POLİTİKA - 28 Ocak 2016 Perşembe 19:52

Başbakan Davutoğlu'ndan 'PYD' açıklaması

A
A
A
Başbakan Davutoğlu'ndan 'PYD' açıklaması

Başbakan Davutoğlu, Cenevre görüşmeleriyle ilgili, "PYD'nin bu sürece katılmaması için ağırlığımızı koyduk gerekirse bir daha koyarız. Bizim boykot etmemizle birlikte süreç biraz da Birleşmiş Milletler tarafından yürütülecek" dedi.

Başbakan Davutoğlu, "İskele Sancak Başbakan Özel" programında Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. "Türkiye, Cenevre görüşmelerinin başlangıcı ve katılım noktasında istediğini elde etti mi?" sorusu üzerine Davutoğlu, "Zorlu bir süreç, yüzbinlerce kaybedilen insanın, milyonlarca mültecinin olduğu çok büyük, derinleşmiş bir krizden bahsediyoruz. Türkiye olarak en başından itibaren ilkeli bir tavır sergiledik. Önce sistem çökmesin, devlet yapısı dağılmasın diye Suriye rejimini ikna etmeye çalıştık. Halkına karşı savaş yapmaması için. Daha sonra Suriye rejimi kendi halkına zulmetmeye başladığında ve mülteciler Türkiye'ye doğru akın akın gelmeye başladığında bu sefer, 'ılımlı bir muhalefetin varlığı ile belli bir aşamada bir barış sürecinin önünü açabilir miyiz' diye bu muhalefetin ılımlı bir çizgide kalması, iyi organize olması için çaba sarf ettik. Daha sonraki aşamalarda baskı ve zulüm arttıkça ortaya çıkan terör tehditlerine karşı da Türkiye'nin güvnliğini temin edecek adımlar atmakta da tereddüt etmedik. Bugüne kadar da gelindi" yanıtını verdi.

Suriye'de toplumun çok derinden fay hatlarıyla kırılan bir toplum oluştuğunu belirten Davutoğlu, "Bunun en büyük vebali Esad rejimine sonra bu zulme sessiz kalan uluslararası toplumun ve nihayet bu boşlukla birlikte ortaya çıkan ve Esad rejimi kadar barbarca cinayetler işleyen DEAŞ gibi terör örgütlerinin, PYD ve YPG gibi kendi bulunduğu bölgelerde etnik kıyım yapacak şekilde Kürt Suriyelilere de baskı yapan organize gruplarındır" dedi.

MASADA KİMLER OLMALI?

Uzun zamandan beri "Masada kimler olmalı?" sorusuna yanıt arandığını anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bütün bu formatı şekillendiren Cenevre-1 görüşmesini 2012 Haziran'ında Cenevre'de yapmıştık. Çok zorlu bir süreçti. Orada Dışişleri Bakanı olarak ülkemizi temsil etmiştim. Hillary Clinton, Lavrov ve bütün diğer şeylerle zorlu bir çerçeve oluşmuştu. Bu çerçeve şu esasa dayanıyordu: Bir geçiş süreci olsun. Bu geçiş süreci esnasında iki tarafın da kabul edebileceği isimlerden müteşekkil bir geçiş hükümeti kurulsun ve bütün otorite bu geçiş hükümetine devredilsin. Tabi bu Esad'ın gücünü de bu geçiş hükümetine devredeceği bir model öngörüyordu. 2012'den bu yana 3.5 yıl geçti ve 2014 Şubat'ında gene Cenevre'de bir araya gelindi, orada da netice alınamadı. Çünkü rejim bütün bu süreci kendi zulmünün devamı, hükümranlığının devamı için bir araç olarak kullanıyor, gerçek bir müzakereye girmiyor. Şimdi de değişik kanallardan gelen bilgilere baktığımızda rejimin, böyle bir Cenevre mutabakatı çerçevesinde bir adım atacağına dair kesin bir yaklaşımı yok. Bu arada ortaya çıkan bazı grupların burada nasıl yer alacağı... PYD, YPG bunlardan biri. DEAŞ bizim için bir terör örgütü zaten masanın dışında, herkes öyle görüyor fakat biz YPG ve PYD'yi de bir terör örgütü olarak gördüğümüz için masada olmaması konusundaki ilkesel tutumumuzu sergiledik ve önemli bir netice elde ettik."

"YPG VE PYD'YE DAVETİYE GİTMEDİ"

"Terör örgütü PYD ve YPG'ye davet gitmediğini" kesin bir dille ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin tutumu kesinlikle Suriyeli Kürt kardeşlerimize karşı değildir. Nitekim Irak'ta Kürt kardeşlerimizi temsil ettiğine inandığımız Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nin yöneticileri ile Sayın Barzani ile çok yakın işbirliği içindeyiz. Dolayısıyla bizim herhangi bir etnik gruba karşı hele hele ülkesinde en fazla Kürt nüfus barındıran bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt'lerin menfaatine karşı Irak, Suriye ve İran'da, herhangi bir yerde tavır alması söz konusu değildir. Aksine Kuzey Irak'ta bir problem olduğunda hem Kürt kardeşlerimiz Türkiye'ye sığınmışlardır hem de bugün bütün imkanlarımızla onlara destek oluyoruz. Karşı çıktığımız husus, PKK ile doğrudan organik bağa sahip olan YPG ve PYD yani YPG silahlı kanadı, PYD de siyasi kanadı."

"Karşı çıkmamız, mutlak bir karşı çıkış değildi başta" diyen Davutoğlu, "2013 yazında Türkiye'deki çözüm süreci bağlamında 'bütün silahlı unsurlar Türkiye'den çıkacak' taahhüdü yapıldığında görüşmeler de sürdü. O zaman PKK'nın bütün silahlı unsurlarını Türkiye'den çıkarıp Türkiye'de bir daha silahlı mücadeleye girmeyeceği taahhüdü vardı. Dolayısıyla PYD'ye de yaklaşımımız aynı değildi. Ama zamanla özellikle 2014 baharından itibaren PYD, PKK ve YPG'nin tutumunda bir değişim gözlendi. O da Suriye'deki konjonktür, DEAŞ'a karşı mücadele için YPG'yi elverişli bir unsur olarak görmeye mütemayil bir ortam doğurduğu için bazı ülkeler nezdinde, başta ABD... Açıkçası PYD, YPG ve PKK, bu durumu fırsata çevirip netice almaya ve Türkiye'yi de hedef almaya başladılar" şeklinde konuştu.

"O ZAMAN PYD'YE ÜÇ ŞART İLERİ SÜRMÜŞTÜK"

Davutoğlu, 2013 yazında PYD'ye üç şart ileri sürdüklerini açıklayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir, Türkiye'ye karşı hiçbir terörist veya zarar verici eylemde bulunmayacaksınız. Zaten o dönemde PKK da silahlı unsurlarını çekeceği için buna 'evet' diyorlardı. İki, Suriye rejimi ile işbirliği yapıp Suriye halkına zulmetmeyeceksiniz, rejime karşı net tutum tavır koyacaksınız. Bunu yapmadılar. Üç, de facto bir yapı oluşturmaya kalkmayacaksınız. Sonuçta bir masa oluştuğunda o masaya diğer muhaliflerle birlikte oturup birlikte Suriye'yi inşa edeceksiniz, diğerlerini bağlayıcı bir adım atmayacaksınız. Şimdi baktığımızda bu üç şey yapıldı mı? Yapılmadı. Türkiye'ye dönük olarak açık bir tehdit halinde önce Kobani eylemleri bahane edilerek arkasından da 21 Temmuz'dan itibaren daha önce de başlayan 7 Haziran'dan itibaren silahlanma, ayaklanma çağrılarıyla Suriye'deki mücadeleyi Türkiye'ye taşımaya kalkıştılar. Bugün dahi Cizre'de, Silopi'de yapmak istedikleri bu. Suriye'deki yöntemleri Türkiye'ye taşımaya kalktılar. Suriye'den silah aktarma ki artık Suriye-Irak sınırı olmadığı için pratikte, Suriye-Irak sınırı diye bir sınır işlevselliğini kaybettiği için Irak'taki PKK ile Suriye'de PYD arasında bir fark kalmadı. Çatışan militanlar ordan oraya geçiyor, silahlar geçiyor, her iki kanattan Türkiye'ye sokmaya çalışıyorlar."

"BU KONUDA KİMSE HAYAL ALEMİNDE YAŞAMAMALI"

"ABD'ye göre PKK ayrı PYD ayrı" sorusuna yönelik Başbakan Davutoğlu, "Amerika, kendi ulusal tanımlamasını... Joe Biden'le bu konuyu çok açık bir şekilde konuştuk, kendisine elimizdeki tüm belgelerle hangi yollardan nasıl bir PYD ve PKK'nın Türkiye'deki terör faaliyetlerini kanalize ettiklerini gösterdik. Bu konuda kimse hayal aleminde yaşamamalı, istihbarat verileri elimizde" dedi.

"BİDEN, 'BU KONUDA TÜRKİYE'NİN KAYGILARINI ANLADIKLARINI' SÖYLEDİ"

"Bu konuda Biden ne dedi?" sorusu üzerine ise Davutoğlu, şöyle yanıt verdi:
"Bu konuda Türkiye'nin kaygılarını anladıklarını' ifade etti zaten anlamamış olsalardı heralde PYD'nin masaya davet edilmesi için Amerika farklı bir tutum alırdı. Özellikle Sayın Biden'ın ziyaretinde getirdiğimiz argümanların hepsi etkili oldu. Gerek İngiltere'de Almanya'da yaptığımız görüşmeler, ABD ile yaptığımız görüşmeler ve çok net ifadeyle uluslararası basına da söyledim: Suriyeli Kürtler olmadan masa kurulmaz çünkü Suriyeli Kürtler mutlaka masanın parçası olmalıdır; Araplar, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler, Hristiyanlar olmalıdır. Bunların hepsi masa etrafında olmadan nihai netice alınmaz. Ama terör unsurları olmamalıdır. Bu anlamda da PYD'nin bu sürece katılmaması için ağırlığımızı koyduk gerekirse bir daha koyarız. Bizim boykot etmemizle birlikte süreç biraz da Birleşmiş Milletler tarafından yürütülecek yani herkesin oturduğu bir masa olmayacak muhtemelen ilk aşamada. Ama muhalefet ki hepsine bu anlamda şuanda toplantı olan Suriye Ulusal Koalisyonu ve Suriye Muhalefet Cephesi'ne, ılımlı cepheye de teşekkür ediyoruz çünkü onlar da Türkiye'nin tavrını benimsediler, Türkiye'ye olan yakınlıklarını, sadakatlerini gösterdiler ve 'PYD masaya oturursa biz masaya gelmeyiz' dediler."

"BİZ TEK BAŞIMIZA MUHATAP ALINACAĞIZ' DİYORLAR"

Muhalefetin taleplerini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Onlar birkaç unsuru öne çıkarmışlar; bir, Suriye'de rejimin yürüttüğü barbarca saldırıların durması. En çarpıcı olanı da Madaya'da olduğu gibi bir mahalleyi, bir bölgeyi bütün insani yardımlardan, yiyecekten, gıdadan, suyu kesip açlığa mahkum etmek suretiyle Ortaçağ zihniyetini yansıtan bir savaş taktiği uyguluyor. İnsanlar iskeletler haline dönüşmüş, yıllardır bu takip ediliyor. Buna karşı muhalefetin haklı talepleri var. Bu saldırılar durmalı. İkincisi de muhalefet tarafı net olmalı. Yani nasıl rejim bir tarafta oturuyor, muhalefet de karşı tarafta pür ve açık bir şekilde oturmalı. Veya ayrı odalarda ise muhalefetin odası bir oda olmalı. Yani muhalefetin içinde rejimle işbirliği yapan unsurlar olmamalı. Nitekim PYD bu unsurlardan biridir, 'Tensik' denilen grup bu unsurlardan biridir. 'Bunlar olmayacak biz tek başımıza muhatap alınacağız' diyorlar. Şimdi bu görüşlerini olgunlaştırmaları açısından kendi aralarında müzakereler sürüyor, Birleşmiş Milletler'den cevap bekliyorlar. Özellikle insani bakımdan büyük trajedi yaşanan bölgelerde rejimin zulmünün durdurulması ve müzakerelere giderken buralara insani yardımın ulaşması için bir talepleri var. Bunlar yerine getirilmesi durumunda hemen gerekli adımlar atılacak."

"YÜZBİNLERCE İNSANIN CANSIZ BEDENİNDEN BAHSEDİYORUZ"

Başbakan Davutoğlu, Cenevre'deki yapılması planlanan müzakerelerden bir sonuç alınıp alınmayacağına ilişkin, "Ben bu şekilde onlarca müzakerede bulundum açık söylemek gerekirse kısa sürede netice alınmasını kolay görmüyorum. Yani birçok zorlu müzakerelerin içinde bulundum ancak ortada o kadar büyük bir insani suç var ki yüzbinlerce insanın cansız bedeninden bahsediyoruz ve uluslararası toplumun bütün bunlara sessiz kalmasından bahsediyoruz. Dolayısıyla kolay değil. Maalesef Suriye içinde zaten hassas olan etnik ve mezhebi gerilimler derinleşmiş durumda ama başka da bir alternatifi yok. Yani oturulup konuşulacak ve mutlak surette bir geçiş süreci kabul edilerek bu geçiş süreciyle birlikte Suriye'de tekrar yaraların sarılmasını getirecek bir dönemin açılması için gayret sarf edilecek. Bunun başka yolu yok" ifadelerini kullandı. 

“HİÇ KİMSE HAM HAYALE KAPILMASIN, SİLOPİ BÜTÜN SOKAKLARIYLA TEMİZLENDİ”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Şırnak'ın Cizre ve Silopi ile Diyarbakır'ın Sur ilçelerinde yoğunlaşan terör operasyonlarına yönelik, "Hiç kimse ham hayale kapılmasın. Silopi bütün sokaklarıyla temizlendi, şimdi operasyon sonrası sürece geçiyoruz. Birkaç gün içinde Cizre'de de operasyonun tamamlanacağını hesap ediyoruz" dedi. 

"Suriye konusunda ABD ve Rusya'nın anlaştığı" ve "bu iki ülkenin Türkiye'nin pozisyonuna ters düştüğü" iddialarına yanıt veren Davutoğlu, "Bazen bu çok gündeme gelir, 'Zaten herkes anlaştı, Türkiye dışarıda kaldı.' Böyle bir şey yaymak isteyenler var. Şuanda uluslararası konjonktür o kadar dinamik ki Suriye'deki dengeler de o kadar dinamik ki öyle iki tarafın, ABD ile Rusya'nın bir çerçevede anlaştığını ve bunun sabit kalacağını öngörmek mümkün değil" dedi.

"HERKESLE GÖRÜŞÜYORUZ"

3-4 gün önce aynı çevrelerin "PYD masaya gelecek, Türkiye'nin dediği yine olmadı" dediğini ancak sonucun öyle olmadığını belirten Davutoğlu, "Üç gün önce bunu söyleyen şimdi dönüp de 'hata yaptık' demiyor. Yine sanki Türkiye yalnız kalacakmış gibi psikolojik bir ortam oluşturmaya çalışıyorlar. Bunların hiçbirisi doğru değil. Biz herkesle görüşüyoruz tabi Rusya ile şuanda sıkıntılarımız var, o anlamda farklı kanaatlerimiz var. Ama bu farklı kanaatler geçmişte de vardı yani uçak düşmeden önce. Herkes biliyor ki Türkiye'nin kabul etmediği, öngörmediği, arzu etmediği bir çözüm Suriye'nin hiçbir yerinde başarılı olamaz. Mümkün de değildir. Şuanda Suriye nüfusunun yüzde 10'undan fazlasını biz barındırıyoruz. Toplam nüfusun yüzde 12'sini falan barındırıyoruz. Yani Türkiye'yi rahatsız edecek bir çözümün yaşayabilir olması mümkün mü? Onun için son kertede PYD'ye yakın duran kesimler dahi Türkiye'nin net tutumu karşısında yeniden durumu değerlendirme ihtiyacı hissetiler dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil" ifadelerini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, uluslararası konjonktürün son derece dinamik olduğunu dile getirerek Türkiye'nin insani ve stratejik olarak en doğru tutumu almaya gayret ettiğini belirtti.

"OLMASI GEREKEN DÜZEYDE CENEVRE'DE OLACAĞIZ"

"Cenevre'de Türkiye adına kim olacak?" sorusu üzerine Davutoğlu, "Öncelikle şu sürecin sonucunda, hangi formatta nasıl bir düzeyde bir şey olacağı... Bunlar belirlenecek. Biz olması gereken düzeyde orada olacağız" yanıtını verdi.

"FIRAT'IN BATISI'NA KİMSE GEÇMEDİ"

Başbakan Davutoğlu, YPG'nin Afrin'in doğusundan sızarak "güvenli bölge" olarak planlanan Cerablus'a saldırması durumunda Türkiye'nin ne yapacağına şöyle yanıt verdi:
"Fırat'ın batısına YPG geçmeyecek. Fırat'ın batısına YPG geçmedi. Bizim sınırımızın çok güneyindeki Teşrin operasyonu esnasında bazı Arap unsurlar da YPG'nin geçtiği bilgisi geldiği anda biz gerekli uyarıları yaptık. Cerablus en kuzeyde, bizim yanımızda, Teşrin güneyde. Ama buradaki DEAŞ mevcudiyeti de orada kalacak anlamına gelmiyor. Biz Mare-Herece-Cerablus ile Mare-Hercele hattının DEAŞ'tan temizlenmesi için ılımlı muhalefete gerekli desteği veriyoruz. Bu anlamda da ılımlı muhalefetin, Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) buraları kontrol altına alması bizim öncelikli tercihimizdir. Arfin ile Cerablus arasında zaten çok ciddi mesafe var. Yani arada muhaliflerin kontrolünde olduğu Azzaz ve diğer bölgeler var. Bunlar kolaylıkla oluşacak hususlar değil. Biz sınırımızda ne rejim istiyoruz ne YPG istiyoruz ne DEAŞ istiyoruz. Sadece orada değil Kamışlı'da da Türkiye, kendisine dönük her hareketi gerektiğinde bu hareketi durdurma konusunda her türlü adımı atar. Nitekim DEAŞ'a son 3 hafta içinde, özellikle bu Mare-Hercele hattı dediğimiz bölgede çok yoğun top atışları yapıldı. Kilis'e bir mermi düşmesi üzerine mukabele edilmesinin çok ötesine gidecek şekilde buraya top atışlarıyla cevaplar verildi ve muhalif unsurlar yani Özgür Suriye Ordusu, burada 7-8 yerleşim yerini ele geçirdi ve önemli bir kazanım elde etti. Bunu geçen gelen Avrupa Birliği temsilcilerine de ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'a da söyledim, nasıl Kuzey Irak'ta, Kandil'de Türkiye'ye dönük eylemler gerektiğinde sınır ötesi operasyon yapmaktan çekinmediysek Suriye'de de Türkiye'ye dönük eylemler gerçekleşmesi durumunda, bunu yakından takip ediyoruz, her türlü hakkımızı mahfuz tutuyoruz, her türlü müdahalede bulunuruz. Bizim en asli ve öncelikli görevimiz Türkiye'nin sınırlarını korumak ve Türkiye'nin güvenliğine halel getirecek her türlü eyleme karşı gerekli tedbiri almak."

"YANLIŞ HESAP YAPTILAR"

Terörle mücadele bölgesinde yaşayan halkın rehabilitasyonu ve terör örgütü PKK'nın yakması sonucu kullanılamaz hale gelen evlere dönük kentsel dönüşüm çalışmalarını anlatan Davutoğlu, "Son Bakanlar Kurulumuzda biz zaten 23 Temmuz'da, hemen yandaki salonda karar verdiğimiz zaman operasyon süresi, operasyon sonrası planlamalar yaptık. Kırsal kesimde ne yapılacak, sınır ötesinde ne yapılacak, mücavir alanlarda ne yapılacak ve şehirlerde eğer bir bu anlamda illegal bir eylem gerçekleşirse ne yapılacak? Dolayısıyla bu planlamaları yaptık. Nitekim Cizre'de, Sur'da ve Silopi'de bu tür illegal faaliyetler, çukur kazmak, barikat oluşturmak gibi yoğunlaştığını fark ettiğimiz anda da gerekli müdahalede bulunduk. Bunlar yanlış hesap yaptılar. 7 Haziran'dan sonra özellikle tırmanacak şekilde silahlanma çağrısı yaparken hükümetimizden böyle bir kararlı tutum göreceklerini hesap etmediler. Özellikle de geçiş hükümetleri döneminde ama aynı başbakan yönetimdeydi. Bu anlamda süreklilik devam etti, şuanda da aynısını söyleyebilirim" ifadelerini kullandı.

"HİÇ KİMSE HAM HAYALE KAPILMASI"

"Hiç kimse ham hayale kapılmasın" diye konuşan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Silopi bütün sokaklarıyla temizlendi, şimdi operasyon sonrası sürece geçiyoruz. Birkaç gün içinde de Cizre'de de operasyonun tamamlanacağını hesap ediyoruz, planlıyoruz aynı durumun Sur için de diğer ilçelerde, kırsal kesimde atılacak adımlarla ilgili takvimlendirilmiş adımlar düşünüyoruz. Nitekim bunun birçok boyutu var. Özellikle sosyal destek ve sosyal hizmetlerin planlanması, eğitim faaliyetleri... Şuanda 15 bin öğrenci Batman başta olmak üzere başka illerde eğitime alındı eğitim kaybı yaşanmasın diye. Öğretmenlere, öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Ailelerine özellikle teşekkür ediyorum. Bir öğretmen olarak büyük mutluluk duyuyorum, bu 15 günlük süre içinde binlerce öğrencimize bu eğitimi verecek olmaktan. Sağlık hizmetleri bu anlamda yoğun bir şekilde planlanıyor, aile destek programları, insan dönük yardımlar... Sur'dan çıkarak başka yerlerde ikamet etmek zorunda kalan 6 bin aileye kira yardımı yapıyoruz. Otellerde ağırlıyoruz ve masraflarını devlet karşılıyoruz. Kimse sahipsiz değil. Öyle bir hava estiriliyor ki 'bunlar dışarı çıktığı anda sahipsiz.' Hayır, herkese kira yardımı yapılıyor. Bazıları otellerde ağırlanıyor, bize başvuran bu anlamda herkese bu yardım yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, teröristle halkı ayırır. Bu anlamda da kira yardımları, bu vatandaşlarımız evlerine, evleri de rehabilite edilip ya da kentsel dönüşümle sağlam evlere girene kadar bu yardımlar yapılacak."

Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki iki mahalleyle ilgili aynı tedbirlerin alındığını belirten Davutoğlu, bazı mahallelere olan sızmaların yakından takip edildiğini vurguladı. 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara İran Milli Günü Ankara’da kutlandı İran İslam Devrimi’nin 47. yıl dönümü ve İran Milli Günü Ankara’da düzenlenen resepsiyonla kutlandı. İran İslam Devrimi’nin 47. yıl dönümü ve İran Milli Günü dolayısıyla Ankara’da bir otelde resepsiyon verildi. İran’ın Ankara Büyükelçisi Mohammad Hassan Habibollahzadeh’in ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, yabancı misyon şefleri ve çok sayıda davetli katıldı. İki ülkenin de milli marşlarının okunmasının ardından Büyükelçi Habibullahzade ve Bakan Yumaklı konuşma yaptı. Habibullahzade, İran İslam Devrimi’nin tarihi önemine işaret ederek, "1979 kışı, İran halkının özgürlük ve bağımsızlık iradesinin ayak seslerinin yankılandığı ve İran-İslam kimliğinin azamet ve ihtişamının tarih sayfalarına yeniden kazındığı bir döneme dönüşmüştü" dedi. Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere değinen Habibullahzade, "İran İslam Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, iki komşu ülke arasında karşılıklı saygıya dayalı, değerli ve kardeşçe ilişkilerin örnek bir göstergesidir" ifadesini kullandı. Bölgesel meselelerde ortak tutuma vurgu yapan Habibullahzade, "İran ve Türkiye, bölgeye yönelik dış müdahaleleri reddetmekte ve sorunların bölge ülkeleri düzeyinde çözülmesi gerektiğine inanmaktadı" diye konuştu. Resepsiyonda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin tarihi ve kültürel bağlara dayandığını belirterek, "Türkiye ve İran, tarihi ve kültürel kökleri bulunan dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde, siyasi, ticari, kültürel ve diğer alanlardaki iş birlikleriyle birbirlerine derinden bağlıdır" dedi. İkili ilişkilerin üst düzey ve teknik ziyaretlerle ilerletildiğini ifade eden Yumaklı, "İlişkilerimizi yeni hedefler belirleyerek geliştirmeye devam ediyoruz. İkili ziyaretlerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası platformlarda da yakın temas ve iş birliği içerisindeyiz" değerlendirmesinde bulundu. Yumaklı, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin ikili ilişkilerdeki rolüne dikkati çekerek, "İkili ilişkilerimizin kurumsallaşmasında ve dinamizm kazanmasında, 2014 yılında ihdas ettiğimiz Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin önemli etkisi ve katkısı olmuştur" ifadelerini kullandı. Konsey bünyesinde yürütülen çalışmalara değinen Yumaklı, "Siyasi, ekonomik, kültürel, bilimsel ve güvenlik alanlarındaki ilişkilerimizi gözden geçiriyor, iş birliğimizi ilerletmek için atılacak adımları belirliyor, güncel bölgesel konuları da ele alıyoruz" dedi. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin dokuzuncu toplantısına ilişkin bilgi veren Yumaklı, "Konseyin dokuzuncu toplantısını, Sayın Cumhurbaşkanımız ile İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkian’ın öncülüklerinde Tahran’da gerçekleştirmeye yönelik hazırlıklarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu. Ticari ilişkilere de değinen Yumaklı, "Bölgenin iki büyük gücü ve sınır komşusu olmamız hasebiyle İran’la ticaretimiz ilişkilerimizin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. 2025 yılında 5 milyar doların üzerinde gerçekleşen ikili ticaret hacmimizi yeterli bulmuyoruz" ifadelerini kullandı. Yumaklı, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde Karma Ekonomik Komisyon toplantılarının önemine işaret ederek, "Aralık 2024’te düzenlenen komisyon toplantısında alınan kararların etkin şekilde hayata geçirilmesiyle birlikte iş birliğimizi ve sınır ticaretimizi daha da güçlendireceğimize inanıyoruz" dedi.
İstanbul Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasında 35 tutuksuz sanık savunma yaptı Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 200 sanığın yargılandığı davanın görülmesine 3’üncü haftasında devam ediliyor. Bugün görülen duruşmada yaklaşık 35 tutuksuz sanığın savunması tamamlandı. Liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütü tarafından aralarında tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, tahliye edilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile tahliye edilip görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında, 200 sanık 27 Ocak Salı günü ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. Yaklaşık 35 tutuksuz sanığın savunması alındı Üçüncü haftasında yargılanmanın devam ettiği duruşmada, dün tutuksuz sanıkların savunmalarına başlanmıştı. Dünkü duruşmada, 16 sanığın savunması tamamlanmıştı. Aralarında, iddianamede hakkında 187 yıldan 450 yıla hapsi istenen ve örgüt lideri olarak etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere toplam 167 tutuksuz sanığın savunmaları alınmaya devam edildi. Bugün görülen duruşmada, Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ahmet Özer’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 35 sanık savunma yaptı. Bazı tutuksuz sanıkların salonda hazır olmadığının tespit edilmesi üzerine, heyet savunma alınması için duruşmayı yarına erteledi.
İstanbul Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasında yargılanan Ahmet Özer savunma yaptı Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne ilişkin davada daha önce Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan tutuksuz sanık Ahmet Özer yaptığı savunmada, "Kendisi, ben görevden geldikten sonra tebrik amacıyla ziyaretime geldiğini söylemektedir. Ben Aktaş’ı cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım. Daha önce kendisiyle bir ilişkim, ticari bağım veya irtibatım olmamıştır" dedi. Liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütü tarafından aralarında tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, tahliye edilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile tahliye edilip görevine iade edilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında, 200 sanık 27 Ocak Salı günü ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. Bu hafta Aziz İhsan Aktaş ilk kez savunma yapacak Yargılama, 3’üncü haftasında da sürerken, dün tutuksuz sanıkların savunmalarına başlanmıştı. Dün görülen duruşmada, 16 sanığın savunması tamamlandı. Bu hafta devam eden duruşmada, iddianamede 187 yıldan 450 yıla hapsi istenen, örgüt lideri olarak aktarılan ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 4 Haziran 2025 tarihinde tahliye olan tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş başta olmak üzere toplam 167 tutuksuz sanığın savunmaları alınmaya devam ediliyor. Duruşmada, iddianamede ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen görevinden uzaklaştırılan İETT Muhasebe Müdürü tutuksuz sanık Ali Haydar Topçu savunma yaptı. Topçu savunmasında, "Benim dahil olduğum hiçbir ihalede usulsüzlük bulunmamaktadır. Tüm ihaleler usulüne uygun gerçekleştirilmiştir" ifadelerini kullandı. "Raporlarda açıkça belirtilen husus, herhangi bir ihale fesadı tespiti olmadığıdır" Esenyurt Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve 11 Kasım 2025 tarihinde ise tahliye edilen Ahmet Özer savunma yaptı. Özer savunmasında ihaleye fesat karıştırdığı iddialarını kabul etmediğini belirterek, "Tüm Esenyurt benim ihaleye fesat karıştırmayacağımı biliyor. Belediyeye zarar vermedim. Ne ihale bilirim, ne de ihaleye fesat karıştırmayı. Mevkiler geçicidir. Ben iz bırakmak için geldim. Hayatımın en önemli zamanlarını bu tür işlerle geçirmek için gelmedim. Belediye başkanı olmadan önce, mahkeme yüzü görmedim. Ben boş ve mesnetsiz bir dosyadan tutuklandım. Bilimsel inceleme ve denetim raporlarında, hakkımda "ihaleye fesat karıştırma" şüphesi bulunduğu anlatılmaktadır. Hangi bilimsel inceleme raporunda böyle bir tespit vardır? Dosyada iki adet bilirkişi inceleme raporu bulunmaktadır. Bu raporların hiçbirinde ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçuna dair tek bir tespit, tek bir değerlendirme yoktur. Buna rağmen bu başlık altında işlem yapılması anlaşılır değildir. İddialara ilişkin hazırlanan raporların tamamında, ihale fesadı iddiasına ilişkin herhangi bir bulguya yer verilmemiştir. Eğer böyle bir şüphe olsaydı, raporların içinde açıkça yer alırdı. Çünkü bilirkişilerin görevi, tespit ettikleri hususları rapora yazmaktır. Yazılmamışsa, yoktur. Aksine, raporlarda açıkça belirtilen husus, herhangi bir ihale fesadı tespiti olmadığıdır. En fazla, denetim görevine ilişkin idari değerlendirmeler yapılmıştır. Bu da ceza hukuku anlamında suç teşkil eden bir durum değildir" ifadelerini kullandı. "Hukukta olmayan bir şey varmış gibi kabul edilemez" Savunmasının devamında, düzenlenen raporlarda bir suç isnadının olmadığını savuman sanık Özer, "Ben hayatım boyunca kamu görevini en üst düzey sorumlulukla yerine getirdim. Müfettişlik ve denetim görevleri üstlendim. Yüzlerce dosyada görev aldım ve hazırladığım raporlar ilgili kurumlara sunuldu. Bugüne kadar görevimle ilgili kesinleşmiş bir suç isnadı olmamıştır. Ayrıca daha önce görev aldığım dosyalarla ilgili açılan davaların tamamı yargı denetiminden geçmiş, hukuki olarak sonuçlanmıştır. Hazırlanan raporlar yargı makamlarınca değerlendirilmiş ve hukuka aykırı bir durum tespit edilmemiştir. Bugün gelinen noktada, alanında uzman, farklı kurumlarda görev yapmış kişilerin hazırladığı raporlarda bulunmayan bir suç, varmış gibi gösterilmeye çalışılması son derece ağır ve haksız bir durumdur. Hukukta olmayan bir şey varmış gibi kabul edilemez. Eğer bir suç tespiti varsa, raporda olur, yoksa yoktur. Dosyada ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçuna dair somut, teknik, hukuki hiçbir tespit bulunmamaktadır. Buna rağmen varmış gibi değerlendirilmesi hukuken de vicdanen de kabul edilemez. Burada dinlenen tanıkların hiçbiri, benim ihalelere müdahil olduğumu ya da ihaleye fesat karıştırdığımı söylememiştir. Aksine, burada avukatların huzurunda her birine açık ve net şekilde şu soruyu yönelttim; ‘Belediye Başkanı Ahmet Özer’in ihale sürecinde, ihalenin birilerine verilmesi için size herhangi bir baskısı, telkini veya yönlendirmesi oldu mu?’ dedim. Hepsi tek tek, açık şekilde olmadığını beyan etmiştir. Dosyada yer alan tüm tanık anlatımları, benim herhangi bir baskı, telkin ya da yönlendirmede bulunmadığımı açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen, böyle bir durum varmış gibi iddia edilmesi tamamen gerçeğe aykırıdır ve tarafımdan kesin şekilde reddedilmektedir. Hakkımda 2015 yılından itibaren çeşitli iddialar ileri sürülmüş, göreve geldikten sonra birlikte çalışacağım kişileri seçmem, suç gibi gösterilerek üzerimde olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa her belediye başkanı, hukuken ve idari olarak birlikte çalışacağı kadroyu seçme yetkisine sahiptir. Bu, suç değil, görevin gereğidir. Bu durumun sanki hukuka aykırıymış gibi sunulması doğru değildir. İddia edilenin aksine, söz konusu ihalelerin planlanmasında şahsıma ait özel bir yönlendirme ya da ayrıcalık söz konusu değildir. Süreç tamamen ihale mevzuatı ve hizmet ihtiyacı çerçevesinde yürütülmüştür" şeklinde konuştu. "Aktaş’ı cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım" Özer savunmasının devamında, "Ne yazık ki dosyada, tüm belediye başkanlarının sanki rüşvet ve usulsüzlük içinde olduğu gibi genelleyici ve ağır bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Oysa ortada somut bir rüşvet, somut bir menfaat temini veya kanuna aykırı bir işlem yoktur. İhaleye fesat karıştırma ve benzeri suçlamalar ileri sürülmektedir. Dolayısıyla fiilen başlamamış bir ihaleye ilişkin sorumluluğun tarafıma yüklenmesi hukuken mümkün değildir. İddia makamı, iddianamede benim ve birlikte görev yaptığım kamu görevlilerinin rüşvetle bağlantılı olduğuna dair somut bir delil ortaya koyamamıştır. Bu yönde yalnızca varsayıma dayalı değerlendirmeler yapılmıştır. Bugün hakkımdaki iddialar, somut delile değil, varsayıma ve yorumlara dayanmaktadır. Bu nedenle dosyanın; tanık beyanları, bilirkişi raporları ve somut deliller çerçevesinde değerlendirilmesini, hakkımdaki isnatların bu gerçekler ışığında ele alınmasını arz ediyorum. Olmayan deliller varmış gibi yazılarak iddianame hazırlamış ve biz mağdur edilmişizdir. Bir ihale yaptık ama biz başlatmadık. Biz hak ediş yapmadık bir kuruş ödeme yapmadım. İhaleyi yapan kayyum yönetimidir. Para ödeyen de o dur. Madem İhaleye fesat karıştırıldı o halde kayyumun burada olması lazım. İddia makamını iddiaları mesnetsizdir. İddianamede üzerine atılı kısımlar kulaktan dolma bilgidir. Benim hakkımda böyle bir şeyler anlatan kişiler gizli tanıklardır" dedi. Aziz İhsan Aktaş ile aralarında geçen görüşmelere ilişkin de savunma yapan sanık Özer, "Aziz İhsan Aktaş ile ilgili de bir hususu açıklamak isterim. Kendisi, ben göreve geldikten sonra tebrik amacıyla ziyaretime geldiğini söylemektedir. Ben Aktaş’ı, cezaevi sürecinden, dosya kamuoyuna yansıdıktan sonra tanıdım. Daha önce kendisiyle bir ilişkim, ticari bağım veya irtibatım olmamıştır. Yoğun görev temposu içinde yüzlerce kişiyle temas eden bir yönetici olarak, kendisiyle özel bir ilişki kurmam söz konusu değildir. İddia makamı bazı konularda Aziz İhsan Aktaş’ın beyanlarını doğru kabul ederken, benimle ilgili kısmı kabul etmemektedir. Bu durum açık bir çelişkidir" diye konuştu. Duruşmada, Esenyurt Belediye personeli tutuksuz sanık Mustafa Seymen savunma yapıyor.
Nevşehir Kapadokya Üniversitesi’nden Kahramanmaraş’ta mevlit programı Kapadokya Üniversitesi, 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük deprem felaketinin anılması ve 12 Şubat Kahramanmaraş’ın Kurtuluşu vesilesiyle kültürel ve manevi mirası yaşatmaya yönelik önemli bir programa imza atıyor. Üniversite tarafından düzenlenecek olan ’Kurtuluş Ber’atı Besteli Mevlîd İcrâsı’ programı Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilecek. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Kapadokya Üniversitesi (KÜN), Kahramanmaraş İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi iş birliği ve Vakıf Katılım’ın katkılarıyla düzenlenecek program, 13 Şubat 2026 Cuma günü saat 19.30’da Kahramanmaraş Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak. Program kapsamında, Süleyman Çelebi ile Hâfız Kemal Batanay’ın hayatını konu alan belgesel film gösteriminin ardından, Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât adlı eserinin, Hâfız Kemal Batanay tarafından 1956 yılında yapılan bestesinden seçme bölümler icra edilecek. ’Kurtuluş Ber’atı Besteli Mevlîd İcrâsı’, 6 Şubat depreminde hayatını kaybeden vatandaşlar için okunacak hatim duası ile sona erecek. UNESCO’nun 2021 yılında aldığı kararla "Süleyman Çelebi’nin Vefatının 600. Yıl Dönümü" 2022 UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri arasına alınmış, Cumhurbaşkanlığı’nın 02.06.2022 tarihli ve 2022/6 sayılı Genelgesi ile mevlidin uluslararası ölçekte tanıtılması hedeflenmişti. Hâfız Kemal Batanay tarafından 12 bahir, 89 makam ve 10 farklı ritimle bestelenen Vesîletü’n-Necât, Türk musikisinin en kapsamlı eserleri arasında yer alıyor.