GENEL - 01 Aralık 2011 Perşembe 00:39

YÖK, KATSAYI UYGULAMASINI KALDIRMAYI KARARLAŞTIRDI

A
A
A
YÖK, KATSAYI UYGULAMASINI KALDIRMAYI KARARLAŞTIRDI

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Genel Kurulu’nda, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının kaldırılması kararlaştırıldı.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Bilal Erdoğan: "Biz sinmeyeceğiz, susmayacağız, Filistin’i unutmayacağız" İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan, Galata Köprüsü’nde düzenlenen Filistin’e destek eyleminde yaptığı konuşmada, "Gazze’de yaşanan bir halkın kadınlarıyla çocuklarıyla yaşlılarıyla bilinçli ve sistematik bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir soykırımdır. Biz sinmeyeceğiz, susmayacağız, Filistin’i unutmayacağız. Unutturmayacağız. Gazze, Kudüs, Mescid-i Aksa özgür olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Milletçe bireysel olarak mücadelemizi boykotla sürdürmek zorundayız" dedi. İnsanlık İttifakı ve Milli İrade Platformu tarafından "Sinmiyoruz, susmuyoruz Filistin’i unutmuyoruz" sloganıyla Galata Köprüsü’nde tarihi bir buluşma gerçekleştirildi. Yeni yılın ilk sabahında Galata Köprüsü’nde düzenlenen Filistin’e destek yürüyüşüne binlerce vatandaş katıldı. Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nde kılınan sabah namazının ardından oluşan insan seli Galata Köprüsü’ne yürüdü. Vatandaşlar ellerindeki Türk ve Filistin bayrakları ve boyunlarına bağladıkları kefiyelerle geniş güvenlik önleminin alındığı köprüye geldi. "Gazze’de yaşanan bir halkın bilinçli ve sistematik bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir soykırımdır" Programda bir konuşma yapan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan, "Şehitlerimize rahmet Filistin’e destek için bugün Galata Köprüsü’nü dolduran yüzbinler gününüz aydın olsun. Yeni yılımız milletimize bütün Müslümanlara, Filistin’e huzur getirsin. Bugün burada yine yeni yılın ilk sabahında Gazze’de ve Filistin’de yaşananların yalnızca insani bir dram olmadığını, aynı zamanda küresel düzenin temellerinin sarsıldığını, ahlaki iddia taşıyan tüm uluslararası kurumların iflas ettiğini gösteren bir kırılma hattı olduğunu haykırmak için toplandık. Gazze’de yaşanan asla bir savaş değildir. Gazze’de yaşanan iki ordunun bir araya geldiği bir çatışma değildir. Gazze’de yaşanan sadece bir güvenlik meselesi değildir. Gazze’de yaşanan bir halkın kadınlarıyla çocuklarıyla yaşlılarıyla bilinçli ve sistematik bir şekilde yok edilmeye çalışıldığı bir soykırımdır. Bu soykırım yalnızca on binlerce ton bombayla yapılmıyor. Bu soykırım açlıkla, susuzlukla, soğukla, insani yardımların engellenmesiyle yapılıyor. Bugün Filistin’de ağır kış şartlarında, derme çatma çadırların içinde her türlü imkandan yoksun insanlar var. Ve bu insanlara ulaşabilecek yardımı bilerek, isteyerek ve hatta zevk alarak engelleyen zalim bir düzen var. Bu kadar alçalmayı mümkün kılan bir zihniyetin başındaki Netanyahu eşkiyasını Rabbimiz Kahhar ismi Şerifiyle Kahr-u perişan eylesin. Savaşın dahi bir hukuku vardır. Bırakın Gazze’de bu hukukun ihlal edilmesini bu hukuk yok sayılmıştır. Cenevre sözleşmeleri, Batı’nın kendi sözleşmeleri açık ve nettir. Sivillerin hedef alınması, orantısız güç kullanılması, yaşam haklarının yok edilmesi açık savaş suçudur. Bu suçlar süreklidir, merkezi kararla yönetilmektedir. Hem de İsrail vatandaşlarının güçlü desteğiyle yönetilmektedir. Bunlar devlet gücüyle icra edilen modern bir yok etme siyasetidir. Çünkü Filistinli maalesef İsrail için insan sayılmıyor. Dünyanın Rusya-Ukrayna savaşı başladığı andan itibaren takındığı tavırları bir düşünün. Bir yanda askeri, ekonomik, politik ambargolar; diğer tarafta uluslararası spor müsabakalarından, şarkı yarışmalarından menedilmiş bir Rusya var. Dostoyevski’nin bile yasaklandığı bir dünya. Diğer yanda 21. yüzyılın Hitler’i Netanyahu ile sarmaş dolaş bir dünya. İşte Batı medeniyetinin geldiği, düştüğü nokta. Bizim meselemiz tıpkı Nazizm gibi insanı değersizleştiren üstünlük iddiasıyla başkalarını yok sayan siyonist ideolojiyledir. Bugün bütün dünya şunu görmek zorundadır. İnsanların kimlikleri üzerinden kolektif suçlu ilan edilmesi, sivil nüfusun topyekun cezalandırılması yaşam alanlarının yok edilmesi, açlığın ve korkunun bir silah gibi kullanılması. Bütün bunlar insanlık tarihinin çok karanlık bir dönemini hatırlatmaktadır. Siyonizm bugün İsrail Nazizmi olarak kendini göstermektedir ve insanlık bu İsrail Nazizmi ideolojisiyle yüzleşmek zorundadır. Elbette İsrail bunun altında ezilecektir" dedi. "Mücadelemize ara vermeyeceğiz" Gazze’nin yerle bir edildiğini bu yıkımın bedelinin mağdurlara yüklenmemesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Bu yıkımın maliyeti 3. ülkelere havale edilemez. Yıkan onarmalıdır. Bugün burada tekrar söylüyorum. İsrail savaş suçlarını tazmin etmekle yükümlü tutulmak zorundadır. Ve Gazze’nin yeniden inşası İsrail’in ödediği savaş tazminatlarıyla yapılmak durumundadır. Şimdi Gazze’de bomba ile yürütülen bu siyaset Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti üzerinden sürdürülmektedir. İsrail tarafından silahlandırılan yerleşimciler hiçbir zaman olmadığı kadar Batı Şeria’daki mazlum Filistinlileri hedef almaktadır. Gazze ve Batı Şeria’daki durum birbirinden kopuk ve ayrı değildir. Gazze ve Batı Şeria’daki işgal sona ermeden, Filistinliler kendi vatanlarındaki yaşam hakkı ve özgürlüklerini kazanmadan, Filistin devletinin toprak bütünlüğü tanınmadan mücadelemize ara vermeyeceğiz. Türkiye artık güçlü Türkiye. Türkiye artık zulme karşı duran Türkiye. Türkiye artık Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeni dünya düzeninin kurucu aklı olma yolunda bir Türkiye. Bizim milliyetçiliğimiz başkasını ezme milliyetçiliği asla değildir. Bizim milliyetçiliğimiz zulme karşı dimdik durma ahlakıdır. Türk bayrağı yalnızca bir sembol değildir. O bayrak adaletin, merhametin ve sorumluluğun rengini taşır" dedi. Boykot çağrısını yenileyen Erdoğan, "Şimdi milletçe yaşlısıyla genciyle kadınıyla erkeğiyle bireysel olarak mücadelemizi boykotla sürdürmek zorundayız. Boykotu küçümsemeyeceğiz, ben ne yapıyorum sorusuna vereceğimiz en güçlü cevap olacaktır. Zulüm sadece silahla sürmüyor. Para akışıyla sürüyor. Normalleştirildiğinde büyüyor ve sürüyor. Biz boykotla zulmün normalleşmesine ’dur’ diyeceğiz. ’Bu zulmün ortağı olmuyorum’ diyeceğiz. Biz sinmeyeceğiz, susmayacağız, Filistin’i unutmayacağız. unutturmayacağız. Gazze, Kudüs, Mescid-i Aksa özgür olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz" diye konuştu.
Trabzon Kemençenin en yaşlı ustalarından Trabzon’un Sürmene ilçesinde yaklaşık 65 yıl önce hiç kimseden eğitim almadan kemençe yapmaya başlayan 81 yaşındaki Hasan Sancak, bugüne kadar tamamen el yapımı 400 kemençe yaptı. Ailesinde kemençe yapan kimse olmadığını dile getiren Sancak, ilk mesleğinin kunduracılık olduğunu, ayakkabı dükkânı açmasına rağmen kemençe yapmaktan hiç vazgeçmediğini kaydederek yıllar içinde kemençenin birçok yönünü zamanla değiştirdiğini söyledi. "Benim bir ustam olmadı" Kemençe yapımına başladığında bir ustasının olmadığını kaydeden Sancak, "81 yaşındayım. Benim bir ustam yok. İlkokula giderken kemençe yapmaya başladım. Ustam olmadığı için yaptığım kemençeler, hiçbir ustanın yaptığına benzemez. Bunu iyi anlamda söylemiyorum. İyi ya da kötü olduğuna karar verecek olan, kemençeyi kullanan üstatlardır. Kararı üstatlar verir, ben değilim. Bizim ailede kemençe yapan kimse yok. İlk mesleğim kunduracılıktır. Ayakkabı dükkânı açtım ama yine de kemençe yapmaya devam ettim. Bu yetenek bana Allah vergisi. Bahattin Çamurali üstadımız rahmetli, benim köylümdür. Kendisi iyi bir kemençe ustası ve iyi bir icracıydı. Onun elinde gördüğüm kemençeleri yapmaya çalışırdım. O yetenek bende vardı. O gün bugündür kemençe yaparım ama çalmasını bilmem" dedi. Bu işi benim gibi tamamen elde yapan pek yok Günümüzde kemençeyi kendi gibi elde yapanın pek olmadığını belirten Sancak, "Kemençenin birçok tarafını zamanla değiştirdim. ’Nasıl olur?’ diye diye kendi kendimi geliştirdim. Kemençe dört kısımdan oluşur: ağacı, kapağı, işçiliği ve telleri. Bu dördünden biri eksik olursa kemençe olur ama kaliteli olmaz. Bir hatıra defterim var. Bu defterde kemençe çalanların fotoğrafları bulunur. Aynı zamanda o fotoğraflardaki kişilere kemençe yaptım. Defterde yaklaşık 400 kişi var. Kemençe yapım işini uzun yıllar köyde sürdürdüm. 1990 yılında şu anki dükkânımı açtım. 2000’li yıllarda da hatıra defterini tutmaya başladım. Yaklaşık 35 yıldır bu küçük dükkânda kemençe yapıyorum. Fiilen 65 yıldır bu işle uğraşıyorum. Komşumuz Yunanistan’a da kemençe yaptım. 2005 yılında Kültür Bakanlığı aracılığıyla Yunanistan’da düzenlenen kemençe yapma yarışmasına katıldım. 55 Yunanlı arasında tek Türk bendim ve o yarışmada üçüncü oldum. 65 yıl önce yaptığım kemençe ile bugün yaptığım kemençe arasında çok fark var. Şimdi işler daha kolay. O zamanlar köyde çalışıyordum; elektrik yoktu, her şeyi el yordamıyla yapıyorduk. Teknoloji işimizi çok kolaylaştırdı. Ancak yetenekli olmazsan bu işi yapamazsın. Sabırlı olmazsan da yapamazsın. Bu işi benim gibi tamamen elde yapan pek yok, çoğu makineyle yapıyor. Benden yaşlısı yok diyebilirim ama yaşıma yakın olanlar var" diye konuştu.