KÜLTÜR SANAT - 30 Haziran 2016 Perşembe 13:34

Bu ülkelerin kütüphaneleri para dağıtıyor!

A
A
A
Bu ülkelerin kütüphaneleri para dağıtıyor!

Türkiye’de kütüphanelerin geleceği tartışılırken Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kütüphaneler hak sahiplerine para dağıtıyor.

1940'lardan beri uygulanan Ödünç Kitap Verme Sistemi (Public Lending Right - PLR) sayesinde kütüphaneler para dağıtırken, hak sahipleri düzenli telif geliri elde ediyor. Örneğin Finlandiya kütüphanelerindeki kitaplardan bir yılda 8 milyon Euro elde ediyor. Finlandiya 2018'de bu rakamı 14 milyon Euro’ya yükseltmeyi hedefliyor.  Belçika’nın meslek birliği REPROBEL 2015'te 30 milyon Euro copy right levy (telif bedeli) bedeli topluyor. Polonya, henüz yeni başlamış olsa bile bu sene kütüphanelerden 1,4 milyon Euro toplamayı başardı.

HALKA ÜCRETSİZ KİTAP
Kültürel hayata destek için İskandinav ülkelerinde devletin verdiği milyonlarca Euro sayesinde hak sahipleri yeni eser üretmek için teşvik edilirken kitaplar da halka kütüphaneler aracılığıyla ücretsiz veriliyor. Türkiye hala korsanla savaşırken korsan kitapçıların bu ülkelerde yaşama şansı bile olmuyor.

Kitabı seven ülkelerdeki PLR sistemine yaklaşık 30 bin kütüphanesi bulunan Türkiye de dahil olmaya çalışıyor, çalışmalar devam ediyor.

1940’LARDA BAŞLADI
Türkiye’nin korsan kitapla mücadele örgütü Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) Genel Sekreteri Avukat Melahat Boran, hayata geçtiğinde Türkiye’de korsanı bitirecek lisanslama sistemin işleyişi hakkında şu bilgileri verdi:

“Kısaca PLR - Public Lending Right olarak isimlendirilen Kamuya Ödünç Verme Hakkı eserlerin kütüphanelerde ücretsiz bir biçimde halkın istifadesine sunulmasına karşılık hak sahiplerinin adil bir bedel alması hakkıdır.

PLR 1940'lardan beri uygulanmaktadır. PLR'yi bir sistem olarak 1946 yılında ilk kez uygulamaya sokan ülke Danimarka. Danimarka'yı 1947 yılında Norveç ve 1954 yılında da İsveç takip etmiş ve bu sistemi uygulamaya başlamışlar. İngiltere'de bu sistem 1979 yılında çıkarılan PLR Yasası'yla uygulamaya konuldu.

53 ÜLKEDE UYGULANIYOR
AB başta olmak üzere toplam 53 ülke telif yasası ya da diğer yasalarında ödünç verme hakkını tanıyor.

PLR sistemi olan ülkelerin 29'u Avrupa'da. Bunlar: Avusturya, Belçika, Hırvatistan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Faroe Adaları, Finlandiya, Fransa, Almanya, Grönland, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lihtenştayn, Letonya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Slovenya, İspanya, İsveç ve İngiltere.

Bu sistemin uygulandığı diğer ülkelerse Kanada, İsrail, Yeni Zelanda ve Avustralya.
ABD, Güney Amerika, Afrika ya da Asya'da PLR sistemi henüz uygulanmıyor. Ancak Çin ve Singapur bu sistem için çalışmalar yapıyor.

HAK SAHİPLERİNE YAPILAN ÖDEMELER NASIL HESAPLANIYOR?
Genel olarak kullanılan iki ücret hesaplama yöntemi var. Hak sahiplerinin eserlerinin hangi sıklıkla kütüphanelerce ödünç verildiğine göre veya kütüphanelerde hak sahiplerine ait kitapların kaç kopyasının bulunduğuna göre hesaplanıyor.

İngiltere, İrlanda, İsveç, Almanya, Hollanda, İzlanda, Estonya ve Slovenya'da uygulanan PLR sistemlerinde, hak sahiplerine kitapları kaç kere kütüphanelerce kişilere ödünç verilmişse ona göre ödeme yapılıyor. Örneğin, İngiltere'de PLR ofisi tarafından ülke genelindeki halk kütüphanelerinin bilgisayar sistemlerinden ödünç kitap alımlarına ait veriler toplanıyor. Bu veriler kitapların ülke genelindeki kütüphanelerden kaç kere ödünç alındığını hesaplamak için kullanılıyor ve her ödünç alınan kitap için ödenmesi gereken yıllık bir ücret belirleniyor. Bu rakam 2014 yılı için 6.20 pens'ti.

Alternatif olarak hak sahiplerine kütüphanelerde kitaplarının kaç kopyası bulunduğuna göre de ödemeler yapılıyor. Örneğin Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Danimarka gibi ülkelerde bu yöntem kullanılıyor.

Hak sahiplerine yapılan PLR ödemelerinin kitap satışlarına göre belirlendiği ülkeler de var. Mesela Fransa'da bu yöntem kullanılıyor.

Norveç'teyse Kültür Bakanlığı meslek örgütlerinden temsilcilerle görüşerek genel bir fon miktarı belirlemeye yönelik müzakereler yapıyor; belirlenen genel fon miktarı daha sonra örgütler arasında belirli kriterlere göre paylaştırılıyor, örgütler de üyeleri olan hak sahiplerine gerekli ödemeleri yapıyor.

Her PLR sisteminin ödeme yapılacak hak sahiplerinin nasıl belirleneceğine dair kendi kuralları var. AB ülkeleri hak sahiplerinin milliyetleri üzerinden ayrımcılık yapamazken, İskandinav ülkeleri PLR sistemi dahilinde hak sahiplerine yapılacak ödemeleri sadece kendi dillerinde kitap yazanlarla sınırlı tutuyor; telife dayalı sistemlerdeyse Almanya, Hollanda ve Avusturya'daki PLR sistemleri "ulusal muamele" prensibini esas alıyor ve bu üç ülke de İngiltere ve diğer ülkelerdeki hak sahiplerine de ödeme yapıyor. İngiltere'deki PLR sisteminden Avrupa Ekonomik Alanı'nda (AB ülkelerine ek olarak Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn) ikamet eden tüm hak sahipleri faydalanabiliyor.”

Av. Melahat Boran
Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği Genel Sekreteri
TÜRKİYE TELİF İHRAÇ EDEN ÜLKE OLMALI

“Dünyaca bilinen ve tanınan yazarlarımızın artması, yabancı dillere çevrilerek farklı dillerde okunan eser sayılarımızın çoğalması, yayınevlerimizin dünyadan telif alan değil ayı zamanda telif satan konuma gelmesi, çeviri kitaptan ziyade kendi dili, milli ve manevi değerleri, kültür zenginlikleri ile edebiyatımızın hayat bulması için kütüphanelerde ödünç vermeden dolayı hak sahiplerine adil bir bedel ödenmesi elzem. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün üzerinde çalışmaları devam eden Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda gerekli değişikliklerin yapılacağına dair ümit varız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yazar, çizer, çevirmen, yayımcı ve sanatçılar gibi hak sahiplerini koruması bizim için çok mühim ve kıymetli. Emeği koruyan ve üretimi destekleyen devlet politikaları can suyu kadar vazgeçilmez. Çünkü ilim ve edebiyat eseri olmadan ne müzik ne sinema ne de tiyatro yapılabilir...”

29 BİN 629 KÜTÜPHANEMİZ, 60.9 MİLYON KİTABIMIZ VAR
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre ülkemizde 2014 yılı itibariyle toplam 29 bin 629 kütüphane mevcut. Türkiye genelinde 2014 yılında 1 milli kütüphane, bin 121 halk kütüphanesi, 559 üniversite kütüphanesi ve 27 bin 948 örgün ve yaygın eğitim kurumu kütüphanesi olmak üzere toplam 29 bin 629 kütüphanemiz var. Milli kütüphane kayıtlı üye sayısı 28 bin 356, halk kütüphaneleri kayıtlı üye sayısı 1 milyon 209 bin 766 ve üniversite kütüphanesi kayıtlı üye sayısı 3 milyon 870 bin 112. TBYM verilerine göre, kütüphanelerdeki toplam kitap sayısı ise 60.9 milyon adet.

KÜTÜPHANELERDEN İKİNCİL GELİR ELDE ETMEYE HANGİ ÜLKE, NE ZAMAN BAŞLADI?
Danimarka 1947, Norveç 1947, İsveç 1954, Finlandiya 1963, İzlanda 1968, Hollanda 1971, Almanya 1972, Yeni Zelanda 1973, Avustralya 1974, Avusturya 1977, İngiltere 1979, Kanada 1986, İsrail 1986, Faroe Adaları 1988, Grönland 1993, Slovenya 1995, Polonya 1998, Malta 2000, Kıbrıs 2001, Litvanya 2002, Hırvatistan 2003, Estonya 2004, Letonya 2004, Çek Cumhuriyeti 2006, Slovakya 2006, Belçika 2006, Fransa 2006, İtalya 2006, Lihtenştayn 2006, Lüksemburg 2007, İspanya 2007, İrlanda 2007, Macaristan 2008.

24 ÜLKE SIRADA BEKLİYOR
Türkiye’nin de içinde olduğu kütüphanelerden ikincil gelir elde etme çalışmalarına devam eden ülkeler:
Andorra, Ermenistan, Butan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Burkino Faso, Etopya, Yunanistan, Hong Kong, Kazakistan, Kenya, Kosovo, Makedonya, Mauritius, Moldova, Mozambik, Portekiz, Romanya, Samoa, Sırbistan, St Lucia, İsviçre, Türkiye, Ukrayna.
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Ankara’da 14 yaşındaki çocuğun ölümüne neden olan sürücü Aloğlu’nun yargılanmasına başlandı Ankara’nın Çankaya ilçesinde 19 Şubat’ta aracıyla Elif Güner’e (14) çarparak ölümüne neden olduğu iddiasıyla hakkında, ’Bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan iddianame düzenlenerek dava açılan sürücü Yasin Aloğlu’nun yargılanmasına başlandı. Ankara 68. Asliye Ceza mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanık Yasin Aloğlu ile taraf avukatları ve maktul Güner’in ailesi katıldı. Yargılama başlamasıyla mahkeme hakimi salonun yetersiz olması sebebiyle salona basın mensupları ve aile yakınlarının alınmayacağını bildirdi. İddianamenin okunması ve kimlik tespitinin ardından tutuklu sanık Aloğlu’na söz verildi. "Mağdur aracın üzerine çıktı ve kafasını cama çarptı" Aloğlu, "Olay günü arkadaşlarımla buluşmak için evimden çıktım. Seyir halindeyken yaya geçidinin ilerisinde 3 kişi olduğunu gördüm. Kornaya bastım, frenleme yaptım. Bu nedenle aracım kaymaya başladı. Daha sonrasında yaya geçidinin 10 metre ilerisinde mağdura çarptım. Çarpmanın etkisiyle mağdur aracın üzerine çıktı ve kafasını cama çarptı. İleride aracımı durdurduktan sonra mağdur aracın üzerinden yuvarlandı. Önce araçtan ayrılamadım ancak iner inmez ambulansı ve babamı aradım" iddialarında bulundu. Yaşanan olay sebebiyle pişman olduğunu ifade eden Aloğlu, "Olay yeri ekipleri de geldi ve olay yeri incelendi. Sonrasında ben de hastaneye gittim ve benden kan testi aldılar. Ben mağdura yardım etmek istedim ancak kırık ve iç kanama olacağı ihtimalinden dolayı kendisine yardım edemedim" dedi. Yaya geçidi levhasının kör noktada kaldığını iddia eden tutuklu sanık Aloğlu, aracı park ettikten sonra yaya geçidi levhasını fark ettiğini iddia etti. Aloğlu pişmanlığını dile getirerek beraatini talep etti. Beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, tarafların kusur durumunun belirlenmesi amacıyla dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesine, sanığın kullandığını beyan ettiği telefona ilişkin 19 Şubat 2026 tarihli arama kayıtlarının istenmesine hükmetti. Duruşma, 21 Mayıs 2026 tarihine ertelendi. "Şu an okulda olması gerekiyordu benim kızım ama toprağın altında yatıyor" Yaşanan olayda hayatını kaybeden Elif Güner’in annesi Tuba Güner, duruşma öncesi açıklamalarda bulundu. Güner, "19 Şubat’ta Turan Güneş Bulvarı’nda yaya geçidinden geçerken bir magandanın yarış yaparak, frensiz bir şekilde yüz kilometre hızın üstünde giderken çarpması sonucu kaybettiğimiz Elif’in annesiyim. Adalet için buradayız. Yaya geçitlerindeki ölümlerin kaza olarak geçmesini istemiyoruz. Bu olası kastır. Bu bir cinayettir. Benim çocuğum en güvenli alanda yaya geçidinden geçerken dikkatsiz biri yüzünden bu dünyadan koptu. Şu an okulda olması gerekiyordu. Şu an üstümde benim Elif’in forması var. Şu an okulda olması gerekiyordu benim kızım ama toprağın altında yatıyor. Bir magandanın dikkatsizliği yüzünden hız kurallarına uymadığı için yaya geçide en güvenli yerdir. Benim çocuğum kurallara uyan bir çocuktu. Yaya geçidini sürekli kullanırdı. O kurala uydu ama karşıdan gelen kurala uymadı. Kuralı ihlal etti ve bir ölüme sebep oldu. Başka Elifler ölmesin. Bu kaza olarak nitelendirmesin. Bu bir cinayettir. Cinayet olarak ağır yargılanmasını istiyoruz biz. Ağır cezada yargılanmasını istiyoruz. Adalet savaşımız sürecek. Onun için buradayız" ifadelerinde bulundu. "Sanığın en ağır cezayı alacağını ümit ediyoruz" Güner ailesinin avukatı avukat Tahir Burak Koçak, "14 dört yaşında bir kız çocuğu yaya geçidinden karşıdan karşıya geçerken bir sanığın yüz kilometre üzerinde hızla seyreden makas atarak ilerleyen önündeki araçla tampon tamponu yarışan bir aracın Elif’e çarpması sonucu. Elif kızımız maalesef hayata gözlerini yumdu. Biz bunun bir kaza olmadığını söylüyoruz. Bu bir cinayettir. Bu kişinin basit taksirle veya bilinçli taksirle yargılanıp ceza alması değil en azından olası kastan dolayı ceza almasını talep ediyoruz. Bu şekilde meydana gelecek kazalarının önüne geçmenin şartı budur. Ağır yaptırımları olması gereken bir durum söz konusu. Bunun hukuki mücadelesini veriyoruz. Bugün ilk duruşmamız olacak. İnşallah sanık en ağır cezayı olası kastla ölüme sebebiyet vermeden dolayı en ağır cezayı alacağını ümit ediyoruz" dedi.
Ordu Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral: "Birçok alanda dezenformasyonla karşı karşıyayız" Ordu’da, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) ile Ordu Üniversitesi Dezenformasyonla Mücadele Kulübü iş birliğinde düzenlenen "Karadeniz Stratejik İletişim ve Dezenformasyonla Mücadele Forumu" gerçekleştirildi. Forumda konuşan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, "Ekonomiden dış politikaya kadar birçok alanda dezenformasyonla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hedef alındığı bir süreçte bu tür saldırılarla mücadele etmek zorundayız" dedi. Forum, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın UNIDES Programı kapsamında desteklenirken, Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ahmet Erkan Birben Konferans Salonu’nda yapıldı. "Dezenformasyon, günümüzde özellikle sosyal medyada kullanılıyor" Programın açılışında konuşan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler, dezenformasyonun günümüzde özellikle sosyal medyada yaygın şekilde kullanıldığına dikkat çekerek, "Dezenformasyon hakikatin çarpıtılmasıdır. Gerçeklere ulaşmanın önünde zihinlerde bulanıklık oluşturan ve düşünceyi deforme eden bir yapı. Günümüzde çok yaygın bir şekilde kullanılıyor, özellikle sosyal medyada kullanılıyor. Aynı zamanda gerçeğe ulaşmadaki en büyük engellerden biridir. Hem ahlaki hem etik hem de inanç açısından problemli bir alan" şeklinde konuştu. "Yalanla asla bir arada bulunamayız" Forumda katılımcıların sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ise doğru bilgi akışının önemine vurgu yaptı. Saral, "Doğru bilgiyi halkımıza ulaştırma noktasında Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve İletişim Başkanlığımız büyük bir gayretle çalışıyor. Yanlış ve yalan bilgiler adeta sağanak halinde geliyor. İnsanların buna inanabilmesi mümkün; çünkü insanız ve zaaflarımız var. Ancak bizim tarihimiz, inancımız ve kültürümüz doğruya, iyiliğe ve hakka yönelmeyi emreder. Yalanla asla bir arada bulunamayız" ifadelerini kullandı. "Farklı alanlarda dezenformasyonla karşı karşıyayız" Dezenformasyonun farklı alanlarda etkili olduğuna değinen Saral, şunları söyledi: "Ekonomiden dış politikaya kadar birçok alanda dezenformasyonla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hedef alındığı bir süreçte bu tür saldırılarla mücadele etmek zorundayız. Bu noktada Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve İletişim Başkanlığımız yoğun bir çalışma yürütüyor." Foruma, Rektör Prof. Dr. Orhan Baş, Ünye Kaymakamı Ayhan Işık, Fakülte Dekanı Prof. Dr. Cemal Öztürk, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Samsun Bölge Müdürü Ebubekir Ayrancı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Trabzon Bölge Müdürü Murat Güler, diğer ilgililer ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Program sonunda, Ordu Üniversitesi Rektörü Orhan Baş tarafından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral’a plaket takdim edildi.
İstanbul Gaziosmanpaşa’da "Birlikte Güzeliz" projesi dayanışmayla güçleniyor Gaziosmanpaşa Belediye Başkan Vekili Eray Karadeniz, engelli bireyler ve yaşlı vatandaşlara yönelik hayata geçirilen "Birlikte Güzeliz" projesine ilişkin, "Gaziosmanpaşalıları bir araya getirmek bizim için çok kıymetli bu tarz iyilik programlarımız ileriki süreçte devam ederek büyüyecek" dedi. Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından özel bireyler ve yaşlı vatandaşlara yönelik evde kuaför hizmeti, gönüllü desteğiyle büyümeye devam ediyor. Gaziosmanpaşa Belediyesi, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı ve İstanbul Kuaförler Odası iş birliğiyle hayata geçirilen "Birlikte Güzeliz" projesiyle, kamu ve gönüllülük el ele vererek anlamlı bir dayanışma örneği ortaya koyuyor. Proje kapsamında, ilçede yaşayan 17 yaş ve üzeri özel bireyler ile yaşlılara yönelik kuaför hizmeti sunulacak; gönüllü kuaförler bu sürece destek verecek. Evde hizmet uygulamasıyla da bu projeyle birlikte daha geniş bir gönüllü ağıyla devam edecek. Kuaförler ücretsiz hizmet verecek Program Gaziosmanpaşa Zat-ı Gül Hanım Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı. Programa Gaziosmanpaşa Belediye Başkan Vekili Eray Karadeniz, İstanbul Kadın Kuaförleri ve Manikürcüler Odası Başkanı Bayram Ali Yatkın ve vatandaşlar katıldı. "Gaziosmanpaşalıları bir araya getirmek bizim için çok kıymetli bu tarz iyilik programlarımız ileriki süreçte devam ederek büyüyecek" Projeyle ilgili bilgi veren Gaziosmanpaşa Belediye Başkan Vekili Eray Karadeniz, "Birlikte Güzeliz programı kapsamında özel çocuklarımızla, kuaförlerimizle bir aradayız. Bu program kadın kuaförlerimizle yaptığımız bir programda kuaförlerimizden Zeynep Hanımın fikriyle ortaya çıktı. Bu kapsamda bir iyilik hareketi olarak başlattık. Gaziosmanpaşa’da ilk adımını attığımız bu programın devamını getireceğiz. Sadece özel çocuklarımıza değil evde bakıma muhtaç genç kardeşlerimize, yaşlılarımıza da kadın kuaförlerimiz her hangi bir ücret talep etmeden tamamen gönüllülük esasıyla hizmet verecekler. Bu noktada Gaziosmanpaşalıları bir araya getirmek bizim için çok kıymetli bu tarz iyilik programlarımız ileriki süreçte devam ederek büyüyecek" dedi. "Yani sadece eve gidip ihtiyacını karşılamak değil tam anlamıyla ne istiyorsa onu yapacağız" Konuşmasına devam eden Başkan Vekili Eray Karadeniz, "Proje sadece özel çocuklarımıza değil evde bakıma muhtaç, genç kardeşlerimizi, yaşlıları da kapsıyor. Kuaförlerimiz sadece saçlarını kesmiyorlar. O gün ne talep ediliyorsa onu yapıyorlar. Örneğin, sonraki günlerde evine gideceğimiz bir yaşlımız takma kirpik talep etmiş. Biz de bunu keyifle yerine getireceğiz. Yani sadece eve gidip ihtiyacını karşılamak değil tam anlamıyla ne istiyorsa onu yapacağız" ifadelerini kullandı. Projeye destek veren kadınlar kuaförler de mutlu olduklarını söyledi.
İstanbul Mart ayında 2,6 trilyon TL tutarında ödeme kartla yapıldı Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49 artarak 2,6 trilyon TL oldu. Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mart ayına ilişkin kartlı ödeme verilerini açıkladı. Buna göre, Mart ayında 2,6 trilyon TL tutarında 1,8 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleşti. Mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti. İnternetten kartlı ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53 büyüme ile 791,4 milyar TL oldu. Kart sayıları gelişimi Mart ayı itibarıyla Türkiye’de kredi kartı sayısı 146,2 milyon, banka kartı sayısı 214,7 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 97,9 milyon adet oldu. 2025 yılının Mart ayı ile kıyaslandığında kredi kartı adedinde yüzde 11’lik, banka kartı adedinde yüzde 8’lik artış, ön ödemeli kart adedinde ise yüzde 13’lük düşüş yaşandı. Toplam kart sayısı ise 458,8 milyon adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artış gösterdi Kartlı ödeme tutarı gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49 artarak 2.608,3 milyar TL oldu. Kartlı ödemelerin 2.218,8 milyar TL’si kredi kartları ile yapılırken 380,9 milyar TL’sinde banka kartları, 8,6 milyar TL’sinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartı ile yapılan ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 50, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 60 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise bu oran yüzde -76 oldu. Kartlı ödeme işlem adedi gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Mart ayında yapılan toplam ödeme adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 1,8 milyar adet oldu. Kartlı ödemelerin 1.021,3 milyon adedi kredi kartları ile yapılırken 697,6 milyon adedinde banka kartları, 34,7 milyon adedinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartları ile yapılan ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12, banka kartları ile yapılan ödeme adetlerinde yüzde 26 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödeme adetlerinde ise bu oran yüzde -73 oldu. İnternetten kartlı ödeme tutarı gelişimi İnternetten kartlı ödemeler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53 artarak 791,4 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 31 oldu. İnternetten kartlı ödeme adedi gelişimi İnternetten kartlı ödeme adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artarak 257,2 milyon adede yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 15. Temassız ödeme tutarı gelişimi Kartlarla yapılan temassız ödeme adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artarak 1.153,2 milyon adet oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 849,8 milyar TL oldu. Mart ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti.
Kocaeli Aile hekimliğinde yönetmelik ve maaş kesintisi tepkisi Yönetmelikteki değişiklikler aile hekimlerinin tepkisine sebep oldu. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, performans kriterlerinin karşılanmaması halinde maaşlardan kesinti yapılmasının sahada ciddi baskı oluşturduğunu vurguladı. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Aile Hekimliği Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler, performans sistemi, yazılım zorunluluğu, ekipmanların kamu malı sayılması, iş yükü artışı ve maaş kesintisi uygulamalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kurban, düzenlemelerin Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe girdiğini, bu durumun hukuki itiraz süreçlerini zorlaştırdığını ifade etti. Kurban, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi sürecine taşınan maddeler bulunduğunu, bazı değişikliklere rağmen yönetmeliklerin büyük ölçüde aynı şekilde yeniden yayımlandığını belirtti. Ayrıca iş yükünün arttığını, performans kriterlerinin zorlaştığını ve buna bağlı maaş kesintisi uygulamalarının gündeme geldiğini söyledi. "Uzlaşılamayan 4 madde kaldı" Aile Hekimliği Yönetmeliği değişikliğinden bahseden HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "İlk değiştirildiği sırada bakanlığımızla yaptığımız toplantıda ekibimizle 24 saat uyuyamadık. Bütün gece bu toplantıyla uğraştığımız gibi bakanlığı ikna etmeye de çalıştık. Bu süreçte birçok hata ve eksiklik giderilmeye çalışıldı. Ancak üzerinde uzlaşılamayan 4 madde kaldı. Bu maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirildi ve dava açıldı. Süreç Danıştay’a taşındı. Danıştay, Aile Hekimliği Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırı olabileceği kanaatiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Anayasa Mahkemesi de şimdi cevap verecek" dedi. "Haksızlık tespit edilmesine rağmen uygulamada değişiklik yapılmıyor" Danıştay’a göre de yönetmeliğin hatalı olduğunu söyleyen Adil Kurban, "Dava sonucunda bakanlığa değişiklik yapılması gerektiği bildiriliyor. Ancak bakanlık yalnızca cümle düzeyinde değişiklik yaparak aynı düzenlemeyi yeniden yayımlıyor. Bu nedenle süreç tekrar yargıya taşınıyor. Cumhurbaşkanı imzası nedeniyle bazı hukuki yollar da fiilen tıkanıyor. Aile Yönetmeliği’ne Cumhurbaşkanı’na imza attırıyorlar. Dolayısıyla da siz görevi suistimalden, hukuku uygulamamaktan, hukuku kandırmaktan dava açamıyorsunuz. Hukuken hakkımızı alamıyoruz. Davalar yaklaşık iki yıl sürüyor. Hukuki süreç o kadar gecikiyor ki neredeyse birçok insanın aile hekimliği süresi bitiyor. Haksızlık tespit edilmesine rağmen uygulamada değişiklik yapılmıyor" dedi. Performans kriterleri ve iş yükü Performans sistemine ilişkin açıklamada bulunan Kurban, "En sonunda ek performans kriterleri getirdiler. Bugün aile hekimleri diyor ki ’Biz bu yoğunlukta mevcut performans kriterlerini yerine getiremiyoruz. Gelen hasta sayısı çok fazla.’ Günde ortalama 70-80, bazen 90-100 hasta bakılıyor" diye konuştu. Yeni düzenlemeler ve maaş kesintisi Kurban, yeni düzenlemelere ilişkin değerlendirmesinde, aile hekimlerinin iş yükünün yaklaşık yüzde 30 oranında artırıldığını belirtti. Kurban, "Buna göre, hekimlerden mevcut yoğun çalışma şartları içinde ek performans kriterlerini de yerine getirmeleri bekleniyor. Bu kriterlerin karşılanamaması durumunda ise maaşlardan yüzde 7 oranında eksilecek.1300 yıllarında Osmanlı’da hayvanlara yüklenecek yüklerin bile hesabı varmış. Fazla yüklersen ceza veriliyormuş. Biz 2026’dayız. Buna rağmen insanlara bu kadar yük yükleniyor Biz insanız, onlar hayvan. Aramızdaki farka rağmen onlar gibi muamele göremiyoruz" şeklinde konuştu. Ekipman ve kamu malı tartışması Ekipman konusuna değinen Kurban, "Aile hekimliğinde cari gider var. Bu aslında oranın masrafları için verildi. Bu iş çıktığı zamanda Recep Akdağ zamanında şöyle demişti: ’Aile hekimlerinin biz hakkını veremiyoruz, onun için bir de cari gider verdik.’ Fakat şimdi bakanlık diyor ki ’Alınan malzeme sizin değil, kamu malıdır.’ Sen bize ASM’de bulunan malları parayla sattın. Madem kamu malıydı bize niye sattın? Dolap, masa, sandalye, bütün malzemeleri şahsımıza satıldıysa nasıl kamu malı olur? Benim aldığım EKG cihazı, tansiyon aleti nasıl kamu malı olur? Ekipmanlar ucuz bir şey değil. Öyle bir durumdayız ki dava edemiyoruz, kazansak ta hakkımızı alamıyoruz. Eylem yapamıyoruz, yaptığımız zaman maaş kesiliyor. Yapamayacağı işler hekimlere teklif ediliyor, eziliyor ve hakları talan ediliyor" ifadelerini kullandı. Yazılım ve zorunlu sistem Yazılım sistemine ilişkin konuşan Kurban, "Bakanlığımız aile hekimliği bilgi sistemi programı tek bir programa indirdi. Ama bu programı bakanlık üretmedi. Başka bir şirkete ürettirdi. Şimdi diyor ki siz bunu zorunlu olarak kullanacaksınız. Neden zorunlu kullanacağız? O programın kullanışsız olmasını bir kere kenara bırakın. Serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir yerde sen nasıl olur da bu kadar insanı işsiz bırakırsın? En güzel programları üreten, çoğunlukla aile hekimleri tarafından tercih edilen, ergonomik yapısı çok iyi olan programları iptal ediyorlar. Diyorlar ki sen zorla bu programı kullanacaksın. Parasını da devlet vermiyor, yine aile hekimliğinin kesesinden alıyorlar. Bana tercih hakkı da bırakmıyorlar" diye konuştu.