GÜNDEM - 05 Haziran 2011 Pazar 21:07

"Dişlerimi sana emanet etmem"

A
A
A
"Dişlerimi sana emanet etmem"

Başbakan Erdoğan, kendisi için "dişlerini sökeceğim" diyen CHP Liderine Kazlıçeşme mitinginde yanıt verdi. Erdoğan, "Kılıçdaroğlu, ben bu dişleri sana teslim etmem" dedi.

 

 

MEHMET ALTUNIŞIK-VOLKAN KAYALAR / İSTANBUL 

 

Başbakan Erdoğan, İstanbul'daki en büyük mitingini Kazlıçeşme'de yaptı. Kazlıçeşme Meydanı'nı dolduran binlerce kişiye seslenen Erdoğan, "BDP'linin eline CHP bayrağı tutturup, Türk bayrağı tutturamayanlar var. 12 Haziran, onlara hesap sorma günü olacak" diye konuştu.

 

"Dünyanın bizden ses beklediğinin, uzanacak el beklediğinin, imdat beklediğinin farkındayız" diyen Erdoğan, şöyle konuştu;
"Medeniyetin, tarihin, kültürün üzerimize yüklediği sorumluluğun farkındayız. Onun için hizmet diyoruz, millet diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz, temel hak ve özgürlükler istiyoruz. Zalimin egemen olduğu, zulmün hükümdar olduğu bir dünya değil, hoşgörünün, saygının, dayanışmanın, dostluğun kardeşliğin egemen olduğu bir dünya istiyoruz. Başka bir hedefimiz yok. Böyle bir dünyanın mücadelesini veriyoruz. Onun içi n bütün dünya yeniden İstanbul'a bakıyor. AB'de, BM'de NATO'da, OECD'de, İslam Konferansı Örgütü'nde, G-20'de var gücümüzle bunu anlatıyoruz. Mağdurların sesi olmaya çalışıyoruz. Diktatörler bu insanları ezmesin, zalimler bu mazlumlara zulmetmesin istiyoruz. Ellerinde büyük imkanlar olanlar savaş baronlarıyla çocukları öldürmesin uluslar arası sularda korsanlık yapılmasın, çocuklar anneleri birlikte dururken oraya bombardıman yapılarak o yavrular ölmesin. Biz istiyoruz ki fosfor bombaları Gazze'nin üzerine inmesin. Orantısız güç kullanmak suretiyle insanlar öldürülmesin. Bizim derdimiz bu."

 

Erdoğan; Bakanlarda, Ortadoğu'da, Kafkaslarda barışın hakimiyetini savunduklarını belirterek, Türkiye'nin artık ekonomisiyle ve insanıyla güçlü bir ülke haline geldiğini vurguladı. Erdoğan, "Biz sıradan bir ülke değiliz. Biz bir kabile devleti değiliz. Bize büyük düşünmek yakışır. Geleceğe ilişkin büyük iddialı hedefler belirleyip onlara koşmak zorundayız. İstanbul'dan devraldığımız miras budur. Eğer bu ülkeye hizmet edeceksek, eğer 81 vilayette işsizliği, yoksulluğu en aza indireceksek bunu demokrasiyle yapacağız. Aktif dış politikasıyla yapacağız. 8.5 yılda Türkiye'yi bu şekilde büyüttük. Önümüzdeki yıllarda da böyle yapacağız. İstanbul Türkiye'de ölçü. 12 haziran seçimleri donrası en büyük projemiz yeni bir anayasa. 2002 3 Kasım'da bu millet, 'yeter, söz de karar da bu milletin' dedi. Yönetime el koydu. Millet el koydu. O günden itibaren sizin desteğinizle sizin kararınızla dualarınızla demokrasiyi güçlendirdik. Şimdi ileri demokrasi diyoruz. Daha güçlü olmamız lazım. İstanbul'un sandıkları gümbür gümbür patlattığı bir 12 Haziran istiyoruz. İstanbul'un bunu başaracağına inanıyorum" diye konuştu.

"SİVİL, KATILIMCI, ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR ANAYASA İSTİYORUZ"

AK Parti'nin, CHP'nin İzmir mitingini üçe katladığını savunan Erdoğan, alandan yükselen "Kıskananlar çatlasın" sloganları üzerine, "Çatlamasınlar. Onları da aramıza katacağız" dedi. Artık milletin kendi anayasasını yazacağını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti;
"Millet artık kendi anayasasını şekillendiriyor. Sivil, katılımcı, özgürlükçü bir anayasa istiyoruz. Bunun için de biz büyük ölçüde hazırız. Bütün STK'lar buna katılacak. Fakat 367'nin üzerinde milletvekili ile iktidara gelirsek millet bu görevi bize vermiş olacak ki biz o zaman çağrımızı yapacağız. 26 maddede bizimle çalışmadılar. Parlamentoda inanın sadece oyalamak için, bittiğinde görüntü vermek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. CHP ve MHP grubunda çektiğimiz resimler var. Sıralar bomboş. Sadece AK Parti var. Çünkü biz milletin verdiği görevin idrakindeyiz. Millet bize parlamentoda çalışın, yasa çıkarın diye oy verdi. Ama bu beyefendiler yatıyor, bunlar da çalışmak diye bir şey yok. İşlerine gelmediği zaman 'aceleniz ne, sabahlara kadar çalışıyorsunuz' diyorlardı. Bizim bu ülkede çok çalışmamız lazım. Yasal düzenlemeleri yapacağız. Bizzat 15 gün arkadaşlarımla sabahlara kadar orada durdum. Bütün engellemelere rağmen, 26 maddeyi çıkardık. Bu süreci böyle devam ettiriyoruz. Biz geçtiğimiz yıl 12 Eylül'de bunu yaptığımızdan itibaren bugüne kadar 26 madde ile birlikte uyum yasalarını çıkarmaya başladık. Geldiğimiz noktada iyiyiz, daha iyi olacağız. Biz istiyoruz ki Türkiye'de değişimi farklı yaşayalım, Türkiye'de değişimi halkımıza farklı yaşatalım."

"CHP'NİN GENLERİNDE YOKLUK VARDIR, İFLAS VARDIR"

Erdoğan, seçim gezileri kapsamında gittiği illerde karşılaştığı ilginç manzaralardan da bahsederek, "Antalya'ya gittim. Yanıma bir beyefendi geldi. Şu, toz çeker dağıtım kartı. Burada 1973 yılında İbrahim Karaca adı altında bir vatandaşımız, şu gördüğünüz dağıtım kartıyla 'toz şeker alırdık' diyor. Hale bak. CHP budur. Trabzon'da bir vatandaş elime nüfus kağıdını tutturdu. Bunda sene 1942, 2 metre tirit bezi verin diyor. Altına da damgayı vurmuşlar. İsterlerse ismini de veririm. Akçaabat'tan Mustafa Hikmet. 15 Temmuz 1937 doğumlu bir amcamız, öldü, Allah rahmet eylesin. Fazla geriye gitmeye gerek yok. Sayın Baykal 70'li yıllarda enerji bakanıydı. İstanbul'umuzda biz mazot, benzin, gaz yağı bulabiliyor muyduk? O dönemi yaşayanlar bilir ama gençler bilmez. Şimdi gençler oy kullanacak. Gençler bunu bilin. Bu CHP'nin genlerinde yokluk vardır, iflas vardır bunu böyle bilin. Bunların kuru sıkı atmasına bakmayın bekara karı boşamak kolaydır. Bunların yaptığı bu" dedi.

 

Kalabalığa "CHP'nin projesi var mı? İstanbul'la ilgili projeleri var mı" diye soran ve "hayır" cevabını alan Erdoğan, Kanalistanbul projesine yönelik Kılıçdaroğlu'nun eleştirileri olduğunu anlattı. Başbakan Erdoğan, "Ben Kanalistanbul dedim, o ne dedi 'burada insan yok.' Animasyonda yanlış yaptık. Yanlışımız kanalda gemileri yürüttük, halbuki insanlarımızı yürütecektik. Denizin üzerinden insanları yürütseydik Kılıçdaroğlu 'yürüttünüz ama insanlar yüzme bilmiyor' derdi. Düşüncesi bu. Kanal yapılacak burada onbinlerce insan çalışacak. Bu kanal kendiliğinden yapılmaz ki. Ayrıca bu projenin sağında solunda belli noktalarında yapılanma olacak. Buralarda insanlar oturacak, alış veriş merkezleri olacak. Burada bütün Karadeniz'in canlıları, balıkları Marmara ile de bululacaklar. Kanalistanbul ile bir çevre devrimini gerçekleştiriyoruz. Boğaz'ı büyük bir tehditten kurtarıyoruz. Daha önce meşhur Romen tankeri, Selimiye önlerinde yandı. O yandığında birçok hamile kadın rahatsız oldu ve düşük yaptı. 3 ayı aşkın belki daha fazla süre o gemi orada yandı. Şimdi artık daha büyük gemiler var. Geçen akşam çıkmış diyor ki 'bu Montrö'ye aykırıdır'. Montrö'nün avukatlığı sana mı kaldı? Anlaşma imzalanırken böyle tankerler mi vardı? Ne tarihi takip ediyor, ne bugünü. Buradan 150 bin tonluk tankerler geçerken dümeni kilitlenip, Boğaz'da saplanması halinde orada yaşanacakların hesabını yapıyor musun? Montrö yapılırken buradan küçük gemiler yapılıyor. Biz çevreyi, ülkemizi hem de bu bölgede yaşayan insanımızı korumak zorundayız. Kanalistanbul böyle bir önemi var, böyle bir değeri var. Ama Kılıçdaroğlu bunun farkında değil. Alışacak, öğrenecek. Daha çıraklıktan geçmedi. Bunu bir kere halletmemiz lazım" ifadelerini kaydetti.

"DEPREME DAYANIKLI OLMAYAN BİNALARIN SAHİPLERİYLE KONUŞACAĞIZ"

İki şehir projesinden de bahseden Erdoğan, projenin depreme dayanıklı şekilde yapılacağını belirtti. Erdoğan, zemin etüdünü yaparak bu adımları atacaklarının altını çizerek, "Depreme dayanıklı olmayan binaların sahipleriyle konuşacağız. Ben şu anda yerimde oturmak istiyorum derse çık kirada otur biz kiranı öderiz, burada yapacağımız konutlara yerleşirsin. Onu da kabul etmedi kusura bakma burayı kamulaştıracağız. Üç tane alternatif. Alışkanlıklar zaman zaman atılacak olumlu adımları engelliyor. Buna da müsaade edemeyiz. Biz şehir kurmada tecrübeliyiz. Başakşehir'i, Hilalkent'i, Ataşehir'i biz kurduk. Biz yaptığımızla konuşuyoruz. CHP sen İstanbul'a ne yaptın, ne yapacaksın? Çıkıyor televizyonlara, televizyonda kimse bunu sormuyor. Takılmışlar aile sigortası. Senin 'vereceğim' dediklerini biz veriyoruz. Her doğan genel sağlık sigortası ile doğuyor mu" dedi.

"SAYIN BAHÇELİ SEN YİNE BİLDİĞİNİ OKU AMA GEÇ KALDIN"

Başbakan Erdoğan, konuşmasında Kılc,ıçdaroğlu'nun yanı sıra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi de eleştirdi. Erdoğan, "Sayın Bahçeli, -TOKİ'nin başkanını da başbakanı da yüce divana vereceğim- (diyor). Sayın Bahçeli sen bildiğini yine oku. Geç kaldın, 8.5 yıl geçti, bu arada bu işi yapsaydın. Bizim endişemiz yok. Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz" diye konuştu.

 

Kılıçdaroğlu ve Bahçeli için "ruh ikizi" benzetmesini yapan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Kılıçdaroğlu, İstanbul'da belediye başkan adayıydı, Kadir Bey ile ilgili bir dosyadır tutturdu gidiyordu. Kadir Bey'in dokunulmazlığı yok nerede o dosya. Hadi çıkar. Benim milletim, CHP'li kardeşim, hala bu adama inanacak mı? İşte Kadir Bey'in dokunulmazlığı yok, ver mahkemeye. Dürüst değil. Tutturdu benim Kayseri Belediye Başkanımla bir tane çek senet noktasında çeklerini, senetlerini ödemeyen bir tane milletvekili var, onun getirdiği sahte şeylerle oradan rant elde etmeye çalışıyor. Benim Grup Başkenvekilim Mustafa Elitaş'a sadece 240 milyar kira ödemediği için borcu var o milletvekilinin. Sayın Kılıçdaroğlu, senin bu milletvekilin ödemiyor sen öde, ayıptır. Sayın Elitaş ile mecliste çok yüz yüze baktınız. Sen de grup başkenvekiliydin, o da. Bunu öde de, arkadaşının bu yanlışını düzelt. Tutturmuş benim belediye başkanımla uğraşıyor. Sayın Kılıçdaroğlu, senin bütün belediye başkanlarını topla, benim bir Mehmet Özhaseki'm yapmaz. Çünkü Kayseri'yi onlar nasıl değiştirdiler, nasıl dönüştürdüler ortada. Sen benim belediye başkanıma böyle bir iftirada bulunamazsın. Mehmet Özhaseki nerede, seninkiler nerede? Bir televizyon programında kendisine soruyorlar 'Edirne'de 12 yıla mahkum olmuş, şu anda Yargıtay'da olan Edirne Belediye Başkanınızla beraber aynı fotoğraf karesine girdiniz, doğru muydu' diyor. 'Yargıtay kesin kararı vermedi ki' diyor. Şimdi sen bırak Yargıtay'ın kesin kararı verip vermediğini. İlk mahkeme iki davadan 12 yıl gibi bir ceza vermiş. Şimdi Yargıtay'ı konuşuyorsun. Mehmet Özhaseki ile ilgili açılmış dava yok. Ağzına dolamışsın, devam ediyorsun. Böyle siyasetçi olur mu? İstanbul, Kayseri 12 Haziran'da bunun bedelini ağır ödetmemiz lazım. Çünkü biz bu iftiralara dayanamıyoruz. Müfteri hesabını sandıkta vermeli."

"İZMİR'DE MİTİNGİMİZE KATILIM, KILIÇDAROĞLU'NUN MİTİNGİNİN 3 KATI"

"Biz milletle geldik, çetelerle gelmedik. Biz cezaevlerindekileri kurtarmak için listeye adam koymadık" diyen Erdoğan, MHP'nin de aynı şekilde hesap yaptığını savundu. Erdoğan, "Bu hesabı 12 Haziran'da benim milletim bozacak" dedi.

 

Taksim'de yapılacak projelerle ilgili de konuşan Erdoğan, yeniden inşa edilecek Topçular Kışlası'nın dönemin CHP'li belediye başkanı Lütfi Kırdar tarafından yıkıldığını anlattı. Erdoğan, "CHP yıkar, biz yaparız. CHP, Topçu Kışlası'nı yıktı, biz yapacağız" ifadelerini kullandı.

 

Başbakan Erdoğan, dün Kazlıçeşme'de miting düzenleyen Kılıçdaroğlu'nun alanda bir milyon insanın toplandığını iddia ettiğini ifade ederek, "Eğer Sayın Kılıçdaroğlu böyle bir hesap uzmanıysa, biz yandık. Tüm emniyet burada. Bu nasıl hesap uzmanı anlamıyoruz. Azami ne kadar şişirirsen şişir 100 bin. İzmir'de bizim yaptığımız miting, aldığımız rakamlara göre Kılıçdaroğlu'nun mitinginin 3 katı. Buradaki mitingin katılımından İzmir daha fazlaydı. Burada da yüreği varsa çekilmiş olan resimleri yan yana koysunlar, katılım ortaya çıkar. Eğer öyle diyorsa bugünkü mitingimizde 10 milyon var. Sahneyi önde kurdurmuş, uyanık ya. Sayın Bahçeli de bu alanın dörtte birinde yaptı" şeklinde konuştu.

 

Kılıçdaroğlu'nun dünkü mitinginde kendisine yönelik söylediği "Dişlerini sökeceğim" sözlerini de eleştiren Başbakan Erdoğan, "Ya sen hesap uzmanı mısın, diş doktoru mu? Meslek şaşırdı galiba. Burada krizler var herhalde ki, 'diş sökeceğim' diyor. Fakat Kılıçdaroğlu ben bu dişleri sana teslim etmem. Sen yine git hesap uzmanlığına devam et. Allah senin gibi hesap uzmanlarının eline bu ülkeyi düşürmesin. Önce mesleğini doğru seç. Zaten bu manada kayıpsın. Akıl hocalarını iyi seç" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli TMO silolarındaki patlama davasında kritik karar: Bilirkişi raporu yeniden hazırlanacak Kocaeli’de Toprak Mahsulleri Ofisi silolarında meydana gelen patlamaya ilişkin davada yeni gelişme yaşandı. Mahkeme, kusur ve sorumlulukların yeniden belirlenmesi için dosyaya yeni bilirkişi raporu alınmasına karar verdi. Kocaeli’nin Derince ilçesinde 7 Ağustos 2023’te Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) silolarında meydana gelen patlamada Ekrem Kalkan ve Elif Dayıoğlu hayatını kaybetmiş, 8 kişi de yaralanmıştı. Olayda TMO’nun 60 silosundan 13’ü zarar görmüştü. Soruşturmada ismi geçen 6 sanık hakkında "Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan ayrı ayrı 2 yıldan 15 yıla kadar hapis talebiyle dava açılmıştı. Olaya ilişkin açılan davanın 8. celsesi Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya ölen Elif Dayıoğlu’nun eşi Arif Dayıoğlu, tutuksuz sanıklar Kemal Ö., Kenan D., Bahri B. ile taraf avukatları katıldı. Diğer tutuksuz sanıklar ise duruşmaya katılmadı. Sanıkların cezalandırılmasını isteyen Arif Dayıoğlu, "Yaklaşık 3 yıldır sonuç bekliyoruz. Kurumun baş müdürü Kemal D.; plan program yapmayarak, çalışanları doğru düzgün görevlendirmeyerek ateşli iş yapılmasına izin vermiştir. Kemal D., çalışma yapılırken işi durdurduğunu söylemişti. Ancak dosya içeriğine bakıldığında çalışmalar yapılırken işlerin durmadığı açıktır. Çalışanlar işin tehlikeli olduğunu bildirmiş ancak sanık Kemal D., üst taraftan baskı olduğunu çalışmaların devam edeceğini söylemiştir. Yöneticiler üç maymunu oynamışlardır. İş yoğunluğu iş bilmezlikten kaynaklanmaktadır" diye konuştu. "Sistemi kandırarak otomatik olan sistemi manuel olarak çalıştırmışlardır" Dayıoğlu, "Eşime öldürücü darbeyi vuran asıl olay kuyu diplerinin temizliğidir. Olaydan 16 gün önce çekilmiş video vardır. Burası kırıntı ve toz ile doludur. Sistemi kandırarak otomatik olan sistemi manuel olarak çalıştırmışlardır. Taksirin yakından uzaktan alakası yoktur. Şikayetim devam etmektedir" şeklinde konuştu. "Personelin ihmalinden dolayı bu patlama olayı yaşanmıştır" Suçlamaları kabul etmeyen müdür yardımcısı sanık Kemal Ö., "Toz toplama ile ilgili veya ekipmanlar ile ilgili yapılan hatları elektrik mühendisleri kontrol etti ve bize raporladı. Eksikleri tek tek yazarak genel müdürlüğümüze gönderdik. Akabinde genel müdürlükten bize tutanak gelmişti. Bu tutanakta aleyhe beyanda bulunanların hepsinin imzası vardır. Toz toplama sisteminde bakımların tamamen yapıldığı hakkında bize bilgi geldi. Biz genel müdürlüğümüze bütün riskleri bildirdik. Tesis patlamadan sadece 19 gün önce toz toplama sisteminin bakımının yapıldığına dair tutanağı da dosyaya sunduk. Hat çalışırken ateşli çalışma yapılmaması gerektiğini herkes biliyor. Personelin ihmalinden dolayı bu patlama olayı yaşanmıştır. Tesisin bakımsız olduğunu kabul etmiyorum. Riskleri, eksiklikleri bildirdikten sonra yüklü gemi geldiğinde bunu boşaltmama şansımız da yoktur. Beraatimi istiyorum" ifadelerini kullandı. "Eksikliklere dair 30-35 sayfalık bir rapor sunduk ancak bunlar genel müdürlükçe yerine getirilmedi" Başmüdür Kenan D. ise "Baş müdürlüğümüzün çok geniş yetkisi, ödenekleri var, her işi kendisi yapabilir diye düşünülmektedir. Bizim 10 bin TL harcama yetkimiz dahi yoktur. Biz ödenek talep ediyoruz o şekilde işlem yapabiliyoruz. Eksikliklere dair 30-35 sayfalık bir rapor sunduk ancak bunlar genel müdürlükçe yerine getirilmemiştir. Bizim faaliyet alanlarımız çok geniş olduğu için iş sağlığı ve iş güvenliği eksikliklerini tespit edilmesi için genel müdürlükten talepte bulunmuştuk ancak bu da red olmuştu. Baş müdürlük olarak bana tanınan görev ve yetki sorumluluklarını tamamen yerine getirmiş bulunmaktayım. Bu aşamada beraatimi talep ediyorum" dedi. "Bizim tesis çok yüksek riskli yapıdan az riskli yapıya düşürüldü" Önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyleyen şef vekili Bahri B., "Ben aslında sahada teknik personel olarak çalışan birisiyim. Şef olmadığından dolayı 6 ay vekaleten geldim. Ben hem şeflik işleri ile ilgilendim hem de kendi işim ile ilgilendim. Eksikleri, iş sağlığı güvenliği uzmanlarının tespit etmesi için yazılı beyanda bulunmuştum. Bizim tesis çok yüksek riskli yapıdan az riskli yapıya düşürüldü. Patlama da ölmemem ya da yaralanmamam tamamen tesadüf çünkü yarım saat öncesinde bende orada işlem yapıyordum. Görevlendirmeler ve gemi boşaltma ile alakalı herhangi yaptırımım yoktur. Bize verilen talimatlar doğrultusunda biz çalışmayı yaparız. Beraatimi talep ediyorum, aksi halde lehe olan hükümlerin tarafıma uygulanmasını talep ediyorum" diye konuştu. Bilirkişi heyeti yeniden rapor hazırlayacak Mahkeme heyeti, soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna tarafların itiraz ettiğini, kovuşturma aşamasında ise dosyada yeni bir rapor bulunmadığını belirledi. Bu kapsamda; olayda sorumluluğu bulunan kişilerin kimler olduğu, sorumluluklarının kapsamı, başka kusurlu kişilerin bulunup bulunmadığı ve önceki kusur tespitlerinin doğruluğunun yeniden değerlendirilmesi amacıyla, resen seçilecek bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınmasına karar verildi. Öte yandan mahkeme, sanıkların üzerlerine atılı suçun niteliğini dikkate alarak, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine hükmetti. "Normalde 15 kişinin yapması gereken işi 3 kişi yapmaya çalışmıştır" Duruşma sonrası açıklama yapan Arif Dayıoğlu, bilirkişi raporunun eksik gelmesine rağmen kendilerine göre yeterli olduğunu söyleyerek, "Bu durum karşı taraf için tamamen zaman kazanma çabasıdır. Oysa olay açık ve nettir. Aynı anda ateşli çalışma yürütülmekte, gemiden yük boşaltılmakta, diğer taraftan içeriye ürün alınmakta ve eş zamanlı olarak dışarıya sevkiyat yapılmaktadır. Bu yoğunluk içerisinde normalde 15 kişinin yapması gereken işi 3 kişi yapmaya çalışmıştır. Yüksek noktada yapılan kaynak işlemi, ilk patlamaya neden olmuştur. Ortamda biriken toz ve diğer unsurlar ikinci, daha yıkıcı patlamaya yol açmıştır" dedi.
Ankara "Bayğaralar" suç örgütü operasyonunda 216 şüpheli ve 5 suça sürüklenen çocuk tutuklandı Adalet Bakanı Akın Gürlek, ’Bayğaralar’ suç örgütüne yapılan operasyon sonucu yakalanan 296 şüpheliden 216 şüpheli ile 5 suça sürüklenen çocuğun tutuklandığını açıkladı. Adalet Bakanı Gürlek konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "‘Sokak çetelerine göz açtırmayacağız’ demiştik. Bu sözümüzün gereğini kararlılıkla yerine getiriyoruz. Adana Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ‘Bayğaralar’ çıkar amaçlı silahlı suç örgütüne yönelik 13 Nisan’da Adana merkezli 8 ilde gerçekleştirilen operasyonlar neticesinde 296 şüpheli ile 6 suça sürüklenen çocuk yakalandı. Yakalanan şüphelilerden 233’ü ile 6 suça sürüklenen çocuk tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi; 216 şüpheli ile 5 suça sürüklenen çocuk tutuklandı, 17 şüpheli ile 1 suça sürüklenen çocuk hakkında adli kontrol kararı verildi" ifadelerini kullandı. Sokakları tehdit eden her türlü örgüte yönelik mücadelenin devam edeceğini vurgulayan Bakan Gürlek, "Soruşturma kapsamında, örgütün suçtan elde ettiği gelirleri kaçak durumdaki şüphelilerin yakınları üzerinden akladığına dair güçlü tespitler yapılmış; bu çerçevede yaklaşık 276 milyon lira değerinde 40 araç, 14 arsa ve arazi, 15 konut ile çok sayıda banka hesabına el konulmuştur. Bu başarılı operasyonu yürüten Adana Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve sahada özveriyle görev yapan Adana İl Emniyet Müdürlüğü’ne teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı kılmak için çalışmaya devam edecek; sokaklarımızı tehdit eden, evlatlarımızı istismar eden organize suç örgütlerine karşı mücadelemizi kesintisiz ve kararlı şekilde sürdüreceğiz" dedi.
Ankara Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik davada tutuksuz sanıklar savunma yaptı Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne ilişkin istinafın bozma kararı sonrasında 76 sanığın yargılanmasına devam edildi. Davada tutuksuz sanıklar savunma yaptı. Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmada, Bora Kaplan ve Serdar Sertçelik’in de aralarında bulunduğu tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları yer aldı. Müşteki sanık Ufuk Gültekin ise duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Mahkeme Başkanı yargılamanın bu celse sanık beyanlarıyla devam edeceğini bildirdi. Söz verilen başka bir suçtan tutuklu sanık Yusuf İzzet Savaş, daha önceki ifadelerini tekrarladığını bildirerek, diyeceği bir şey olmadığını söyledi. Tutuksuz sanık Barış Kurt, "Ben bir akademisyenim hayatı boyunca sabıkası olmamış hiçbir suça karışmamış birisiyim. İlk gün organize şubede ifadem alınırken, bilgisayardan soru soruluyordu, ben her soruya cevap verdim. Ben Erkan Doğan adlı şahsı aramadım, mesaj atmadım. Bana daha fazla soru sorun ben cevap vereyim. Ben Erkan Doğan’ı dövmedim, dövdürmedim. Babamdan kalan mirasa bile tedbir konuldu. Ben örgüt üyeliğinden tutuklandım, hakkımı helal etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum" dedi. Tutuksuz sanık Kanber Keskin, "Beyanlarımda bir değişiklik yok ama hayatımda çok değişiklik oldu. Ben bu işe ek iş olarak başladım, tek suçum Bora Kaplan’ın mekanında güvenlik olarak çalışmış olmamdır. Biz Kaplan’ın mekanında çalıştık diye hain olduk, örgüt yöneticisi olduk. Çocuklarıma silah doğrultu, 1 sene boştan yere ceza yattım. Söyleyecek çok şeyim var ama dile getirmekte zorlanıyorum. 10 senedir belediyede güvenlik olarak çalışıyordum, işimden kovuldum" ifadelerinde bulundu. Keskin’in avukatının sorusu üzerine söz alan tutuklu sanık Sertçelik, "Ben ifademde de söyledim, beni zorla gizli tanık yaptılar. Ben olay tarihinde orada değildim HTS kayıtlarından nerede olduğum tespit edilebilir" dedi. Duruşmanın öğleden önceki bölümünde savunma yapacak başka sanık bulunamayınca Mahkeme Başkanı, "Tanıklar için zorla getirme kararlarımız var" diyerek, Serdar Sertçelik’in anne ve babası ile kardeşinin de tanık olarak çağırıldığını söyleyip Serdar Sertçelik’e bu konuda bilgisi olup olmadığını sordu. Sertçelik, "Pazartesi gelecekler" cevabını verdi. Duruşmaya 1 saat ara verildi. Aranın ardından söz alan tutuksuz sanık Ertan Yigen, duruşmadan vareste tutulma talebinin bulunduğunu söyledi. Tutuksuz sanık Murat Sağlam, "Ben valelik yatım, hiçbir suça karışmadım, mağdurum. Ben hiçbir suç örgütüne üye değilim. Gelecek kaygım var, beraatimi talep ederim" dedi. Tutuksuz sanıklardan Necdet Atilla Çiftçi ile Murat Altay ise mahkemeden beraatlerini talep etti. Mahkeme başkanı tanıkların hazır olduğunu ifade ederek dinleneceğini bildirdi. Duruşmaya SEGBİS ile bağlanan tanık O.Y, daha önce Ankara Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde bilgi ve teknoloji biriminde çalıştığını, Ayhan Bora Kaplan operasyonu sürecinde Murat Çelik, Şevket Demircan ve Kerem Gökay Öner’in amirleri olduğunu ifade ederek, "Mülakat odası olarak adlandırılan bir odaya ilişkin bilgim yok, yalnızca ifade alma odası vardı" dedi. Bora Kaplan’ın gözaltına alındıktan sonra işkence altında ifade verdiği iddialarına ilişkin herhangi bir bilgisinin ya da duyumunun bulunmadığını ifade eden O.Y, görev yaptığı birim nedeniyle bu tür konularla ilgisinin olmadığını, daha çok teknik işler ve bilgisayarlarla ilgilendiğini kaydetti. "Sanıkların herhangi bir kötü muameleye maruz kaldığını duymadım, görmedim" Sertçelik’in yaralandığı tarihte hastaneye gittiklerinden bahseden tanık Ç.K., "Hastaneye gittik, geri döndük. Sonrasında amirlerim ‘tekrardan çıkıyoruz’ dedi. Tekrardan hastaneye gittik, doktorla ben görüşmedim. Görüşmeleri Ahmet Komiser yaptı. Serdar Sertçelik’i hiç görmedim. Sanıkların herhangi bir kötü muameleye maruz kaldığını duymadım, görmedim. Doktorunda rapor almamız 5 dakika civarı sürdü" ifadelerinde bulundu. "Doktor rapora, ‘gözaltına alınmasında sakınca vardır’ ibareli yazı yazdı" Olay tarihinde Organize Suçlarla Mücadele ekip amiri olarak görev yapan komiser tanık A.D., "Ben hastaneye giderek Sertçelik’i muayene eden doktorla rapor konusunda görüşme gerçekleştirdim. Hastaneye kendi ekibimle gittim. Doktor kemikte parçalı kırık olduğunu söyledi. Doktor, şahsın ayağı üzerine basarsa kalıcı hasar kalır şeklinde rapor hazırladı. Doktor rapora, ’gözaltına alınmasında sakınca vardır’ ibareli yazı yazdı. Doktorun herhangi bir itirazı olmadı. Bizde hiçbir şekilde doktora baskıda bulunmadık, raporun hazırlanması da 5 dakika kadar sürmüştür" dedi. Tanık olarak dinlenen Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün çalışanı U.D., "Bir sabah işe geldiğimde kapıda bir poşet gördüm ağzı bağlı değildi. İçini açmadan yüzeysel olarak baktım kağıt vardı ancak sert bir cisimdi. Recep beyin masasına bıraktım. Kargo olarak düşündüm, üzerinde isim yazmıyordu. Bu nedenle Recep beyin masasına bıraktım. Ancak Recep beyi arayıp bu durum hakkında bilgilendirme yapmadım" beyanlarında bulundu. Tanık U.D, diğer tanık M.Ö’yü tanımadığını, daha önce ofise gelmediğini belirtti. Sanık ve tanık beyanlarının ardından duruşma yarın devam etmek üzere ertelendi.