SAĞLIK - 04 Mart 2018 Pazar 18:49

5. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi

A
A
A
5. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi

Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, her erkeğin prostatının yaşla birlikte büyüdüğünü belirterek, “Prostatın büyümesi hastalık anlamında değildir. Bir yerde radyolojiye gittiğinizde ‘sizin prostatınız büyümüş bir üroloğa gidin’ önerisi ile karşılaşılır, bu yanlış bir yönlendirmedir. Bir erkeğin prostatının büyümesi hastalık değildir” dedi.

Minimal İnvaziv Üroloji Derneği tarafından düzenlenen “5. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi” Antalya’nın Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirildi. 

Kongre kapsamında düzenlenen toplantıda konuşan Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, kongreye minimal invaziv ürolojik cerrahi alanından yaklaşık 350 hekim katıldığını, birçok konuda son gelişmelerin detaylı olarak ele alındığını ve 31 oturum gerçekleştirildiğini belirtti. 

Kongrede 4 adet canlı cerrahi ameliyatın gerçekleştirildiğini dile getiren Prof. Dr. Bilen, “Hacettepe Üniversitesi ve 19 Mayıs Üniversitelerinden kongreye canlı yayınlar yapılmaktadır. Kongreye yurt içinden ve yurt dışından 74 konuşmacı ve oturum başkanı katıldı. Kongreye 150 bildiri başvurusu gelmiş, bunlardan 31 poster, 36 video ve 47 sözel bildiri kabul edildi" diye konuştu. 

Ürolojik cerrahi alanında teknolojik anlamda gelinen nokta hakkında bilgi veren Bilen, “Büyük kesiler yapmadan, vücudun kendi açıklarını kullanarak, burun, kulak deliği, vajen, ağız gibi bu delikleri kullanarak vücudun içine ulaştığımız cerrahilerin hepsi minimal invaziv cerrahilerdir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte modern, göz alıcı, hastaların istediği herkesin bir şekilde ulaşmaya çalıştığı cerrahiler olmaya başladı. Aslında havalı olmalarının dışında çok büyük özellikleri yok. Lazer, robot sistemi, endoüroloji havalı isimler ve teknolojik aletlerimiz var. Bugüne kadar geliştirilen açık cerrahi yöntemlerinin üstüne koyduğumuz hastaların genel sağ kalımı anlamında özellikle kanser cerrahisinde ekstrası yok. Bu yöntemler hastaların çabuk iyileşmesini, ağrıların az olmasını, kanamaların az olmasını sağlıyor, ev ve işlerin erken dönmelerini sağlıyor. İnsanların en büyük korkularını bir kenara koyuyor. Hepimizin çok korktuğu aslında ağrı ve acı çekmedir. Minimal invaziv cerrahiler bu korkuları bir nebze de olsa bir kenara koyuyor” ifadelerine yer verdi. 

Minimal invaziv cerrahinin son dönemde modern kanser cerrahisinin de temellerini oluşturmaya başladığının altını çizen Prof. Dr. Cenk Yücel Bilen, “Kanser cerrahisini yaparken, özellikle ürolojik kanserlerde bundan 20 yıl önce insanların içi açıp bakılırdı. Birçok insan bu cerrahilerde hayatlarını kaybeder ya da sakat kalırlardı. Son 15 yıldır cerrahi minimal invaziv cerrahi aletlerinin gelişmesiyle modern bir kansere bakış açışı oluştu. Cerrahi planlamamız kanser oluşmuş organı yok etmekten, sadece oluşan o noktayı tedavi etmeye ve orayı korumaya yöneldi. O dokuyu koruma ileri teknoloji ile gelişti. Bu konudaki en önemli gelişmeyi prostat kanserinde yaşıyoruz. Prostat kanseri bizim görüntüleme yöntemleriyle kanser olup olmadığını anlatamadığımız tek organdı. Yıllarca erkekleri öldüren en önemli sebeplerden biri prostat kanseri oldu. Göremediğimiz için rastgele biopsilerle tanı konuşmaya çalıştık. Büyük cerrahilerle prostat kanserini tedavi ettik. Yeni gelişen MR görüntüleme yöntemleriyle son derece ölümcül olan prostat kanserlerinin tanısını koymaya başladık. Hedefe yönelik biopsiler almaya başladık. Kanserli noktayı yok ettiğimiz noktalar üzerine odaklandık” diye konuştu.

“Prostat kanserinin yüzde 80’ini görüntüleyebiliyoruz” 

Bugün prostat kanserinin yüzde 80’ini görür hale geldiklerini vurgulayan Prof.Dr. Cenk Yücel Bilen, “Organı olduğu yerden sök çıkar geri kalanı birbirine dik. ‘Sinir korudum, erkeklik kaybı oldu.’ Dokunun içindeki kanseri görüyorsak, bir sürü enerji kaynağını oraya odaklayarak kanseri yok edebilir hale gelmiştik. Bu teknolojiyi artık prostatta kullanmaya başladık. Birçok erkek hastanın, idrar kaybı, idrar kaçırma gibi sorunlarını kenara koyduk. İki cc kanda 3 bin küsur gen mutasyonuna bakılabiliyor. O kanserin ne zaman geliştiğini nereye gideceğini, huysuz olup olmadığını gibi verilere sahip olunacak. Öngörümüz arttıkça, organları koruyacak cerrahi yöntemlerde uygulamaya girecek” şeklinde konuştu.

“Her prostat büyümesi hastalık değildir” 

Bir hastanın hekime geldiği zaman “Ben prostat oldum” dediğini aktaran Prof. Dr. Bilen, “İnsan prostat olmaz, insanın prostatı da sonradan olmaz. Prostat üreme organlarının bir parçasıdır. Üreme için gereklidir, spermin insan vücudunda dışında sağ kalabilmesi gerekli olan maddeleri salgılamakla yükümlüdür. Her erkeğin prostatı yaşla birlikte büyür. Bunun büyümesi hastalık anlamında değildir. Bir yerde radyolojiye gittiğinizde, ‘sizin prostatınız büyümüş bir üroloğa gidin’ önerisi ile karşılaşır bu yanlış bir yönlendirmedir. Bir erkeğin prostatının büyümesi hastalık değildir. Prostat kanseri, prostatın büyümesinden tamamen farklıdır. Erkeklerde prostat büyür, aynı zamanda kanser de gelişebilir. İkisinin bulgularının birbiriyle hiç alakası yoktur. Prostat kanserinin bulgusu yoktur, taranarak, şüphelenilerek, üzerine gidilerek bulunur. Bir prostat büyüdükçe sıkıntıya yol açmak zorunda değildir. O prostatın kıvamı ve içinden geçen idrar kabalı yaptığı basınçtır önemli olan" dedi.

“10 erkeğin ikisinin yaşam süresi boyunca prostat sorunu olur” 

Prof.Dr. Bilen, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemiz endemik olarak prostat hastalığının olduğu yerde değildir. Kanserin olduğu alanda mıyız? Asya ile Afrika ortasındayız, oralarda kanser görülme sıklığı yüksektir. Bizim ülkemiz bu rakamlardan arındırılmış durumdadır. Bizde Avrupa rakamlarına yakınız. Yüksek riskli bir popülasyon durumunda değiliz. Her erkek yeterince yaşarsa prostat kanseri olur, her erkek prostat kanserinden ölür mü? Bu hastalığın ölümcül olanıyla olmayanı ayırmak lazım. 10 erkeğin ikisinin yaşam sürecinde iyi huylu prostat hastalığı ile ilgili sıkıntıları olur. Bunlar yüzünden yarısı ilaç tedavisi alır. Bunların yüzde 10’unun kesimin ameliyata ihtiyacı olabilir.”

“Kapalı yöntemle nakil” 

Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ender Özden ise, böbrek yetmezliğinin insanoğlunun karşılaştığı en sık sağlık problemlerinden biri olduğunu belirterek, hastaların zaman içinde yüksek tansiyon ve diyabete bağlı olarak durumlarının ağırlaştığını söyledi. 

Türkiye’nin büyüyen problemlerinden birinin böbrek yetmezliği olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özden, “Bu problemin en etkili çözüm yolu böbrek naklidir. Ülkemizde uzun yıllardır böbrek nakli cerrahisi uzun yıllardır başarıyla yapılıyor. 2015 yılından itibaren cerrahi tekniklerinde gelişmeler yaşanmaya başladı. Hedefimiz böbreğin taktığımız insanda uzun süre kalmasını sağlamaktır. 1954’te ilk yapıldığı yıldan bu yana hala aynı yöntemle böbrek nakli yapılıyor. Klasik kesilerden farklı olarak daha küçük kesilerden böbreği vücudun içine yerleştirdikten sonra, kapalı yöntemle nakil yapılmaya başlandı. Ülkemizde ilk defa 2015 yılında 19 Mayıs Üniversitesinde yapıldı. 2017 yılında bir ilk daha gerçekleştirerek böbreği yerleştirmek için kesi yapmadan iki tane kadın hastamıza uyguladık. Böbreği vajenden yerleştirdik. Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyor bu teknik. Kesi yara yerine bağlı enfeksiyonlar bizi uğraştırıyordu. Kesileri küçük tutarsak hastaları bu risklerden uzak tutabiliriz. Uygun hasta olduğu sürece tekniği uyguluyoruz” diye konuştu.

“Ekip çalışması” 

Beyin ölümü gerçekleşen kişinin böbreğini en uygun hastaya naklettiklerini ifade eden Doç. Dr. Özden, o nedenle sayıların biranda yükselmediği kazanacakları tecrübeyle canlıdan nakil üzerine de geçebileceklerini bildirdi. 

Kapalı yoldan böbrek naklini yapabilmek için tecrübe gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Özden, “Çok ciddi bir ekip çalışmasıdır. Bu ekiplerin son basamağı olarak görebiliriz. Damarları birbirine bağlamak ve dikmek kolay değil. Öyle bir dikeceksiniz ki hem daralmayacak hem kanamayacak. Belli başlı merkezlerde yapılıyor” ifadelerine yer verdi. 

İki kadın hastaya vajenden böbrek nakli yaptıklarını kaydeden Doç. Dr. Özden, hastaların sağlık durumunun iyi olduğunun bilgisini verdi.

“Artık hastalar Türkiye’ye geliyor” 

Minimal İnvaziv Üroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Yakup Kordan da, minimal invaziv cerrahilerin teknolojiyi takip eden belirli bir deneyimin üzerine organize edilen cerrahiler olduğunu aktardı.
Bu cerrahide hem beceri hem tecrübe gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kordan, “Eskiden insanlar tedavi için yurt dışına gidiyordu artık bu süreç geriye döndü. Artık Türkiye’ye insanlar ameliyat olmak için gelmeye başladı. Akış geriye döndü. Bu Türkiye’ye maddi anlamda sağlık turizmi anlamında katkı veriyor. Minimal invaziv cerrahinin şöyle bir iddiası yoktu, klasik cerrahide yapılamayanı yapmak gibi. Açık cerrahiyle, minimal invaziv arasında başta çok fark yoktu. Kozmetik açıdan, hastanede kalış süresi, kan kayıpları ve günlük hayata dönüş açısından avantajları ortaya çıktı” diye konuştu.

“Taş hastalığını tam önleyemiyoruz” 

Minimal İnvaziv Üroloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Atilla Arıdoğan ise, açık böbrek taşı cerrahisinin oldukça az yapıldığına dikkat çekerek, idrar kanallarından girerek taşları milimetrik lazerlerle almaya başladıklarını anlattı. 

Sırttan girilen optiklerle ve lazerlerle hastaların taşlarını kırdıklarını ifade eden Prof. Dr. Arıdoğan, “Biz kırmızı kuşak içindeyiz taş hastalığı açısından. Endemik kuşak yayın görülen coğrafi bölgedeyiz. Son yıllarda bir takım ilaç tedavileri gelişmeye başladı. Henüz taşı önleme yolunda şu kesindir dediğimiz bir şey yok. Cerrahi olarak her yerdeki taşlara ulaşabiliyoruz. Karından girerek kapalı yöntemle de farklı yerde bulunan böbreklerdeki taşları alıyoruz” dedi.  

İsa Akar - Memiş Akın

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Kanuni Sultan Süleyman doğumunun 531. yıldönümünde Trabzon’da anılıyor Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman, doğumunun 531. yıl dönümünde Trabzon’da düzenlenen etkinliklerle anılıyor. Türk-Macar Dostluk Parkı’ndaki Kanuni Anıtı’na çelenk sunulmasının ardından Kanuni Evi’nde düzenlenen programa Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis de katıldı. Anma etkinliklerinde konuşan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, "Bu şehir kadim bir şehirdir, tarihi bir şehirdir, fetih şehridir. Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet’in fetih yolculuğuna şahit olmuş, Yavuz Sultan Selim’in şehzadelik ve valilik yaptığı, Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın doğup büyüdüğü şehirdir. Aynı zamanda Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de üç kez ziyaret ettiği özel bir şehirdir. Böylesine kıymetli bir şehrin belediye başkanı olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum" dedi. "İki ülke arasında barışın sembolü" Kanuni Sultan Süleyman’ın Trabzon’da doğduğunu ve 17 yaşına kadar burada yaşadığını vurgulayan Başkan Genç, şöyle devam etti: "Şehrimizde onun ismini taşıyan birçok kurum, okul, yol, köprü ve tesis bulunmaktadır. Ayrıca Kanuni Parkı’nda Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın heykelleri yer almaktadır. Ancak Fatih Sultan Mehmet’in de burada temsil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu konuda ilgili kurumlarımıza görüşlerimizi iletiyoruz. Dikkat çekici bir hususu da paylaşmak isterim: Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıcında hamsi figürü yer almaktadır. Bu da Trabzon’a özgü bir simgedir. Bu yönüyle Kanuni, gücünü ve karakterini bu topraklardan almış bir cihan padişahıdır. Kanuni sadece Türkiye’de değil, Avrupa’dan Amerika’ya kadar birçok ülkede hukukçu kimliğiyle, ’kanun yapan hükümdar’ olarak anılmaktadır. Biz de bu yönüyle onun meslektaşları sayılırız. Böylesine büyük bir mirasa sahip olmak hepimiz için büyük bir gururdur. Bu mirası yaşatma noktasında Kanuni Vakfı’nın ortaya koyduğu gayret ve sorumluluğu da ayrıca takdir ediyorum. Bu tür çalışmalar idareciler olarak bizim için bir lütuf değil, bir görevdir. İnşallah dostluk ve kardeşlik ilişkileri daha da güçlenecek, Kanuni Sultan Süleyman’ın mirası iki ülke arasında barışın ve dostluğun sembolü olmaya devam edecektir" diye konuştu "İKİ ülke arasındaki ilişkiler gelişiyor" Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis ise "Bugün bizim için gerçekten muhteşem bir gün. Bunu birçok nedenle söylüyorum. Bunlardan ilki, az önce Ganita sahilinde gerçekleştirdiğimiz çelenk sunma törenidir. Orada, Kanuni Sultan Süleyman’ın heykelinin hemen yanında anıt yaptık. Bu anıtta Zigetvar’daki Dostluk Parkı’nı görebilirsiniz. Orada Kanuni Sultan Süleyman ile Macar milli kahramanı Zrinyi yan yana duruyor. Hayatta birbirlerini hiç görmeyen bu iki tarihi figür, artık orada barışın sembolü olarak yan yana bulunmaktadır. Ayrıca, yine çok anlamlı bir gelişme olarak bugün Kanuni Evi’nde Macar milli kahramanı Zrinyi’nin büstünün açılışını gerçekleştiriyoruz. Bu da bizim için son derece özel bir andır. Macar tarihinin ve kültürünün Trabzon’da yaşatılması, bu bağın güçlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Kanuni Evi’nde Hırvat asıllı Macar Komutan Miklos Zrinyi’nin büstünün açılışı gerçekleştirildi. Programın sonunda katılımcılara geleneksel Kanuni pilavı ikram edildi.
Tekirdağ Otobüs kazasında hayatını kaybeden Elif, Tekirdağ’da defnedildi Balıkesir’in Bandırma ilçesinde meydana gelen otobüs kazasında hayatını kaybeden 41 yaşındaki Elif Kel, Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı. Kaza, Bandırma-Çanakkale kara yolunun Külefli Mahallesi mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Kırklareli’nin Vize ilçesinden hareket eden ve Muğla istikametine seyir halinde olan K.U. idaresindeki 34 PK 328 plakalı yolcu otobüsü, henüz belirlenemeyen bir nedenle kontrolden çıkarak refüje çarptı. Çarpmanın etkisiyle savrulan otobüs yan yattı. Feci kazada yolculardan Nazire Akova, Elif Kel ve Kemal Can Sert olay yerinde hayatını kaybetti, 30 kişi ise yaralandı. Yaralılar, Bandırma başta olmak üzere çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. Düğün için yola çıkmış Hayatını kaybeden Elif Kel’in, Manisa’da yaşayan ablasının oğlunun düğününe katılmak üzere çocuklarıyla birlikte Çerkezköy’den yola çıktığı öğrenildi. Dualarla defnedildi Evli ve 3 çocuk annesi Elif Kel için Çerkezköy’ün Veliköy Mahallesi’ndeki Kebir Camii’nde öğle namazına müteakip cenaze namazı kılındı. Cenazeye Kel’in ailesi, yakınları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Kılınan namazın ardından Kel’in naaşı, Veliköy Şehitlik Mezarlığı’nda dualar eşliğinde defnedildi. Ayakta durmakta zorluk çekti Cenazede büyük üzüntü yaşanırken, eşi Şevket Kel’in ayakta durmakta güçlük çektiği görüldü. Öte yandan, kazadan yaralı kurtulan ve tedavisinin ardından cenazeye katılan 4 yaşındaki oğlu Sancar Kel’in durumdan habersiz olması yürekleri burktu.
Çanakkale Çanakkale’de ‘İşyurtları Ürün ve El Sanatları Fuarı’ açıldı Çanakkale’de, ülke genelindeki ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklular tarafından üretilen ürünlerin yer aldığı ‘İşyurtları Ürün ve El Sanatları Fuarı’, törenle açıldı. Anadolu Hamidiye Tabyaları’nda gerçekleştirilen açılışa, vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Çanakkale’de Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu tarafından düzenlenen fuarda, farklı ilden getirilen 54 ceza infaz kurumu işyurdu müdürlüğüne ait ürünler sergileniyor. Fuar alanına kurulan standalarda hükümlü ve tutuklular tarafından üretilen gıda, tekstil, seramik, gümüş işleme, deri çanta, ahşap hediyelik eşyalar yer alıyor. Düzenlenen Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Başkanı Hüsnü Gezginci, Çanakkale Valisi Doç. Dr. Ömer Toraman, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcısı Dr. Özkan Gürdoğan, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, siyasi parti temsilcileri, vatandaşlar, davetliler ve vatandaşlar katıldı. Anadolu Hamidiye Tabyaları’nda kurulan fuarın açılışında mehteran takımı marşlar seslendirirken halk oyunları gösterileriyle renklenen programın devamında, protokol üyeleri ve vatandaşlar stantları gezdi. Program açılışında konuşan Çanakkale Cumhuriyet Başsavcısı Dr. Özkan Gürdoğan, "Bilindiği üzere hükümlü ve tutukluların işyurtlu faaliyetlerine katılımını sağlayarak onlara meslek edindirmek ve bu şekilde onları topluma yeniden kazandırmak amacı taşıyan ‘İş Yurtları Fuarımız’ sosyal sorumluluk ile ekonomik değerin en güzel şekilde birleştiği örnek bir organizasyondur. Bugün burada 54 kurumumuza ait ürünler sergilenecektir. Burada sergilenen her bir ürün azmin, emeğin ve yeniden başlama iradesinin somut bir göstergesidir. Ziyaretçilerimiz burada sadece ürünleri değil, aynı zamanda bir dönüşüm hikayesini, bir umudu ve geleceğe dair güçlü bir mesajı da görme fırsatı bulacaklardır" ifadelerini kullandı. Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Başkanı Hüsnü Gezginci işyurtları bünyesinde gerçekleştirilen önemli çalışmalardan birinin hükümlü ve tutukluların meslek edinmelerinin sağlanması olduğuna dikkat çekerek, "İşyurtları Kurumu bünyesinde yürütülen çalışmaların en önemli boyutlarından biri, hükümlü ve tutukluların meslek edinmelerinin sağlanmasıdır. Verilen eğitimler sayesinde bireyler yalnızca üretime katılmakla kalmamakta; aynı zamanda bir zanaat öğrenerek, el becerilerini geliştirmekte ve geleceğe dair somut bir mesleki kimlik kazanmaktadır. Bu kazanımlar, tahliye sonrasında istihdama katılımı kolaylaştırmakta, bireylerin kendi ayakları üzerinde durabilmelerine ve topluma güçlü bir şekilde entegre olmalarına önemli katkılar sunmaktadır. İşyurtları Kurumu, hükümlü ve tutukluların mesleki eğitim yoluyla üretime katılmalarını sağlayarak onları topluma yeniden kazandırmayı amaçlayan önemli bir görevi yerine getirmektedir. Bu yönüyle yalnızca bir üretim merkezi değil; aynı zamanda bireylerin hayata yeniden tutundukları, kendilerini geliştirdikleri ve geleceğe umutla baktıkları bir eğitim ve rehabilitasyon alanıdır. Fuar alanında gördüğümüz her bir ürün; sabrın, emeğin ve öğrenmenin bir sonucudur. Aynı zamanda bu ürünler, bireylere sunulan ikinci bir fırsatın nasıl değerli bir kazanıma dönüştüğünün somut bir göstergesidir" dedi. Ülke genelinde gerçekleştirilen fuarlar hakkında bilgiler veren Başkan Hüsnü Gezginci, "Ülkemizin çeşitli bölgelerinden 54 İşyurdu Müdürlüğümüzün katılımıyla gerçekleştirilen İşyurtları Ürün ve El Sanatları Fuarı; yalnızca ürünlerin sergilendiği bir organizasyon değil, emeğin görünür olduğu, bir mesleğin öğrenildiği ve bir hayatın yeniden şekillendiği sürecin güçlü bir yansımasıdır. Bugün İşyurtları Kurumu olarak; ülke genelinde 377 işyurdu müdürlüğü ve 200’ün üzerinde iş kolunda yürüttüğümüz faaliyetlerle geniş ve güçlü bir üretim ağına sahibiz. Her geçen yıl yeni hedeflerle bu gücümüzü artırmaya devam ediyoruz. 2025 yılı itibarıyla 77 bini aşkın hükümlü ve tutuklu işyurdu faaliyetlerinde aktif olarak yer almış; 2026 yılı itibarıyla ise 30 bini aşkın hükümlü ve tutuklu üretim süreçlerine katılmaya devam etmektedir. Bu tablo, İşyurtlarının yalnızca üretim yapan bir yapı olmadığını; aynı zamanda insan odaklı bir dönüşüm modelinin güçlü bir uygulama alanı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır" diye konuştu. İşyurtlarında üretilen ürünlerin ekonomiye katkısına dikkat çeken Hüsnü Gezginci, konuşmasına şöyle devam etti: "İşyurtları Kurumu faaliyetlerinin temel çıktılarından biri de ülke ekonomisine sağlanan katkıdır. Tarım, hayvancılık, gıda, tekstil, el sanatları ve hizmet alanlarında gerçekleştirilen üretimle hem ekonomik değer oluşturulmakta hem de mesleki eğitim desteklenmektedir. Üretilen her ürün; emek, disiplin ve öğrenmenin somut bir göstergesidir. Yürütülen yatırımlar ve modernizasyon çalışmalarıyla üretim kapasitesi ve ürün çeşitliliği sürekli artırılmaktadır. Yerli ve millî üretim anlayışı, ekonomik bağımsızlığımızın güçlenmesinde ve kalkınmamızın sürdürülebilirliğinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu doğrultuda yerli kaynaklarımızla üretim yaparak hem ekonomik değer oluşturmakta hem de yerli ve millî kapasitemizi güçlendirmekteyiz. İşyurtları Kurumu fuarları, bu üretim gücünün toplumla buluştuğu en önemli platformlardan biridir. Ayrıca Türkiye genelinde 97 satış mağazamız aracılığıyla üretilen ürünleri halkımızla buluşturmaya devam ediyoruz. Aynı zamanda başta Adalet Bakanlığımız olmak üzere, diğer bakanlıklar, üniversiteler, belediyeler ve çeşitli kamu kurumlarının bazı ihtiyaçlarını da bu üretimler aracılığıyla karşılıyoruz." Programda konuşan Çanakkale Valisi Doç. Dr. Ömer Toraman, "Hükümlülerin yeniden topluma kaynaştırılmasında bir geçiş süreci olarak işyurtlarının faaliyetlerini görmek mümkün. Çünkü bir taraftan cezaevinde yalnızca infaz gerçekleşmiyor. Öte yandan kendilerini hem eğitim açısından veya diğer sosyal açıdan geliştirmek için çeşitli imkanlar sunuluyor. Hükümlüler bunlardan yararlanarak tahliye sonrası hayatlarına kendilerini daha geliştirmiş olarak hazırlayabiliyorlar. Öte yandan hükümlülük süresi boyunca geçtikleri sürede meslek edinme imkanları var. Bu mesleklerini, edindikleri meslekleri icra etme imkanları var. İşte iş yurtları kurumumuz bunun için kurulmuş alt oluşturulmuş bir altyapı. Cezaevi ziyaretlerinde bunun pek çok örneğini görmüş bulunduk. Bugün de Çanakkale’de düzenlenen bu fuar meselesiyle Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet yürüten iş yurtlarının ürünlerini görme şansımız olacak" dedi.