YEREL HABERLER - 13 Nisan 2012 Cuma 18:36

MANTAR FESTİVALİNDE MANTAR ÇORBASI İKRAMI

A
A
A
MANTAR FESTİVALİNDE MANTAR ÇORBASI İKRAMI

Fethiye`nin Yeşil Üzümlü Beldesinde bu yıl dördüncüsü yapılan Kuzugöbeği Mantar Festivalinde halka, kazanda ve odun ateşinde pişirilen mantar çorbası ikram edildi.
Vatandaşların çok lezzetli buldukları mantar çorbası adeta kapışıldı. Vatandaşların kazan başında izdiham yaşadığı da gözlenirken bir bardak mantar çorbası alıp tatmak için birbiri ile yarıştılar. Üzümlü beldesinde cumbalı evlerin bulunduğu sokağa kurulan stantlarda Yeşil Üzümlülü vatandaşlar el emeği göz nuru dokudukları dastarları sergileyip satışta yaptı. Yeşil üzümlüde festival ile birlikte renkli görüntülerde oluştu.
Panayır havasının yaşandığı Yeşil Üzümlüde kırk yıldır dokumacılık yapan 60 yaşındaki Libaze Kuru, ``Yöre kültürümüzü yansıtan dokumacılığımızın ürünü dastarı satarak geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz atalarımızdan öğrendiğimiz bu dokumacılığı günümüzde kızlarımıza da öğreterek yaşatmayı sürdüreceğiz`` dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Rize Rizelilerin vazgeçilmezi ’susamsız simit’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’la gündeme geldi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’de önceki hün Ramazan Bayram namazı sonrası gazetecilere Rize simidi ikram ederken, katkısız yapısı ve uzun süre dayanmasıyla bilinen yöresel Rize simidi yeniden gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize ziyaretinde Ramazan Bayramı namazının ardından gazetecilere Rize simidi ikram etti. Bayram programı kapsamında memleketinde bulunan Erdoğan’ın gazetecilere yaptığı simit ikramı sonrasında kentin yöresel lezzetlerinden biri olan Rize simidini yeniden gündeme taşıdı. Rize simidi, Türkiye’nin birçok yerinde bilinen susamlı simitten farklı olarak susamsız ve uzun süre dayanabilen yapısıyla dikkat çekiyor. Özellikle taş fırınlarda pişirilen Rize simidi, bölge halkı tarafından kahvaltılarda ve çay yanında kaşarla birlikte en çok tercih edilen yiyecekler arasında yer alıyor. Karadeniz kültürünün önemli tatlarından biri olan Rize simidi, geçmişten günümüze özellikle gurbetçilere gönderilen dayanıklı bir yol azığı olarak da biliniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Bu bize ait, Rize simidi" diyerek gazetecilere Rize simidi ikram etmesi, bu yöresel lezzetin tanıtımı açısından da dikkat çekti. Rize simidinin katkısız olmasına dikkat çeken Haşim Öztürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikram ettiği simitlerin kendileri tarafından yapıldığının altını çizerek "Cumhurbaşkanımız için simitlerini biz gönderdik. Hiçbir katkı maddesi kullanmadan hamurumuz yoğrulur, sonra yaklaşık 45 dakika dinlenir. Dinlendikten sonra kesilir. Ondan sonra dizilir ve haşlama bölümüne geçer. Haşlama bölümünden sonra pişirme bölümü, ondan sonra tam mamul olarak satışa hazır duruma gelir. En büyük özelliği için hiçbir bir katkı maddesi bulunmamaktadır ve uzun süreli dayanabiliyor. Yani 6 ay hiç bozulmadan tüketebilirsiniz. Sadece biraz sertleşir yenmeyecek durumda olmaz" dedi. Özellikle tatil için Rize’ye gelen veya Rize’den tatil için yakınlarının yanına giden vatandaşların hediye etmek için Rize simidini tercih ettiğine değinen Öztürk "Tatilden gelenler özellikle çok tüketiyorlar. Çok güzel de bir hediye oluyor gittikleri yerde. Sabah kahvaltısında daha çok tercih ediliyor. Yanında daha çok kaşar ve çayla tüketiliyor" ifadelerini kullandı.
Erzurum İşte Karaz Kültürü’ne dair bilinmeyenler Prof. Dr. Mehmet Işıklı, Karaz kültürü ve halkları arasındaki ilişkide; adil olmaları, yönetici ve yönetilen sınıfın olmamasının dikkat çekici olduğunu dile getirdi Kafkas Dağlarından Doğu Akdeniz kıyılarına, Hazar kıyılarından Orta Anadolu düzlüklerine kadar uzanan "Karaz Kültürü"nde evlerin tek tip olduğunu anlatan Prof. Dr. Mehmet Işıklı " Yöneticinin, beyin evi ayrılmıyor. Mezarlarda çok farklılıklar yok. Savaş da yok. Bu şekilde mutlu yaşayan ’Şirinler’ gibi düşüneceğimiz halk grupları çıkıyor karşımıza Doğu Anadolu’nun yaylalarında. "Karaz kültürü 6000-6500 yıl önce ortaya çıkan, çobanlıkla geçinen insan grupları tarafından oluşturulmaya başlanıyor. Kısmen yerleşik, kısmen hareketli insan grupları. Bunların ekseriyatının hayvancılık bilinci olduğunu biliyoruz. İkinci planda ise tarım geliyor. Bu bölgedeki tarım biraz daha hayvancılığa bağlı. Bugün köylerde gördüğümüz, kışın hayvanın yiyeceği yeme dayalı veya bağda bahçede bostanda mevsimine göre insan ihtiyacı olan bir tarım faaliyeti söz konusu. Onun dışında büyük oranda her şey hayvancılığa bağlı" dedi. "Tapınak denilebilecek bir eser bulamadık" Karaz kültürüne bağlı toplulukların çok büyük köylerde yaşamadığını vurgulayan Işıklı, "30 ile 50 hane olduğunu tahmin ediyoruz. 100 ile 120 kişilik köyleri var bu kültürün. Bunlar, basit Tunç Çağı köyleri. Ovaların içerisinde korunaklı yerleri seçiyorlar. Dikkat ederseniz; Erzurum’un birçok köyünün içinde höyük vardır. Evlerini de basit, tek odalı veya 2 odalı olabilecek şekilde taş kemerli, kerpiç veya dökme çamurlu duvarlardan oluşan evler yapıyor. Bugünkü köy evlerinin biraz daha ilkel modeli. İnanç sistemleriyle ilgili çok bilgi yok, bugüne kadar yapılan kazılarda tapınak denilebilecek bir eser bulamadık" diye konuştu "Kap kacak, ocak var ama silah çok az" Yazı olmadığı için bu toplumun dağ, köy isimlerini veya birbirlerine verdikleri isimleri bilemediklerini ifade eden Işıklı, "Kültüre ait hikayeyi kap kacakların üzerindeki motif ve bezemelerden çözmeye çalışıyoruz. Bu toplum adildi. Yönetici ve yönetilen sınıfı yoktu. Evler aynı birbirine benziyordu. Bugüne kadar yaptığımız kazılarda hiçbir şekilde bir tahribat tabakası karşımıza çıkmadı. Bir savaş, bir vahşet, birbiriyle kıyım yok. Karaz halklarında hiçbir şekilde sosyal farklılaşma yok. Envanterlerine baktığımızda kap kacak, ocak var ama silah çok az. Savaşı gösteren, militarist yapıyı gösteren eserler yok karşımızda. O yüzden İngiliz bir araştırmacı, bunlara ’barışçıl çobanlar’ diyor. Sadece derdi hayvanını gütsün, geleceğini sağlasın, hayatta kalmayı başarsın. En çok mücadelesi belki olsa olsa yayla için otlak için veya su için yaptığı savaşlar olabilir diye düşünüyoruz. Ama bunların da hiçbiri yok. Mesela köylerinde savunma duvarları da yok. Bir tehlikeye karşı birbirlerine karşı mücadeleyi gösterecek hiçbir iz de yok elimize geçmiş olan. Bir iki yerde kemikler üzerinde bir vahşet var ama onlar çok münferit olarak kalıyor" şeklinde konuştu.
Erzurum Tabyalar cephe hattında önemli görevler yaptı Erzurum’da inşa edilen tabyalar, Osmanlı döneminde önemli bir cephe hattı görevi yaptı. Erzurum kuzeyde Dumlu Dağı, kuzeydoğuda Kargapazarı Dağları ve güneyde Palandöken Dağlarıyla çevrili, kuzeydoğu ve güneybatı arası uzaklığı 47 kilometre olan Erzurum ovasına hakim bir konumda kuruldu. Erzurum’un doğusunda bulunan Deveboynu Geçidi, kuzeyinde bulunan Gürcübogazı, güneyinde bulunan Palandöken geçidini gelebilecek Rus ve Iran saldırılarına karşı koruyabilmek için 21 tabya inşa edildi. Bunların 7 adedi 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’ndan önce yapıldı, diğerleri ise daha sonra inşa edildi. Ruslara karşı savunma için inşa edildi Erzurum’da yapılan ilk tabyaların tarihi 18’inci yüzyıldaki Osmanlı-İran savaşına kadar uzanıyor. Ancak en büyük tabyalar 19’uncu yüzyılın başından itibaren, Ruslar’ın Doğu Anadolu’ya yaptıkları baskın ve istilalardan şehri korumak amacıyla inşa edildi. Şehrin çevresinde görüş açısı yüksek tepelere inşa edilen bu stratejik yapıların sayısı 22’yi buluyor. İçlerinde karargah binaları, askeri barınaklar, eğitim sahaları, yemekhaneler, sarnıçlar, pusu odaları yer alan bu tabyalar; bazen tek, bazen de bir kaç büyük yapının birleşiminden meydana geliyor. Büyüklükleri ve konumları değişen tabyaların en önemlileri şehrin hemen doğusunda bulunan Mecidiye ve Aziziye tabyaları olarak ifade ediliyor. 93 Harbinde kritik işlevleri oldu Tabyaların tamamı taştan inşa edilirken, mimari üsluptan ziyade sağlamlık ve kullanım esasları ön plana çıkıyor. Yan yana odalardan meydana gelen tabyaların, üzerleri kalın bir toprak tabakasıyla örtülü. Düşmanın geleceği yönün öteki tarafında askerlerin toplantı avlularına, depo, revir, gibi bölümlere yer verildi. Tabyaların en geniş bölümünde kışla odaları bulunurken, bunlar birbirleri ile bağlantılı dikdörtgen şekilde inşa edildi. Odaların genişlikleri 3-4 metre derinlikleri 6-14,5 metredir. Genellikle tek katlı olan kışla odalarının bazıları yer kazanmak amacıyla ahşap kalaslarla ikiye bölünmüş ve iki katlı hale getirildi. Bu tabyalar (Mecidiye ve Aziziye) "93 Harbi" olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda, Rusların ilerleyişinin durdurulmasında kritik bir işlev gördü.