yapılmadı. Eğer gerekli temizlik ve tamirat yapılsaydı, sular çekilmiş ve tarlalar kurtulmuş olabilirdi" dedi. Öte yandan Mehmet Akın Doğan, zarar gören çiftçiler için destek isteyip TARSİM kapsamında mısır ekili alanların bitki yüzeye çıkmadığı için sigorta kapsamına girmediğini, ancak karpuz, kavun, domates ve biber gibi ürünlerde fidelerin zarar görmesi halinde sigorta kapsamında değerlendirilebildiğini sözlerine ekledi. "Beklentimizden daha fazla yağmur yağdı" Çiftçi Cemal Kaya ise bölgede 300 dönüm mısır ektiğini ve sular altında kaldığını anlatarak şunları söyledi: "Birinci ürün olarak mısır ektik. Yağmurdan dolayı arazimiz iki gündür sular altında, büyük ihtimalle ürünümüz tamamen çürümüştür. Şu anda ektiğimiz 300 dönüm yer var, henüz ekemediğimiz yerlerimiz de var. Ektiğimiz 300 dönüm ve arkadaşlarımızın ektiği araziler şu an tamamen sular altında, büyük ihtimalle hepsi çürüyecek. Böyle bir yağmur beklemiyorduk. Beklentimizden daha fazla yağmur yağdı ve DSİ’nin drenajı suyu çekmediği için arazilerimiz sular altında kaldı. Devletimizden yardım bekliyoruz."
Hatay Akaryakıt karıştığı iddia edilen yağmur suyu birikintisinden içerek telef olan küçükbaş hayvanların yavrularını biberonla yaşatmaya çalışıyorlar Hatay’ın Yayladağı ilçesinde yaşayan Nurullah Şengül’e ait 43 küçükbaş hayvan, otlatmadan döndüğü esnada akaryakıt ve adblue karıştığı iddia edilen yağmur suyu birikintisindeki zehirli olduğu tahmin edilen suyu içtikten sonra telef oldu. Anneleri telef olan yavruların beslenemedikleri için için telef olmaya başladıklarını ifade eden Şengül, kalan yavruları ailesiyle birlikte biberon yardımıyla sütle besleyerek hayatta kalmalarını sağladıklarını söyledi. Yayladağı ilçesi Çaksına Mahallesi’nde yaşayan Nurullah Şengül, hayvancılık yaparak geçimini sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan talihsiz olayda; Dağdüzü Madencilik firmasına ait taş ocağının önünde biriken yağmur suyundan su içen Şengül’e ait hayvanlar, ahıra 80 metre kala rahatsızlanıp yere yığılarak telef olmaya başladılar. Hayvanlarının yere yığıldığını gören Şengül, hayvanlarını kontrol ederken hepsinin telef olduğunu gördü. Otlatmaya çıkardığı 72 küçükbaş hayvandan 43’ü Adblue ve içtiği sudan zehirlenerek telef oldu. Yayladağı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bağlı ekipler gelerek olay yeri incelemesi yaptıktan sonra sudan numuneler aldı ve hayvanlardan birisini alarak Adana’ya gönderdi. Adana Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü Laboratuvarı’nda numuneler üzerinde yapılacak incelemelerin ardından hayvanların kesin telef olma nedenleri belirlenecek. Zehirli sudan içerek telef olan 43 hayvanın 41 yavrusu annesiz kalınca aç kaldılar. Anneleri telef olan 41 yavru, aç kaldıkları için günler geçtikte telef oldular. Şuana kadar 15’ten fazla yavrunun telef olduğunu ifade eden Şengül, kalan yavruları ailesiyle birlikte biberon yardımıyla sütle besleyerek hayata tutundurmaya çalıştıklarını söyledi. "Ölen hayvanlarımızdan 41 hayvanın, 41 yavrusu vardı" Zehirlenen hayvanlardan geriye kalan yavruları hayatta tutabilmek için biberonla beslediklerini söyleyen Nurullah Şengül, "Geçen hafta perşembe günü akşam iftara yarım saat kala olan talihsiz bir olay sonucunda 43 hayvanımız telef oldu. Yukarıda çıktığımız taş ocağında yağmur suyuna karışan adblue ve akaryakıt olduğunu düşündüğümüz sudan içen hayvanlarımız telef oldu. Şuan için raporun çıkmasını bekliyoruz, çıkana kadar da bunun takipçisi olacağız. Adblue ve yağmur suyunun karışımından içmiş ve aradan 7 dakika sonra tamamen hayvanlar yollarda dökülüp çoğu yolda öldü. Yolda öldüğünden sonra buraya eş dostun sayesinde toparladık ve götürüp imha edildi. Ölen hayvanlarımızdan 41 hayvanın 41 yavrusu vardı. Yavruların 13’ünü kaybettik. Şu an toplamda 28 yavrumuz kaldı. Vallahi açlıktan öldüğü için inek sütü de zaten bu yavruya gelmez. Süte yarı yarıya su kattığımız için gene de telafisini elimizden geldiği kadar çocuğumla, eşimle, babamla bunu başarmaya çalıştık. Rabbimin hikmeti onların da durumu bu makul ortada durumum haliyle ortada zaten. Biberonla sütle elimizden geldiği kadar zaten iki aylık olanlar da kendini yem yiyerek otlanarak kendini muhafaza altına alabiliyor. Şu an yem yiyenlere kuzu büyütme veriyorum. Öbürleri otlarla ama on günlükler arayla doğanlara onları da biberonla sütle besliyoruz. Onların şu an yem gibi ot gibi yeme şansları yok. Geriye kalanları biberonla eşimle çocuklarımla besliyoruz. Biberonla sütü emmediği için zaten kaybımız buradan gene devam etti. Emek var, emeğe saygı ama hiç yok" dedi. "Yavru kuzulara bir bebek ve evlat gibi bakıyoruz, bunlar Allah’ın emaneti bize" Kalan yavruları bir bebek gibi biberonla besleyerek hayatta kalmaları için mücadele eden Hatice Şengül, "Yavru kuzulara bir bebek ve evlat gibi bakıyoruz. Bunlar bir Allah’ın bir emaneti bize. Biz bunlara bakmazsak acından ölüyor ve bakmak zorundayız. Buna bir bebek gibi, bir çocuk gibi ve evlatlarımız gibi bakıyoruz. Aç olan ölüyor, aç olmayan yaşamaya çalışıyor. Bizde bakmaya çalışıyoruz işte böyle" ifadelerini kullandı.
Bursa Bursa’da geleneksel sanatlara anlamlı katkı: "Zer-i Nâb" Tezhip Sergisi açıldı Bursa’da kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen "Zer-i Nâb Tezhip Sanatı Sergisi", Teyyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen törenle sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Kuzey Makedonya Bursa Fahri Konsolosluğu tarafından organize edilen sergi, tezhip sanatının estetik ve zarafet dolu örneklerini Bursalılarla buluşturdu. Açılış programına AK Parti Bursa Milletvekilleri Mustafa Yavuz ve Ahmet Kılıç, Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Emin Direkçi, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti ile çok sayıda davetli katıldı. Geleneksel sanatların yaşatılması vurgulandı Programda yapılan konuşmalarda, tezhip sanatının yalnızca görsel bir süsleme değil, aynı zamanda Türk-İslam kültürünün önemli bir parçası olduğuna dikkat çekildi. Bursa Vali Yardımcısı Kürşat Güleryüz, bu tür organizasyonların kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız ise sanatın toplumların ortak kültürel hafızasını güçlendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek, yerel yönetimler olarak geleneksel sanatlara destek vermeye devam edeceklerini söyledi. Türkiye ile Kuzey Makedonya arasında kültür köprüsü Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti de konuşmasında, serginin iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesine katkı sağladığını belirtti. Tezhip sanatının köklü bir medeniyetin estetik anlayışını yansıttığını vurgulayan Bedzeti, bu tür etkinliklerin dostluk bağlarını güçlendirdiğini dile getirdi. Sanatseverler için 10 gün açık kalacak İnce işçilikle hazırlanan tezhip eserlerinin yer aldığı sergi, Teyyare Kültür Merkezi’nde 10 gün boyunca ziyaret edilebilecek. Serginin, geleneksel sanatlara ilgi duyan vatandaşların yanı sıra sanat eğitimi alan gençler için de önemli bir kültür buluşması olması bekleniyor. Konuşmaların ardından protokol üyeleri sergiyi gezip sanatçılardan eserler hakkında bilgi aldı.