POLİTİKA - 01 Mart 2012 Perşembe 13:58

MECLİSTE "KEMALİST DİKTATÖR" VE "İSKİLİPLİ ATIF HOCA" TARTIŞMASI

A
A
A
MECLİSTE "KEMALİST DİKTATÖR" VE "İSKİLİPLİ ATIF HOCA" TARTIŞMASI

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ’Kemalist diktatörlük’ ifadesinin arkasında olduğunu belirterek, "Benim Mustafa Kemal Atatürk’le, İsmet Paşa’yla, Celal Bayar’la, Adnan Menderes’le, Süleyman Demirel’le, şahsi bir alıp veremediğim yok. Ben bugün siyaset yapıyorum. Bir dönemi yönetim şekli olarak ’diktatörlük’ olarak değerlendiriyorum. Bu dönem demokrasi midir, meşrutiyet midir, padişahlık mıdır, diktatörlük müdür bunu tartışalım, ama sakin sakin tartışalım. ’Hayır, konuşamazsın;
tanrılara bir şey diyemezsin’ diyorsan tanrılarınız size mübarek olsun. Bizim kimsenin tanrısıyla bir alıp veremediğimiz, bir çarpışmamız yok, şahıslarla ilgili bir polemiğimiz yok. Bu nedir, suçlunun, suçüstü yakalananın, bir milletin 70-80 senesini zehir edenlerin, bir de çıkıp üstüne üstlük millete küfretmesidir" dedi.
Tan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında dünkü TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan ’Kemalist diktatörlük ve İskilipli Atıf Hoca’ ile ilgili söylediği sözler üzerine yaşanan tartışmaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Tan, dünkü Genel Kurul’da, 1 Nisan 1923’te Kurtuluş Savaşı’nı yapan aziz ve bu milletin kıyamete kadar müteşekkir olduğu Birinci Büyük Millet Meclisi’ni, meclis içi bir darbeyle tasfiye edenlerin 1 Nisan 1923’teku tavırlarını tekrarlamak istediklerini savundu. Tan, şunları kaydetti:
"Ne oldu 1 Nisan 1923’te? 23 Nisan 1923’te TBMM Ankara’da tekbirlerle, salavatlarla, dualarla, Hacı Bayram Camii’nde kılınan namazdan sonra açıldı ve bu Birinci Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nı, bu milletin varoluş mücadelesini, Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, bütün unsurlarıyla, ne kadar halk, inanç ve mezhep varsa bunların birlikteliğiyle yürüttü. Ancak bu Birinci Millet Meclisi Türkiye Cumhuriyeti’nin, varlığımızın, kurucu iradesi 1 Nisan 1923 tarihinde meclis içi bir
operasyonla tasfiye edildi, Meclis lağvedildi. Niçin edildi? Çünkü ondan sonraki dönemi tasarlayan içerdeki ve dışarıdaki güçler, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin varlığından rahatsız oldular. Birinci Büyük Millet Meclisi, Lozan’da yürütülen anlaşmaları, ’Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye Misak-M milli sınırları içindedir, biz bunları başkasına veremeyiz’ dediği için. Lozan anlaşmasının İsviçre’de devam eden görüşme şekline ve seyrine muhalefet ettiğinden dolayı lağvedildi. Aralarında İstiklal Marşı yazarı
Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy dahil 63 milletvekili devre dışı bırakıldı. Bunların içinde Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey 27 Mart 1923 günü Ankara’da, Çankaya Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman ve damları tarafından katledildi. Çünkü Ali Şükrü Bey, İngiltere’de öğrenim görmüş, yabancı dili olan, İslami hassasiyetleri yüksek derecede olan vatansever bir milletvekiliydi ve Meclisin içindeki İslami muhalefetin de başını çekiyordu. 27 Mart 1923 günü Ankara’da katledildi ve olayın üstü örtülmek
istendi."
Tan, uzun uzadıya bu tartışmalara girme niyetinde olmadığını ancak bir CHP’li milletvekilinin, ’mazlum ve mağdur İskilipli Atıf Hoca’ hakkında ağza alınmayacak iddialarda, suçlamalarda bulunduğunu, ’İskilipli Atıf Hoca’nın vatan haini ve İngiliz işbirlikçisi’ olduğunu söylediğini belirtti.
İskilipli Atıf Hoca’nın bir din alimi ve imam olduğunu, Şapka Kanunu çıkmadan 2 yıl önce görüşlerini ifade eden bir broşür yayınladığını belirterek, "İki yıl sonra cumhuriyet kuruluyor, devrimler başlıyor, Şapka Kanunu çıkartılıyor, Atıf Hoca’ya deniliyor ki ’Sen şapka kanununa muhalefet ettin, bilmem kaç sene evvel böyle bir yazı yazdın’ alınıyor ve asılıyor. İşte hadisenin bütün özeti bu. Bu mağduriyetten, bu mazlumiyetten özür dilemesi gerekenler bir de kalkıp üstüne üstlük rahmetlinin boyuna yafta
asıyorlar ve hakaret ediyorlar. Ben çıktım ve buna itiraz ettim. İtirazımın ve söylediğim bütün lafların arkasındayım, çok net" dedi.
"PABUÇ BIRAKMAYIZ"
Türkiye Cumhuriyeti’nin artık Kel Ali’lerin, Üç Ali’lerin dönemini yaşamadığını belirten Tan, şunları kaydetti:
"Eski çamlar bardak oldu. Eğer tekrar Ankara’nın içinde milletvekillerini öldürtecek kadar gözü kara bir siyaset peşindeyseniz, susturma peşindeyseniz, bunları yapamayacaksınız; geçmiş olsun. Bu çaldığınız sazlar kırılalı yıllar oldu, haberiniz yok. Hiçbir tehdide, baskıya, yıldktışmaya ilişkin açıklaırmaya ve kuru gürültüye pabuç bırakacak değiliz. Hiç kimseye hakaret etmedim, şahıslarla ilgili polemiklere girmeden, İslami konularda da, Kürt meselesinde de, memleketimizin ekonomik sorunlarıyla ilgili
olarak da, Ortadoğu ve dünya politikasıyla ilgili olarak da, hangi konuda olursa olsun doğru bildiklerimizi dürüstçe, açık ve şeffaf biçimde, medenice bu kürsülerde ifade etmeye devam edeceğiz, devam edeceğim. Halk arasında bir tabir var, ’Kuştan korkan darı ekmez, demirden korkan trene binmez’. Biz buraya geldiğimiz vakit nereye geldiğimizi biliyorduk, niçin geldiğimizi biliyorduk, ne yapmamız gerektiğini de biliyorduk ve şu anda da bunun bilinci içindeyiz."
"YAĞLI GÜREŞ DE YAPABİLİRİZ"
CHP ve MHP grup başkanvekilleri ile bazı milletvekillerine nezaket ve terbiye sınırlarını aşan bütün ifadelerini kendilerine iade ettiğini ifade eden Tan, "Eğer bir kuru cengaverlik peşinde iseler, burası olun yeri değil burası fikirlerin, düşüncelerin, delillerin, evrakların paylaşılacağı yerdir. Ama yok şahıs olarak kavga gürültü peşindelerse, meclisin içini buna alet etmesinler, meclisin dışı çok geniş, istiyorlarsa yağlı güreş de yapabiliriz; ama burası Kırkpınar da değil" diye konuştu.
CHP için de, son kongre ile Ergenekon’un açık avukatlığına savunan, eski tek parti rejiminin bugün de devamını düşünen çevrelerin parti içinde tasfiye olduklarını dile getiren Tan, "Bundan sonra bir siyasi gelecekleri yoktur. Bunu bahane ederek şov yapmalarının da hiçbir gereği yoktur, geçmiş olsun. Kendi dertlerine yansınlar" dedi.
"UYARI CEZASNI İADE EDİYORUM"
Dünkü Genel Kurul’da AK Parti grubunun tavrını yadırgadığını ifade eden Tan, kendisine destek veren ve konuşmasını alkışlayan AK Parti’li vekillere ise teşekkür etti. Tan, "Çünkü bu mesele ne benim babamın davası, ne kimsenin dedesinin davası. Bu memleketimizdeki bütün mağdurların, Mehmet Akif Ersoy’dan, İskilipli Atıf Hoca’ya, Hrant Dink’ten, hakkı hukuku yenen dağdaki bir çobana kadar herkesin hukukunu müdafaa etme meselesidir. Onlar da üzerlerine düşeni yapmışlardır, teşekkür ediyorum. Ancak AK
Parti’li Meclis Başkanvekili Sayın Mehmet Sağlam’ın orada ağza alınmayacak hakaretler yağdıran insanlara uyarı hatta kınama cezası vermesi gerekirken, dönüp kendi inisiyatifiyle bana uyarı cezası vermesini da asla kabul etmiyorum ve Sayın Mehmet Sağlam’ı uyarıyorum; darbecilere, diktatörlere ve Meclis’i kendi kışlaları gibi kullanmak isteyenlere karşı durmanız gerekirken, hakkı ve hakikati söyleyenlere karşı tavır almanız sadece esef vericidir. Bunu da fazla uzatmak istemiyorum. Uyarıyı da aynen kendilerin
iade ediyorum, uyarıyorum kendilerini, bir tada yapmasınlar" diye konuştu.
"AK PARTİ’NİN DAHA DİK DURMASINI BEKLERDİM"
Tan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in olayla ilgili alelacele açıklama yapmasını da sadece tebessümle karşıladığını belirterek, "Fakat seviniyorum, Türkiye demokrasisi büyük mesafe almış demek ki. Orhan Doğan ile Leyla Zana Meclis’ten yaka paça çıkartılırken, o zamanki Meclis Başkanı Rodos’a kaçmıştı. Şimdi Meclis Başkanımızın makamında bulunarak böyle bir açıklamayı yapması büyük bir ilerleme. Oradaki ’saygı’ kelimesi, tırnak içinde bir saygı var, kürsüde bu ’saygı’ ifadesini de anası sarımsak, babası soğan
olanlara söylemek lazım. Beni babam Bedii Tan, annem Muazzez Tan, bütün memlekete gidin sorun, söyledikleri ilk söz, ’Beyefendi ve hanımefendi’. Ben onların terbiyesiyle büyüdüm. AK Parti grubunun daha dik bir duruş sergilemesini beklerdim. ’Askeri vesayet bitti, demokratik bütün kanallar açıldı, Türkiye demokratikleşti’ diye naralar atıyorsunuz, ondan sonra üç tane kuru gürültüde elleriniz ayaklarınız titriyor. Titreyin ve kendinize dönün. Eğer Türkiye tam demokratik bir hukuk devleti olacaksa, bu meclisin
kürsüsünde her şey konuşulacak. Biz burada olduğumuz müddetçe, ben burada olduğum müddetçe bunların hepsini konuşmaya devam edeceğim" diye konuştu.
"ŞEVKİ YILMAZ’IN VE HASAN MEZARCI’NIN KULLANDIĞI ÜSLUBU KULLANMAYACAĞIM"
BDP’li Tan, bir basın mensubunun, ifadelerinin Meclis tutanaklarından çıkarılmasını isteyip istemediğini sorması üzerine, "Hayır, kesinlikle istemiyorum. Çıkarılmadı, çıkarılamaz, ağzımdan çıkan her söz benimdir" dedi.
Konuşmasında ’Kemalist diktatörlük’ ifadesini kullandığının hatırlatılarak, "Atatürk’ü diktatör olarak mı görüyorsunuz?’ sorusunun yöneltilmesi üzerine ise Tan, şunları kaydetti:
"Ben bu tür polemiklere girmek istemiyorum. Yani ben Şevki Yılmaz’ın ve Hasan Mezarcı’nın kullandığı üslubu kullanmayacağım. Aklım başımda, Allah’a çok şükür, iyi kötü bir okuryazarlığım var. Ben bu tür polemiklerle topu taca atacak durumda da değilim, yaşta da değilim, işim de o değil. Ben bir dönemi siyasi olarak analiz ettim. Türkiye içinde ve dışında yüzlerce kitap var bu konuda. Bunu tartışırız. Ve Sayın Meclis Başkanına bir çağrım var. Siz bir önceki Meclis Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin’den
devraldığınız İstiklal Mahkemesi zabıtlarının açılmasına hız veriniz. Birinci göreviniz bu. 9 eleman günümüz Türkçesine aktarmak için çalışıyor. Gerekirse 109 eleman görevlendirin ve bu zabıtları açın."
"ATATÜRK’LE ŞAHSİ ALIP VEREMEDİĞİM YOK, AMA BİR DÖNEMİ DİKTATÖRLÜK OLARAK GÖRÜYORUM"
Bir basın mensubunun, ’Kurtuluş Savaşını Birinci Meclisi kuranlar gerçekleştirdi’ diyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşının size göre neresindedir?" sorusu üzerine Tan, "İçindedir" karşılığını verdi. Basın mensubunun, ’Kemalist diktatörlük’ derken, Atatürk’e hakaret etmiş olmuyor musunuz?’ sorusuna ise Tan, şunları söyledi:
"Beni bu topa sokamazsınız. Benim Mustafa Kemal Atatürk’le, İsmet Paşa’yla, Celalm Bayar’la, Adnan Menderes’le, Süleyman Demirel’le, şahsi bir alıp veremediğim yok. Ben bugün siyaset yapıyorum. Bir dönemi yönetim şekli olarak ’diktatörlük’ olarak değerlendiriyorum. Şimdi siz kalkın cumhuriyet deyin, meşrutiyet deyin bunu tartışalım. Efendim, ’O zamanki dünyanın hepsi böyleydi, Hitler vardı, Mussolini vardı, işte şu vardı bu vardı. Ne yapalım biz de böyle yaptık’ diyebilirsiniz. Deyin, ama beni oradan
alıp, ’şu şu şahsa hakaret ediyor, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkıyor, bilmem neyi ne yapıyor’ bunların hepsi yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasıdır. Bunlar yavuz hırsızdır. Hırsızın elini cebimizde yakalıyoruz, çıkarıyoruz, dönüp hakarete diyor.
Başbakan çıktı dedi ki, ’Dersimde katliam oldu’. Dersim katliamı olduğunda Başbakan belli, cumhurbaşkanı belli. Seyit Rıza’nın asılma şekli var, bunları anlatan Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, ben değilim. Bizzat Seyit Rıza’yı asan kişi anlatıyor. Zilan’da Sason’da katliam olduğunu en yüksek yetkililer anlatıyor. Şimdi bu dönem demokrasi midir, meşrutiyet midir, padişahlık mıdır, diktatörlük müdür bunu tartışalım, ama sakin sakin tartışalım. ’Hayır, konuşamazsın tanrılara bir şey diyemezsin’
diyorsan tanrılarınız size mübarek olsun. Bizim kimsenin tanrısıyla bir alıp veremediğimiz, bir çarpışmamız yok, şahıslarla ilgili bir polemiğimiz yok. Bu nedir, suçlunun, suçüstü yakalananın, bir milletin 70-80 senesini zehir edenlerin, bir de çıkıp üstüne üstlük millete küfretmesidir. Bunlara girmeyiz biz. Kurtuluş Savaşı’nda hepimizin babası, dedesi, sülalesinin ne yaptığı belli. Türk belli, Kürt belli. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığını söyledi dün bir konuşmacı. 21 Mayıs’ta Süleymaniye’de Şeyh Mahmud
Berzenci İngilizleri Süleymaniye’den püskürttü, İngilizlerin Musul valisini öldürdü. 21 Mayıs Böyle ben vurdum, ben yaptım, burası benim Meclisim hiçbirinizin babasının meclisi değil, kanımızın var canımız var."
"ATATÜRK DÖNEMİ DEMOKRATİK DEĞİL"
Tan, bir basın mensubunun, "Dünyada o kadar devlet varken, Hitler faşizminden kaçan bilim adamlarının önemli bölümünün Kemalist diktatörlüğe sığınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?’ şeklindeki sorusuna ise, "Bu konuda bir adım daha başka bir polemiğe girme durumunda değilim. Yani siz o döneme ’demokratik bir dönemdir’ diyorsanız bu sizin görüşünüz. Ben öyle düşünmüyorum arkadaşlar, beni niye zorluyorsunuz?" yanıtı verdi.
Bir başka basın mensubunun, "Hasan Mezarcı ve Şevki Yılmaz’ın üslubuyla konuşmam’ dediniz, Fikir zikir bağlamından bakarsak, aynı fikri farklı bir zikirle mi ifade ediyorsunuz?" sorusuna da Tan, "Ben bu konuda da bir polemiğe girmek istemiyorum. Ben düşüncelerimi kendi üslubumla, bunu ifade etmek için söyledim, böyle mayınlı sahalara alacak, ondan sonra da gerçeği kaybedecek. Bunlar geçti artık. Yani ben şişhane derken, beni Gümüşhane’ye götürmek isterseniz, ben şişhaneden bir adım dönmem. Bir adımda ne
Taksim’e çıkarım, ne Kasımpaşa’ya inerim" dedi.
’Sivas Katliamı zaman aşımına giriyor, aynı hassasiyeti gösterir misiniz?’ yönündeki bir soruya ise Tan, "Aynı hassasiyeti gösteriyorum. Yeni Zemin dergisinde yazılarım da var. Katliamı yapanları kınıyorum" dedi.
, ’Sivas katliamında zaman aşımını Kemalistler mi yapıyor?’ sözleri üzerine ise Tan, "Bunu, bugünkü derin yapı uygulatıyor" dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İstanbul’da 8. Etnospor Kültür Festivali’nin tanıtımı yapıldı Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından 21-24 Mayıs tarihlerinde Atatürk Havalimanı’nda düzenlenecek 8. Etnospor Kültür Festivali’nin basın tanıtımı gerçekleştirildi. Lansmanda konuşan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, "Dünyadaki bütün çocukların aileleri ile mutlu olduğu bir tablo hayal ediyoruz. Gazze’de soykırım olurken siz neden eğleniyoruz diyecekler belki ama her festivalimizde Gazze’deki soykırımı gündem yapıyoruz. Oradaki çocukların neler yaşadığını bizim çocuklarımızda bilsinler, aileler de farkında olsunlar" dedi. Bu yıl 8.’si düzenlenecek olan Etnospor Kültür Festivali’nin basın tanıtımı Şişli’de bulunan bir otelde gerçekleştirildi. Tanıtımın açılışı, Türk Dünyası’nın geleneksel dans ve müzik gösterisi ile yapıldı. 21-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek festival hakkında konuşan Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan, "Festival, çocukların, gençlerin ve ailelerin geleneksel sporlardan, geleneksel tatlara, evrensel tatlardan dünyanın müziklerine varıncaya kadar birçok zenginliğin yaşadıkları bir imkanı sağlıyor. Dünya Etnospor Birliği olarak kurulduğumuz ilk günden bu yana geleneksel sporlarımızın ve oyunlarımızı biraz sportif faaliyetin çok ötesinde yaşayan değerler silsilesi bizim kadim kültürümüzün yansıması olarak görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada birliğimizin küresel bir hareket ve ortak bir miras kaygısına dönüştüğünü görüyoruz. Bu gerçekten çok değerli. 30 farklı ülkeden 52 üyemizle kıtalar arasındaki köprü kurarak geleneksel sporların dünyanın her yerinde yeniden canlanması için çalışmaya devam ediyoruz. Unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi gün yüzüne çıkarmayı ve bu paha biçilemez mirası aslında sadık kalarak gelecek nesillere aktarmayı planlıyoruz" diye konuştu. Kazakistanlı ünlü sanatçı Dimash Kudaibergen’in de bu sene Etnospor’da olacağını belirten Erdoğan, "İlk festivalimizi Bezirganbahçe’de yaptığımız zaman Küçükçekmece’de bu renkli etkinliklerle, geleneksel, spor ve kültür şenliğine dönüşen festival gerçekten daha ilk defa aslında çok güçlü tanıtım olmamasına rağmen halkımızın çok ciddi bir teveccühüne mazhar olmuştur. Her yıl o günden bugüne 1 milyonu aşan ziyaretçiyi ağırlayan festival, bu ziyaretçileri geleneksel sporlar ve kültürlerden izler taşıyan, keyif dolu bir yolculuğa çıkarmaktadır. Festival artık genel Türkiye’nin festival olmanın ötesinde, bütün dünyanın bir cazibe merkezi olacak bir festival kimliğine bürünmüştür. Farklı ülkeleri temsil eden yüzlerce sporcunun katıldığı festivalde, farklı ülkelerin geleneksel sporları, geleneksel sanatları evrensel tatları ve birbirinden güzel çocuk oyunları icra ediliyor. Etnospor Kültür Festivali ailece katılım teşvik edildiği, her yaştan insanın kendine göre etikler bulabildiği nesiller arasında da güçlü köprülerin kurulmasına hizmet eden bir festival olarak tavsiye olarak hafızalara kazındı. Farklı ülkelerden pek çok katılımcının geleneksel kültürlerini icra etmelerine olanak sağlayan festivalimiz her sene misafir ülkelerin geleneksel sporlarını ve kültürlerini ön plana çıkarıyor. Bu senenin misafir ülkeleri ve sporları Azerbaycan, Litvanya ve Rusya’dan gelen sporlar olacak. Ayrıca bir sürprizimiz daha var artık açıklayabiliriz kesinleşti. Kazakistanlı genç sanatçı Dimash da bizimle bu sene bir araya gelecek" dedi. "500 bin öğrencimizi ağırlayacağız" Gazze’deki soykırımı her sene gündeme getirdiklerine değinen Erdoğan, "Ayrıca bu yıl Japonya’nın güzel sahne gösterisi olan Taiko gösterilerini de ağırlamış olacağız. Çok büyük davullarla geliyorlar. Gerçekten izleyiciler için çok güzel keyifli anlar yaşanacak. Bunun yanı sıra, okçuluk, yağlı güreş, şalvar güreşi, aba güreşi, aşık atma, cirit, Gökbörü ve atlı okçuluk başta olmak üzere birçok spor dalında kıran kırana mücadeleler ve gösteriler ziyaretçilere sergilenmiş olacak. Yine geçtiğimiz sene ilk defa Türkiye’ye gelen Ahalteke atını bu sene de Türkiye’ye getireceğiz. İnşallah ilk 2 günde 500 bin öğrencimizi festivale taşımayı planlıyoruz. Geleneksel oyunlar oynayan çocuklar ok atmanın, at binmenin keyfini yaşıyor. Bu yıl da çocuklarımızın keyifli vakit geçirmesini her şeyin önünde tutuyoruz. Dünyadaki bütün çocukların aileleri ile mutlu olduğu bir tablo hayal ediyoruz. Bu hayale hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Gazze’de soykırım olurken siz neden eğleniyoruz diyecekler belki ama her festivalimizde Gazze’deki soykırımı gündem yapıyoruz. Oradaki çocukların neler yaşadığını bizim çocuklarımızda bilsinler, aileler de farkında olsunlar. Bir yandan halimize şükredelim, bir yandan da o çocukların da gün yüzü görebilmeleri, aileleri ile mutlu olması için dua edelim. Ayrıca sahnemiz dünya müziklerine de ev sahipliği yapacak. Japonya dışında, Rusya, İspanya, Mısır, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan’dan çeşitli gruplar festivalimizde sahne alacak. Ekin Uzunlar, Ay Yola ve Kıraç gibi isimler akşam konserlerimiz de sahne alacaklar. 24 ülkeden sporcu, sanatçı ve gastronomi insanlarının katılacağı festivalimizde yine bir milyonun üzerinde ziyaretçi bekliyoruz" diye konuştu.
Rize Ekrem Hayyam Dağ: "Beşiktaşlı oyuncular bile şaşırdı bu gol nasıl iptal olur diye" Çaykur Rizespor Yardımcı Antrenörü Ekrem Hayyam Dağ, Beşiktaş maçının ardından, "Beşiktaşlı oyuncuların yüzüne baksanız bile onlar bile şaşırdı yani bu gol nasıl iptal olur diye" dedi. Tredyol Süper Lig’in son haftasında Çaykur Rizespor, sahasında Beşiktaş ile 2-2 berabere kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısına teknik direktör Recep Uçar’ın kırmızı kart görerek cezalı duruma düşmesinin ardından yardımcısı Ekrem Hayyam Dağ katıldı. Çaykur Rizespor’un 90+2’de Halil İbrahim Dervişoğlu ile bulduğu ancak ofsayt gerekçesiyle iptal edilen gole çok şaşırdıklarını idile getiren Dağ, "Sezonun son maçını oynadık. En önemlisi kazasız belasız yani sakat vermeden iyi bir maç oldu. Onu düşünüyorum. Hedefimizde burada evimizde mutlaka kazanmamız arzumuz zaten vardı, gözüküyordu. Birinci devre zaten özellikle çok iştahlı bir takımımız vardı. Kazanmaya ve taraftarımızı mutlu etmeye, evimizde 5’te 5 galibiyetle 6.’yı kovalıyorduk. Maalesef o olamadı ama 90. dakikada attığımız golün iptali, ona harbiden yani ben şaşırdım. Hakem nasıl iptal etti o golü? Yani Beşiktaşlı oyuncuların yüzüne baksanız bile onlar bile şaşırdı yani bu gol nasıl iptal olur diye. Yani gerçekten çocuklar bugün emeğinin karşılığını alamadı diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Kırmızı kartlık bir itiraz değildi" Çaykur Rizespor Teknik Direktörü Recep Uçar’ın yediği kırmızı kartın kendilerini çok üzdüğünü ifade eden Dağ, "Birinci devre zaten başlangıçtan beri çok iştahlı, önde baskılı, istediğimiz plan aslında ortaya çıktı. Pozisyonları yakaladık üst üste. Ali Sowe’un 4-5 tane pozisyonu var. Daha erken maçı koparabilirdik. 30’dan sonra özellikle de biraz daha fazla git gel oldu. Çok pozisyona girdik, geçiş fırsatları vardı ama geri dönüşümüz olmadığı için de fırsatları rakibe verdik. İkinci devreye de geçince tabii ki biraz daha riskli hamleler geldi Beşiktaş tarafından. Onları da tebrik ediyorum, iyi mücadele ettiler. Maçı çevirmeye yakınlardı, pozisyon ürettiler onlar da. Gol iptali bizi bozdu ama bizi daha çok üzen hocamızın kırmızı kart görmesi. İnanılmaz. Ali Sowe’un orada belki birinci devreden 4, 5, 6 tane ona yapılan faul var ama hiçbirisi verilmedi. Hocanın yediği kırmızı kartta da yan hakem müdahale ediyor ’faul var’ diye ki faulle alakası yok. Orada müdahale etmemesi gerekiyor böyle düşünüyorum. Hoca orada tabii ki maçı yaşadığı için biraz itiraz etti ama o itiraz kırmızı kartlık bir itiraz değildi. Ona üzülüyoruz" dedi.
Amasya Üniversitelilerden ‘Melek Filo’ ile nefes kesen tatbikat Amasya’da düzenlenen UMKE tatbikatında paramedik eğitimi alan üniversite öğrencileri, felaketlerde hayatlar kurtaran ‘Melek Filo’ bünyesindeki askeri helikoptere sedyede hasta taşıyıp zamanla yarıştı. 4 ilden ekiplerin yer aldığı tatbikat nefes kesti. Amasya, Samsun, Çorum ve Ordu’dan toplam 240 sağlık personelinin görev aldığı 5. bölge illeri Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) tatbikatına Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan 20 öğrenci de katıldı. 2 yıl boyunca aldıkları eğitimin ardından bir ay sonra mezun olacak öğrenciler, Türk Hava Kuvvetleri’nin hayat kurtaran kanatları ‘Melek Filo’ ile işbirliği yaptı. Kanatların çıkardığı hava akımına karşı Merzifon 5’inci Ana Jet Üs Komutanlığı bünyesinde zorlu şartlarda hayatlar kurtarmak için 7 gün 24 saat görev yapan filoya bağlı askeri helikopter havalanarak senaryo gereği acil çağrı bildirilen alana iniş yaptı. Helikopterin kanatlarının çıkardığı hava akımına karşı hareket eden öğrenciler ve UMKE ekipleri zamanla yarışıp deneyim kazandı. "Helikoptere yaklaşmak bambaşka heyecandı" Amasya İl Sağlık Müdürlüğü’nün koordinatörlüğünde gerçekleşen tatbikatı değerlendiren öğrencilerden İlk ve Acil Yardım (Paramedik) Bölümü 2. sınıf öğrencisi Sıla Naz İstifoğlu, "Helikoptere yaklaşmak bile bizim için bambaşka heyecandı" dedi. "Melek Filo hayatlar kurtarıyor" Batı Karadeniz’de 2021 yılında yaşanan sel felaketi ve 6 Şubat 2023’teki asrın felaketi depremlerde tahliye çalışmalarında aktif görev alan ‘Melek Filo’ ekibiyle aynı tatbikatta yer almanın heyecanını yaşadıklarını değinen Alya Doğan da, "Melek Filo hayatlar kurtarıyor. Tatbikat için çağırsalar koşa koşa giderim" diye konuştu. Hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde görev alacak teknik personellerin yetiştiği okullarından mezun olduktan sonra sağlık ordusuna katılmayı hedeflediklerine değinen Tuğba Akça ise, "Bizde mezun olup atanınca onlarla beraber hayat kurtarmayı, insanların en zor anında yanlarında olmayı çok isteriz" şeklinde konuştu.
Antalya Antalya’da yabancı uyruklu şahıs kedinin üzerine bastı, köpeği tekmeledi Antalya’da yabancı uyruklu bir şahıs mahalledeki esnafın beslediği kediyi ayağıyla ezip ardından bir köpeği tekmeledi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine şahıs gözaltına alınırken sokak hayvanlarına yapılan eziyet tepki çekti. 10 Mayıs tarihinde Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Sarısu Mahallesi 144 Sokak’ta meydana gelen olayda, Rus uyruklu Andria İ. isimli şahıs, sokak üzerinde bulunan bir zincir market şubesinin önüne geldi. İş yerinin güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde şahıs burada yer alan merdivenlerde yatmakta olan kediyi ayağıyla ezdi. Kedinin can havliyle kaçmasının ardından, merdivenlerden inen Andria İ. bu kez merdivenlerin alt kısmında bulunan sokak köpeğini tekmeledi. Kediyi ayağıyla defalarca ezdi İki sokak hayvanı da Andria İ.’nin darbelerinin ardından bölgeden hızla uzaklaştı. Güvenlik kamerasına da yansıyan görüntülerin sosyal medya hesaplarında yayılmasının ardından hayvanseverler, kimliği belirsiz şahsa tepki gösterdi. Kendi hallerinde marketin önünde yatmakta olan kedi ve köpeğe yapılan eziyete tepki gösteren bazı vatandaşlar görüntülerle birlikte polis merkezine giderek şahıs hakkında şikayetçi oldu. Yapılan başvuru üzerine yakalanıp gözaltına alınan Andria İ.’nin emniyet ve savcılık ifadesi sonrası deport edilmek üzere Geri Gönderme Merkezî’ne teslim edildiği bildirildi. "Görüntüleri görünce çok üzüldüm" Şahsın hayvanlara yaptığı eziyeti canice olarak nitelendiren vatandaşlardan Esen Peksoy, "Şahsı tanıyoruz, ancak samimiyetimiz yok. Gelir alışverişini yapan ve gider. 1 yılı aşkın süredir Türkiye’de kalıyor. Buraya savaştan dolayı kaçıp gelmiş. Ama buraya gelip bu hayvanlara zulüm etmesi çok üzücü. Görüntüde hayvanın kafasına basarak, ardından tekme vuruyor. Ondan sonra da aşağıda bir köpeğe tekme vuruyor. Hayvanlar can havli ile kaçıyorlar. Kamerada görünce ben çok üzüldüm. Hayvana zarar veren insana da verir. Böyle insanların cezasını çekmesini tabi ki istiyorum" dedi. "Kediyi olaydan sonra görmedik" Olayın ardından şahsın ayağı ile ezdiği kediyi birkaç gündür görmediklerini belirten Peksoy, "Şu anda kedinin durumunu bilmiyorum. Geçen gün ayağı topallıyordu, mama aldık verdik. Ondan sonra kayboldu gitti. Biz de çalıştığımız için onu takip edemedik. Büyük ihtimale hayvan büyük bir darbe aldığından ölmüş olabilir. Ben olayı kameradan gördüm. Ben çok üzüldüm, o hayvana öyle eziyet etmesi, kafasını ezmesi, vurması, hayvanın bacağını sakatlaması. Sadece bir tek kediye değil, köpeğe de şiddetin her türlüsüne karşıyız. Ama bunlar Allah’ın sessiz kulları doğru değil. Başka bir ülkeden gelip benim ülkemde malıma, canıma, hayvanıma zarar vermesi etik bir durum değil" ifadelerini kullandı.