POLİTİKA - 24 Mayıs 2014 Cumartesi 19:41

Erdoğan, Almanya’dan Batı’yı uyardı

A
A
A
Erdoğan, Almanya’dan Batı’yı uyardı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’dan Batı’yı uyararak, “Çıkarları zedeleniyor diye, Türkiye'nin büyümesini, güçlenmesini, ilerlemesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya, durdurmaya çalışanlar var. İçeridekilere söylediğimizin aynısını, dışarıdaki bu kibir abidelerine de söylüyorum. Türkiye, artık eski Türkiye değil. Türkiye, o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti” dedi.

Başbakan Erdoğan Köln Lanxess Arena’da, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde binlerce gurbetçiye hitap etti. Konuşmasına, gurbetçi vatandaşlara Türkiye’nin selamlarını ileterek başlayan Erdoğan, “Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle sizlerin özlemiyle inanın 10 yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz” dedi. Erdoğan, Köln Arena’da yükselen tezahüratlar sebebiyle konuşmasına zaman zaman ara verdi.

“MİLLET OLARAK SİZLERE MİNNETTARIZ”
Gurbetçi vatandaşların çok büyük çileler çektiğini, sıkıntılara maruz kaldığını ancak direndiğini, tahammül ettiğini, sabrettiğini ifade eden Erdoğan, “Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için şahsım ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı, tahammülünüzü arttırsın. Hasretinizi hafifletsin. Sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum” şeklinde konuştu.

“SOMA’DAKİ İHMALLERİ ORTAYA ÇIKARACAK HESABINI MUTLAKA SORACAĞIZ”
Konuşmasında, 301 kişinin hayatını kaybettiği Soma’daki maden faciasına değinen Başbakan Erdoğan, “Geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi Manisa’mızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 301 canımızı, kardeşimizi o elim kazada hakka uğurladık. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştılar. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için özellikle de yaptığınız dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum” dedi.


Soma’dan 10 kişilik bir heyetin ziyaretine geldiğini anlatan Erdoğan, “Onlarla oturduk dertleştik. Durum nedir, ne değildir. Onlar da madenciydi. Baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından Sayın Merkel ile bir telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi iş birliği yapabiliriz bunları konuştuk. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, Almanya hükümetine, başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda kendisine şükranlarımı ifade ediyorum” diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Soma’daki kazada ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracaklarını ve hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracaklarını vurgulayarak şunları söyledi:
“Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür kazaların bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için de her türlü tedbiri aldık. Ve çok daha yoğun tedbirler de alacağız.”

OKMEYDANI’NDAKİ EYLEMLER
Okmeydanı’nda yaşanan eylemlere işaret ederek, Türkiye’de bu elim facia yaşanırken ülke içerisinde bu ızdırabı duyamayanların da olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Bunlar Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmak isteyen kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar. Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler. Ve orada 2 gencimiz öldü. Ölenlerden birinin kız kardeşi şöyle söylüyordu; ’Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti’” diye konuştu.

“BATI HÂLÂ POLİSİMİZE FATURA KESMEYE ÇALIŞIYOR”
Batı’nın, Okmeydanı’nda çıkan olaylarda halen Türk polisine fatura kesmeye çalıştığını dile getiren Erdoğan, “Biz burada Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, 2 gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. İki polisimiz atılan Molotof kokteylleriyle yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde benzer bir şey Güney Doğu’da da oldu. Orada da bir polisimiz yandı hala yatıyor. Şimdi bütün bu terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz. Gel bizi yak yık mı diyecekti. Emniyet amirini nasıl dövüyorlar televizyonlarda belki izlediniz. Bunlar illegal örgütler. Bunlar toplumu terörize etmeye çalışanlar. Ortada bir şey yok. O semt benim semtim çok iyi bilirim oraları. Ama bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek. Ama öyle ama böyle” ifadelerini kullandı.

ALMAN MEDYASINA ELEŞTİRİ
Almanya’daki bir kısım medyanın Soma faciasını kendiler için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaret ettiklerini söyleyerek, Alman medyasını eleştiren Erdoğan, “Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu. Nasıl biliyorsa cehennemin yolunu onu da anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil. İşin manidar olan yanı şu; ülkemdeki bazı medya ile bunların anında koordine olması çok anlamlıydı” dedi.

“SİZİN BU OYUNLARINIZ TUTMAZ”
Rant sağlamaya çalışanlara en güzel cevabı Türk milletinin 30 Mart’taki yerel seçimlerde verdiğini vurgulayan Erdoğan şunları söyledi:
“Almanya’da yarın Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Tayyip Erdoğan’a saldırmakla buradan farklı yerlere oy devşiremezsiniz. Böyle bir şey olmaz. Veyahut da Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz. 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Eğer demokrasiye inancımız varsa, demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak, sandıktan çıkan neticeye saygımız varsa o zaman Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkının verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Sadece milletimizin onayıdır asıl olan. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz arayıp tebrik ediyoruz. Yapmanız gereken Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duymaktır. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, canımız yanıyor, birileri de kalkıp buradan onu suistimal etmeye çalışıyor. Aynen ülkemdekiler gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz. Biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var.”
Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini zannettiler. Şu anda Tayyip Erdoğan o kömür ocaklarının havasını bilir. Ben masada oturarak kömür ocağını tanımadım. Kömür ocağına indim. Ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre 5 kilometre gittik, orada kömür çıkarttım. Kömür çıkarttıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturdum orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar boğazın o güzel sularına bakarak demlenenlerden. Benim enerji bakanım Soma’da bu ocaklara girdi. O da girdi oraya. O da orada çalışanlarla beraber iftar sofrasına oturdu. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu sen iyi anlaman lazım. Ülkemdekiler ne yazarsa yazsın ne çizerse çizsin 30 Mart’ta zaten cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar.”

“ENTEGRASYONA DEVAM EDECEĞİZ, ASİMİLASYONA HAYIR”
Türkiye’de olduğu gibi yabancı ülkelerde de birlik olunması gerektiğinin mesajını veren Erdoğan, “Birlikten kuvvet doğar. Türkiye’de olduğu gibi burada da, merhum Hacı Bektaş Veli’nin deyimiyle; bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Referansımız her zaman demokrasi olacak, hukuk olacak, barış olacak. Nefes alıp verdiğimiz her yerde uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan özünden, öz kültüründen öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk" Entegrasyona devam edeceğiz” ifadelerinde bulundu.
Erdoğan, ancak bazı medya unsurlarının bunu Almanya’da farklı yerlere çektiklerini belirtti. “Entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız” diyen Erdoğan, “Bundan sonra da çıkarmayacaksınız. Ama asimilasyona hayır. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden bunlardan taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz” şeklinde konuştu.
Burada yaşayan vatandaşların varlığı ve başarılarının Türkiye ile Almanya’nın işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdığını ifade eden Başbakan Erdoğan, “AB sürecinde sizler sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkilerin büyümesi için, daha güvenli daha huzurlu ülkeler olması için her aşamada birlikte hareket etmeyi önemsiyoruz” dedi.

“YILLARCA SİYASİ TERCİHLERİMİZİ, DEĞERLERİMİZİ YOK SAYDILAR”
Türk halkının değerlerinin, siyasi tercihlerinin ve taleplerinin yıllarca yok sayıldığına dikkat çeken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi:
“Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler hep birlikte çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. Büyük badireler atlattık. 10 yıllar boyunca siyasi tercihlerimiz, taleplerimiz hep yok sayıldı. 10 yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inançlarımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler aidiyetlerimizi yok saydılar. Laz dediler, Boşnak dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler değerlerimizi yok saydılar. Mütedeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler. Maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniversitede güvenlik güçleri tarafından başörtüleri başlarından söküp alınan yavrularımızı bilirim. İşçisin sen hep işçi kal dediler. Yoksulsun hep yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Senden ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın dediler. Sen öğretmen olamazsın dediler. Sen herhangi bir kurumda yönetici olamazsın dediler. Avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler. Ve parlamentoda ne dediler, atın şu kadını dışarı dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler. Sorunlarını reddettiler. Onları asimile etmek istediler. Bürokrasiye yaklaşma dediler. Sorunların için mücadele verme dediler.”

“NE ZAMAN Kİ ANADOLU’NUN NE ZAMANKİ MİLLETİN SESİ YÜKSELDİYSE DARBE YAPTILAR”
Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor. Fatin Rüştü Zorlu unutulmuyor. Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu. Onları kimse hatırlamıyor. Onlar da hesabı o büyük hesap gününde verecekler. Öyle geçiştirmek yok. Ne zaman ki Anadolu’nun ne zamanki milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar. Milli iradeye sınır çizdiler. Sandık her şey diyerek milletin tercihleri önüne engeller koydular. 3 Kasım 2002’de milletin bir kez daha sesini yükseltmesiyle göreve geldik. 12 yıl boyunca demokrasi için hukuk için milli irade için yoğun mücadele verdik. Sadece kendimiz için değil. Tüm garipler için. Yoksullar için, ihmal edilmiş, inkar edilmiş tüm kesimler için samimi mücadele verdik. Güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini altüst ettik. Çetelerle tehdit ettiler boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık. Ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, geçen yıl Gezi Olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek Türkiye’nin istiklaline, ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kastettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Cumhuriyet tarihinin yeşile önem veren bir iktidarı ne geldi ne gelir. 3 milyarı bulan fidan ve ağaç dikimiyle rekor üstüne rekorlar kıran bir çevreci iktidar var. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, boynumuzu eğmedik. Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Ve orada da darbe gereken cevabı milletim verdi. Pensilvanya'da, uluslararası çevrelerin maşası olanlar, benim ülkemin istiklaline kastetti, kendi ülkesine ihanet etti, onlara fırsat tanımadık.”

“TÜRKİYE ARTIK ESKİ TÜRKİYE DEĞİL”
Türkiye'de, kendi tercihlerini, yaşam tarzlarını milletin tercih ve yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir zümre olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Alışmışlar millete tepeden bakmaya. Alışmışlar millete kibirle bakmaya. Sandık yoluyla değil, demokrasi dışı yollarla millete hükmetmeye alışmışlar. Türkiye'ye, millete rağmen istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Biz, işte bu mütekebbirlere, bu kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere 'dur' dedik. Ne dedik, 'Bu ülkede biz de varız' dedik. 'Biz milletiz' dedik. '77 milyon, bu ülkenin sahipleriyiz' dedik. Samimiyetle 'demokrasi' dedik, 'hukuk' dedik, 'özgürlük' dedik, en önemlisi de 'kardeşlik' dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikte reformlar yaptık. 30 yıl boyunca nice canları aramızdan alan, nice şehitler verdiğimiz terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Özgürlüklerin önündeki engelleri tek tek kaldırdık. Başörtüsünü, sadece üniversitelerde değil, kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. 77 milyonun kardeşliği için, birliği için, refahı ve huzuru için çok cesur adımlar attık. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, Devlet dairelerinde çalışabiliyor. Allah'ın izniyle, milletimizin desteğiyle, bu adımları atmaya devam edeceğiz.”

İçeride, kendilerini milletten üstün gören, millete kibirle tepeden bakanlar olduğu gibi, zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu gördüklerini belirten Erdoğan, “Türkiye'ye tepeden bakmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar var. Türkiye'ye parmak sallamayı, Türkiye'yi kendince tehdit etmeyi, terbiye etmeyi kendisine hak görenler var. Çıkarları zedeleniyor diye, Türkiye'nin büyümesini, güçlenmesini, ilerlemesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya, durdurmaya çalışanlar var. İçeridekilere söylediğimizin aynısını, dışarıdaki bu kibir abidelerine de söylüyorum. Türkiye, artık eski Türkiye değil. Türkiye, o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti” dedi.

“ARTIK GÜNDEMİ BELİRLENEN BİR TÜRKİYE YOK; GÜNDEM BELİRLEYEN BİR TÜRKİYE VAR”

Başbakan Erdoğan, Köln Lanxess Arena’da binlerce gurbetçiye seslendi. Türkiye'nin 2002'de IMF'e olan borcunun 23,5 milyar dolar olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Hani o Gezi olayları oldu ya. 14 Mayıs’ta biz IMF’e olan borcu sıfırladık, bitti. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik ve sıfırladık. Peki Merkez Bankası’nın kasasında ne vardı. 27,5 milyar dolar vardı. Merkez Bankamızın kasasında şimdi ise 130 milyar dolar var. Ama şunu da unutmayın. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı. 135 milyar dolara çıkmıştı. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Yüzde 63 borçlanma faizi vardı biz geldiğimizde. Şimdi tek haneli rakama tekrar indirdik. Bu olaylarla biraz tırmandı şimdi yine indirdik. Yerini bulacak o. Biz yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Göreve geldiğimizde kamu net borç stokunun milli gelire oranı yüzde 73’tü şimdi 36. Nereden nereye düştü. İş bilenin, kılıç kuşananındır” diye konuştu.

“ARTIK GÜNDEMİ BELİRLENEN BİR TÜRKİYE YOK”
Artık gündemi belirlenen bir Türkiye’nin olmadığını; gündemi belirleyen bir Türkiye’nin olduğunu vurgulayan Erdoğan şöyle devam etti:
“Büyüyen bir ekonomi bizim de hakkımız. Demokrasi, hukuk, özgürlükler bizim de hakkımız. Bölgesel ve küresel meselelerde söz söylemek artık bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok; gündem belirleyen bir Türkiye var. Yeni Türkiye'yi artık herkes kabullenmek zorundadır. Büyük ekonomisiyle aktif dış politikasıyla 21'inci yüzyılın şekillenmesinde teri olan Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir ülke, hiçbir uluslararası çevre, parmağını sallayarak, kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz. Kendisine hak gördüğünü, hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez. Bizim eleştiriden korkumuz yok. Bizim, demokrasiden, hukuktan, temel hak ve özgürlüklerin genişlemesinden hiçbir çekincemiz yok. Biz, Avrupa Birliği'ne tam üye olmayı önüne bir hedef olarak koymuş, bunun için samimi olarak çalışan bir ülkeyiz. Bütün engellemelere, yapılan haksızlıklara rağmen, reformlarını kararlılıkla yürüten bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın, bizden çekinmesin. Barıştan başka, demokrasiden, hukuktan, insanca yaşam şartlarından başka hedefimiz yok bizim.”

“TÜRKİYE İÇİNDE VE DIŞINDA MİLLETE KİBİRLE BAKANLAR KİRLİ BİR İTTİFAKIN İÇİNDELER”
Türkiye içinde ve dışında millete kibirle bakanların kirli bir ittifakın içinde olduğunu belirten Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yaptıkları karalama kampanyalarıyla, Türkiye’de iktidarı zayıflatmak, demokrasiyi zayıflatmak, millete tahakküm etmek istiyorlar. çeride, o kibir abideleri ne söylüyorsa dışarıda da aynıları, aynısını söylüyorlar. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdaki bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeride, çıkarları zedelendiği için yalan, iftira yayını yapan medya ile dışarıda onların işbirlikçisi medya, aynı tarz manşetleri atıyorlar. Basın özgürlüğü yok diye kara propaganda yapıyorlar. İşte buradan, Köln’den soruyorum; polis öldürmek basın özgürlüğü müdür? Bekçi öldürmek basın özgürlüğü müdür? Askere kurşun sıkmak basın özgürlüğü müdür? Evrakta sahtecilik yapmak, cinayet şebekesi, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Yıllarca terörle sessiz kalanlar, hatta terör örgütlerine sahip çıkanlar, şimdi de 'Türkiye'de basın özgür değil' söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde, polise, askere kurşun sıkanlara müsamaha gösterilir? Elimde hepsinin belgeleri var. Resimli belgeleri var, video ile tespitleri var, hepsi var. Vakti, saati geldiğinde onları da açıklarız, onları da gösteririz. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde, protesto hakkı adı altında vandallık yapanlara, kıranlara, dökenlere, yağmalayanlara müsamaha gösterilir? Bu kadar reform yapmış, demokratik hak ve özgürlükleri bu kadar ileri standartlara taşımış, milli iradeyi bu kadar savunan kime diktatör sıfatı pervasızca kullanılabilir?”

KILIÇDAROĞLU’NA ‘ÖZGÜRLÜK’ GÖNDERMESİ
TOBB’un kongresinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, “Sen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına diktatör diyeceksin ve bu ülkede bu konuşmalarını aynen bu şekilde devam ettireceksin ve bir de sıkılmadan 'özgürlük yok' diyeceksin” dediğini aktaran Erdoğan, “Ya, diktatörün ülkenin başında olduğu bir ülkede, sen böyle yürüyebilir misin, böyle konuşabilir misin? Mümkün mü?” diye sordu.
Kılıçdaroğlu'nun Türkiye Barolar Birliği'ni ziyaret ettiğini de hatırlatan Erdoğan, "Aynı şeyi orada da söylemiş. Niye, al birini vur öbürüne. Aslında birbirlerinden hiç hoşlanmazlar. Niye gitmiş, 'Kimi cumhurbaşkanı adayı yapacağız', onu sormaya gitmiş" dedi.

“ATILAN MANŞETLER TÜRKİYE’YE ROTA BELİRLEYEMEYECEKTİR
Başbakan Erdoğan içeride ve dışarıda atılan manşetlerin Türkiye’nin rotasını belirleyemeyeceğinin altını çizerek şunları söyledi:
“Almanya, belki de ‘cehenneme git Erdoğan’ tarzı, ahlaktan, edepten yoksun, ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor ama Türkiye'de her gün onlarca gazete bundan daha ağır manşetleri atarken, kim çıkıp da 'Türkiye'de medyaya baskı yapılıyor' diyebilir. Bakın, buradan açık açık söylüyorum. Recep Tayyip Erdoğan fanidir, her canlı gibi, vakti zamanı geldiğinde, bir an bile erken ya da geç değil, ölümü mutlaka tadacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti, kutlu yolculuğuna kesintisiz olarak devam edecek, hedefleriyle inşallah buluşacaktır. Benim şahsım üzerinden Türkiye'ye operasyon çekmeye çalışanlar, bilsinler ki milletin kararlı duruşunu, şu dik duruşunu, asil duruşunu karşılarında bulacaklardır. Biz, iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ya da dışarıda atılan manşetler de bilinsin ki bize istikamet çizemeyecek, Türkiye'ye rota belirleyemeyecektir.”

“BİZ İSTİYORUZ Kİ AVRUPA TÜRKİYE’Yİ GERÇEK FOTOĞRAF ÜZERİNDEN OKUSUN”
Türkiye aleyhindeki karalama kampanyalarının boşa çıkarılması için ve Avrupa’da Türkiye’nin gerçek fotoğrafının görülebilmesi için burada yaşayan Türk vatandaşlarına büyük sorumluluklar, vazifeler düştüğünü belirten Erdoğan, “Biz istiyoruz ki Avrupa, Türkiye’yi gerçek fotoğraf üzerinden okusun. Biz istiyoruz ki Avrupa, Türkiye üzerine değerlendirme yaparken, yanlı medyanın, kışkırtıcı siyasetin, çıkar çevrelerinin, ideolojinin etkisinde kalmasın, hakkaniyetle değerlendirmeler yapsın. Biz istiyoruz ki Avrupa, Türkiye’ye bakarken, sadece elitleri, sadece belli kesimleri, belli zümreleri değil, 77 milyonun tamamını görebilsin" diye konuştu.

“EY BATI MISIR’DA, BANGLADEŞ’TE OLANLARLA İLGİLİ NİYE SESİN ÇIKMIYOR?”
Türkiye’nin medyayla, sosyal medyayla ilgili şikayetleri eleştirenlerin kendi ülkelerindeki uygulamalarını incelemelerini istediğini dile getiren Başbakan Erdoğan şöyle konuştu:
“Mısır’da darbeye 'darbe' diyemeyenlerin, en azından Türkiye’de, bir kısım yargı ve emniyet mensupları vasıtasıyla yapılan darbe girişimini iyi okumalarını arzu ediyoruz. Avrupa’da idam var mı? Türkiye’de yok. Avrupa'da var mı? Avrupa'da da yok. Peki soruyorum, acaba Avrupa Birliği ülkelerinden bugüne kadar Mısır'daki verilen idam kararlarına yönelik bir kez güçlü bir ses çıktı mı? Çıkmadı, çıkmadı... Niye susuyorsunuz, niye? Hamile hanımlara bile idam kararı verdiler, genç, yaşlı idam kararı verdiler. Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler. Türkiye'de olan bu olaylarla ilgili olarak ey Batı sesin çıkıyor da Mısır'da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Bangladeş'te idam yapıldı, onunla ilgili sesin niye çıkmıyor? 90 yaşını aşkın bir insan orada şu anda orada hücrede tutuluyor, onunla ilgili sesin niye çıkmıyor, o da idamla yargılanacak. Özgürlük bu değil, hukuk bu değil. İşte sıkıntı burada. Ama biz nefes alıp verdiğimiz müddetçe hak neredeyse biz oradayız, biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi tuzağı kurarsa kursun, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın, biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. 12 yılda Türkiye’yi 3 kat büyüttük ama biz şuna inanıyoruz; tüm tuzakların üzerinde 2 önemli tuzak var. Bir halkın tuzağıdır, iki hakkın tuzağıdır. Biz bunu biliyoruz.”
Kararlılıkla yola devam edeceklerini, özgürlükleri genişleterek, Türkiye'nin gücünü, itibarını artıracaklarını, gelecek dönemde de ekonomiyi büyütmeyi sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, demokrasinin standartlarını evrensel seviyelere ulaştırmak için çalışacaklarını, özgürlüklerden korkmadan özgürlük alanlarını genişleteceklerini dile getirerek, “Bu konuda sıkıntımız yok” dedi.

“TÜRKİYE’SİZ AVRUPA EKSİKTİR”
“AB’ye tam üyelik hedefinden vazgeçmeden Avrupa değerlerini ülkemize taşımaya, reformları yapmaya devam edeceğiz” diyen Erdoğan, “Türkiye’siz Avrupa eksiktir. Avrupa içindeki 6 milyona ulaşan Türk varlığı, birçok Avrupa Birliği ülkesinin nüfusundan daha çoktur. Bugüne kadar Avrupa’ya katkı verdik, emeğimizle alın terimizle fikirlerimizle değerlerimizle katkı verdik, daha da çok katkı sunmaya devam edeceğiz. Avrupa içinde yükselen ırkçılığın, vicdanları yaralayan ırkçı cinayetlerin, nefretin, ayrımcılığın panzehiri inanın Türkiye olacaktır. Doğu ile Batı’nın kucaklaşmasının kilidi, medeniyetlerin buluşmasının zemini Türkiye olacaktır” şeklinde konuştu.
Erdoğan, Türkiye'nin evrensel değerlerinin, Avrupa değerlerinin güçlenmesine en büyük katkıyı sağlayacağını kaydederek, başta İslamofobi, anti-Semitizm olmak üzere, nefret suçlarıyla mücadelede Türkiye'nin örnek teşkil edeceğini söyledi.
Türkiye'nin siyasetiyle, ekonomisiyle, insanıyla, misyonuyla, değerleriyle Avrupa’nın bir parçası olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Avrupa özellikle de Avrupalı siyasetçiler bunu artık görmek, kabullenmek durumundadır. Avrupa siyasetinin sorunları Türkiye kullanılarak değil, Türkiye ile çözülür. Almanya Cumhurbaşkanı Heinemann ne güzel söylemiş; ‘Hiçbir şeyi değiştirmek istemeyenler korumak istediklerini dahi kaybederler. Değişime direnen bir Avrupa asla Avrupa değildir’” dedi.

“SİZLER ASLA KENDİNİZİ YALNIZ HİSSETMEYECEKSİNİZ”
Burada yaşayan Türk vatandaşlarının, büyük bir ülkenin, büyük bir devletin, dünya üzerinde iddia sahibi olan büyük bir milletin mensupları olduğunu belirten Erdoğan, “Sizler, tarihi şanlı bir ecdadın torunlarısınız. Sizler, ekonomisi büyüyen, demokrasisi ileri standartlara kavuşan, dünyadaki tüm mazlumların derdini kendi derdi gören bir büyük ülkenin vatandaşlarısınız. İşte onun için asla boynunuzu yere eğmeyeceksiniz. İşte onun için asla kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz. Almanya makamlarıyla, başta Şansölye Sayın Merkel’le, her meseleyi konuşuyor, görüşüyor, birlikte çözüm yolları arıyoruz. Ortakları Sayın Gabriel ile görüşüyoruz, dertleşiyoruz, çözüm yollarını arıyoruz. Hem Almanya devleti hem Türkiye Cumhuriyeti, her an, her meselenizde yanınızda olacaktır. Dışişleri Bakanlığımız, Büyükelçiliğimiz, konsolosluklarımız her an emrinizde olacaktır. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız her an yanınızda olacaktır. Derneklerimiz, vakıflarımız, sivil toplum örgütlerimiz her an yanınızda olacaktır” diye konuştu.

“BULUNDUĞUNUZ ÜLKELERİN DİLLERİNİ ÇOK İYİ ÖĞRENİN, ANA DİLİNİZE DE SAHİP ÇIKIN”
Başbakan Erdoğan, Avrupa’ya her gelişinde buralarda yaşanan Türk vatandaşlarından, bulundukları ülkelerin dillerini çok iyi öğrenmelerini, çocuklarına öğretmelerini rica ettiğini hatırlatırken, ana dillerine, Türkçe’ye de sahip çıkmalarını özellikle rica ettiğini dile getirerek, “Kültürünüzü, değerlerinizi, anavatanla irtibatınızı asla sekteye uğratmayın ama Almanya’da da bir yabancı gibi durmayın. Kolay değil 50 yıl, artık siz Almanya'nın yabancısı değilsiniz, artık siz bir Alman vatandaşısınız, rahat olun. Siyasete, sosyal hayata, ekonomiye daha fazla katılım sağlayın. Türkiye ile Almanya’nın iş birliğinin artması için daha fazla emek sarf edin. Nice sorunları aştık, nicelerini de aşarız ve inşallah hep birlikte aşacağız” dedi.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ
Erdoğan, 10 Ağustos'ta ilk defa Türkiye'de halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçileceğini ve bu seçimde yine ilk kez Türkiye dışındaki vatandaşların bulundukları ülkelerde oy kullanabileceklerini hatırlattı. Erdoğan, yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarına oy kullanma hakkını gecikmeyle de olsa verdiklerini aktararak, vatandaşlardan demokratik haklarını kullanmalarını rica etti.
Yurt dışındaki vatandaşların 31 Temmuz-3 Ağustos tarihlerinde oy kullanabileceklerini söyleyen Erdoğan, vatandaşlardan yurt dışı seçmen kütüklerine kayıtlı olup olmadıklarını kontrol etmelerini, kayıtlı değillerse de en yakın konsolosluktan kayıt yaptırmalarını istedi.
Erdoğan, oy vermeye giderken mutlaka Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası olan nüfus cüzdanı ya da pasaport bulundurulması gerektiğini belirterek, yurt dışında yaşayan vatandaşların o tarihlerde Türkiye'de bulunmaları halinde gümrük kapılarında da oylarını kullanabileceklerini söyledi.
Henüz cumhurbaşkanı adayını tespit etmediklerini, istişare ve araştırmaların sürdüğünü, en kısa sürede adaylarını açıklayacaklarını kaydeden Erdoğan, “Cumhurbaşkanının sizin oylarınızla seçilmesi, bir milat olacak, milli irade adına, demokrasi adına inşallah bir dönüm noktası olacak. Türkiye daha da güçlenecek, demokrasimiz güç kazanacak, göreceksiniz, ekonomi daha da şahlanacak" dedi.

ALMANYA’DAKİ TÜRK VATANDAŞLARI İÇİN MAVİ KART DÜZENLEMESİ
Almanya'daki Türkiye vatandaşları için hazırlanması öngörülen “Mavi kart” ile ilgili çalışmaların da son noktaya geldiğini, fevkalade bir durum olmazsa meclis kapanmadan bununla ilgili yasal düzenlemenin yapılacağını aktaran Başbakan Erdoğan, yarın gerçekleştirilecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinin de Avrupa için hayırlı olmasını, oy kullanma hakkına sahip Türkiye vatandaşlarının da bu seçimlerde oy vermelerini özellikle temenni ettiğini dile getirdi.

“KARALAMA KAMPANYALARINA FIRSAT TANIMAYACAĞIZ”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, toplantının yapıldığı salon dışında bazı gösterilerin olduğunu bildiğini belirterek, “Onlar da bizim vatandaşlarımız. Hiçbir provokasyona mahal vermeden, sağduyu içinde, soğukkanlılık içinde evlerimize döneceğiz. Vakarımızı, ağır başlılığımızı azami derecede sergileyecek, karalama kampanyalarına fırsat tanımayacağız. Türkiye’deki olaylar burada nasıl kışkırtma için kullanılıyorsa, buradaki olaylar da aynı şekilde kışkırtma amacını taşıyor. Hiç birimiz bu tuzağa düşmeyeceğiz. 77 milyon Türkiye’de kardeş iken, yurtdışında da kardeşliğimizi en güçlü şekilde muhafaza edeceğiz” dedi.
“Rabia” işareti yaparak, kendisinin bu işarete, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet" anlamı yüklediğini kaydeden Erdoğan, salondakilere, “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısını söyletti. Başbakan Erdoğan, yaklaşık 1,5 saat süren konuşmasını “Günümüz hayırlı olsun, geleceğimiz aydınlık olsun. 10 Ağustos milletimiz, ülkemiz için aydınlık yarınların müjdecisi olsun" sözleriyle sonlandırdı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" dedi. Türkiye’nin göç yönetiminde son yıllarda attığı adımlar, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve dijitalleşme süreçleriyle birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 13’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Hüseyin Kök, Türkiye’nin göç politikalarını hukuk, insan hakları ve milli menfaatler çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla sürdürdüğünü belirtti. Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin göç yönetiminde; hukuk, insan hakları ve millî menfaatlerimiz temelinde, medeniyet değerlerimizden güç alarak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığından taviz vermeden, tarihi tecrübe, rasyonel bakış açısı ve insani yaklaşımıyla dünyaya örnek bir modeli ortaya koyduğunu belirtti. Başkan Hüseyin Kök, insan haklarını gözeten, kamu düzeni ve güvenliğini önceleyen, aynı zamanda da uluslararası iş birliğini esas alan bütüncül bir model geliştirildiğini belirterek bir tarafta düzensiz göçle mücadelede kararlı adımlar atıldığını, diğer tarafta da düzenli göç yönetiminde dijitalleşme ve kurumsal kapasitenin güçlendirildiğini vurguladı. "Sadece göçü yöneten değil, göç yönetimine yön veren bir kurumsal yapıya ulaştık" Hüseyin Kök, Göç İdaresi’nin temellerinin 13 yıl önce atıldığını ve süreç içerisinde önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirildiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’nin göç alanındaki çalışmaları, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin destekleriyle, bütüncül ve stratejik bir bakış açısıyla yönetilmektedir. Göç alanındaki tüm faaliyetler, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı koordinesinde ve ilgili tüm kurumların katılımıyla gerçekleştirilmektedir." Düzensiz göçle mücadelede insan odaklı ve kararlı duruş Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesinin, insan haklarına saygılı, uluslararası hukuka uygun ve kamu düzeninden taviz vermeyen sağlam bir temele dayandırıldığını ifade etti. Başkan Hüseyin Kök, 2021-2025 Strateji Belgesi hedeflerinin yüzde 100 oranında başarıyla tamamlanmasının bu kararlılığın en somut göstergesi olduğunu vurguladı. Başkan Hüseyin Kök, hazırlıkları tamamlanan 2026-2030 Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı’nın da Türkiye’nin düzensiz göçle mücadele sürecine daha büyük bir ivme kazandıracağını belirtti. Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelede insan haklarına uygun şekilde yürütülen beş ayaklı bir strateji uyguladığını; bunların sorunun kaynağında çözülmesine yönelik tedbirler, etkili sınır güvenlik tedbirleri, ülke içerisinde etkin yakalama, düzensiz iş gücüyle mücadele ve etkin geri gönderme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kaynak ülkelerde diplomasi Düzensiz göçle mücadelenin yalnızca sınır hattında değil, kaynak ülkelerde yürütülen ikili ilişkiler ve diplomatik çalışmalarla da desteklendiğini belirten Hüseyin Kök, buna örnek olarak gönül coğrafyamız başta olmak üzere birçok ülke ile çalışmalar yürütüldüğünü, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulduğunu aktardı. Sınır yönetiminde entegre dönüşüm ve UKORAM modeli Türkiye’nin sınır güvenliğinin artık yalnızca fiziki tedbirlerle değil, ileri teknoloji sistemleriyle desteklenen proaktif ve entegre bir sınır yönetimi anlayışıyla sağlandığını belirten Hüseyin Kök, son yıllarda bu alanda güçlü bir kurumsal ve yüksek teknolojik kapasitenin inşa edildiğinin altını çizdi. Sınır hattında güvenlik duvarları, devriye yolları ve aydınlatma sistemlerinin yanı sıra elektro-optik kuleler, sismik algılayıcılar ve insansız hava araçlarıyla desteklenen keşif-gözetleme sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Kök, sınır güvenliğinin çok katmanlı bir yapıyla güçlendirildiğini kaydetti. Hüseyin Kök, 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) ile düzensiz göç hareketlerinin ve sınır aşan risklerin daha etkin şekilde analiz edildiğini ve raporlandığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Sınır yönetimi alanında ortak strateji oluşturmak ve risk analizi faaliyetleri yürütmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen riskleri azaltmak amacıyla uyarılarda bulunmak ve sınır gözetiminden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarının risk analizi ile ilgili koordinasyonunu sağlamak amacıyla 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) sayesinde düzensiz göç rotalarından sınır aşan halk sağlığı tehditlerine kadar birçok riski bilimsel analizlerle önceden öngörebiliyoruz. Sınır kapılarımızda gerçekleştirdiğimiz önemli modernizasyon hamleleriyle kapasiteyi üst seviyeye taşıdık. Kilis Çobanbey’den Hatay Cilvegözü’ne kadar kara sınır kapılarımızı modern altyapılarla güçlendirdik. Ayrıca 8 havalimanımızda kabul edilemeyen yolcu (INAD) işlemlerinin devralınmasıyla yabancılara yönelik tüm iş ve işlemlerde uygulama birliği sağladık. ‘Limanlarda Tek Kart’ projesiyle deniz sınır kapılarımızda güvenlik konseptini yeniden kurguladık." Mobil göç noktaları ile etkin denetim Yurt içindeki denetim mekanizmalarının da güçlendirildiğini belirten Hüseyin Kök, 19 Temmuz 2023’te İstanbul’da başlatılan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Mobil Göç Noktası uygulamasının bugün 375 araç ve binlerce personelle sahada aktif olarak görev yaptığını söyledi. Düzenli göç yönetiminde dijitalleşme Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelenin yanı sıra düzenli göç yönetimine de büyük önem verdiğini söyledi. Kök, Türkiye’nin düzenli göç süreçlerini de etkin ve şeffaf şekilde yürüttüğünü vurguladı. Yerli ve millî olarak geliştirilen GÖÇBİL uygulaması ve diğer yazılımlarla yabancıların elektronik ortamda bilgilendirildiğini, işlemlerinin daha hızlı ve kolay bir şekilde yürütüldüğünü; 2015 yılından bu yana uygulanan e-İkamet sistemi sayesinde ikamet izinlerine ilişkin başvuru süreçlerinin dijital ortama taşındığını belirten Başkan Hüseyin Kök, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile bildirimlerin elektronik ortamda yapılmaya başlandığını ifade etti. Bu uygulamaların hem veri güvenliğini artırdığını hem de işlem süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını söyledi. Uluslararası öğrenciler için yeni kolaylıklar Türkiye’nin uluslararası eğitim merkezi olma hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıldığını belirten Hüseyin Kök, Yükseköğretim Kurulu ile gerçekleştirilen iş birliği sayesinde uluslararası öğrencilerin ikamet başvurularını İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitmek zorunda kalmadan, kendi üniversite yerleşkeleri içinde yapabildiğini ifade etti. Bu uygulama sayesinde öğrencilerin hızlı bir şekilde Yabancı Kimlik Numarası (YKN) aldığını, resmi işlemlerini kolay şekilde tamamladığını belirten Kök, mezuniyet sonrası sunulan 1 yıllık ikamet imkânı ile Türkiye’de kalış süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Ayrıca Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet veren YİMER 157’yi arayan uluslararası öğrencilerin 2’yi tuşladıklarında doğrudan kesintisiz danışmanlık hizmeti alabildiklerini belirterek bu uygulamaların Türkiye’nin öğrenci dostu göç politikasının somut göstergeleri arasında yer aldığını vurguladı. Türk ve akraba topluluklar Türkiye’nin göç yönetiminde tarihi ve kültürel bağlara sahip topluluklara yönelik sorumluluklarını da yerine getirdiğini vurgulayan Kök, bu kapsamda yapılan çalışmalara örnek olarak Ahıska Türklerinin iskan süreçleri hakkında şu bilgileri verdi: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararı doğrultusunda Ahıska Türklerinin Erzincan Üzümlü’deki iskân süreçleri tamamlandı. Bitlis’in Ahlat ilçesinde ise iskân çalışmaları devam etmektedir. Soydaşlarımızın sosyal hayata uyumunun sağlanması amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca bölgesel krizler nedeniyle Türkiye’ye getirilen soydaş ve misafir topluluklara yönelik insani destekler devam etmektedir." Gönüllü geri dönüşlerde insan onuruna yakışır yönetim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Biz, göç meselesine binlerce yıllık medeniyetimiz, tarihimiz, bizi biz yapan kadim değerlerimiz merceğinden bakıyoruz" sözünü hatırlatan Kök, "Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında, tarihin doğru tarafında yer almıştır. Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazanmıştır. 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren 650 binden fazla Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli dönüş yapmıştır. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı ise 1 milyon 390 bini geçmiştir. Geri dönüşlere ilişkin süreç uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle ve şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli olarak gerçekleşen bu dönüşler ‘üçüncü göz’ olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’nin şahitliğinde gerçekleşmektedir. Ülkemiz, Suriye krizinin başladığı günden bu yana attığı her adımda dünyaya örnek gösterilen bir göç yönetimi anlayışı ortaya koymuştur" dedi. "Göç yönetiminde güçlü kurumsal kapasitemizi daha da ileri taşıyacağız" Kök açıklamasının sonunda, göç yönetiminde uluslararası iş birliği ve gelişmelerin gerek müktesebat gerekse sahada atılan adımlarla yakından takip edildiğinin, göçün uluslararası alandaki domino etkisi gözetilerek proaktif bir yaklaşım sergilendiğinin ve bu alanda görevli tüm kurum ve kuruluşlarla etkin bir koordinasyon içerisinde çalışıldığının altını çizerek; "Kuruluşumuzun 13. yılında edindiğimiz tecrübe ve güçlü kurumsal kapasiteyle hem vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini hem de ülkemizde bulunan yabancıların hak ve hukukunu gözeten bir göç yönetimi anlayışını sürdürmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Türkiye’nin göç yönetimindeki kurumsal kapasitesini ve dünyaya örnek model olma vizyonunu daha da ileriye taşıyacağız" dedi.
Aydın Köşk’te çilekte pestisit denetimi sürüyor Aydın’ın Köşk ilçesinde çilek üretiminde kalite ve güvenliğin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında hasat öncesi pestisit kalıntı denetimleri aralıksız devam ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda yürütülen çalışmalar çerçevesinde, Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından ilçede son yıllarda üretimi artış gösteren çilek ürününde numune alımı gerçekleştiriliyor. İlçe Müdürlüğü bünyesindeki ziraat mühendislerinden oluşturulan teknik ekipler, sahada hızlı ve etkili bir şekilde numune toplama çalışmalarını sürdürüyor. Denetimler sırasında üreticilere yalnızca numune alımıyla sınırlı kalınmayarak, çilek hastalık ve zararlıları ile mücadele yöntemleri hakkında da bilgilendirme yapılıyor. Ayrıca kimyasal mücadele sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda üreticilere önemli uyarılarda bulunuluyor. Yapılan çalışmalarla hem ürün kalitesinin artırılmasının hem de tüketici sağlığının korunmasının hedeflendiğini belirten Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Bakanlığımızın talimatıyla ilçemiz programı kapsamında, ilçemizde yetiştirme alanı ve üretiminde son yıllarda ivme kazanan çilek ürününde hasat öncesi pestisit kalıntı taraması için numune alımı çalışmaları İlçe Müdürlüğümüz yetkili Ziraat Mühendislerinden oluşturulmuş teknik ekipler tarafından hızlı ve etkili şekilde sürdürülmektedir. Numune alım çalışmaları sırasında ayrıca değerli üreticilerimize çilek hastalık zararlıları ve mücadele yöntemleri, kimyasal mücadele esnasında uyulması ve dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgilendirmelerde özellikle yapılmaktadır. Çevremize, doğaya ve insanımıza duyarlı bereketli bol kazançlar dileriz" ifadeleri yer aldı.
Ankara Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" dedi. Türkiye’nin göç yönetiminde son yıllarda attığı adımlar, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve dijitalleşme süreçleriyle birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 13’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Hüseyin Kök, Türkiye’nin göç politikalarını hukuk, insan hakları ve milli menfaatler çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla sürdürdüğünü belirtti. Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin göç yönetiminde; hukuk, insan hakları ve millî menfaatlerimiz temelinde, medeniyet değerlerimizden güç alarak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığından taviz vermeden, tarihi tecrübe, rasyonel bakış açısı ve insani yaklaşımıyla dünyaya örnek bir modeli ortaya koyduğunu belirtti. Başkan Hüseyin Kök, insan haklarını gözeten, kamu düzeni ve güvenliğini önceleyen, aynı zamanda da uluslararası iş birliğini esas alan bütüncül bir model geliştirildiğini belirterek bir tarafta düzensiz göçle mücadelede kararlı adımlar atıldığını, diğer tarafta da düzenli göç yönetiminde dijitalleşme ve kurumsal kapasitenin güçlendirildiğini vurguladı. "Sadece göçü yöneten değil, göç yönetimine yön veren bir kurumsal yapıya ulaştık" Hüseyin Kök, Göç İdaresi’nin temellerinin 13 yıl önce atıldığını ve süreç içerisinde önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirildiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’nin göç alanındaki çalışmaları, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin destekleriyle, bütüncül ve stratejik bir bakış açısıyla yönetilmektedir. Göç alanındaki tüm faaliyetler, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı koordinesinde ve ilgili tüm kurumların katılımıyla gerçekleştirilmektedir." Düzensiz göçle mücadelede insan odaklı ve kararlı duruş Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesinin, insan haklarına saygılı, uluslararası hukuka uygun ve kamu düzeninden taviz vermeyen sağlam bir temele dayandırıldığını ifade etti. Başkan Hüseyin Kök, 2021-2025 Strateji Belgesi hedeflerinin yüzde 100 oranında başarıyla tamamlanmasının bu kararlılığın en somut göstergesi olduğunu vurguladı. Başkan Hüseyin Kök, hazırlıkları tamamlanan 2026-2030 Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı’nın da Türkiye’nin düzensiz göçle mücadele sürecine daha büyük bir ivme kazandıracağını belirtti. Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelede insan haklarına uygun şekilde yürütülen beş ayaklı bir strateji uyguladığını; bunların sorunun kaynağında çözülmesine yönelik tedbirler, etkili sınır güvenlik tedbirleri, ülke içerisinde etkin yakalama, düzensiz iş gücüyle mücadele ve etkin geri gönderme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kaynak ülkelerde diplomasi Düzensiz göçle mücadelenin yalnızca sınır hattında değil, kaynak ülkelerde yürütülen ikili ilişkiler ve diplomatik çalışmalarla da desteklendiğini belirten Hüseyin Kök, buna örnek olarak gönül coğrafyamız başta olmak üzere birçok ülke ile çalışmalar yürütüldüğünü, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulduğunu aktardı. Sınır yönetiminde entegre dönüşüm ve UKORAM modeli Türkiye’nin sınır güvenliğinin artık yalnızca fiziki tedbirlerle değil, ileri teknoloji sistemleriyle desteklenen proaktif ve entegre bir sınır yönetimi anlayışıyla sağlandığını belirten Hüseyin Kök, son yıllarda bu alanda güçlü bir kurumsal ve yüksek teknolojik kapasitenin inşa edildiğinin altını çizdi. Sınır hattında güvenlik duvarları, devriye yolları ve aydınlatma sistemlerinin yanı sıra elektro-optik kuleler, sismik algılayıcılar ve insansız hava araçlarıyla desteklenen keşif-gözetleme sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Kök, sınır güvenliğinin çok katmanlı bir yapıyla güçlendirildiğini kaydetti. Hüseyin Kök, 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) ile düzensiz göç hareketlerinin ve sınır aşan risklerin daha etkin şekilde analiz edildiğini ve raporlandığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Sınır yönetimi alanında ortak strateji oluşturmak ve risk analizi faaliyetleri yürütmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen riskleri azaltmak amacıyla uyarılarda bulunmak ve sınır gözetiminden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarının risk analizi ile ilgili koordinasyonunu sağlamak amacıyla 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) sayesinde düzensiz göç rotalarından sınır aşan halk sağlığı tehditlerine kadar birçok riski bilimsel analizlerle önceden öngörebiliyoruz. Sınır kapılarımızda gerçekleştirdiğimiz önemli modernizasyon hamleleriyle kapasiteyi üst seviyeye taşıdık. Kilis Çobanbey’den Hatay Cilvegözü’ne kadar kara sınır kapılarımızı modern altyapılarla güçlendirdik. Ayrıca 8 havalimanımızda kabul edilemeyen yolcu (INAD) işlemlerinin devralınmasıyla yabancılara yönelik tüm iş ve işlemlerde uygulama birliği sağladık. ‘Limanlarda Tek Kart’ projesiyle deniz sınır kapılarımızda güvenlik konseptini yeniden kurguladık." Mobil göç noktaları ile etkin denetim Yurt içindeki denetim mekanizmalarının da güçlendirildiğini belirten Hüseyin Kök, 19 Temmuz 2023’te İstanbul’da başlatılan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Mobil Göç Noktası uygulamasının bugün 375 araç ve binlerce personelle sahada aktif olarak görev yaptığını söyledi. Düzenli göç yönetiminde dijitalleşme Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelenin yanı sıra düzenli göç yönetimine de büyük önem verdiğini söyledi. Kök, Türkiye’nin düzenli göç süreçlerini de etkin ve şeffaf şekilde yürüttüğünü vurguladı. Yerli ve millî olarak geliştirilen GÖÇBİL uygulaması ve diğer yazılımlarla yabancıların elektronik ortamda bilgilendirildiğini, işlemlerinin daha hızlı ve kolay bir şekilde yürütüldüğünü; 2015 yılından bu yana uygulanan e-İkamet sistemi sayesinde ikamet izinlerine ilişkin başvuru süreçlerinin dijital ortama taşındığını belirten Başkan Hüseyin Kök, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile bildirimlerin elektronik ortamda yapılmaya başlandığını ifade etti. Bu uygulamaların hem veri güvenliğini artırdığını hem de işlem süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını söyledi. Uluslararası öğrenciler için yeni kolaylıklar Türkiye’nin uluslararası eğitim merkezi olma hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıldığını belirten Hüseyin Kök, Yükseköğretim Kurulu ile gerçekleştirilen iş birliği sayesinde uluslararası öğrencilerin ikamet başvurularını İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitmek zorunda kalmadan, kendi üniversite yerleşkeleri içinde yapabildiğini ifade etti. Bu uygulama sayesinde öğrencilerin hızlı bir şekilde Yabancı Kimlik Numarası (YKN) aldığını, resmi işlemlerini kolay şekilde tamamladığını belirten Kök, mezuniyet sonrası sunulan 1 yıllık ikamet imkânı ile Türkiye’de kalış süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Ayrıca Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet veren YİMER 157’yi arayan uluslararası öğrencilerin 2’yi tuşladıklarında doğrudan kesintisiz danışmanlık hizmeti alabildiklerini belirterek bu uygulamaların Türkiye’nin öğrenci dostu göç politikasının somut göstergeleri arasında yer aldığını vurguladı. Türk ve akraba topluluklar Türkiye’nin göç yönetiminde tarihi ve kültürel bağlara sahip topluluklara yönelik sorumluluklarını da yerine getirdiğini vurgulayan Kök, bu kapsamda yapılan çalışmalara örnek olarak Ahıska Türklerinin iskan süreçleri hakkında şu bilgileri verdi: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararı doğrultusunda Ahıska Türklerinin Erzincan Üzümlü’deki iskân süreçleri tamamlandı. Bitlis’in Ahlat ilçesinde ise iskân çalışmaları devam etmektedir. Soydaşlarımızın sosyal hayata uyumunun sağlanması amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca bölgesel krizler nedeniyle Türkiye’ye getirilen soydaş ve misafir topluluklara yönelik insani destekler devam etmektedir." Gönüllü geri dönüşlerde insan onuruna yakışır yönetim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Biz, göç meselesine binlerce yıllık medeniyetimiz, tarihimiz, bizi biz yapan kadim değerlerimiz merceğinden bakıyoruz" sözünü hatırlatan Kök, "Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında, tarihin doğru tarafında yer almıştır. Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazanmıştır. 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren 650 binden fazla Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli dönüş yapmıştır. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı ise 1 milyon 390 bini geçmiştir. Geri dönüşlere ilişkin süreç uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle ve şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli olarak gerçekleşen bu dönüşler ‘üçüncü göz’ olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’nin şahitliğinde gerçekleşmektedir. Ülkemiz, Suriye krizinin başladığı günden bu yana attığı her adımda dünyaya örnek gösterilen bir göç yönetimi anlayışı ortaya koymuştur" dedi. "Göç yönetiminde güçlü kurumsal kapasitemizi daha da ileri taşıyacağız" Kök açıklamasının sonunda, göç yönetiminde uluslararası iş birliği ve gelişmelerin gerek müktesebat gerekse sahada atılan adımlarla yakından takip edildiğinin, göçün uluslararası alandaki domino etkisi gözetilerek proaktif bir yaklaşım sergilendiğinin ve bu alanda görevli tüm kurum ve kuruluşlarla etkin bir koordinasyon içerisinde çalışıldığının altını çizerek; "Kuruluşumuzun 13. yılında edindiğimiz tecrübe ve güçlü kurumsal kapasiteyle hem vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini hem de ülkemizde bulunan yabancıların hak ve hukukunu gözeten bir göç yönetimi anlayışını sürdürmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Türkiye’nin göç yönetimindeki kurumsal kapasitesini ve dünyaya örnek model olma vizyonunu daha da ileriye taşıyacağız" dedi. (BS-