GÜNDEM - 17 Kasım 2014 Pazartesi 10:45

Halep için dayanışma çağrısı

A
A
A
Halep için dayanışma çağrısı

Beyt Nahreyn Arap-­Arami Birliği Sözcüsü Mim Yavuz Binbay tarafından, IŞİD’in Suriye ve Irak’taki saldırıları ve koalisyon güçlerinin bombardımanlarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Beyt Nahreyn Arap-Arami Birliği’nce yapılan açıklamada, Arap aşiretlerinin ittifakları sayesinde, katliamcı çetelerin Halep, Anbar, İdlib, Morak, Babil, Felluce, Şengal, Rabia, Diyale, Mansuriye, El ­Cubur ve Bağdat’ta hezimete uğratıldığı belirtilerek, "Dikkati çekmek istediğimiz nokta bu bölgelerde malum güçlerin herhangi şov bombardımanlarının olmamasıdır" denildi.

Beyt Nahreyn Arap-­Arami Birliği Sözcüsü Mim Yavuz Binbay tarafından, IŞİD’in Suriye ve Irak’taki saldırıları ve koalisyon güçlerinin bombardımanlarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı. Binbay, tüm demokratik güçleri Halep, Kobani, Anbar, Şengal ve diğer bölgelerdeki halkların onurlu direnişlerine destek olmaya, işbirlikçi ve dış güçlerin topraklarını terk etmesi için destek vermeğe çağırdıklarını belirtti. Halep’in Beyt Nahreyn halklarının olduğunu ifade eden Binbay, "Kobane’de (Ayn’el Arap) olduğu gibi oyuna gelmeyerek coğrafyamızdaki kaosun müsebbibi tüm yabancı güçleri kurtarıcı olarak görmüyoruz ve topraklarımızı terk etmeleri çağrısında bulunuyoruz" dedi.

"UÇAK ŞOVLARIYLA KATLİAMLAR YAPILIYOR"
Uzun süredir bu coğrafyayı karıştır, katliam yap, çaresiz bırak, kendine bağla, barıştır politikalarıyla kana bulayan güçlerin halklara karşı piyonları aracılılığıyla yaptırdığı katliamlarla insansızlaştırma ve göç ettirme yetmezmiş gibi insanlık tarihinde önemli kültürel miraslar olarak kabul edilen şehirleri de harabeye çevirdiğine dikkat çeken Binbay, şunları kaydetti:

"Ayn’el Arab’ta ABD ve müttefiklerinin uçak şovlarıyla uygulanan katliamlar, harabeye çevirme ve insansızlaştırma operasyonundan sonra aynı şovun Halep’te uygulanma girişimleri gözlenmektedir. Bu politikalar sonucunda Ayn’el Arap’ta yıkım, katliam ve insansızlaştırmadan başka bir gelişme oldu mu? Hayır. Ayn’el Arab/Kobane harabeye döndü yeniden inşası koşullar oluşsa bile on yılları alacak. 200 bin Ayn’el Arablı topraklarından koparılarak mülteci duruma düşürüldü. Uygun koşullar oluşursa bile ne kadarının geri döneceği şüpheli işte ABD ve müttefiklerinin politikalarının halklarımıza uygun gördüğü çözüm bu." Bu politikaların uygulanması durumunda Arap, Kürt, Süryani, Ermeni, Ezidi, Türkmen, Alevi, Sünni ve Nusayri halklarının her halükarda kaybetmeye mahkum edildiğine dikkat çeken Binbay, "Yabancı güçlerin provokasyonları devam ettikçe, halklarımız bu provokasyonların etkisiyle bu güçlerle işbirliğine yanaşıp kurtarıcı olarak gördükçe halklarımız kaybedecek ve bu güçler bir yüzyıl daha coğrafyamızdaki hegemonyalarını sürdürmeye devam edecekler" diye konuştu.

"KAOSU DERİNLEŞTİRMEYİ PLANLIYORLAR"
Halep’e dış güçlerin müdahalesinin Ayn’el Arab’ta olduğu gibi bir kurtuluş değil, ikinci bir yıkım, ölüm, topraklarından kopuş ve kölelik getireceğini vurgulayan Binbay, şunları söyledi:

"Mezopotamya coğrafyasının kurtuluşu tüm yabancı güçlerin coğrafyamızdan çekilmesiyle ve coğrafyamızın asal halklarının demokratik ittifaklarıyla oluşacak işbirlikleriyle gerçekleşecektir. Bunun dışındaki tüm girişimler halklarımıza yıkımı, topraklarımızda mülteciliği, katliamları, yüzyıllar sürecek halklar arasında düşmanlıkları, işbirlikçi köleliği dayatacaktır. Uluslararası güçlerin ve müttefiklerinin açıklamalarında da anlaşılacağı gibi Suriye ve Irak'ta kaosu derinleştirmekten başka kalıcı bir barışı sağlamaya yönelik hiçbir planları, niyetleri ve çabaları yoktur. Beyt Nahreyn Arap­Arami Birliği olarak, bu coğrafyanın asal halklarına, dış güçlerle köleliği esas alan halklarımızı birbirine kırdıran ittifaklardan medet ummak yerine, kendi aramızda eşitliği esas alan demokratik ittifakları esas almaları çağrısında bulunuyoruz. Beyt­ Nahreyn Arap­-Arami Birliği olarak bu coğrafyanın tüm asal halklarını temsil eden güçlere eşitlik temelinde bir ittifak çağrısı yapıyoruz. Beyt­ Nahreyn Arap-­Arami Birliği olarak tüm dinamiklerimizle böylesi bir ittifaka her türlü siyasal ve teknik desteği vermeye ve koşulsuz olarak ittifakta yer alacağımızı deklere ediyoruz."

"KATLİAMCI ÇETELER HEZİMETE UĞRATILDI"
Bu temelde Arap ittifaklarının geliştirdiği ittifaklar sayesinde katliamcı çetelerin Halep, Anbar, idlib, Morak, Babil, Felluce, Şengal, Rabia, Diyalé, Mansuriye, El­Cubur ve Bağdat’ta hezimete uğratılarak, geriletildiğine işaret eden Binbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dikkati çekmek istediğimiz nokta bu bölgelerde malum güçlerin herhangi şov bombardımanlarının olmamasıdır. Beyt Nahreyn Arap-­Arami Birliği olarak, tüm demokratik güçleri Halep­ Kobane ­Anbar­ Şengal ve diğer bölgelerdeki halklarımızın onurlu direnişlerine destek olmaya, işbirlikçi ve dış güçlerin topraklarımızı terk etmesi için destek vermeye çağırıyoruz. Kobane/Ayn’el Arap’ta olduğu gibi oyuna gelmeyerek coğrafyamızdaki kaosun müsebbibi tüm yabancı güçleri kurtarıcı olarak görmüyoruz ve topraklarımızı terk etmeleri çağrısında bulunuyoruz." 

MEHMET PİŞKİN
DİYARBAKIR

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İstanbul 2020 A.Ş.’den SPK, Asya-Körfez Ortaklıkları ve G.Y.O. hamlesi İstanbul 2020 A.Ş., 270 bin metrekarelik portföyü sermaye piyasalarına entegre etmek için kurumsal adımını attı. Grubun, milyarlarca liralık aktif büyüklüğünü Kızılgüney G.Y.O. çatısı altında kurumsallaştırmak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvurusunu tamamladığı ve resmi onay sürecinin devam ettiği açıklandı. Küresel ölçekli altyapı yatırımlarının merkez üssü haline gelen Kanal İstanbul ve Sazlıdere Köprüsü hattı, uluslararası sermaye gruplarının 2026-2030 makro stratejileriyle yeniden şekilleniyor. Şehrin demografik ve ekonomik büyüme ekseninde yer alan Başakşehir bölgesi, bu dönüşümün kalbinde yer alıyor. Bu vizyon doğrultusunda konumlandırılan Selvi Park Comfort projesi, İstanbul 2020 A.Ş.’nin bölgedeki planlı yapılaşma ve stratejik arazi geliştirme hamlelerinin prestijli bir vitrini olarak öne çıkıyor. 270 bin metrekarelik portföy için SPK süreci başladı Son 4 yıl içerisinde 200 bin metrekareyi aşan inşaat alanını başarıyla tamamlayan ve an itibarıyla 70 bin metrekarelik yeni aktif alan inşasını sürdüren İstanbul 2020 A.Ş., bu portföyü sermaye piyasalarına entegre etmek için önemli kurumsal adımını attı. Grubun, milyarlarca liralık aktif büyüklüğünü Kızılgüney G.Y.O. çatısı altında kurumsallaştırmak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvurusunu tamamladığı ve resmi onay sürecinin devam ettiği açıklandı. Bu makro operasyonun ve Asya-Körfez eksenindeki stratejik sermaye ortaklıklarının mimarı Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Faruk Kızılgüney liderliğindeki stratejik akıl; Çinli partnerleri ve Dubai merkezli Körfez sermayesi ile kurulan temaslar sayesinde, şirket portföyünü yerel bir gayrimenkul hareketinden ziyade "küresel bir sermaye ve alan yönetimi" platformuna dönüştürüyor. Grubun 2026-2030 vizyonu ve SPK süreci hakkında resmi değerlendirmelerde bulunan İstanbul 2020 A.Ş. İcra Kurulu Üyesi Faruk Aydın, şu ifadeleri kullandı: "Yeni dünya düzeninde gayrimenkul, sadece konut üretmek değil; sürdürülebilir yaşam alanları, akıllı şehir entegrasyonu ve uluslararası sermaye çekim merkezleri oluşturmaktır. Sazlıdere Köprüsü ve Kanal İstanbul hattı, tam olarak bu küresel vizyonun yeni sahasıdır. Yönetim Kurulu Başkan Vekilimiz Ömer Faruk Kızılgüney’in Asya-Pasifik ve Körfez bölgesiyle kurduğu stratejik köprüler ile 270 bin metrekareyi aşan devasa üretim kapasitemiz birleştiğinde, karşımıza Kızılgüney G.Y.O. gerçeği çıkmaktadır. SPK sürecimizin tamamlanmasıyla birlikte, İstanbul 2020 A.Ş. yarının İstanbul’una sadece binalarla değil, güçlü sermaye yapısıyla da yön verecektir."
Diyarbakır Boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü, 7 yaşındaki çocuğun velayeti, raporlara rağmen babaya verildi Diyarbakır’da bir kadın, boşanma aşamasında olduğu eşine karşı yürütülen velayet davasında mahkemenin bilirkişi raporlarına rağmen 7 yaşındaki E.K.’nin geçici velayetini babaya verdiğini belirterek, sürecin uzamasına tepki gösterdi. Diyarbakır’da Ö.K (29) ile eşi arasında devam eden boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü. Dosya kapsamında 3 ayrı bilirkişi raporu temin edildi. Dosyaya sunulan 3 ayrı bilirkişi raporunun tamamında 7 yaşındaki E.K.’nin velayetinin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına uygun olacağı belirtilirken, annenin çocuğun bakım, eğitim ve gelişim ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha yeterli olduğu ifade edildi. Altıncı ve yedinci celselerde dava ertelendi. Son celsede ise mahkeme çocuğun geçici velayetini babaya verdi. Ö.K., çocuğun halen halası tarafından bakıldığını iddia etti. Ö.K., "Depremden önce kızım çölyak hastasıydı. Ben tek başıma kızımı hastanelere götürdüm. Tanılarını falan hep tek başıma mücadele ederek yaptırdım. Sonra biyopsi yaptıktan sonra çölyak tanısı koyuldu. Bu süreçte hiçbir şekilde kimse yanımızda yoktu. Her aşamada ben tek başıma bir kadın olarak bunu yürüttüm. Kızıma biyopsi yapıldıktan sonra, çölyak raporunu aldıktan sonra glutensiz diyet uygulamam gerekiyordu. Kimse maddi olarak destek sunmadı. Her seferinde kendi ailemden para istiyordum. Çölyak ürünleri çok pahalı, glutensiz ürünler çok pahalı. Ona rağmen hiçbir şeyini eksik etmemeye çalışıyordum. Alıyordum ve çok şükür değerlerini biraz düşürdüm. Kızımın durumu biraz iyiye gitti ve gelişimi düzeldi" dedi. 6 Şubat depremlerinde kızıyla tek kaldığını ve kendi ailesine sığındığını anlatan Ö.K., şu ifadeleri kullandı: ’’Deprem gördük. Biz kızımla birlikte depremde yalnız evdeydik. Babayı aradım, sabah saat 5-6 gibi babaya hiçbir şekilde ulaşamadım. Cebimde sadece 5 lira vardı ve ben sokakta kalmıştım. Baba hiçbir şekilde bize maddi destek göndermedi. Bu olanlar birikti ve ben artık boşanma kararını verdim. Depremden bu yana ben boşanma davasını açtım. Kızımın okul düzeni de sağlığı da bir tık da olsa iyiydi. 3 tane uzman raporu anneden yana rapor çıkarmasına rağmen son duruşmada kızımın velayeti babaya verildi. Baba kendisi dile getiriyor, ben inşaatta çalışıyorum, şehir dışında kalıyorum, kızım halasında kalacak, halası bakacak diyor. Bir kadın olarak ne yapacağımı bilmiyorum ve sesimi bir şekilde duyurmak istiyorum. Tek istediğim şey kızımın sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyümesi, ne sağlığından ne eğitimden mahrum kalmaması. Kızım sağlıklı bir ortamda, huzurlu bir ortamda büyüsün istiyorum. Ne okulundan ne de sağlığından mahrum kalsın istemiyorum. Ben adaletin yerini bulmasını istiyorum.’’ Dava 3 yıldır sürüyor Ö.K.’nın avukatı Elif Göçtürk ise davanın yaklaşık 3 yıldır sürdüğünü ve son 1 yıldır yapılan üç celsede de dosyanın tekemmül etmesine rağmen, dosyada herhangi bir eksiklik bulunmamasına rağmen duruşmaların sürekli ertelendiğini söyledi. Göçtürk, "Müvekkilimin anayasada güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkını açık bir şekilde ihlal etmektedir. Öte yandan dosya kapsamında geçici velayete ilişkin 3 ayrı inceleme raporu ve uzmanlık raporu alındı. Bu raporlarda çocuğun üstün yararı gereği velayetin müvekkilime verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunlar pedagojik ve bilimsel açıklamalara, yani gerekçelere dayanarak belirtilmiştir. Zaten yargılamanın da her safhasında davalı baba çocuğa fiilen bakamayacağını, sürekli şehir dışında çalıştığını belirtmektedir. Ancak buna rağmen velayet davalı babaya verildi. Bu durum çocuğun sürekli üçüncü kişilerle yaşamak zorunda kaldığını, riskli bir sosyal çevrede yaşamak zorunda bırakıldığını göstermektedir. Bu da ileride çocuğun kişisel yaşamını ve kişisel gelişimini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Son olarak şunu belirtmek istiyorum, velayet sadece çocuğun bakma yetkisinin davanın taraflarına verilmesi değildir. Velayet aynı zamanda çocuğun eğitim hayatının sürdürülmesi, çocuğun kişisel gelişiminin sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi ve çocuğun güvenliğinin temin edilmesini kapsamaktadır’’ şeklinde konuştu. İlk 6 duruşmanın tanık dinletilmesi ya da eksik hususlar, bilirkişi raporları ve inceleme raporları gibi nedenlerle ertelendiğini aktaran Göçtürk, şu ifadeleri kullandı: ’’Ancak son 3 duruşmada herhangi bir gerekçe gösterilmeden duruşmaların ertelendiğini görüyoruz. İlk duruşmadan beridir biz şunu belirtiyoruz; çocuğun velayetinin anneye verilmesi gerekiyor. Nitekim dosyaya giren inceleme raporları ve uzmanlık raporları da davacı müvekkilimin, çocuğun üstün yararı gereği velayetinin annede kalması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bunların dikkate alınmadığını görüyoruz maalesef."