GENEL - 19 Nisan 2012 Perşembe 15:57

ULUSLARARASI FİNANS, BANKACILIK VE SİGORTA KONFERANSI

A
A
A
ULUSLARARASI FİNANS, BANKACILIK VE SİGORTA KONFERANSI

Antalya`nın Kemer ilçesinde İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Finans, Bankacılık ve Sigorta Konferansı`na katılan ABD`nin John Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ekonomist Prof. Dr. Steve Hanke, Türkiye`nin Yunanistan`da yaşanan ekonomik krizi iyi değerlendirerek, dış yatırımcıların riskinin azaltılması gerektiğini söyledi. Ekonomiyi balona benzeten Hanke, şişkin halde bulunan balonun sürekli şişirilmek yerine yavaş yavaş indirilmesi gerektiğinin altını
çizdi.
Antalya`nın Kemer ilçesi Kriş turizm bölgesinde, İstanbul Kültür Üniversitesi`nin ev sahipliğinde `Uluslararası Finans, Bankacılık ve Sigorta Konferansı` gerçekleştirildi. Konferansta konuşan İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Durmuş Dündar, dünya ekonomisinin yaşanılan mali krize rağmen 600 trilyon dolarlık para ve sermaye piyasaları ile tarihinin en yüksek değerli zamanlarını yaşadığını kaydetti. Küreselleşen dünya ekonomilerinin birbirine entegre
olduğunu belirten Durmuş, herhangi bir ülkede yaşanan krizin okyanusları aşıp, diğer ülkeleri etkileyebildiğini ifade etti. Finans sektöründe başlayan krizin reel sektör ve sonunda sigortacılığı da etkilediğini dile getiren Dündar, "Oluşan trilyonlarca dolar değerindeki küresel ekonominin başrol oyuncuları ise bankacılık, finans ve sigorta sektörleridir" dedi.
Türkiye`deki cari açığın bir sıkıntı yarattığını belirten Durmuş, "Biz açık varsa, bu bir türlü kapanmazsa tehlike olarak devam edecektir. Türkiye ekonomisi dünyadaki diğer ekonomilerde olmayacak bir şekilde bu açığı finansa edebiliyor. Son günlerde siyasi otorite ve hükümet cari açığın kapatılmasıyla ilgili değişik kararlar alıyor. Teşvik tedbirleri açıldı, önümüzdeki günlerde tasarruf tedbirlerine geçilecek. En büyük kalemlerden bir tanesi altın olayıdır. Altın eskiden ziynet eşyasıydı, geleceğe
yatırım yastık altı oluyordu. Yastık altındaki altının ekonomiye bir katkısı yok. Yıllardan beri bu tartışılır. Bu altın piyasaya çıkarılabilir mi döndürülebilir mi? Altın piyasada dönmeye başladı, bunun ekonomiye katkısı çok olur. Vatandaşlar altını bir tasarruf aracı olarak kabul etti. Bankalar altını para gibi, döviz gibi, mevduat gibi kabul etmeye başladı. Bankalarda bu altını döviz gibi, dolar gibi, euro gibi işletip sahibine faiz vermeye, bir gelir paylaşımına girerse sandık içindeki veya yastık
altındaki altınlar çıkıp piyasaya yönelecektir" diye konuştu.
"ALTIN ÇOK BÜYÜK KAYNAK"
Türkiye için altının çok büyük bir kaynak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Durmuş Dündar, "Yastık altı olayında büyük kaynaklar var. Bu piyasaya katılırsa bir hamlede 30-35 milyar dolarlık katkı bekleniyor. Bu tabii ki ekonomi için çok büyük bir olay. Bunu yapabilirsek Türk ekonomisinin kurtulmasına, cari açığın kapatılmasına çok büyük katkıları olacaktır. Altın son dönemlerde yine konuşulmaya devam edecektir. Dünyadaki altın fiyatının gelişimine yıllar itibari ile baktığımızda yıl bazında hiç fiyat düşmesi
görülmemiş, hep fiyat artışı olmuş. Altının güvenli liman olup olmaması artık bundan sonraki gidişlere bağlı. Bugüne kadar iyiydi, her an paraya döndürebiliyordunuz ve sağlam bir güvenceydi" dedi.
"TÜRKİYE`NİN HALA YAPISAL PROBLEMLERİ VAR"
ABD`nin John Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ekonomist Prof. Dr. Steve Hanke ise, Türkiye ekonomisi ile bilgiler verdi. Türkiye`nin hala yapısal problemleri olduğunun altını çizen Hanke, "Bunu kabul etmemiz lazım. Artık Türkiye`nin yavaş yavaş dalgalanmalardan düz bir hale gelmesi lazım. Zaten birçok yapısal düzenleme yapıldı. İşletmelerde daha az bürokratik işlemlerin yapılması ekonominin ve buna bağlı olarak iş piyasasının rahatlamasına sebebiyet verecektir. Türk parasının euroya ya da dolara
endekslenerek sabit tutulması gerekir. Bu durum ekonomideki dalgalanmaların sona ermesini sağlayacaktır" şeklinde konuştu.
2008`de Amerika`da yaşanan finansal kriz sonrasında Türkiye, Çin ve Endonezya ekonomisinin göstermiş olduğu ekonomik ilerlemeyi takdir ettiklerini söyleyen Hanke, "2009 ve 2010`daki para politikası hakkında herhangi bir eleştirim yok. Ancak son dönemde 2010 ve 2011 yılında para piyasasına arz son derece artmış durumdadır. Burada şunu öngörmek gerekir ki, ekonomi artık yavaş yavaş şişme noktasına gelmiştir. Balonun havasının yavaş indirilmesi daha doğru olacaktır. Dikkatli olmak gerekir. Şuna çok önem
vermek gerekir ki işin kuralıdır. Balonun şişirilmesi devam ettiği sürece sonunda patlar" dedi.
"TÜRKİYE`NİN ANA BORÇ VERENİ AVRUPA ÜLKELERİDİR"
Hanke, Avrupa`daki krizi Türkiye açısından ise şöyle değerlendirdi:
"Şu bir gerçektir ki Türkiye cari açığı dışarıdan kaynaklarla desteklediği sürece bu balonu eninde sonunda patlatmış olacaktır. O bakımdan daha dikkatli hareket etmek gereken bir dönemdeyiz. Tm olmayacak bir şekilde bu açığı finansa edebiliyor. Son gürkiye`nin ana borç vereni Avrupa ülkeleridir. Oradaki kriz Türkiye`nin borç alma dengelerini de bozacaktır. Yunanistan`da görüldüğü gibi. Yunanistan borç alamayarak ciddi bir mali kriz içine girmiştir. Burada önemli olan dış yatırımcıların riskini
azaltmaktır. Yunanistan senaryosunda görüldüğü gibi, bence Yunanistan ekonomisi iflas etmiştir. Orada dış yatırımcılar ülkeden parasını çekmek veya riskini azaltmak için ellerinden gelen çabayı göstermektedir. Bu sayede de ekonomide Yunan ekonomisi daha da kötüye gitmektedir. Aynı senaryonun Türkiye`nin başına gelmesi halinde ciddi bir kriz yaratacağı ortadadır. Bu sebeple bunu öngörüp önceden tedbir alması gerekir. Burada Türkiye`nin etrafındaki örneklerden örnek alıp, adımlarını ona göre atması
gerekir. Bu örneği, bir komşularının yaptıkları hatalardan, iki çıkartabilecekleri risklerden alması gerekir. Zira Yunanistan ve Suriye Türkiye`ye çok yakın ülkelerdir ve potansiyel risk oluşturmaktadır ekonomik bağlamda."
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Uşak Yaşlı adamı tarlada bıçaklayarak öldüren şüpheli tutuklandı Uşak’ta tarım arazisinde ölü bulunan 63 yaşındaki Gürsel Arı’nın cinayet şüphelisi, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olay, 11 Mayıs’ta Uşak merkeze bağlı Kemalöz Mahallesi yakınlarında bulunan bir tarım arazisinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, bölgede hareketsiz halde yatan bir şahsı fark eden vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine 112 Sağlık, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerince yapılan kontrollerde, boğazında bıçak kesiği bulunan şahsın hayatını kaybettiği belirlendi. Yapılan kimlik tespitinde hayatını kaybeden kişinin Gürsel Arı (63) olduğu öğrenildi. Arı’nın cenazesi, olay yerindeki incelemelerin ardından Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı. Uşak İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturma kapsamında, olay günü Gürsel Arı ile birlikte bölgede bulunan kişinin N.K. (42) isimli kadın olduğu tespit edildi. N.K.’nin olayın ardından şehir merkezinde bir özel hastaneye başvurduğu, ardından Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilerek tedavisinin sürdüğü öğrenildi. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan N.K., Gürsel Arı ile arkadaş olduklarını ve olay günü birlikte tarım arazisine gittiklerini belirtti. N.K., burada bir süre sonra tanımadıkları bir şahsın yanlarına geldiğini, bu kişinin Gürsel Arı’yı bıçakladığını, ardından kendisini ağaçlık alana götürerek bıçakladığını ve daha sonra kaçtığını iddia etti. N.K., olayın ardından otobüsle şehir merkezine gittiğini, burada vatandaşların ve şoförün durumundan şüphelenerek kendisine yardım etmek istediğini ancak yardım teklifini kabul etmediğini, daha sonra bir arkadaşına durumu anlattığını ve birlikte hastaneye başvurduklarını ifade etti. 300 saatlik kamera incelemesiyle şüpheli tespit edildi Uşak İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince başlatılan çalışmalarda, çevrede bulunan yaklaşık 60 güvenlik kamerasına ait 300 saatlik görüntüler titizlikle incelendi. Yapılan incelemelerde olay yerinin yakınlarında şüpheli tavırlar sergileyen ve ormanlık alandan koşarak uzaklaştığı değerlendirilen bir şahıs tespit edildi. Yapılan çalışmalar sonucunda şüphelinin R.K. (20) olduğu belirlendi. Şüpheli, ekiplerce Aybey Mahallesi’ndeki adresine düzenlenen operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki ifadesinde cinayeti işlediğini itiraf ettiği öğrenilen şüpheli, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheli R.K., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Muş Muş İl Özel İdaresi araç filosunu güçlendirdi Muş Valiliği öncülüğünde, kırsal bölgelerde sunulan hizmetlerin daha etkin yürütülmesi amacıyla Muş İl Özel İdaresi bünyesine 165 milyon TL değerinde 40 yeni araç kazandırıldı. Muş Valiliği koordinesinde Muş İl Özel İdaresi tarafından hizmet kapasitesinin artırılması amacıyla satın alınan yeni araçlar düzenlenen programla teslim edildi. Toplam 165 milyon TL yatırım bedeliyle alınan 14 hizmet aracı ve 26 iş makinesiyle araç filosu güçlendirildi. Özellikle kırsal mahallelerde yürütülen yol yapım, bakım-onarım, karla mücadele, altyapı ve içme suyu çalışmalarında kullanılacak araçların hizmet kalitesini önemli ölçüde artırması hedefleniyor. İl Özel İdaresi ek hizmet binasında düzenlenen programa katılan Muş Valisi Avni Çakır, burada yaptığı konuşmada, araç filosuna kamyon, pikap, silindir, mini ekskavatör, kazıcı yükleyici ve grader gibi birçok yeni aracın dahil edildiğini söyleyerek, "Muş İl Özel İdaresi’ne yeni araçlarımızın kazandırılması münasebetiyle böyle bir program tertip ettik. Sizlere göre sağ tarafta bulunan kamyonlarımız, kurumumuza ve araç parkımıza yeni kattığımız araçlardır. Bunun yanında her kategoride hizmet aracımız bulunuyor. Ekip şeflerimizin sahadaki kontrolleri daha sağlıklı ve seri bir şekilde yapabilmeleri, ihtiyaç anında sahada daha hızlı hareket edebilmeleri için pikaplarımızı da filomuza dahil ettik. Yine malumunuz asfalt plentimiz mevcut. Geçen yıl sadece 70 kilometrenin üzerinde sıcak asfalt ve 200 kilometrenin üzerinde 1. ve 2. kat asfalt çalışması gerçekleştirdik. Sürekli ihtiyaç duyduğumuz silindirlerimiz, mini ekskavatörlerimiz, kazıcı yükleyicilerimiz ve graderlerimiz de araç filomuza katıldı. Bugün adeta Özel İdare çalışanlarımız ve muhtarlarımızla birlikte bayram yapıyor gibiyiz" dedi. İl genelinde 368 köy ve 217 mezraya hizmet ulaştırıldığını belirten Vali Çakır, gayriresmi yerleşim alanlarıyla birlikte 600’ün üzerinde noktaya hizmet verdiklerini ifade ederek, "Vatandaşlarımız müsterih olsunlar; hizmet politikamız eşitlik ve adalet anlayışıyla planlanmaktadır. Burada meclis üyelerimiz de buna şahittir. Önceliklerimiz var; grup yolları, heyelan yaşanan bölgeler, beton yanması meydana gelen alanlar gibi acil ihtiyaç duyulan yerlere öncelik veriyoruz. Bunun dışında da dengeli bir hizmet politikasıyla, hiçbir ayrım gözetmeksizin çalışmalarımızı sürdürmeye gayret ediyoruz. İnşallah sezona güçlü bir şekilde gireceğiz. Araçlarımız hazır, personelimiz hazır. Yoğun bir kış sezonu geçirdik ve karla mücadelede ciddi bir efor sarf ettik. Şimdi ise heyelanlarla mücadele ediyoruz. İnşallah onları da bir iki hafta içerisinde toparlayacağız ve bayramdan sonra ‘Bismillah’ diyerek çalışmalarımıza devam edeceğiz" şeklinde konuştu. İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Şehmus Yentür de, yeni araçların sahadaki hizmet kapasitesini artıracağını belirterek, kırsal bölgelerde vatandaşlara daha hızlı ve etkin hizmet sunulacağını ifade etti. Konuşmaların ardından Nurullah Koçhan tarafından dua okunurken, program kurdele kesiminin ardından katılımcıların araç filosunu gezmesiyle sona erdi. Programa, İl Jandarma komutanı Jandarma Kıdemli Albay Özgür Özer, Kurum Amirleri ve muhtarlar katıldı.
İstanbul Tutuklu sanık Murat Kapki: "Konuş çık dediler, her şeye ’evet’ dedim ama bırakmadılar" "Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü" davasında tutuklu sanık iş adamı Murat Kapki, "Savcı bana ’konuş ve çık’ dediği gün oradan serbest bırakılacağımı sandım. Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır. Savcı bana ne sorduysa, biraz sonra tahliye olacağım diye düşünerek yorum da katarak ’evet öyledir, doğrudur’ gibi cevaplar verdim. ’Konuş çık’ dediler, her şeye ’evet’ dedim ama bırakmadılar. Şimdi de o ifadelerle hem beni hem başkalarını suçluyorlar hepsini reddediyorum. Burada şu an anlattığım her şey doğrudur. Ben ne itirafçıyım, ne etkinim, ne de pişmanım. Ama kandırıldığım yetti" dedi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 38. oturumu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. Duruşmada tutuklu sanık iş adamı Murat Kapki savunma yaptı. Murat Kapki hakkında iddianamede yapılan değerlendirmede, suç örgütünün İBB’yi ele geçirmesi üzerine açık hava reklam alanlarından haksız kazanç sağlamak maksadıyla örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun örgüt üyesi Hüseyin Köksal üzerinden kurduğu BVA Reklam, Advercity isimli firmalara görünürde ortak yapıldığı belirtilmişti. Kapki’nin Murat Ongun ile birlikte hareket ederek suç örgütünün reklamcılık alanında kurduğu sistem sayesinde zenginleştiği de iddianamede aktarılmıştı. Murat Kapki’nin tutuklu sanık Murat Ongun’a İBB iştirak firmalarından Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. unvanlı firmaların yönetiminde destek verdiği, sahibi olduğu veya gayri resmi ortak olduğu firmalara usulsüz şekilde ihaleler verildiği iddianamede ifade edilmişti. Öte yandan Murat Kapki soruşturma aşamasında etkin pişmanlık ifadesi verirken, ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ yargılaması başlamadan önce mahkemeye sunduğu dilekçe ile "Savcıların benim örgüt üyesi olmadığımı anlaması ve ailemi korumak adına bir takım ifadeler verdim" diyerek etkin pişmanlık ifadesinden vazgeçmişti. "Şirketi Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla kurduğum söyleniyor gerçekle hiçbir alakası yok" İddianamedeki suçlamalara karşı sanık Kapki, "15 aydır tutukluyum. Bu 15 ay içinde beni olduğumdan bambaşka biri gibi tanıttılar. Kriminal bir adam gibi lanse etmeye çalıştılar. Ben 23 yıldır reklam sektöründeyim. Yaşım artık 52 olduğu için yeni bir şirket kurup kurumsal bir yapıya geçmek istemiştim; BVA’yı bunun için kurdum. Hüseyin Köksal ile 25 ile 30 yıl arası bir tanışıklığım vardır, Bir gün bana gelmişti, oturuyorduk. Aile şirketinden ayrı, bağımsız bir şeyler yapmak istediğini ve birçok sektöre baktığını söylemişti. Ben de ona reklam sektörünü anlattım. Yüzde 20 benim, Yüzde 80 Hüseyin’in olacaktı. Çünkü o maddi olarak gelir sağlayacaktı. Ben de reklam sektöründeki hünerimi gösterecektim. BVA’nın kuruluş süreci bu şekilde. Bunu neden anlattım? Çünkü iddianamede bu şirketi Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla kurduğum söyleniyor. Bunun gerçekle hiçbir alakası yok" dedi. "Hiçbir zaman belediyeden para alan taraf olmadım para veren taraf oldum" Kapki, "2021’den sonra karlılığımız artmaya başladı. Ama iddianamede ileri sürüldüğü gibi olağanüstü karlılık söz konusu değil. Bu olağanüstü karlılık hikayesi baştan sona yalan. Ama bütün suçlamalar bunun üzerine kurulmuş. Biz belediyeden ya da Kültür AŞ’den para alan bir şirket değiliz, para veren tarafız. Ben hiçbir zaman belediyeden para alan taraf olmadım, belediyeye para veren taraf oldum. Eylemlerde ihaleye fesat karıştırdığım ve kamu zararına dolandırıcılık yaptığım söyleniyor. Fesat karıştırıldığı iddia edilen ihaleler bizim aldığımız ihaleler değil. Bizim Kültür AŞ’den aldığımız ihaleler alt ihalelerdir. Ana ihale, İBB’nin yaptığı ve Kültür AŞ’nin kazandığı ihaledir. Biz ana ihalenin katılımcısı dahi değiliz. Katılmadığım bir ihaleye nasıl fesat karıştırabiliyorum? Bunu da anlaşım değilim" şeklinde savunma yaptı. "İddianameye göre Murat Ongun yöneticimmiş, birbirimizi sevmeyiz" Kapki devamında, "İhaleye çıkan rakamı komple kamu zararı olarak şu an bize yansıtmaya çalışıyorlar. Biz belediyeyi ne ile dolandıracağız? Biz şartnameye uygun davranmışız, borcumuzu zamanında ödemişiz. Reklam ünitesi olarak aldığımız yeri başka bir amaçla kullansak anlayacağım, ancak şartnameye uygun kullanmışız, hile yapmamışız, ödemelerimizi yapmışız. Reklam amaçlı aldığım yeri reklam alanı olarak kullanmışım, söylenen paraları ödemişim ve fazla yer kullanmamışım. Nesini dolandırdım ben devletin? Benim reklam sektöründeki varlığım sanki Ekrem İmamoğlu’yla başlamış gibi gösteriliyor. Oysa ben Ekrem İmamoğlu’ndan önce de İBB’den reklam alanları alıp satan bir kişiyim. Bu ihalelerin tamamı Sayıştay tarafından denetlenmiş ve usulsüzlük tespit edilmemiştir. Ben örgüt üyesi değilim. Böyle bir örgütün varlığından da haberdar değilim. İddianamede örgüte atfedilen amaçların hiçbiri benim amacım değildir. İddianamede gizli toplantı yapıldığı söylenen yerlere hiç gitmedim. Kimseyle gizli toplantı yapmadım, kimseye para götürmedim. İddianamedeki şemaya göre Murat Ongun benim yöneticimmiş, hakikaten birbirimizi hiç sevmeyiz. Ben Murat Ongun’la gizli toplantı yapmayı bırakın, randevu bile alamıyorum. Bizim Murat Ongun’la aynı örgütte olduğumuza, aramızda bir çıkar birlikteliği olduğuna inanacak kimseyi de bulamazsınız. Herkes bizim aramızın kötü olduğunu piyasada bilirdi" dedi. "Ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim" Murat Kapki savunmasında, "24 Haziran’da verdiğim ifadeyi dikkatle incelemenizi istiyorum Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri ’ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ cümlesiyle başlar. Savcı Bey bana sordu, ’etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun?’ diye. ’hayır’ dedim. ’Peki’ dedi. İfademizi yazdık, yazdık. En sonunda bana dedi ki ’ileride sana atfedilen bir suç çıkar ise o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin?’ İstemediğimi söyledim ama ’bu ileride senin için iyi bir şey olabilir’ dedi. Ben de avukatıma sordum, ’yazabilirsin’ dedi. Oraya o şekilde yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız, ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim" ifadelerini kullandı. Kapki, Mücahit Birinci’nin kendisinden cezaevindeyken para istediğini söyledi Murat Kapki, 31 Temmuz’da AK Parti eski MKYK üyesi ve avukat Mücahit Birinci’nin kendisiyle görüşmeye cezaevine geldiğini söyleyerek, "Bana 2 milyon dolar para vermem gerektiğini ve yanında getirdiği belgeleri imzalamam gerektiğini söyledi. Ben Mücahit Birinci’yi tanımıyordum. Bana daha önce başka bir avukat geldi, Mücahit Birinci’nin ne kadar güçlü olduğundan bahsetti. Beni çıkarabileceğini söyledi. ‘Tamam’ dedim ben de çıkarabilecekse. 2,5 milyon dolar istediğini söyledi, ben 2 milyon dolar verebileceğimi söyledim. Ancak herhangi bir ifade falan isteyecekse belgelere imza atmayacağımı söyledim. Noter geldi, vekalet verdim. Bana imzalamam gerektiğini söyledikleri belgeleri imzalamayı reddettim. ‘Sadece para versem çıkamıyorum değil mi Mücahit Bey’ dedim. ‘Hayır’ dedi. Ben de hiçbir şey imzalamak istemediğimi parayla çıkarabiliyorsa çıkarmasını söyledim. Bana imzalatmak istediği belgelerde Ekrem Bey ile, Murat Ongun ile, Özgür Özel ile ilgili benim hiç bilmediğim, duymadığım, görmediğim şeylere şahit olduğumu, Hüseyin’in bana bunları söylediğini yazmışlar. Bana bunları imzalatmaya çalıştı. Ben kimseye iftira atmayacağımı söyledim. Azlettim ben kendisini daha sonra" diye konuştu. "Ben ne itirafçıyım, ne etkinim, ne de pişmanım" Murat Kapki, "Savcı bana ’konuş ve çık’ dediği gün oradan serbest bırakılacağımı sandım. Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır. Savcı bana ne sorduysa, biraz sonra tahliye olacağım diye düşünerek yorum da katarak ’evet öyledir, doğrudur’ gibi cevaplar verdim. Sonra da bunlar zapta yazıldı. Kendi hakkımdaki iddialara cevap verdim, ciddiye almadılar. ’konuş çık’ dediler, her şeye ’evet’ dedim ama bırakmadılar. Şimdi de o ifadelerle hem beni hem başkalarını suçluyorlar hepsini reddediyorum. Burada şu an anlattığım her şey doğrudur. Ben ne itirafçıyım, ne etkinim, ne de pişmanım. Ama kandırıldığım yetti. O yüzden bu kadar uzun bir savunma yapıyorum. Benim bu duruşmada verdiğim ifadelerim doğru ve gerçektir. Ek ifadeler adı altında alınan beyanlar tutukluluğun, hastalıklarımın, ailemin başına bir şey gelmesi korkusunun oluşturduğu manevi baskının, savcının ’bize bir şeyler anlatırsan lehine olur’ şeklindeki vaatlerinin ve bugüne kadarki yaşantım gereği savcıların yanında durma refleksimin bir sonucudur. Bugün burada söylediklerimin içinde bir tane yalan yoktur fakat iddianame yalanlarla doludur. Hatta Savcı Bey benim ifademe ’Ekrem İmamoğlu bu ihaleler yoluyla elde ettiği geliri Cumhurbaşkanı olmak ve diğer siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için fon olarak kullanmıştır’ yazdırmak istedi. Ben buna itiraz ettim, yazdırmadım. O yüzden benim hakkımdaki ifadelerin de hangi şartlar altında ve ne amaçla verildiğini tahmin edebiliyorum" dedi. Mahkeme başkanı sanık Murat Kapki’nin çapraz sorgusu sırasında sesini yükselten Ekrem İmamoğlu’na ‘burası sizin miting alanınız değil’ dedi. Yaşanan gerilimin ardından duruşma 18 Mayıs Pazartesi gününe ertelendi.