GENEL - 01 Aralık 2011 Perşembe 10:09

(ÖZEL HABER) HAK-İŞ KONFEDERASYONU GENEL BAŞKANI MAHMUT ARSLAN:

A
A
A
(ÖZEL HABER) HAK-İŞ KONFEDERASYONU GENEL BAŞKANI MAHMUT ARSLAN:

Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, bölgesel asgari ücretin karşısında olduklarını dile getirerek, "Bu, Türkiye’de hiç beklemediğimiz olumsuzluklara yol açabilir" dedi. Yeni anayasa çalışmaları hakkında düşüncelerini aktaran Arslan, "Anayasanın özet olması, özgürlükleri esas alması, yasakların ise istisna olması gerekiyor. Hak-İş olarak 31 Aralık’tan önce taleplerimizi Meclis’e sunacağız" dedi.
Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgesel asgari ücret, yeni anayasa çalışmaları ve Hak-İş’in hedefleri hakkında açıklamalarda bulundu.
Hak-İş Konfederasyonu’nun diğerlerinden ayıran en temel özelliklerinden birinin sloganlarla sendikacılık yapmak yerine, sendikacılığı okul olarak görmeleri olduğunu dile getiren Arslan, "Hak İş’in 36. yaş gününü ve 12. olağan genel kurulunu birlikte kutladık. Hak-İş; prensip, ilkeler ve konfederasyon olarak kuruluşundan bugüne kadar çizgisinden farklı bir yerdedir. Sloganlarla sendikacılık yapmak yerine, sendikacılığı aslında bir okul olarak görmektir. İşçi-işveren ilişkilerini çatışma, kavga üzerine,
birinin diğerinin üzerinde egemenlik kurması olarak değil, işçi-işveren ilişkilerini kazan-kazan ilişkisi üzerinde kurmaya çalışmaktır. Hak-İş, adeta bir testere gibi her iki tarafa da adil bir dağılım yapmakta, adil bir yaklaşımı esas almakta ve sorunlara sloganlarla değil, bilimsel verilerle yaklaşmaktır. Sendikacılığı bu anlamda sadece kendi üyelerimiz açısından değil, tüm taraflar için bir kazanca dönüştürmenin adıdır Hak-İş. Biz küresel bir sendikal dayanışmayı yerel değerlerden de yararlanıp öne
çıkarmaya çalışıyoruz" dedi.
"SENDİKAL DÜNYANIN GELECEKTEKİ SORUNLARINA DA ÇARE ARIYORUZ"
Hak-İş’in sadece günlük sorunlara değil, gelecekte sendikal dünyanın sorunlarına da çözüm bulacak bir yaklaşım içerisinde olduğunu belirten Arslan, "Bunun temelinde de emek ve insan odaklı bir sendika anlayışı yatmaktadır. Merkeze oturttuğumuz insan ve emeğin hem haklarını koruyacağız, geleceğini dizayn edeceğiz hem de işçi-işveren ilişkilerini diyalog zemininde yürüteceğiz. Sendikacılık, bağırıp çağıran bir anlayış değildir. Hak-İş diyalog süreçlerini önemsiyor. İşletmelerin geleceği ile ilgili konular
da bizim için önemli. Hak-İş olarak biz farklı bir kulvarda sendikacılık yapıyoruz. Hak-İş, kendisini küresel sendikacılığın bir parçası olarak görüyor. Biz toplumun değerleriyle çatışan, toplumun kültürüyle yaşam biçimiyle kavga eden bir sendika biçimini kabul etmiyoruz. Bu medeniyetin çocukları olarak dünya sendika hareketine katkı vermeyi düşünüyoruz. Bu da farkımızı oluşturan önemli unsurlardan biri" ifadelerini kullandı.
"YENİ ANAYASANIN ÖZET OLMASI GEREKİR"
Yeni anayasa çalışmalarını değerlendiren Arslan, "Hak-İş Konfederasyonu, 1982 Anayasası’nın bir darbe anayasası olduğunu, tamamının antidemokratik şekilde dayatmayla oluştuğunu biliyoruz. Bu anayasanın başlangıcından sonuna kadar içerisinde hiçbir zaman halk olmamıştır, halkın iradesi olmamıştır. Bugün 12 Eylül Referandumu’nda anayasa değişikliği kabul edilirken, ’Bu değişikliği destekliyoruz, yetmez ama evet’ dedik. Bu değişikliklerle birlikte bir ortak zemin oluşturulsun ve yeni anayasa talebimizi daha
yüksek sesle ortaya koyalım talebiyle ’evet’ dedik. Yeni anayasa yapılması artık kaçınılmazdır. Bu anayasanın da toplumun tüm kesimlerini olabildiğince dikkate alan geniş bir uzlaşmayla yapılmasını istiyoruz. Hak-İş taleplerini hazırlıyor. 31 Aralık’tan önce tekliflerimizi oluşturup Meclis’e göndereceğiz. Bir defa, anayasanın özet olması gerekir. Anayasanın temel ilkesi özgürlükleri esas alması olmalıdır. Yasakları istisna olmalıdır. Dolayısıyla toplumun tüm kesiminin, ’Benim anayasam’ diyebileceği unsurlar
olmalı" şeklinde konuştu.
"BÖLGESEL ASGARİ ÜCRETİN KARŞISINDAYIZ"
Bölgesel asgari ücret konusuna da değinen Arslan, "Hak-İş. bölgesel asgari ücret uygulamasında, var olan ücretin daha aşağı çekilmesi yaklaşımını görüyor. Dolayısıyla biz buna karşıyız. Bu, Türkiye’de hiç beklemediğimiz olumsuzluklara yol açar. Asgari ücret aslında siyasi bir ücret, aynı zamanda sosyal bir ücrettir. Bölgesel asgari ücretler bence çalışanların aleyhine bir yaklaşım olarak görülüyor. Bölgesel asgari ücret uygulamasını kabul etmiyoruz" açıklamasını yaptı.
"BU ÜLKE VAR OLDUKÇA HAK-İŞ DE VAR OLACAKTIR"
Hak-İş’in güçlü bir şekilde var olması gerektiğini kaydeden Arslan, "Bu ülke var oldukça Hak-İş var olacaktır. Hak-İş bir numara olmak zorunda. Tarihsel birikim ve sorumluluklarımızla bir numara olmak zorundayız. Yol haritamız var; tüm iş kollarında sendika kurmamızı gerektiriyor. 4 yıllık süreçte yeni bir Hak-İş inşa edeceğiz. Var olan sendikaları güçlendirmek açısından 4 yılı iyi değerlendirmek istiyoruz. Dünyada da model olacak bir Hak-İş’i inşa etmek istiyoruz. Bunun adımlarını attık. Bence bunu
başaracak enerjimiz, kadromuz var. Biz inanıyoruz. Hak-İş’in büyüyeceğini inanıyoruz. Niyet hayır, akibet de hayır. Samimi bir mücadele yaparsak engellerimizin kalkacağına inanıyor, bu potansiyelimizin olduğuna inanıyorum. Mağdur edilmiş tüm kitlelerin de üzerimizde hakları olduğuna inanıyoruz. Biz sadece üyelerimizin Hak-İş’i olamayız. Eğer Suriye’de, Mısır’da, Arabistan’da hakları gasp edilmiş işçiler varsa onların da hakkını korumak adına elimizi taşın altına koymamız gerekiyorsa bunu yapacağız. Hak-İş,
evrensel bir sendika modelini bu anlamda temsil ediyor" dedi.
"KAYSERİ’Yİ ÖNEMSİYORUZ"
Kayseri’nin Hak-İş’in en güçlü olduğu illerden bir tanesi olduğunu belirten Arslan, "Kayseri’de çok etkin ve güçlü şubelerimiz var. Kayseri’de özel sektörde de ağırlık olarak örgütlüyüz. Sendikal kültürün özel sektörde de olması, bizim Kayseri’ye daha çok ilgi duymamızı sağlıyor. Kamu otoritesi ile iyi bir diyaloğumuz var. Özel sektördeki işletmelerimizle de. Hak-İş’in başarı öyküsünü Kayseri’de görmek mümkün. Kamuoyu nezdinde itibarları, uzlaşmayı temsil eden, kavgayı değil, çatışmayı değil, barışı,
kardeşliği temsil eden bir görüntümüz var. Kayseri’den daha çok umutluyum. Bu kentte güçlü bir Hak-İş inşa etmeye devam edeceğiz" diye konuştu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Elazığspor Teknik Direktörü Erkan Sözeri: "Elazığspor rakip seçmez, çıkar oyununu oynar" Önlerinde 2 final kaldığını aktaran Elazığspor Teknik Direktörü Erkan Sözeri "Hele bir yerimizi garantileyelim, ondan sonra rakip kim olursa olsun fark etmez. Elazığspor rakip seçmez, çıkar oyununu oynar" dedi. Elazığspor, Nesine 2. Lig Beyaz Grup’un 37. haftasında deplasmanda İskenderunspor ile karşılaşacak. Bordo- Beyazlılar bu maçın hazırlıklarına kendi tesislerinde devam ediyor. İskenderunspor maçı hazırlıklarının çok iyi geçtiğini belirten Sözeri, "12 finalin 10’u tamam. Yola çıkarken 12 finalimiz var demiştik, 10 tanesini alnımızın akıyla geçtik. Şimdi önümüzde 2 final kaldı. Hele bir yerimizi garantileyelim, ondan sonra rakip kim olursa olsun fark etmez. Elazığspor rakip seçmez, çıkar oyununu oynar. 3 puan alırsak kesin, sonuçlara göre 2 puanla da Play-Off’tayız. Ama biz kazanmak için sahada olacağız" şeklinde konuştu. Şehrin desteğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Erkan Sözeri, "Bize inanılmaz bir destek verdiler. Taraflarımızın yanımızda olması çok değerli ve kıymetliydi. Bundan sonra da zaten olacaklardır. Bizde zaten hiçbir şeye bakmadan play-off’a kalmış olacağız. Belki sonuçlarda bizi destekleyecektir ama biz 2 puana zaten kalıyoruz. 3 puan alırsak mutlaka play-off’a kalıyoruz. Ondan sonraki süreç tabi ki oyucularımızla biz bir kampa gideceğiz. İnşallah bize bu şampiyonluk nasip olur. Bu çalışma ve irade işi ama nasip olursa da çok mutlu olacağız. Bu şehir özellikle stadıyla camiasıyla büyüklüğüyle gerçekten şampiyonluğu hak ediyor. Elazığspor bir üst ligi değil hatta Süper Ligi hakkediyor. Biz bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Oyuncularımızdan çok memnunuz gerçekten çok iyi irade sergiliyorlar. Bazen hata yapsalar da biz bunları tolere ediyoruz" diye konuştu.
İstanbul Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü: Farklı dönemlerde 3 kez kemer alan başpehlivanlarımıza da devlet sporcusu ünvanı verilebilir" Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü: Farklı dönemlerde 3 kez kemer alan başpehlivanlarımıza da devlet sporcusu ünvanı verilebilir" dedi. Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü, D-Smart’ta yayınlanan Spor Ajansı programında gündeme dair açıklamalarda bulundu. ‘Kırkpınar Ağası’ olma hikayesini anlatan Özünlü, "Babam, ‘Kırkpınar Ağası’ olmak istiyordu, rahatsızlanınca ’Bu işi sen yap’ dedi. Aslında ben bu işe öyle başladım. Benden önceki kişi zaten ağabeyim Seyfettin Selim’dir. O yaşayan bir efsane, ağaların ağasıdır. Kendisi bu işi severek ve inanarak yapan birine bırakacağını söylemişti. Orada devraldığım iki miras var; önce buna uygun hareket etmek gerekiyordu" diye konuştu. "Bu işi herkes açısından daha cazip hale getirmeliyiz" Ufuk Özünlü, normal şartlarda Kırkpınar’da 3 kez üst üste şampiyon olan başpehlivanların altın kemerin ebedi sahibi olmasının yanı sıra "Devlet sporcusu" ünvanını da kazandığı belirterek, "Bu milli sporcu statüsüdür ve çok kıymetlidir. Ancak günümüzde altın kemeri almak çok zor olduğu için bu kurala farklı dönemlerde 5 kez kazananlarında altın kemerin ebedi sahibi olması konusunda değişiklik yapıldı. Uluslararası milli müsabaka tekrarlanma sıklığına dikkat edersek şahsi fikrim yağlı güreşin sürdürülebilirliği ve yetişen gençler içinde yağlı güreşi meslek olarak seçmesi açısından 3 yıl farklı dönemlerde Kırkpınar’da birinci olanlara devlet sporcusu ünvanı verilebilir. Başpehlivanlık 40’lı yaşlar kadar süren çok zor bir süreç. Bu işi herkes açısından daha cazip hale getirmeliyiz" açıklamasında bulundu. "Yağlı güreş kendi içinde büyük bir saygı barındırır" Yağlı güreşin birçok yönüyle diğer spor dallarından ayrıldığını belirten Özünlü, "Er meydanı aslında insanın nefsi ile mücadelesidir. Bir meydan okumadır, cesarettir. Bizim güreşlerimizde aynı boyda olanlar arasında sıklet, kilo farkı ya da yaş farkının bir önemi yok. Kendi içinde büyük bir saygı barındırır; kazananın, kaybedenin elini öptüğü bir spor dalıdır. İngiltere’de şampiyon takımı rakibin alkışlaması gibi, bizde de bu centilmenlik ’ata sporu’ ruhuyla hep vardı. Ben kişisel er meydanım olan iş hayatımdaki başarıyı buraya da taşımayı ve bu aile bilincini yukarı taşımayı seviyorum" ifadelerini kullandı. "Matematik ve tarihe atıf yapmayı seviyorum" Ağalık ihalelerinde verdiği rakamları ve içeriklerini de açıklayan Ufuk Özünlü, "İlk ihaledeki 34 milyon 571 bin 952 TL rakamının bir anlamı var. 34, işimizin ve aşımızın olduğu İstanbul’u temsil ediyor. 57, babamın doğum yeri olan Sinop’u ifade ediyor. 1952 ise babamın doğum yılı. Babam ihaleye giremedi ama en azından rakamlarla adını tarihe yazalım istedim. İkinci ihalede verdiğim 40 milyon 664 bin 665 TL ise 40 rakamı Kırkpınar’dan, 664 ve 665 rakamları ise üst üste ağalık yaptığım yıllardan geliyor. Matematik ve tarihe atıf yapmayı seviyorum, önümüzdeki yıl yine sürpriz rakamlarım olacak" diye konuştu. "Kırkpınar Ağalığı bambaşka bir şey" ‘Kırkpınar Ağalık’ kavramının zamanla değiştiğini belirten Özünlü, "Ağalık çok zor bir iş, toplumda her zaman iyi bir karşılığı olmayabiliyor. Günde 50 kez yardım mesajı alıyorum, elimizden geldiğince yapıyoruz ama Kırkpınar ağalığı bambaşka bir şey. Kırkpınar, 665 yıldır süren bir gelenek ve Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş bir marka. Ben kendimi ’kurumsal bir ağa’ olarak konumluyorum ve bu süreci kurumsal yapıda yönetmeyi seviyorum. Seyfettin ağabey daha otoriter ve geleneksel ağa yapısında. Tarzlarımız farklı olsa da cevaplarımız ve hedefimiz her zaman aynıdır" dedi. "Önümüzdeki sezon futbol için ’Er Meydanı Sezonu’ densin isteriz" Ufuk Özünlü; futbol dünyasından Sadettin Saran, Ali Koç, İbrahim Hacıosmanoğlu gibi isimlerle görüştüklerini, gelecek ay da Dursun Özbek ile görüşeceklerini söyledi. Özünlü, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sayın Ali Koç, başkan seçilseydi Antalyaspor maçında sahaya çıkan çocuklarımıza kıspet giydirecektik. Kendisi konuya çok ilgili ve bana bu geleneği tekrar anlattırdı. Vedalaşırken de kol bağlayarak güzel bir anımız oldu. Futboldaki herkesin mağdur olduğu ve şikayet ettiği bir ortam var. Artık geçmişe bir sünger çekilsin isteriz. Önümüzdeki sezon futbol için ’Er Meydanı Sezonu’ densin isteriz, bu konuda her türlü desteği sunmaya hazırız. Geçtiğimiz hafta TFF 1. Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz ile bir araya geldik. Kendisi de ciddi bir güreşsever. Çok da destekliyor bizi. Bana Türk Milli Takım formasını takdim etti. Ben de onlara üzerine ’Ermeydanı’ ve ’Kırkpınar Türkiye’dir’ yazan atkımızı hediye ettim. İnşallah biz de milli takıma destek olmak ve onların da bize Er Meydanı’nda bir destek göstermesini isteriz." "Söz veriyorum 1 sene boyunca şahsi sponsorları olacağım" Güreşin lig usulüne dönme kararıyla ilgili düşüncelerini de paylaşan Özünlü, "Sponsorluk ve yayın geliri olmadan hiçbir spor büyümez. Onun için liglerin büyütülmesi gerektiğini söyledi. Eğer 4 büyük kulübümüzden biri yağlı güreş branşı açarsa, söz veriyorum 1 sene boyunca şahsi sponsorları olacağım" sözlerini sarf etti. "Bu yıl Kırkpınar’da çok daha fazla seyirci deneyimi olacak" Geçen yıl seyircilerin konforu ve ihtiyaçları için yapılan düzenlemelerin herkes tarafından takdir görmesi üzerine sorulan soruya, her anlamda seyirci açısından geçen yıla göre daha fazla hazırlık yaptıklarını söyleyen Kırkpınar Ağası Ufuk Özünlü seyirciyi daha fazla işin içinde tutacaklarını ve heyecanın dorukta yaşanacağı hazırlıklar yaptıklarını dile getirdi.
İstanbul ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz savunma yaptı ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ duruşmasının 23. oturumunda, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı tutuklu sanık Ali Rıza Akyüz savunma yaptı. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 23. oturumu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. Duruşmada Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı tutuklu sanık Ali Rıza Akyüz savunma yaptı. İddianamede sanık Ali Rıza Akyüz hakkında yapılan değerlendirmede, örgütün Bakırköy’deki faaliyetlerinin takibi için Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildiği belirtilmişti. Akyüz’ün, Bakırköy’de bulunan büyük inşaat projelerinin, alışveriş merkezlerinin imar ve ruhsat konusundaki taleplerini örgüt lideri ve yöneticilerine ilettiği, bu bakımdan örgüt lider ve yöneticilerinin talimatlarıyla hareket ettiği iddianamede ifade edilmişti. "Hiçbir kararı kişisel olarak almadım" Capacity AVM’nin sahiplerini otoparkın ruhsat işlemleri için rüşvet vermeye zorladığı ve müştekilerin kabul etmemesi üzerine alışveriş merkezine idari para cezası kesildiği iddialarına karşı savunma yapan Akyüz, "Öncelikle bu iddianamede bana yöneltilen suçlamaları asla kabul etmiyorum. Bu dosyada bana isnat edilen suçları işlemedim. Attığım her imzanın idari prosedüre, mevzuata ve kamu yararına olduğunu öncelikle ifade ediyorum. Bugün burada ayrıyeten mesleki onurumu, yılların emeğini ve vicdani sorumluluğumu ortaya koymak için bulunuyorum. Capaticy Alışveriş Merkezi giriş kapısından dolayı ciddi bir otopark sorunu oluyordu. AVM yönetimi bizzat belediye başkanı ile görüşme yaptı. Ben de toplantıya davet edildim. Başkanlar aralarında konuşurken Capacity AVM Yönetim Kurulu Başkanı, alışveriş merkezinde problem olduğunu, otoparkının mühürlü olduğunu söyledi. Belediye başkanı da ‘evet otopark müdürlü’ dedi. Mühürlü dediği şu; otopark çalışıyor ama giriş çıkış bedava. Belediye başkanı dedi ki ‘bu işleri başkan yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile görüşürsünüz’. Ben burada hiçbir kararı kişisel olarak almadım. Biz başkan ile ilk görüşmeyi yaptıktan sonra, bunlar müsaade almadan otoparkı çalıştırmaya başlıyorlar. Belediyeye şikayet oluyor. Belediye mühürlüyor, devam ediyorlar. Biz AVM’ye tebligat çektik. Bunlar bu tebligata bir türlü cevap vermediler. Bütün işlemler Bakırköy Belediyesi İmar Müdürlüğü tarafından yapıldı. Büyükşehir Belediyesi bu işin hiçbir tarafından yok. Capacity AVM kolonlarına baktım, perdelere baktım. Perdeleri öyle çizmişler ki, var diye bakarsan var, yok diye bakarsan yok. Deprem gece 12 ile sabah 5 arasında olabilir diye bir kaide yok. Akşam 06.00’da orada 10 bin kişi varken de olabilir. O yüzden bu iş bu kadar önemli. Bakırköy Belediyesi olarak bir bilirkişi müracaatı da yapıldı. ‘3-4 defa güçlendirme projesi yapacaksın’ dedim ama olmadı" şeklinde konuştu. Akyüz savunmasının devamında, "Benim hakkımdaki iddiaların hiçbir somut delili yok. Hep kendi aralarında konuşmuşlar bunun için benim hakkımdaki iddialar yetmez. Ben kimseden rüşvet veya menfaat talep etmedim, bir beklenti içinde olmadım. Ne kendi adıma ne de üçüncü bir şahıs adına. Şu anda Capacity’nin bu davada ifade veren müştekiler ve bütün mülkiyet sahipleri için, kendi adlarına ve sahip oldukları şirketler adına hepsinin ikişer üçer tane ceza ve idari davaları var. Bunların bizi şikayet etmelerinin temel nedeni, bu idari ve ceza davalarına altlık uygulamaları içindir. Şimdi ben tutuklandım, geldim, buradayım. Ama şu an rahatladım. Niçin rahatladım biliyor musunuz? Artık salon bu olaya ortak. Ben ne kadar düşünüyorsam, bu salondaki herkes de kendini o kadar sorumlu hissetmeli diye düşünüyorum. Üstümden büyük yük kalktı" ifadelerini kullandı. Duruşma sanık Akyüz’ün çapraz sorgusu ile devam edilmek üzere 20 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.
Düzce Lisenin maskot kedisi, yavrularını okula emanet etti Düzce’de Güzel Sanatlar Lisesinin maskotu haline gelen "Neva" isimli kedi, bahçede dünyaya getirdiği yavrularını öğretmenler odasındaki geri dönüşüm kutusuna taşıdı. Okul Müdürü Nazmi Bal, "Yaşadığımız bu zor günlerde içimize az da olsa bir umut ışığı serpildi. Okulların ne kadar güvenilir olduğunu hatırlattı" dedi. Bir süredir okul çevresinde görülmeyen Neva isimli tekir kedi, bahçede dünyaya getirdiği yavrularını ağzıyla taşıyarak öğretmenler odasına getirdi. Güvenli bölge olarak seçtiği odada, masanın altında bulunan ve müsvedde kağıtların toplanması için kullanılan kutuya yavrularını yerleştiren kedi, burada yavrularını emzirmeye başladı. Öğretmenler odasında yavrularıyla birlikte kalan kediyi fark eden eğitimciler, anne ve yavruları koruma altına alarak beslemeye başladı. Kedinin yavrularını taşıdığı anlar cep telefonu kamerasıyla da kayda alındı. "Okulların ne kadar güvenilir olduğunu hatırlattı" Güzel Sanatlar Lisesi Okul Müdürü Nazmi Bal, son günlerde eğitim camiasını üzen olaylara değindi. Bal, Türkiye’de yaşanan üzücü hadiseler nedeniyle taziye dileklerini ileterek, "Son günlerde yaşadığımız acı olaylardan dolayı ülkemizin ve eğitim camiamızın başı sağ olsun. Yaşadığımız bu zor günlerde içimize az da olsa bir umut ışığı serpildi. Okul öğrencilerimizin sahiplendiği ve beslediğimiz tekir kedimiz Neva, son birkaç gündür kaybolmuştu, gözükmüyordu. Dün öğretmenler odasında otururken birden öğretmenler odasına geldiğini gördük. Biz ilk başta ağzında fare var zannettik. Bir baktık ki yavrularını doğurmuş. Okulu da önce güzel bir keşfetmiş. Bizim fotokopi makinesi altında atık kağıt kutusu var. Geri dönüşüm için hazırladığımız kağıt kutumuza, teker teker 3 yavrusunu getirdi. Bize teslim etti, bize emanet etti. Okulların ne kadar güvenilir olduğunu hatırlattı, içimize neşe serpti. Bizler içinde mutluluk kaynağı oldu. Bizde onun için uygun bir ortam sağladık. Güzel bir ev sahipliği yapıyoruz" dedi.