GENEL - 22 Mart 2012 Perşembe 10:35

ESENYURT`TAKİ YANGINDA ÖLEN İŞÇİLERİN AİLELERİNE EN AZ 100 BİN TL TAZMİNAT ÖDENEBİLİR

A
A
A
ESENYURT`TAKİ YANGINDA ÖLEN İŞÇİLERİN AİLELERİNE EN AZ 100 BİN TL TAZMİNAT ÖDENEBİLİR

11 Mart`ta Esenyurt`ta bir şantiyede işçilerin kaldığı çadırlarda çıkan yangın sonucunda 11 kişi hayatını kaybetmişti. Yangınla ilgili olarak incelemeler ve araştırmalar devam ederken, firmanın kusurlu bulunması halinde işçi başına en az 100 bin TL tazminat ödeyebileceği öğrenildi.
Gözetmen Sigorta Pazarlama İş Geliştirme Müdürü Selim İsmet, şirketleri firmaları ve kurumları, risk yönetimleri ve mali mesuliyet poliçeleri konusunda uyardı. Geçtiğimiz haftalarda Esenyurt`ta yaşanan yangın felaketi ve 11 işçinin hayatını kaybettiği olayın işverenler için ders alınması gereken kötü bir örnek olduğunu ifade eden Selim İsmet, "Nasıl ki bir imalata hammadde almak şartsa, aynı şekilde risklerinin de teminat altına alınması o şirketlerin devamının sağlanması son derece önemli" dedi.
Selim İsmet, firmaların ve işverenlerin sigorta ve risk yönetimleri konusunda daha dikkatli davranmalarını gerektiğini ifade ettiği açıklamasında geçtiğimiz haftalarda Esenyurt`ta bir şantiyede yaşanan ve 11 işçinin hayatını kaybettiği yangın felaketi üzerinden değerlendirmelerde bulunarak, "İstanbul`da yaşanan elim kaza sonrasında 11 işçi vefat etti. Bu olay neticesinde iş güvenliğinin ve bunlarla ilgili alınması gereken önlemlerin ne denli önemli olduğunu önlem alınmadığı takdirde ise ne tür sonuçlar
doğurduğunu hep birlikte görmüş olduk. Bir inşaat firmasında kaza neticesinde şantiyede bulunan, çadırların yanması ve 11 kişinin burada yanarak can vermesi aslında şirketlerin taşıdıkları riskleri ve bu risklerle ilgili nasıl bir risk yönetimi yapılması gerektiğini gösterir nitelikteydi. Her firmanın kendi riskleri olduğu gibi faaliyet alanına istinaden hususi riskleri de var. O olayda da inşaat firmasının inşaatı nedeniyle taşıdığı varlık riskleri ve diğer yandan da işveren olarak taşıdığı can riskleri
var" dedi.
"İŞÇİ BAŞINA EN AZ 100 BİN TL TAZMİNAT ÖDENEBİLİR"
Esenyurt`taki yangın felaketinin ardından, olayın bir "iş kazası" olarak değerlendirilmesi durumunda işçi başına en az 100 bin TL tazminat ödenebileceğini belirten Selim İsmet şöyle konuştu:
"Yaşanan o olayda da (yangın) vefat eden kişilerin aileleri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler var. İşverenin de yaşanan olayda sorumluluğu olduğu gözüküyor. Sorumluluk iş mahkemelerin intikal ettiği takdirde -ki edecektir- bu kişilerin destekten yoksun kalması nedeniyle ailelerine tazminat ödenecektir. Bu tazminatlar da kişinin yaşına, vasfına, eğitim durumuna vs. göre değişecektir. Ama takribi her bir işçi için 100 bin TL gibi bir rakam ortaya çıkacaktır. 11 işçinin olduğu düşünülürse 1 milyon TL veya
üzerinde firmanın tazminata mahkum edileceğini öngörebiliriz."
"İŞÇİLERİN FERDİ KAZA SİGORTALARI YOKSA İŞVERENİN KASASINDAN BÜYÜK MEBLAОLAR ÇIKAR"
Gözetmen Sigorta Pazarlama İş Geliştirme Müdürü Selim İsmet, yaşanan yangın felaketinde işverenin sorumluluğunun tespit edilmesi halinde ise durumunda farklı bir boyut alacağını vurgulayarak, "Tabii bu riskleri tamamen sigorta firmaları üzerlerine devralabiliyorlar. Ama baştan bunların doğru bir risk yönetimi yapılarak, bir `broker`lik aracılığıyla piyasada doğru bir araştırma yapılması suretiyle en iyi şartlarda en uygun şartlarda bu riskleri sigorta şirketlerine devretmek mümkün. Eğer ki inşaatın
başlangıcında böyle bir çalışma yapılmışsa bu tazminatları sigorta firmalarının karşılaması mümkün olabilecektir. Bu söylediğim işverenin taşıdığı mesuliyetin riskini ihtiva eden poliçenin konusu olacaktır. Lakin bu poliçenin de bir şartı var. İş kazası olması lazım. Bu işçiler akşam saati Pazar günü ve çadırlarındalar yani görev başında değiller. O nedenle iş kazası olarak nitelenmeyebilir ama işverenin burada sorumluluğu tespit edilebilir. Eğer böyle bir netice ile sonuçlanırsa bu durumda işveren mali
mesuliyet poliçelerinin kapsamında değil ancak ferdi kaza sigortaları ayrıca yapılmışsa buradan defaten karşılanması mümkün olabilecektir. Ferdi kaza sigortaları da yoksa ilgili işverenin kasasından çıkması gereken büyük bir meblağ olacaktır" diye konuştu.
"RİSKLERİN EN BAŞTAN SİGORTA ŞİRKETLERİNE DEVREDİLMESİ MÜMKÜN"
Selim İsmet, işverenlerin sigorta şirketleri aracılığıyla doğru risk yönetimi sayesinde bu tür hasarları atlatmalarının ve faaliyetlerin devam edebilmelerinin mümkün olduğunu ifade ederek, "İnşaat olsun tekstil olsun her firmanın kendine göre birtakım riskleri var. Bu risklerin en başta doğru şekillerde uygun şartlarda sigorta şirketlerine devredilmesi mümkün. Böyle bir hasarlar karşılaşıldığında da şirketin hiçbir aksamaya uğramadan ciddi anlamda maddi bir külfete girmeden bu tür olayları atlatabilmesi
mümkün. Bizim işimiz de firma sahiplerini kurumları bu konuda bilgilendirmek suretiyle risklerin teminat altına alınmasını sağlamak. Nasıl ki bir imalata hammadde almak şartsa, aynı şekilde risklerinin de teminat altına alınması o şirketlerin devamının sağlanması son derece önemli. Yaşadığımız üzücü olayda da bunun ne kadar önemli olduğunu tüm Türkiye görmüş oldu. Umarın bundan ders alınır bir daha böyle kötü olaylarla karşılaşılmaz" dedi.
"KORUYUCU HEKİMLİK GİBİ"
Sigortacılığı koruyucu hekimliğe benzeten Gözetmen Sigorta Pazarlama İş Geliştirme Müdürü Selim İsmet sözlerini şöyle noktaladı:
"Koruyucu hekimlik dediğimiz bir durum var. Bunda da önlemlerin yeterli düzeyde alınması lazım. Bunlar alınırsa bu riskin ortaya çıkma durumu son derece düşük olacaktır. Zaten sigorta şirketleri de bu önlemlerin olması durumunda bu teminatları veriyorlar. Hem iş güvenliği konusunda iyileştirmelerin denetimlerin yapılması müeyyidelerin gerçek manada caydırıcadna, vasfına, eğitim durumuna vı olması eminim bu gibi hasarların ortaya çıkmasını önleyecek ve mağdurların da ortada kalmaması için önem arz
edecektir."
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bilecik Bilecik’in turizminde hedefi uluslararası alanda tanınan kültür ve turizm şehir olmak Bilecik İl Kültür ve Turizm Müdürü Kürşat Bozkurt, amaçlarının Bilecik’i sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda da tanınan bir kültür ve turizm destinasyonu haline getirmek olduğunu söyledi. Bilecik’te 15-22 Nisan Turizm Haftası dolayısıyla Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi’nde kutlama programı gerçekleştirildi. Programa Bilecik Valisi Faik Oktay Sözer, kurum müdürleri, siyasi parti temsilcilileri, STK’lar ve öğrenciler katıldı.Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda günün anlam ve önemini anlatan bir konuşma yapan Bilecik İl Kültür ve Turizm Müdürü Kürşat Bozkurt, "Bugün burada, kültürümüzü, tarihi zenginliğimizi ve eşsiz coğrafyamızı daha görünür kılmak; turizmin önemine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla kutladığımız Turizm Haftası vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Turizm; yalnızca bir seyahat ya da ekonomik faaliyet değildir. Turizm; geçmiş ile gelecek arasında kurulan bir köprü, kültürlerin birbirini tanıdığı bir buluşma noktası, medeniyetlerin izlerinin keşfedildiği bir yolculuktur. Bu yönüyle turizm, aynı zamanda barışın, hoşgörünün ve ortak insanlık değerlerinin de en güçlü taşıyıcılarından biridir. Bu anlamlı köprünün en kadim duraklarından biri ise hiç şüphesiz ki, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Bilecik ilimizdir. Bilecik; sadece bir şehir değil, bir başlangıcın adıdır. Bir devletin doğduğu, bir medeniyetin filizlendiği, kökleri derinlere uzanan büyük bir tarihin merkezidir. Bu topraklar, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna şahitlik etmiş; ilim, irfan ve hikmetle yoğrulmuş müstesna bir coğrafyadır.Bu manevi iklimin en büyük mimarlarından biri ise, hiç şüphesiz ki Şeyh Edebali Hazretleri’dir.Bugün bizlere düşen görev; bu köklü mirası anlamak, anlatmak ve gelecek nesillere en doğru şekilde aktarmaktır" dedi. "Bilecik’i bir kültür ve turizm destinasyonu haline getirmektir" Bilecik İl Kültür ve Turizm Müdürü Kürşat Bozkurt, konuşmasının devamından, "2026 yılının 2026 Şeyh Edebali Yılı olarak ilan edilmesi, işte tam da bu sorumluluğun bir tezahürü, aynı zamanda büyük bir fırsattır. Bu önemli yıl; yalnızca bir anma yılı değil, aynı zamanda kültürel diplomasi açısından güçlü bir imkân, uluslararası tanıtım açısından eşsiz bir fırsattır. Bu kapsamda Bilecik olarak bizler; sadece geçmişi anan değil, geçmişten ilham alarak geleceği inşa eden bir anlayışla hareket ediyoruz.İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak hedefimiz; Bilecik’i sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda da tanınan bir kültür ve turizm destinasyonu haline getirmektir., Ulusal ve uluslararası sempozyumlar,, kültürel festivaller ve sanat etkinlikleri, dijital tanıtım kampanyaları, inanç turizmi odaklı projeler, gençlere ve çocuklara yönelik kültürel miras programlar gibi pek çok çalışmayı hayata geçirerek, şehrimizin değerlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki turizm; sadece gezmek ve görmek değil, aynı zamanda hissetmektir. Bir şehri şehir yapan; onun sokakları kadar hatıraları, yapıları kadar ruhudur. Bilecik de işte tam olarak böyle bir şehirdir. Her köşesinde bir hikâye, her taşında bir iz, her eserinde bir anlam barındırır. Unutulmamalıdır ki turizm; sadece ekonomik kalkınma değil, aynı zamanda kültürel kalkınmadır. Bir şehri güçlü kılan sadece altyapısı değil, kimliği ve ruhudur. Bizler de Bilecik’in bu güçlü kimliğini koruyarak, onu geleceğe taşımak için çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Konuşmaların ardından ’2026 Türkiye Tanıtım Filmi’nin izlenmesi, halk oyunları ekiplerinin gösterisi, Yavuz Selim Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerin ’Flambe Gösterisi’, mezuniyet töreniyle devam etti. Ardından protokol üyeleri alanda kurulan yöresel ürünler ve sergileri gezmesiyle prpgram son buldu.
Adana Adana’da eğitimciler Şanlıurfa’daki saldırıyı kınadı Adana’da Eğitim-Bir-Sen üyeleri, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırıyı kınadı. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırı, Adana İstasyon Meydanı’nda Eğitim-Bir-Sen üyeleri tarafından protesto edildi. Türkiye genelinde iş bırakma kararı alan eğitimciler, Adana’da da merkez Seyhan ilçesindeki İstasyon Meydanı’nda bir araya gelerek okullarda artan şiddet olaylarına tepki gösterdi. Grup adına açıklamayı yapan Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, "Siverek’te eğitim yuvamızı kana bulayan vahşi saldırı; bizlere acı bir gerçeği bir kez daha tokat gibi çarpmıştır. Öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına el kaldırmanın sıradanlaştığı, eğitim çağındaki çocukların silahlara pervasızca ulaşıp suç makinesine dönüştüğü karanlık bir dönemeçteyiz. Geldiğimiz noktada okullarımızda şiddet münferit eylemler olmaktan çıkmış, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır." Dedi. "Eğitimciye kalkan el, geleceğimize inen darbedir" Mustafa Sarıgeçili, şiddetin ağırlaşan toplumsal maliyeti karşısında çözüm üretmede yetersiz kalındığını belirterek, "Eğitim, şiddeti bitirmesi gereken en güçlü silahken; bugün şiddetin eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması geleceğimizi tehlikeye sokmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı ruhumuzu karartmakta, irfanımızı yok etmektedir. Hele ki bu şiddetin kendi öğrencilerimizden gelmesi, yaramızı daha da derinleştirmektedir. Eğitimciye kalkan el, geleceğimize inen darbedir" şeklinde konuştu. "Siverek’te yaşadığımız bu acı olay son olmalıdır" Yaşam hakkı ve can güvenliğinin anayasal bir hak olduğuna dikkat çeken Başkan Sarıgeçili, daha sonra şunları söyledi: "Devlet; caydırıcı yasaları derhal çıkarmalı, okullarımızda güvenlik tedbirlerini tavizsiz bir şekilde hayata geçirmelidir. Kendi memurunu, kendi öğretmenini, kendi öğrencisini korumak devletin asli görevidir. Siverek’te yaşadığımız bu acı olay son olmalıdır. Eğitimciler savunmasız ve korumasız bırakılamaz. Bugün Türkiye genelinde bıraktığımız iş, aslında geleceğimize sahip çıkma eylemidir. Can güvenliğimiz sağlanana, caydırıcı adımlar atılana ve güvenli çalışma şartları oluşturulana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz." Şiddete karşı sloganların atıldığı eylem, basın açıklamasının ardından sona erdi.
Tunceli Gülistan Doku’nun ablası: "Ben kardeşimin cinayete kurban gittiğini Altaş ailesinden öğrendim" Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Gülistan Doku ile ilgili soruşturma sürerken, genç kızın ablası Aygül Doku, kardeşimin cinayete kurban gittiğini, Mustafa Türkay Sonel tarafından öldürüldüğünü bizzat Altaş ailesinden öğrendiğini söyledi. Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı. Tunceli’ye getirilen şüphelilerin sorgulanması sürerken, abla Aygül Doku açıklamalarda bulundu. Aygül Doku, Mustafa Türkay Sonel ismini Altaş ailesinden öğrendiklerini ifade ederek, "Celal Altaş, Nurşen Altaş ve Amerika’ya kaçan Umut Altaş. Altaş ailesinden bu cinayeti öğrendik. Umut beni o süreçte arıyor. 2-3 kere arıyor, aslında bu olayı bana anlatmak istiyor ama anlatamıyor. Bir türlü cesaret edemiyor" dedi. "Belgesiz hiçbir bilgi paylaşmam" Umut Altaş’ın ardından bir not bıraktığını ve notta Gülistan’ın katilinin Mustafa Türkay Sonel olduğunun yazdığını iddia eden Doku, "O nottan sonra biz ‘Altaş ailesi niye bunu söylüyor’ dedik. Umut Altaş bizi arıyor, biz aileyi araştırıyoruz. Annesi Nurşen Altaş ile babası Celal Altaş’mış. Aileyle görüşmeye gittik. Biz daha oturmadan bize ‘Allah rahmet eylesin’ dediler. Orada kuşkulandık. Bugüne kadar kimse Adalet Bakanı, savcı bile bize böyle bir şey söylemedi. Bunlar bir şey biliyor dedik. ‘Siz bize neden başınız sağ olsun diyorsunuz? Bir şey mi biliyorsunuz’ dedik. Ses kayıtları var. Belgesiz hiçbir bilgi paylaşmam" ifadelerini kullandı. Aygül Doku, ailenin kendilerine "Biz oğlumuzu çok uyardık" dediğini aktararak şöyle devam etti: "Çocuk (Mustafa Türkay Sonel) tekin biri değildir, bununla uğraşma. Benim çocuğum onunla arkadaş oldu. Benim çocuğumun başını yaktı’ dedi. ‘Başını yaktı’ deyince biz de ‘Siz niye oğlunuz için başını yaktı diyorsunuz’ dedik. Sonra araştırınca oğlu Amerika’ya kaçmış. ‘Amerika’ya kaçtığına göre sizin oğlunuz Gülistan’ı öldürdü’ dedik. ‘Hayır kesinlikle, alın Umut’un telefonu. Bizim oğlumuz Gülistan’ı öldürmedi’ dedi. Umut’un telefonunu bize verdiler. Ben Umut’la bizzat görüştüm. Bunları ilk defa açıklıyorum. Çünkü artık bu dosya çok kritik bir aşamada." Doku, kardeşinin cinayete kurban gittiğini, Mustafa Türkay Sonel tarafından öldürüldüğünü bizzat Altaş ailesinden öğrendiğini tekrarlayarak, "Şu anda Altaşlar gözaltında, Umut da Amerika’ya kaçmış" diye konuştu. "Gökhan bize kardeşimin ’delillerini silmek karşılığında 10 bin dolar aldım’ dedi" Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ihraç polis memuru Gökhan Ertok hakkında iddialarda bulunan Doku, "Gökhan şu an gözaltında. Gülistan’ın bütün bilgilerini sildi. Dosyada gizlilik kararı vardı diye size söylemiyorduk. 6-7 ay önce Gökhan bize ulaştı. Elimizde belgeleri var. Ben hangisine üzüleyim? Gökhan bize kardeşimin ’delillerini silmek karşılığında 10 bin dolar aldım’ dedi. Gülistan’ın delillerini silmenin fiyatı 10 bin dolar. ‘10 bin dolarla Gülistan’ın kayıtlarını sildirdiler’ dedi. Gökhan bize ‘Gülistan o gün öldürülmedi. Gülistan’ın o gün görüntüsü bende var. O kaydı bizzat ben sildim’ dedi. Yani emniyet 5 Ocak’ta tutanak tutmuştu ya ‘5 Ocak saat 11.00’de köprüden atladı’ diye. Gülistan Gökhan’ın deyişiyle saat 7’ye kadar zaten yaşıyormuş. ‘O görüntüyü de bizzat ben sildim’ dedi" ifadelerini kullandı.
İstanbul Büyükçekmece’de Dünya Sanat Günü etkinliği İstanbul Büyükçekmece’de Dünya Sanat Günü, Büyükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenen bir dizi etkinlikle kutlandı. Etkinlikte, sanatçılara ve eserlerine yoğun ilgi gösterildi. Büyükçekmece Belediyesi, Dünya Sanat Günü nedeniyle bir dizi kutlama programı gerçekleştirdi. Kutlama programına sanatçıların yanı sıra çok sayıda sanatseverde katıldı. Program kapsamında, çocuk korosu, piyano, bale, modern dans sunumları, canlı resim performansları sergilendi. Programda sergilenen performanslar sanatseverler tarafından uzun süre alkışlandı. Programın açılış konuşmasını yapan Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Gürhan Ozanoğlu, " Bir tablo bir ezgi ya da bir dans, insanların duygularını ifade etmesinin en saf ve güçlü yollarından birisidir. Sanat sayesinde geçmişimizi anlar bugünümüzü anlamlandırır ve geleceğimizi hayal ederiz. Aynı zamanda sanat toplumların kültürel zenginliğini yansıtır. Geleneksel halk danslarımızdan modern sanat eserlerine kadar uzanan bu geniş yelpaze kimliğimizin ve ortak hafızamızın bir parçasıdır. Bugün sadece sanatı izleyen değil sanatı destekleyen üreten ve yaşatan bireyler olmanın önemini bir kez daha hatırlamalıyız. Çünkü sanat varsa umut vardır. Sanat varsa insanlık vardır. Bu anlamlı günde bizlere bu imkanı tanıyan ve Büyükçekmece’mizi bir sanat, kültür kenti haline getiren belediye başkanımız Sayın Dr. Hasan Akgün’e şükranlarımızı sunuyoruz" dedi.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden yemek üretiminde örnek model Anadolu Üniversitesi Yemek Üretim Tesisi, düzenlenen basın buluşmasıyla tanıtıldı. Etkinliğe Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel başta olmak üzere, Rektör Danışmanları Prof. Dr. Barış Kılınç ve Prof. Dr. Mustafa Bostancı, Genel Sekreter Ecevit Öksüz, Genel Sekreter Yardımcısı Abdurrahman Şafak, Yemekhane İdare Şube Müdürü Ozan Sezgin ve Eskişehir basını katılım gösterdi. Rektör Adıgüzel: "En kaliteli hizmeti sunmak bizim temel gayemizdir" Basın buluşmasında konuşan Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, üniversitenin öğrencilere sunduğu yemek hizmetlerinin kalitesine ve üretim kapasitesine dikkat çekerek şunları söyledi: "Yemek üretim tesislerimizden birinde en kaliteli hizmeti sunmak bizim temel gayemizdir. Porselen tabaklarda sunduğumuz 35 TL’lik 4 çeşit yemek, diğer üniversite fiyatlarının oldukça altındadır. Hatta ödeme gücü olmayan yaklaşık 2 bin 600 öğrencimiz bu hizmetten tamamen ücretsiz yararlanıyor. Öğrencilerimiz ve akademik personelimiz aynı mutfaktan çıkan aynı menüyü paylaşıyor. Kendimizin tercih etmediği hiçbir sofraya öğrencilerimizi oturtmuyoruz. Özel ihtiyaçlı çölyak hastası veya vejetaryen öğrencilerimiz için özel menüler çıkarıyoruz. Aynı anda 2 bin 500 kişiye hizmet verebiliyoruz. Burası bir ticarethane değil, bir kamu üniversitesidir. Bu yüzden sınav dönemlerinde ücretsiz ikramlar sunuyor ve fiyatları olabilecek en düşük seviyede tutuyoruz. Bakanlık denetimlerinin yanı sıra, bir rektör olarak benim de habersiz ziyaret ettiğim tesislerimiz, öğrencilerimizin denetimine de her an açıktır." Sezgin: "Sağlık Bakanlığı rehberine uygun şekilde öğünler hazırlıyoruz" Yemekhane İdare Şube Müdürlüğü Birim Yöneticisi Ozan Sezgin ise üretim süreci ve hijyen standartlarına değinerek konuşmasında şunları aktardı: "2002 yılından beri Anadolu Üniversitesi yemekhanesinde görev yapıyorum. Aynı zamanda gıda yüksek mühendisiyim. Yemekhanemizde herhangi bir hizmet alımı yapmadan tüm üretimi kendi personelimizin marifetiyle gerçekleştirerek öğrencilerimize günde 2 öğün yemek sunuyoruz. Beslenme ile fiziksel aktiviteyi birbirini tamamlayan unsurlar olarak gördüğümüz üniversitemizde, bugün de olduğu gibi her ay 1 gün öğrencilerimizin seçtiği menüleri servis ediyoruz. Sağlık Bakanlığının Sağlıklı Yemek ve Fiziksel Aktivite Piramidine uygun şekilde, besin öğeleri açısından yeterli ve dengeli, işçiliği zor olsa da daima taze salata içeren sağlıklı öğünler hazırlıyoruz. Pandemi döneminin zorlu şartlarında 2021 yılında tamamladığımız ve Türkiye’deki diğer kurumlara model olan modern tesisimizde; 500 paletlik kuru gıda depolama alanı, 950 metrekarelik 14 ayrı bölümden oluşan dondurulmuş ve soğuk depolama alanı, ikiz ray sistemi içeren et işleme bölümü, sebze işleme ve sıcak mutfak alanlarının yanı sıra, ayrı bir üretim tesisinde kendi personelimizle yaptığımız tatlı üretimiyle en üst standartlarda hizmet vermeye devam ediyoruz." Konuşmaların ardından katılımcılar yemek üretim tesisinde incelemelerde bulundu. Program, tesis bünyesinde hazırlanan yemeklerin tadımıyla sona erdi.