POLİTİKA - 31 Ocak 2018 Çarşamba 12:30

Bakan Yılmaz: 'Yüksek öğretimde kızlar erkeklerden daha fazla'

A
A
A
Bakan Yılmaz: 'Yüksek öğretimde kızlar erkeklerden daha fazla'

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, eğitimde 4+4+4 reformu başladıktan sonra kızların yüksek öğretimde okullaşma oranın daha da arttığını belirterek, "Yüksek öğretimde okullaşma oranı 2001-2002’de yüzde 12, geçen yıl yüzde 44 oldu. Erkeklerin okullaşma oranı yüzde 40. Erkeklerden daha fazla yüksek öğretimde okullaşma oranı var kızlarda" dedi.

Özel Okullar Derneği tarafından bu yıl 17’ncisi düzenlenen Eğitim Sempozyumu Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde başladı. ‘Türkiye’de ve Dünyada Değerlendirme Sistemlerin Eğitime Etkisi’ başlığıyla düzenlenen toplantının açılışına katılan Bakan İsmet Yılmaz, bakanlık olarak eğitim çağındaki herkese kişilik yetenek ve kabiliyetlerini üst düzeyde geliştirmeleri için fırsat eşitliği temelinde eğitim vermeye çalıştıklarını kaydetti.

İleti becerisi yüksek, takım çalışmasına uyumlu eleştirel ve analitik düşünceye sahip kişiler yetiştirmeyi amaçladıklarının altını çizen Bakan Yılmaz, bu amaca uygun eğitim aynı zamanda ülkenin bilgi ekonomisine geçişi için de gerekli beşeri sermayeyi yapılandıracağını belirtti. Eğitimin Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için gerekli olduğunu dile getiren Bakan İsmet Yılmaz "Bu dönemde en büyük yatırımı eğitime yaptık, 2002 yılında milli gelirden eğitime ayrılan miktar 2.9’du, OECD ülkelerini ortalaması yüzde 5.2, Türkiye’nin bugün eğitime ayırdığı pay yüzde 6.2. 2002 yılında toplam eğitime ayrılan miktar 10.5 milyar bile değil, bu yıl 134 milyar 727 milyon lirayı eğitime ayırıyoruz. Merkezi hükümet bütçesinin yüzde 18’inden fazladır. Bu bütçe ile toplumun tüm kesimlerini içine alan örgün ve yaygın eğitim hizmetleri yerine getiriyoruz. Bu yıl 65 bin 793 okulda, 1 milyon 61 bin 989 öğretmenimizle 18 milyon öğrencimize eğitim veriyoruz. Kaliteli eğitim için eğitim alt yapısının tamamlanması gerekir. Bunu yapmadan nitelikli ve kaliteli eğitimden söz edemeyiz" diye konuştu.

"15 yılda 584 bin atama gerçekleştirdik"

Zorunlu eğitim süresini 8 yıldan 12 yıla çıkardıklarını ve öğretmene en büyük yatırımı yaptıklarının altını çizen Bakan Yılmaz "2003 yılından bu yana 584 bin 288 öğretmen ataması gerçekleştirdik. Bakanlığımıza bağlı eğitim kurumlarında 904 bin 679 öğretmen görev yapıyor. Kamunun 3 milyon memurunun 1 milyondan fazlası bakanlığımızda. Öğretmen norm kadro doluluk oranını birbirine yaklaştırdık" dedi.

"58 bin dersliğe ihtiyacımız var"

Kaliteli eğitim için tamamlanması gereken alt yapılardan birinin derslik olduğunu işaret eden Yılmaz, "Bu kapsamda derslik başına düşen öğrenci sayısını azaltmak ve ikili eğitime son vererek, tüm okullarımızda tam gün eğitime geçmek istiyoruz. Yeni okul ve derslik yapıyoruz. 2003 yılından bu yana 282 bin 166 derslik yaptık, derslik başına düşen öğrenci sayısı 36’dan 24’e düştü. Orta öğretimse 30’dan 23’e düştü. İkili eğitime 2019 yılı sonuna kadar son vermek istiyoruz. Bunun için 58 bin dersliğe ihtiyacımız var. Şuan 40 binin üzerinde derslik yapılıyor. Devlet-millet işbirliği ile en kısa zamanda 58 bin dersliği tamamladığımıza 2019 yılı sonuna ikili eğitme son vereceğiz ki eğitimin kalitesini biraz daha arttıralım" ifadelerine yer verdi.

"Fatih Projesi"

Daha kaliteli eğitim için teknolojinin eğitimle buluşturulması gerektiğini belirten Bakan Yılmaz "Fatih projesi kapsamında 1 milyon 437 binin üzerindeki öğrenci ve öğretmene tablet bilgisayar dağıttık. 432 bin etkileşimli tahta kurduk. 15 bin 103 okulda 1 milyondan fazla uç kurulumu yapıldı. Önümüzdeki dönemde özel okul, ilkokul, mesleki okullar Fatih Projesi kapsamına alacağız" diye konuştu.

"51 dersin programını güncelledik"

Kaliteli eğitim için yapılması gerekenlerden birinin müfredat değişikliği olduğunu kaydeden Yılmaz "Müfredatın güncellenmesi, programların çağın ihtiyaçlarını cevap vermesi gerekir. Öğretim programlarının geliştirilmesi ve güncellenmesi gereklidir. Konu ve kavram bütünlüğü çerçevesinde 51 dersin programını güncelledik. Öğretim programlarının güncellenmesi, sadeleştirme, okuldaki öğrendiklerini günlük hayta uygulayabilme, değerler eğitimine yer verme, analitik düşünme yeteneğini hızlandırma olarak tanımlanabilir" ifadelerine yer verdi.

"Okul öncesi öğretimde okullaşma oranını yüzde 75'e çıkardık"

Avrupa ile Türkiye’nin eğitim göstergeleri arasında fazla fark olmadığını dile getiren Bakan Yılmaz, "Yüksek öğretimde en fazla öğrencisi olan ülke Avrupa’da Rusya’dan sonra Türkiye ikincidir. Ama oran bakımından Avrupa ülkelerinden ilerideyiz. Ama Avrupa’dan okul öncesi öğretimde geriyiz. Geçen yıl 5 yal için okullaşma oranı ülkemizde yüzde 75’e yükselttik" dedi.

"Kızların yüksek öğretimde okullaşma oranı erkeklerden fazla"

Bakan Yılmaz, okul sütü ve kuru üzümden 6 milyon öğrencinin faydalandığını bildirdi.
2002 yılında 15 yaş üzeri okur yazar oranı yüzde 85.1’ken, bu rakamın yüzde 95’e yükseldiğini kaydeden Bakan Yılmaz, "Genel okullaşma oranı yüzde 62’den yüzde 82.54’e yükseldi. Kızlarımızın okullaşma oranı 2001-2002 yılında net okullaşma oranı orta öğretim lisede yüzde 42’di, geçen yıl yüzde 82. Erkeklerinde yüzdesi aynı. Yüksek öğretimde okullaşma oranı 2001-2002’de yüzde 12, geçen yıl yüzde 44 oldu. Erkeklerin okullaşma oranı yüzde 40. Erkeklerden daha fazla yüksek öğretimde okullaşma oranı var kızlarda. Bu 4+4+4 reformu başladıktan sonra kızların okullaşma oranı daha da artmıştır" ifadelerini kullandı.

"Sistemdeki payı yüzde 8"

Türkiye Özel Okullar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nurullah Dal, özel okulların eğitim sistemindeki payının yüzde 8’lere ulaştığını kaydetti. Dal, 1 milyon 200 bin öğrencinin okullarında okuduğunu ve 124 bin öğretmenin istihdam edildiğini belirtti. Özel okulların payının sektörde arttırılması gerektiğini işaret eden Dal, böylelikle devletin omuzlarındaki yükün azaltılmasının sağlanacağını vurguladı.
Konuşmaların ardından Nurulllah Dal, Bakan Yılmaz'a plaket takdim etti. 

İsa Akar
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul SCImago 2026’da İGÜ’den araştırma başarısı: Makine mühendisliği alanında Türkiye’de 1. sırada Scopus veri tabanına dayalı olarak üniversiteleri araştırma performansı, yenilikçilik ve toplumsal etki başlıklarında değerlendiren SCImago Institutions Rankings (SIR) 2026 sonuçları açıklandı. İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ), açıklanan sonuçlarda araştırma performansındaki yükselişi ve mühendislik alanındaki güçlü konumuyla dikkat çekti. SCImago 2026 verilerine göre İstanbul Gelişim Üniversitesi Türkiye genelinde 29’uncu sırada yer aldı. İGÜ, vakıf üniversiteleri arasında ise geçtiğimiz yıl olduğu gibi 6’ncı sıradaki yerini korudu. Araştırma alanında yükseliş SCImago 2026 değerlendirmesi, İstanbul Gelişim Üniversitesi’nin özellikle araştırma performansındaki yükselişini ortaya koydu. Geçtiğimiz yıl araştırma alanında vakıf üniversiteleri arasında 4’üncü sırada yer alan üniversite, bu yıl bir basamak yükselerek 3’üncü sıraya çıktı. İGÜ, araştırma alanındaki genel sıralamada ise Türkiye genelinde 11’inci sırada konumlandı. Aynı değerlendirmede İstanbul Gelişim Üniversitesi, sosyal etki alanında da dikkat çeken bir performans sergiledi. Üniversite bu kategoride Türkiye genelinde 36’ncı sırada yer alırken, vakıf üniversiteleri arasında ise 5’inci sırada gösterildi. Makine mühendisliğinde Türkiye’de 1. sırada Alan bazlı değerlendirmelerde mühendislik alanında Türkiye genelinde 11’inci sırada yer alarak bu alandaki güçlü performansını ortaya koydu. İstanbul Gelişim Üniversitesi makine mühendisliği alanında Türkiye ve Orta Doğu’da 1’inci sırada yer aldı. Makine mühendisliği alanında elde edilen sonuçlar ise üniversitenin bu alandaki akademik gücünü ortaya koyduÜniversite yapı ve konstrüksiyon alanında Türkiye 2’ncisi olurken, ekonomi alanında 6’ncı, işletme alanında ise 9’uncu sırada konumlandı. "Araştırma odaklı üniversite anlayışımızı güçlendiriyoruz" İstanbul Gelişim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin, elde edilen sonuçların üniversitenin araştırma odaklı gelişim sürecinin önemli bir göstergesi olduğunu belirtti. Şahin, akademik üretimin niteliğini artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "SCImago 2026 sonuçlarında özellikle mühendislik alanında elde ettiğimiz başarı, üniversitemizin güçlü araştırma altyapısının ve nitelikli akademik kadrosunun ortaya koyduğu bilimsel üretimin önemli bir göstergesidir. Makine mühendisliği alanında elde edilen birincilik başta olmak üzere mühendislik alanındaki sonuçlar, bu alandaki akademik yetkinliğimizi ve araştırma kapasitemizi açık biçimde ortaya koymaktadır. İstanbul Gelişim Üniversitesi olarak araştırma odaklı üniversite anlayışımız doğrultusunda bilimsel üretimi destekleyen bir akademik ekosistem oluşturmayı öncelikli hedeflerimiz arasında görüyoruz. Uluslararası akademik iş birliklerini artırarak araştırma kapasitemizi güçlendirmeyi, bilimsel yayınlarımızın niteliğini yükseltmeyi ve araştırma çıktılarımızın toplumsal faydaya dönüşmesini sağlamayı amaçlıyoruz.
Mersin Ramazan’ın ruhu Akdeniz’de yaşandı Mersin’in Akdeniz ilçesinde Ramazan ayının birlik ve beraberlik ruhunu yansıtan iftar programı yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kiremithane Mahallesi’nde kurulan iftar sofrasında Mersin Valisi Atilla Toros ile Akdeniz Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Zeyit Şener, vatandaşlarla aynı sofrayı paylaştı. Akdeniz Belediyesi tarafından tarihi Hadra Hamamı Sokağında düzenlenen programa yüzlerce mahalle sakininin yanı sıra kent protokolü de katıldı. Ramazan ayının manevi atmosferinin hissedildiği programda dayanışma ve paylaşma kültürü ön plana çıktı. İftar öncesinde masaları tek tek dolaşan Vali Toros ve Başkan Vekili Şener, vatandaşlarla sohbet ederek Ramazan ayı ve Kadir Gecesini tebrik etti. Samimi görüntülerin oluştuğu programda devlet ile vatandaşın iç içe olduğu bir tablo sergilendi. Program kapsamında Vali Toros ve Başkan Vekili Şener, kazan başına geçerek vatandaşlara yemek dağıtımına da destek verdi. Bu jest, mahalle sakinleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda ezanın okunmasıyla birlikte dualar eşliğinde oruçlar açıldı. İftar programına ayrıca ilçe protokolü, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Mersin’de düzenlenen iftar buluşması, Ramazan ayının birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi.
İstanbul Şekerli içecekler gençlerde kaygı riskini artırabilir Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Klinik Psikolog Aybige Üstüner, şekerli içeceklerin gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, özellikle ergenlik döneminde beslenme alışkanlıklarının psikolojik iyi oluş üzerinde önemli rol oynayabileceğini belirtti. Üstüner, İngiltere’de birden fazla üniversite ve araştırma kurumunun yer aldığı uluslararası ortak yazarlı araştırmanın, 2000 ile 2025 yılları arasında yayımlanan çalışmaları taradığını belirtti. Araştırmada, şekerli içecek tüketimi ile ergenlerde kaygı bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirildiğini aktaran Üstüner, yüksek şekerli içecek tüketiminin kaygı bozukluğu olasılığında artışla ilişkili bulunduğunu ifade etti. "Yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" Üstüner, çalışmada şekerli gazlı içecekler, enerji içecekleri, tatlandırılmış sular ile şekerli çay ve kahve gibi ürünlerin ele alındığını belirterek, "Araştırma, ergenlik dönemindeki beslenme alışkanlıklarının ruh sağlığıyla ilişkisini değerlendiren önemli bir bilimsel çerçeve sunuyor. İncelenen dokuz çalışmanın yedisinde şekerli içecek tüketimi ile kaygı arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki saptanmış. Meta-analiz sonucunda ise yüksek düzeyde şekerli içecek tüketen gençlerde kaygı bozukluğu görülme olasılığının yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" dedi. Ergenlik döneminde beslenme alışkanlıkları kritik Ergenlik döneminin hem fiziksel hem de psikolojik gelişim açısından hassas bir süreç olduğunu vurgulayan Üstüner, bu dönemde edinilen yaşam tarzı alışkanlıklarının uzun vadede ruh sağlığını etkileyebileceğini ifade etti. Üstüner, "Ergenlik döneminde beyin gelişimi devam ederken, yoğun şeker içeren ve besin değeri düşük içeceklerin sık tüketilmesi yalnızca fiziksel sağlık açısından değil, ruh sağlığı açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle gençlerin beslenme düzeninde dengeli ve sağlıklı seçimler yapılması büyük önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu. Şekerli içecekler ruh halini etkileyebilir Yüksek şeker tüketiminin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğini belirten Üstüner, bunun ruh hali üzerinde dolaylı etkiler oluşturabileceğini söyledi. Üstüner, "Şekerli içecekler kısa süreli enerji artışı sağlayabilir ancak ardından kan şekerinin hızla düşmesi yorgunluk, huzursuzluk ve gerginlik hissini artırabilir. Bu dalgalanmalar özellikle hassas yaş gruplarında kaygı belirtilerini tetikleyebilir." dedi. Aileler ve okulların rolü önemli Gençlerin beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde aile ve okul ortamının büyük rol oynadığını ifade eden Üstüner, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Üstüner, "Gençlerin günlük yaşamında su tüketimini artırmak, doğal ve besin değeri yüksek içecekleri tercih etmek ve enerji içecekleri gibi yüksek şeker içeren ürünleri sınırlamak hem fiziksel hem de psikolojik sağlık açısından koruyucu bir yaklaşım olabilir." dedi.
İzmir Alzheimer hastalarının üçte ikisini kadınlar oluşturuyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, Alzheimer hastalığına yeni gelişen testler ve tedaviler sayesinde çok erken evrede müdahale etmenin mümkün olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Tüm hastalıklarda olduğu gibi Alzheimer hastalığında da en büyük silahımız erken tanıdır. Erken tanı için henüz hiçbir unutkanlık şikayeti başlamadan nörolojik kontrollerin yapılmasını öneriyoruz. Yeni testler, henüz ağır unutkanlığı olmayan kişilerde bile hastalığı tanıyabileceğimizi gösterdi. Alzheimer, ilk semptomlar başlamadan 10 ila 20 yıl önce beynimizde patolojik olarak etkisini göstermeye başlıyor" dedi. Türkiye’de 600 binin üzerinde kişiyi etkileyen Alzheimer hastalığı, özellikle menopoz dönemindeki östrojen kaybı ve hormonal değişimler nedeniyle en çok kadınlarda görülüyor. Uzmanlar, hastalığın ilerlemesini durdurmak için erken tarama testlerinin ve menopoz sürecindeki doğru tedavilerin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Tüm dünyada milyonlarca bireyi etkileyen Alzheimer vakalarının yaklaşık üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Kadın beyninde özellikle menopoz sürecinde meydana gelen östrojen reseptörleri ile ilgili değişiklikler, Alzheimer hastalarındakine benzer metabolizma bozukluklarına yol açabiliyor. Bu risk nedeniyle menopoz aşamasında nörolojik kontrollerin daha sık yapılması ve çeşitli önlemlerin alınması hastalığın önlenmesinde kritik bir rol oynuyor. Hormonal değişimler kadın sağlığıyla doğrudan ilişkili sistemlerin yanı sıra kas-iskelet ve nörolojik sistemleri de derinden etkiliyor. Her yönüyle ele alındı Kadın Sağlığı ve Alzheimer Hastalığı, Acıbadem Kent Hastanesi’nde düzenlenen "Kadın yaşam döngüsünde bilişsel sağlık ve koruyucu yaklaşımlar" başlıklı etkinlikte her yönüyle ele alındı. Etkinlikte Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil "Alzheimer riski açısından menopozu anlamak", Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin "Alzheimer hastası olarak kadın", Ege Üniversitesi Geriatri Kliniği, Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sevnaz Şahin "Geriatri bakış açısı ile kadın: Yaşlılığın kadınsallaşması", SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Aile Hekimliği ABD, Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Nil Tekin "Alzheimer bakım vereni olarak kadın" başlıklı sunumlarıyla konferans salonunu dolduran çoğu kadın dinleyene değerli bilgiler aktardı, merak edilen soruları yanıtladı. Etkinlik kapsamında tiyatro ve sinema oyuncusu Zerrin Sümer, sanatçı Suzan Kardeş ve yapımcı Mine Güler, Alzheimer hastalığını yaşamak ve oynamak üzerine özel bir söyleşi gerçekleştirdi. Östrojen eksikliği beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil menopozun ve buna bağlı östrojen azalmasının kadınların beyin fonksiyonları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Aynı genlere sahip kadın ve erkekler karşılaştırıldığında, kadınlarda beyin küçülmesinin ve ’beyin sisi’ olarak adlandırılan dikkat eksikliği gibi durumların daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. İtil, şunları söyledi: "Östrojen beyinde birçok fonksiyona sahip ve bilişsel bellek merkezlerinde oldukça etkin bir rol oynuyor. Östrojen eksikliği beynin glikoz alımını da azaltarak beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor. Diyabet ve tiroid gibi sistemik hastalıkların kontrol altına alınmasını ve spor yapılmasını tavsiye ediyoruz. Beyin sağlığındaki kötüleşmeyi önlemek amacıyla önceden hormon tedavisine başlanmasını destekleyen kesin bir çalışma henüz bulunmuyor. Dolayısıyla her kadına menopoz öncesi ve sonrasında rutin olarak hormon tedavisi verilemez. Ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) menopoz ilaçlarındaki kara kutu uyarılarını kaldırdı. Tedaviye ilk 10 yıl içinde başlandığında, özellikle şiddetli ateş basması, kuruluk, cinsel isteksizlik ve ruhsal değişimler gibi semptomları olan hastalarda son derece faydalı etkiler elde edildiği görülüyor." Menopoz süreci uyarısı Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin de menopoz sürecinin kadın doğum ve ilişkili diğer disiplinlerle bir arada yürütülmesi gerektiğini söyledi. Seçkin, "Nörolojinin bunun içerisinde olması ve gerektiğinde kas-iskelet zafiyetine neden olabilecek hastalıkların tedavisi için diğer branşların da sürece dahil edilmesi, bu sürecin daha iyi yönetilmesine yardımcı olacaktır" dedi. Belirtilerden 20 yıl önce başlıyor Yeni gelişen testler ve tedaviler sayesinde hastalığa çok erken evrede müdahale etmenin mümkün olduğunu aktaran Doç. Dr. Seçkin, "Tüm hastalıklarda olduğu gibi Alzheimer hastalığında da en büyük silahımız erken tanıdır. Erken tanı için henüz hiçbir unutkanlık şikayeti başlamadan nörolojik kontrollerin yapılmasını öneriyoruz. Yeni testler, henüz ağır unutkanlığı olmayan kişilerde bile hastalığı tanıyabileceğimizi gösterdi. Alzheimer, ilk semptomlar başlamadan 10 ila 20 yıl önce beynimizde patolojik olarak etkisini göstermeye başlıyor" ifadelerini kullandı. Kanser taraması gibi erken teşhis dönemi Erken müdahale ile hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılabileceğini vurgulayan Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Alzheimer hastalığı ile ilgili tanı ve tedavi süreçleri; meme veya prostat kanseri gibi çok erken evre tarama yöntemleriyle yapılma yoluna girdi. Semptomu olmayan bireylerin bile bu tarama sürecine girerek risklerini belirlemesi tavsiye ediliyor. Risk gruplarının tespit edilip taramaya yönlendirilmesiyle, hastalara çok daha erken tedavi başlama şansımız var. Alzheimer taraması; ayrıntılı nörolojik muayene, nörogörüntüleme, PET gibi ileri tetkikler, beyin omurilik sıvısı incelemesi ve yeni geliştirilen serum biyobelirteçleri ile yapılmaktadır. Hastalığı görece daha basit kan tetkikleriyle tespit edebilecek noktaya doğru gidiyoruz. Aile öyküsü olan risk altındaki bireylerde genetik testlerin yapılması, en önemli erken tespit yöntemlerinden biridir. Altın standart kabul edilen belden sıvı alma işlemi, halen yüzde 90’ın üzerinde doğruluk payı veriyor. Bunun yanında beyindeki amiloid ve tau proteini birikimini PET yöntemiyle veya kan testleriyle tetkik edebiliyoruz. Tüm bu imkanlardan yararlanarak artık Alzheimer hastalığını çok daha erken tespit etmek mümkündür."