ASAYİŞ - 23 Haziran 2017 Cuma 10:51

FETÖ’cüler gümrük kapılarında böyle yakalandı

A
A
A
FETÖ’cüler gümrük kapılarında böyle yakalandı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yurt dışına kaçmak isteyen FETÖ mensupları gümrük kapılarında alınan tedbirler sonucu yakalanırken, örgüte ilişkin doküman ve belgeler de ele geçirildi.

15 Temmuz’da gerçekleştirilmeye çalışılan hain darbe girişiminden sonra gümrük kapılarında alınan önlemler üst düzeye çıkarıldı ve örgütle irtibatlı kişi, eşya, döviz ve nakitlerin Türkiye’den çıkışı konusunda alınan önlemler arttırıldı. FETÖ terör örgütü ile irtibatlı kişiler ve bunlara ait eşya ve maddi kaynakların yurt dışına kaçırılmaması için kara kapıları, deniz limanları ve havalimanlarında yoğun tedbirler alındı.

Alınan önlemler neticesinde yurt dışına kaçmaya çalışan FETÖ mensupları yakalanarak emniyet birimlerine teslim edildi. Bu yapıyla alakası bulunan kişilere ait şahsi eşyalar, örgüte ilişkin doküman ve belgeler de yurt dışına kaçırılmak istenirken gümrüklerde ele geçirildi. Ayrıca havalimanlarından ve gümrük kapılarından beraberinde yüksek miktarda nakit ile yurt dışına çıkmak isteyen ve bu örgütle irtibatı olduğu değerlendirilen kişiler yakalanarak, beraberlerindeki nakitler muhafaza altına alındı.  

İlker Turak
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Afrika toz bulutu Muğla semalarını siyaha bürüdü Muğla’da sabah saatlerinde etkili olan Afrika kaynaklı toz taşınımı, kenti adeta siyah bir örtüyle kapladı. Gökyüzünün yer yer karardığı kentte, yağışla birlikte çamur yağdı. Araçların cam ve kaportaları çamurla kaplandığını görüldü. Meteorolojik değerlendirmelere göre, Kuzey Afrika’daki Sahra Çölü üzerinden atmosfere karışan toz zerrecikleri, rüzgârların etkisiyle Ege Bölgesi’ne kadar ulaştı. Hava akımlarıyla taşınan yoğun toz bulutu, Muğla ve çevresinde puslu ve karanlık bir görünüme neden oldu. Gece saatlerinden itibaren başlayan yağış, atmosferdeki toz parçacıklarıyla birleşince çamur şeklinde yeryüzüne indi. Özellikle açık alanlarda park halinde bulunan araçların üzeri çamurla kaplandı. Toz taşınımı sırasında hava kalitesinde düşüş yaşanabileceği, solunum yolu rahatsızlığı bulunan vatandaşların tedbirli olmaları gerektiği ifade edildi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Su Kaynakları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceyhun Özçelik Afrika toz bulunun bitkiler üzerinde yararlı etkisinin yanında insan sağlığı açısından da zararlı etkilerinin bulunabileceğini açıkladı. Özçelik, "Aylardır süregelen yağışsız bir dönemin sonrasında Batı Akdeniz bölgesi yoğun, şiddetli yağışlar ve taşkınlarla karşı karşıya. Tabii bunları doğuran hava sistemleri etkisini hem Ege bölgesinde, hem Akdeniz bölgesinde sürdürmeye devam ediyor. Özellikle bugünlerde Afrika bölgesinden Akdeniz üzerine, Akdeniz’den Anadolu’ya yoğun toz hareketlerini görüyoruz. Toz hareketleri ülkemizin batı kesiminden başlayarak önümüzdeki günlerde iç kesimlerine doğru hareketleri söz konusu olacaktır. Tabii yoğun toz hareketleri beraberinde Afrika’dan mineralleri ve toprak içerisinde çeşitli kalsiyum, magnezyum gibi toprağın verimini arttıracak etkileri de beraberinde getirecektir. Bir yandan da toprağa zararlı etkileri ve bitkinin büyüme evresinde çeşitli sorunlara yol açabilecek topoğrafyayı ve bitki örtüsünde işlenebilecek etkilerle de karşı karşıya kalmamız mümkün. İnsan sağlığı açısından da özellikle yoğun solunması durumunda risk oluşturabilecek durumlar karşı karşıya çıkıyor. Bu durumlarda maske kullanılması oldukça önemli. Araçlarımızın üzerinde özellikle yoğun olduğu bölgelerde de zaten bu etkileri yoğun bir şekilde görebiliyoruz. Önümüzdeki günlerde yağışların da artmasıyla beraber atmosferin üst kesimlerinden alt kesimlerine inmesi muhtemel gözüküyor" dedi.
İstanbul Ramazan ayında reflü artıyor: Uzmanından sahur uyarısı Medipol Sağlık Grubu, Ramazan ayında sağlığın korunması, kronik hastalıkların yönetimi ve doğru beslenme alışkanlıklarının ele alındığı ’Ramazan ve Sağlık Paneli’ni düzenledi. Dikkat edilmesi gereken noktaların multidisipliner bir bakış açısıyla ele alındığı panelde, oruç süresince artan reflü şikayetinin önüne geçmek için sahurdan hemen sonra uyumamak gerektiği belirtildi. Ramazan ayının sağlık üzerindeki etkileri ve oruç sürecinde dikkat edilmesi gerekenler, Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde düzenlenen ’Ramazan ve Sağlık Paneli’nde masaya yatırıldı. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun’un moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, iç hastalıkları, nefroloji, gastroenteroloji, ruh sağlığı ve beslenme alanındaki deneyimli uzmanlar, ramazanı sağlıklı geçirmek için önemli uyarı ve önerilerde bulundu. Ramazanda sağlıktan ödün vermeden ibadet edilmeli Panelin moderatörlüğünü üstlenen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, ramazan ayının hem ruhsal hem de fiziksel olarak dengeli geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Hastaların oruç tutma konusunda zaman zaman ısrarcı olabildiğini belirten Boztosun, sağlık faktörünün her şeyden önce geldiğini ifade ederek, "Sağlığımızı tehlikeye sokmayacaksa elbette oruç tutulabilir. Ancak önceliğimiz her zaman sağlığımız olmalı. Ramazanda kurulan zengin sofralar ve uzun süren sohbetler fazla yemek tüketimine yol açabiliyor. Dengeli beslenme ve egzersiz ihmal edilmemeli. İbadet ederken sağlıktan ödün verilmemesi gerekiyor" dedi. Prof. Boztosun, herkes için huzurlu ve sağlıklı bir Ramazan temennisinde bulundu. Yaşlılarda oruç bireysel olarak değerlendirilmeli İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Aras, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yaşlı nüfusun arttığına dikkat çekerek, yaşlanmaya bağlı fizyolojik değişimlerin Ramazan ayında daha yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti. Ağız kuruluğu, görme ve koku alma problemleri gibi durumların yaşlılıkla birlikte sık görülebildiğini ifade eden Prof. Dr. Aras, vücudun su ihtiyacı devam etmesine rağmen su içme isteğinin azalabildiğini söyledi. Yaşlılığın beslenme açısından da çeşitli zorlukları beraberinde getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Aras, oruç tutma kararının mutlaka bireysel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Orucun faydalarına dikkat çeken Prof. Dr. Aras, ancak bu sürecin hekim kontrolünde ve bilinçli şekilde yönetilmesinin önem taşıdığını ifade etti. "Suyu zamana yayarak tüketin" Nefroloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şehmus Özmen, ramazanda su tüketiminin önemine vurgu yaparak, "Ramazanda suyu belli bir miktarı hesap ederek içmek gerekiyor. İki litreyi iftar-sahur arasına sığdırmamız gerekiyor. İftarda yarım litre, arada bir litre, sahurda da yarım veya 1 litre tüketilmesinin daha sağlıklı olduğunu söyleyebilirim. Su tüketme kısmı herkes için önemli ama kronik böbrek hastalığı olanlar için çok daha önemli. Çünkü böbrekler suya daha bağımlı oluyor ve su eksikliği onlarda bir hasara neden olabiliyor. Hastalıkların kötüleşmesine neden olabiliyor" dedi. "Kabızlığın önüne geçmek için lifli gıdalar tüketin" Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut, ramazan süresince mide sorunlarının önüne geçilmesi için önemli tavsiyelerde bulundu. İftarda hızlı yemek yemenin midede ağırlık, şişkinlik ve reflü yakınmaları oluşturacağını belirten Korkut, "İftarı bir çorba veya bir bardak ılık suyla açmak gerekir. Hızlı hızlı yemek değil, bolca çiğneyerek, yavaş yavaş yemek önemli. Küçük molalarla, çorbadan sonra sofrada 10 dakikalık bir sohbet molası iyi gelecektir. Lif oranını mutlaka artırmak gerekiyor. Çünkü ramazan süresince beraberinde kabızlık yaşanıyor. Ağır yemekler önermiyoruz. Daha çok sebze ağırlıklı, fırında pişmiş gıdalar ve balık gibi proteinler öneriyoruz" dedi. Ramazanda çay, kahve yerine bitki çayı önerisi Ramazanda su içmenin önemini hatırlatan Prof. Dr. Korkut, çay, kahve gibi içeceklerin suyun yerine geçmeyeceğini hatırlatarak, "Rezene çayı, kekik çayı gibi bitki dostu mide çaylarını ön plana almak gerekir" uyarısında bulundu. Korkut, kahvaltı benzeri sahur önerisinde bulunarak yumurta, zeytin, peynir gibi gıdalar tüketilmesini önerdi. Reflü tarzında yakınmaların çok sık yaşandığını belirten Korkut, özellikle sahurdan sonra hemen uyumanın bu şikayetlere neden olduğunu belirtti. Korkut, "Sahurdan sonra hemen yatmamayı, en azından yarım saat, bir saat oturmayı öneriyoruz. İş şartları nedeniyle bunu sağlamak mümkün olmayabiliyor. Reflü yastıkları ya da yatak başını bir 30 cm yükseltip sol yana yatmayı reflü hastalarına önerebiliriz" diye konuştu. Oruç ruhsal dayanıklılığı artırıyor Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Taha Can Tuman, ramazan ayında tutulan orucun yalnızca fiziksel değil, ruhsal açıdan da önemli katkılar sağladığını belirtti. Oruç tutmanın stresi azalttığını, dikkat ve hafıza üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Tuman, bu sürecin ruhsal dayanıklılığı artırdığını söyledi. Uzun süreli açlığın bazı bireylerde depresyona karşı koruyucu etki gösterebildiğini dile getiren Doç. Dr. Tuman, ancak bu dönemde uyku düzeninin bozulabildiğine dikkat çekti. İftar ve sahur saatlerinin mümkün olduğunca düzenli tutulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Tuman, gün içerisinde yapılacak kısa süreli uykuların zihni dinlendirdiğini ve uzun vadede ruh sağlığını olumlu etkilediğini belirtti. Ramazan ayının aynı zamanda aile ve sosyal bağları güçlendiren özel bir dönem olduğuna işaret eden Doç. Dr. Tuman, bu sürecin manevi yönünün ruh sağlığına önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Doğru sıralama kilo kontrolünü belirliyor Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, ramazan ayında kilo alımının temel nedeninin fazla kalori tüketimi olduğunu belirterek, kişinin oruç tutmasına rağmen kilo almaya devam etmesinin genellikle yanlış beslenme sıralamasından kaynaklandığını söyledi. İftarda sebze ve protein ağırlıklı beslenmenin önemine dikkat çeken Çelebi, yemeğe pilav gibi karbonhidrat ağırlıklı besinlerle başlamanın kilo artışına zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Düşük kalorili ancak besleyici gıdaların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Çelebi, çorba tüketiminin ardından 10-15 dakika ara vererek ana yemeğe geçmenin tokluk kontrolü açısından faydalı olduğunu belirtti. Öğünlere avokado gibi sağlıklı yağ kaynaklarının eklenmesinin uzun süre tok kalmaya yardımcı olacağını dile getiren Çelebi, tam buğday ekmeğinin de tercih edilmesini önerdi.
Ankara ÜNİPERSEN Genel Başkanı Güzel: "Tayin sorunuyla ilgili bir yıldır devam eden bir süreç var" Üniversite İdari Personel Sendikası (ÜNİPERSEN) Genel Başkanı İbrahim Güzel, "Tayin sorunuyla ilgili bir yıldır devam eden bir süreç var. Biz bu çalışmayı kıymetli buluyoruz. Ancak devlet kurumu olmanın getirdiği bir sistem olarak görmüyoruz" dedi. Üniversitelerde görev yapan idari personelin tayin hakkı ve yükseköğretim tazminatı taleplerinin karşılık bulmasını isteyen ÜNİPERSEN, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile yaptıkları görüşmelerde sürecin yılda bir kez düzenli yapılmasına yönelik yaklaşımını olumlu gördüklerini, ancak mevzuata bağlanmayan her uygulamanın geçici ve geçici olan her uygulamanın yeni mağduriyetler ürettiğini ifade etti. ÜNİPERSEN, mevcut sorunların geliştirilebilir bir sistem bulunmadığı için devam ettiğini belirterek, bu sorunların karşılık bulması için YÖK önünde eylem düzenledi. Ayrıca ÜNİPERSEN, üniversite idari personelinin bir diğer sorunu olan yükseköğretim tazminatı konusunda ise yıllardır somut adımlar atılmadığını, bu sorunun çözümü için YÖK’ün sorumluluk alması, inisiyatif kullanması ve süreci koordine etmesini talep etti. "Tayin sorunuyla ilgili bir yıldır devam eden bir süreç var" Tayin problemi, tazminat ve liyakat haklarını duyurabilmek için YÖK önünde açıklama yapan ÜNİPERSEN Genel Başkanı İbrahim Güzel, "Tayin sorunuyla ilgili bir yıldır devam eden bir süreç var. Biz bu çalışmayı kıymetli buluyoruz. Ancak devlet kurumu olmanın getirdiği bir sistem olarak görmüyoruz. Tayin sisteminin kurulması için mücadelemizi sürdüreceğiz ve ayrıca tazminat hakkımız var. Yükseköğretim tazminatının bir an önce idari personele verilmesi gerekiyor. 11 yıldır süren adaletsizliğin son bulması gerekiyor. Bu nedenle burada toplanmış bulunuyoruz. Ailesinden ayrı yaşamak zorunda kalan, yıllardır ailesinden ayrı, çocuğundan ayrı yaşamak zorunda kalan idari personel, hala ’tayin sistemi’ diyor" diye konuştu. "YÖK’ün bu noktada hala bir açıklaması yok" Yıllardır süregelen taleplerinin duyulmadığını ve YÖK’ün bu durum karşısında harekete geçmediğini ifade eden Güzel, "Bu işin olması gereken şekli, puana dayalı tayin sistemidir. Puana dayalı tayin sistemi olmadan ailesinden ayrı yaşamak zorunda kalan, sağlık durumu nedeniyle küçük şehirden büyük şehre tayin olması gereken idari personelin sorununa çözüm üretmemiz mümkün değildir. Bunun için puana dayalı tayin sistemi, tıpkı Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı’nda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi üniversitelerde de bu yapının kurulması gerektiğini söyledik. Ancak şu an geldiğimiz noktada bir yılda sadece bir defa adeta ’deneme’ şeklinde çalışmalar yapıldı. YÖK’ün bu noktada hala bir açıklaması yok. Görüşmeler yaptık. Yaptığımız görüşmelerde onlar da bu çalışmanın devam ettirileceği yönünde iyi niyetlerini belirttiler. Ama ortada bir mevzuat olmayınca, bir husus olmayınca, takvim olmayınca doğal olarak biz de bu sistemin devam edeceğini tam olarak bilemiyoruz. Bu nedenle sesimizi yükseltmeye ve YÖK’e, idari personelin taleplerini iletmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu. Düzenlenen eyleme ÜNİPERSEN Genel Başkanı İbrahim Güzel, sendika üyeleri ve akademisyenler katılım sağladı.
Samsun Zekeriya Yapıcıoğlu: "Aileyi güçlendiren ve evlilikleri destekleyen projeler hayata geçirilmeli" SAMSUN (İHA) – Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Türkiye’de boşanma sayılarının arttığını, bu nedenle aileyi güçlendiren, evlilikleri destekleyen ve toplumsal dayanışmayı artıran politikaların hayata geçirilmesinin önemli olduğuna dikkat çekti. HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu, Samsun’da basın mensuplarıyla bir araya geldi. Yapıcıoğlu, "Aile meselesiyle ilgili olarak Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri ortadadır. Boşanma sayıları artış göstermektedir. Evlilik yaşı giderek yükselmekte, gençler daha ileri yaşlarda evlenmektedir. Evlenen çiftlerin önemli bir bölümü ise evliliklerinin 5. yılını doldurmadan boşanmaktadır. Bu durum ciddi sosyal sorunları beraberinde getirmektedir. Ailelerin parçalanması en büyük zararı çocuklara vermektedir. Özellikle çocuklu ailelerde yaşanan boşanmalar, çocukların psikolojik ve sosyal gelişimini doğrudan etkilemektedir. Bununla birlikte, çocuklu ailelerde boşanma oranının daha düşük olması dikkat çekicidir. Boşanmaların büyük bir kısmı henüz çocuk sahibi olmayan çiftler arasında gerçekleşmektedir. Çocuk, eşler arasındaki bağı güçlendiren önemli bir unsurdur. Bu yönüyle çocuklu ailelerde boşanma oranının görece düşük olması, çocuklar açısından nispeten olumlu bir tablo ortaya koymaktadır. Aile kurumunu ayakta tutmak zorundayız. Çocuklarımızı bu tür olumsuzluklardan korumak, toplumsal yapımızı muhafaza etmekle mümkündür. Aile yıkıldığında toplum da zayıflar. Ailenin yerine ikame edilebilecek başka bir kurum bulunmamaktadır. Bu nedenle aileyi güçlendiren, evlilikleri destekleyen ve toplumsal dayanışmayı artıran politikaların hayata geçirilmesi hayati önemdedir" dedi. "Terörsüz Türkiye için üzerimize düşen ne varsa yapmaya devam edeceğiz" "Terörsüz Türkiye" gündemi hakkında da görüşlerini paylaşan Zekeriya Yapıcıoğlu, "HÜDA PAR olarak, terörsüz bir Türkiye hedefinin gerçekleşmesi, şiddet ortamının tamamen sona ermesi ve iç barışın sağlam şekilde tesis edilmesi için üzerimize düşen ne varsa yapmaya devam edeceğiz. Kardeşlik hukukunun güçlenmesi için şimdiye kadar nasıl çaba gösterdiysek, bundan sonra da aynı kararlılıkla sürdüreceğiz" diye konuştu. "Gazze’ye anlaşmanın çok altında yardım kamyonu gidiyor" İsrail’in Gazze’ye yönelik anlaşmaya uymadığını dile getiren Zekeriya Yapıcıoğlu, "Gündemde iki yıl boyunca tüm dünyanın dikkatini çeken Gazze meselesi var. Yüz binlere yaklaşan can kaybı ve büyük bir insanlık dramı yaşandı. 9 Ekim’de Mısır’ın Şarm eş-Şeyh kentinde bir kurul oluşturularak sözde bir ateşkes planı devreye alındı. Ancak o tarihten bu yana 1500’den fazla ihlal gerçekleşti. Siyonist işgal rejimi saldırılarını sürdürürken yardım girişlerini de engelliyor. Anlaşmaya göre Gazze’ye günlük 600 yardım kamyonunun girişine izin verilmesi gerekiyordu, fakat bunun çok altında yardım ulaşabiliyor. Barınma sorunu devam ediyor; kış şartlarında, yağmur altında çocuklar soğuktan hayatını kaybediyor. Açlık ve tıbbi yetersizlik nedeniyle ölümler sürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu süreci durduramadığı görülünce alternatif arayışlar gündeme geldi ve bir Barış Kurulu oluşturuldu. Ancak katliamların baş sorumlusu olarak görülen, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı bulunan Netanyahu’nun bu kurulda yer alması ciddi bir çelişki oluşturuyor. Böyle bir yapının ne derece etkili olabileceği yeniden değerlendirilmelidir. Güvenlik Konseyi’nde 5 daimi üye var ve veto hakları bulunuyor. Ancak şimdi oluşturulan Barış Kurulu’nda Donald Trump denen deli ya da psikopatın sürekli başkan olacağı ifade ediliyor. Küresel krizlerde taraf olan, savaşın en önemli aktörlerinden biri konumundaki bir ismin değişmez başkan olarak konumlandırılması, kurulun tarafsızlığı ve adalet anlayışı açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır" şeklinde konuştu. Türkiye’nin küresel ahlak krizine karşı mücadele ettiğini de ifade eden Yapıcıoğlu, "Küresel ölçekte bir ahlaki kriz yaşanıyor. Adaletin, insan haklarının ve uluslararası hukukun gerçekten işletilmediği bir zeminde kalıcı barıştan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle hem bölgemizde hem de dünyada adil, hakkaniyetli ve insan onurunu esas alan bir düzenin tesisi için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
İstanbul Ekrem İmamoğlu’nun ‘sahte diploma’ davası ertelendi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun, lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin 8 yıl 9 aya kadar hapis talebiyle yargılandığı davaya devam edildi. Mahkeme heyeti, İmamoğlu’nun İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’ne açtığı karşı davanın reddedilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinin beklenmesine ve gerekçeli kararın istenmesine hükmederek bir sonraki celseyi 6 Temmuz’a erteledi. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlanmış, hazırlanan iddianamede İmamoğlu’nun zincirleme şekilde ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti. Hazırlanan iddianame kapsamında İmamoğlu, 12 Eylül’de ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. İmamoğlu, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda 4’üncü kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya, ’yolsuzluk’ ve ‘casusluk’ soruşturmalarından tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu ile tarafların avukatları hazır bulundu. Duruşmaya ayrıca, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu ve Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu ile çok sayıda partili ve izleyici de katıldı. Duruşmada savunma yapan sanık İmamoğlu, "Son dönemde olmaz denilen her şey bize yaşatılıyor. Önümüzdeki günlerde ‘çirkin’ olarak geçen saçma bir dava ile karşınızda olacağım. Skandal ötesi bir iddianame ile karşınızdayım. Yaklaşık 16 aydır planlanmış operasyonlar ve davalar zinciri ile karşı karşıyayız. 19 Mart darbesinin maliyeti 19 milyonu aşmıştır. Cumhurbaşkanı adayı olarak seçimi kazanacağımı bildikleri için kirli tezgahlarla buradayım. Benim diplomam sahte değil, çok samimidir. Kimseden korkmadan, özgüveni yüksek bir biçimde buradayım. Millete gözdağı veriliyor. Olan millete oluyor. Beni seçimlerde rakip gördükleri için buradayım. Benim nasıl tutuklanıp, hapse atılmam hak mahkumiyeti ise, diğer arkadaşlarımın da içeride olması aynı durumdur. Cumhuriyet Halk Partisi ve ben bir hedefiz. Buraya 12 metrekare hücreden geliyorum. Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar merak ediyorum. Kapalı kapılar ardında pazarlık yapmadım. Ben ne sahteyim, ne de sahteciyim. Sahteci sizsiniz, ben gerçeğim" ifadelerini kullandı. "İstanbul Üniversitesi diplomaya ilişkin sunduğu raporda, ismim yok" Savunmasına devam eden İmamoğlu, "Benim jetim varmış, olsa binerim. Böyle bir şey yok. Milletin huzurunda ailem aşağılandı. Burası benim siyasi şov yaptığım yer değil, üzerime atılan iftiraları haykırdığım yerdir. Avukat Recep Seyhan ile Hamza Uçar, Fatih Keleş’in, bir azmettirici vasıtasıyla, Aziz İhsan Aktaş’ı öldürme senaryosu anlatıyorlar. Keleş, bu iki avukatı yanından kovuyor. Bunlar çeşitli gazetelerde manşet oldu. Keleş, tetikçi tuttu diye manşet atıldı. Sanki biri perde arkasına oturmuş, senaryoyu karartıyor. Fatih Keleş’in avukatının şikayetine rağmen iki avukat hala gözaltına alınmadı. 1 buçuk sene boyunca benim her şeyime hakaret eden gazetelere tek bir işlem yapılmadı. Ben hapis yatarken siyasi şov yapmam, sadece derdimi anlatırım. İstanbul Üniversitesi diplomaya ilişkin sunduğu raporda, ismim yok. Üniversitenin avukatları, ‘doğrudan Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz’ dedi. Ben ne yapabilirim bu durumda? Suç fiili olmayan bir insana nasıl suç isnat edilebiliyor? Faili olmayan bir suçlamaya nasıl kast isnadı yüklenebiliyor? Burada başka bir senaryo yapılıyor" şeklinde konuştu. Bir sonraki celse 6 Temmuz’a ertelendi Mahkeme, İstanbul 5’inci İdare Mahkemesine açılan diploma iptaline ilişkin davanın reddedilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinin beklenmesine ve gerekçeli kararın istenmesine hükmederek bir sonraki celseyi 6 Temmuz’a erteledi.