GÜNDEM - 19 Mart 2017 Pazar 17:27

Hikayematik ile artık her yer okuma salonu

A
A
A
Hikayematik ile artık her yer okuma salonu

Gebze Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisinde çalışmaları devam eden Hikayematik Projesi hayata geçirildiğinde bekleme salonları okuma salonlarına dönüşecek.

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bulunan Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Teknoloji Transfer Ofisinde önemli bir sosyal sorumluluk projesi hayata geçirildi. GTÜ Bilgisayar Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Yunus Emre Sadık’ın Teknoloji Transfer Ofisi tarafından desteklenen “Hikayematik Projesi” ile giderek kaybedilen okuma alışkanlığının geri kazandırılması amaçlanıyor. Yazılımı ve tasarımı yerli olan projede üretim aşamasına gelindi.

Proje hakkında bilgi veren Yunus Emre Sadık, “Gebze Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde 2015 yılında AR-GE inovasyon çalışmalarımızı profesyonel hale getirmek, kurumsallaşıp ticarileştirmek amacı ile bir Hikayematik Projesi geliştirdik. Projemizi geliştirmedeki ilk önceliğimiz insanları okumaya teşvik etmekti. Gelişen teknoloji ile birlikte insanların okuma alışkanlığının gitgide azaldığını gördük. Bu duruma bir çare olmak adına bu projeyi geliştirmeyi amaçladık. Bununla beraber önce bir tasarımla işe başladık. Tasarımdan sonra yapmış olduğumuz yazılımla beraber cihazla uzaktan iletişimimizi gerçekleştirdik” dedi.

“HİKAYEMATİK, BEKLEME YERLERİNİN HEPSİNDE KULLANILABİLİR”

Hikayematik’in üzerinde dakika butonları bulunduğunu belirten Sadık, “Bir dakika, üç dakika ve beş dakikalık butonlar bulunuyor. Dakika butonlarının amacı insanların okuma uzunluğunu belirleyebilmesi. Hikayematik’in kullanım alanları, bekleme yerlerinin hepsinde kullanılabilir. Örneğin belediyeler, havaalanları, terminaller, hastaneler, bankalar, şehir meydanları gibi bekleme yerlerinde kullanılabilir. İnsanlar bu bekleme yerlerinde beklerken gelişen teknoloji ile birlikte sosyal bağlara olan bağımlılığı azaltmak ve okumaya teşvik etmek amacındayız. Bu dakika butonları insanın okuma uzunluklarına ayarlandı ve kelime sayılarına göre ayarlandı. Üzerinde 1, 3 ve 5 dakika bulunuyor ve bunlardan herhangi birine basması durumunda Hikayematik içerisindeki serverle beraber bir hikaye seçip size direkt çıktı olarak veriyor” şeklinde konuştu.

“ÇEŞİTLİ DİL SEÇENEKLERİ İLE MÜZELERDE DE KULLANMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

Hikayematik Projesi’ni müzelerde de kullanmayı düşündüklerini söyleyen Sadık, “Bu projeyi müzelerde ve tarihi eserlerin bulunduğu yerlerde gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Tarihi yerlerde ve müzelerde yabancı turistlerimiz geldiği zaman bir tabela var ve herkes bu tabelanın önünde bir kalabalık oluşturarak oradaki tarihi eserin ne amaçla kullanıldığını, nerede kullanıldığını araştırıyor okuyor. Orada bir kalabalık oluşmasını engellemek amacı ile yine Hikayematik’ten yola çıkarak üzerine bir dokunmatik panel yardımı ile üzerinde Arapça, İngilizce, Japonca, Türkçe ve Çince dil seçenekleri ile üzerindeki istediği tuşa basarak çıktısını alıp, orada bir kaos ortamı, bir kalabalık ortamı engellemek amacı ile kullanacağız” ifadelerini kullandı.

“ANNEMİN İSTEĞİ ÜZERİNE HİKAYEMATİK PROJESİNİ GERÇEKLEŞTİRDİM”

Projenin ilk çıkış hikayesini anlatan Sadık, “Benim annem okuma yazmayı daha yeni öğreniyordu. Biz bir gün yine bir belediyenin yapmış olduğu duraklarda kütüphane projesi ile karşı karşıyaydık. Annem okumayı yeni öğrendiği için her şeyi okuma isteği uyanıyordu kendisinde. Bir gün durakta vasıtayı beklerken annem duraktaki kitapları keşfetti ve hemen alıp bir tanesini okumak istedi. Yalnız kitaplar okuma uzunluğu biraz fazla zaman gerektirdiği için henüz önsözü dahi okuyamamışken vasıtamız geldi ve otobüse bindik. Annem o an bana, ’Oğlum bu kitapları buraya yerleştirmeleri çok güzel ama okuyabilmemiz açısından süremiz yetmiyor. Yani ben daha önsözü bitiremeden kitabın ne işe yaradığını, içeriğinin ne olduğunu bilemeden otobüsümüz geldi bindik, gittik’ dedi. ’Sende projeler yapıyorsun. Bunun hakkında da bir proje gerçekleştiremez misin’ dedi. Bende bunun üzerine yola çıkarak bu Hikayematik’i gerçekleştirdim. Daha kısa okuma süreleri ve insanların bekleme zamanlarını baz alarak gerçekleştirilmiş bir proje oldu” dedi.

“PROJEYİ KENDİ YAPTIĞIMIZ YAZILIMLA TÜRKİYE’YE UYARLADIK”

Projenin dünyada ilk olarak Fransa’da yapıldığını ama Türkiye’de ilk olduğunu söyleyen Sadık, “Projenin ilk çıkış yeri Fransa’da Renobil kentinde gerçekleştirildi. Fransa’da bütün metro istasyonlarında, havaalanlarında ve şehir meydanlarında görmek mümkün. Bizde neden kendi ülkemize kazandırmayalım diye düşünerek kendi yapmış olduğumuz yazılımla beraber ülkemize uyarlayarak ülkemize kazandırmayı ve Türkiye’nin tüm bekleme alanlarına kurmayı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Kaan Kızıl 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Mesir Festivali doğayla buluştu Bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali kapsamında hayata geçirilen "Spil Dağı Kamp Etkinliği", yüzlerce doğaseveri bir araya getirdi. Spor, söyleşi ve eğlence dolu programda katılımcılar doğayla iç içe unutulmaz bir gün yaşadı. Festival etkinlikleri çerçevesinde Spil Dağı’nda ilk kez düzenlenen kamp organizasyonuna 350 lisanslı sporcu katıldı. Gün boyu süren etkinliklerde katılımcılar hem fiziksel aktivitelerle enerjilerini yükseltti hem de alanında uzman isimlerin katıldığı söyleşilerle bilgi edindi. Programa katılan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, moderatörlüğünü Ulaş Utku Güldal’ın yaptığı söyleşide Orkun Olgar, Zorbey Aktuyun ve Cüneyt Mete Gazioğlu ile birlikte Manisa’nın doğa, spor ve tarih turizmi potansiyelini değerlendirdi. Söyleşide konuşan Orkun Olgar, Türkiye’nin eşsiz doğal ve tarihi zenginliğine dikkat çekerek bu değerlerin doğru tanıtılmasının önemine vurgu yaptı. Olgar, hareketli yaşamın teşvik edilmesi ve doğa sporlarında doğru ekipman kullanımının hayati olduğunun altını çizdi. Manisa’nın stratejik konumuna değinen Cüneyt Mete Gazioğlu ise özellikle Aigai Antik Kenti başta olmak üzere bölgenin tarihi mirasının büyük bir turizm değeri taşıdığını ifade ederek, kentin doğru tanıtımla önemli bir turizm merkezi haline gelebileceğini söyledi. Zorbey Aktuyun da Manisa’nın kaya tırmanışı açısından önemli bir merkez olduğunu belirterek, Spil Dağı ve çevresinde yeni rotalar açıldığını ve bölgenin uluslararası sporcuların ilgisini çekmeye başladığını dile getirdi. Başkan Besim Dutlulu ise Mesir Festivali’nin kapsamını genişlettiklerini belirterek, "Bu organizasyonu sadece mesir saçım töreni olmaktan çıkarıp gastronomi, doğa sporları ve tarihi değerlerle bütünleştirdik. Amacımız Manisa’nın sanayi kimliğinin yanında doğa ve tarih zenginliğini de dünyaya tanıtmak" dedi. Gün boyu süren etkinliklerde zumba, halat çekme ve çuval yarışı gibi aktivitelerle renkli anlar yaşanırken, program DJ performansı ve kamp ateşi etrafında gerçekleştirilen eğlenceyle sona erdi.
Trabzon KTÜ’de "Trabzon Kent İçi Kültürel Mirasının Korunması" çalıştayı Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Arkeoloji Bölümü tarafından düzenlenen "Trabzon Kent İçi Kültürel Mirasının Korunması" çalıştayı Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezi Fahri Kuran Salonu’nda gerçekleştirildi. Açılış programına KTÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Ömer Faruk Ursavaş, Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. İlhami Tekin Cinemre, Trabzon Müzesi Müdürü Levent Alnıak, Doğa-Tarih Derneği Başkanı Prof. Dr. Coşkun Erüz ile akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri ve öğrenciler katıldı. Çalıştayın açılışında konuşan KTÜ Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Demirel, Trabzon’un yaklaşık 2 bin 400 yıllık kesintisiz yerleşim geçmişine sahip çok katmanlı bir kent olduğuna işaret ederek, hızlı kentleşmenin kent hafızası ve kültürel miras üzerinde oluşturduğu baskıya dikkat çekti. Korumanın planlama süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirten Demirel, disiplinler arası iş birliğinin önemini vurguladı. Doğa-Tarih Derneği Başkanı Prof. Dr. Coşkun Erüz, "Trabzon Kent İçi Kültür Aksları; Tarihi Yollar, Kaleler ve Yapıların Koruma, Kullanma Durumu", Doğa-Tarih Derneği Yönetim Kurulu üyeleri Yüksek Mimar Sedat Türkmen ve Dr. Öğretim Üyesi Güler Erüz ise, "Kültürel ve Doğal Miras Sürmene-Bayburt Kervan Yolu" başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi. Yüksek Mimar Sedat Türkmen, çalıştayın ardından yaptığı açıklamada, "Çalıştayı organize eden ve ev sahibi Arkeoloji Bölüm Başkanı Serkan Demirel hocamıza Doğa-Tarih Derneğimiz adına çok teşekkür ediyoruz. Derneğimizin uzun yıllardır özveriyle yaptığı çalışmalar ve güncel durumlar hakkında ilgili kurum, kişi ve ilgi duyan taraflara bilgilendirme, hatırlatma ve farkındalıklarını tazeleme imkanı sağlayan bu tür çalıştaylar ve akademik ortamlarda özellikle kültürel miraslarımızın korunması süreçlerine ilişkin yaklaşımlarımızı ve tutumumuzu sergileme imkanı vermektedir. Çalıştaya konuşmacı ve sunumlarıyla katkı veren Dernek Başkanımız ve Yönetim kurulu üyelerine, ayrıca katılım sağlayan dernek üyelerimize çok teşekkür ediyoruz" dedi. Üç oturum olarak planlanan çalıştayın ilk oturumunda kültürel miras yönetimi, koruma mevzuatı ve uygulama deneyimleri ele alındı. İkinci oturumda Trabzon’un kent dokusu, süreklilik ve sürdürülebilirlik çerçevesinde değerlendirildi. Üçüncü oturumda ise kent içindeki arkeolojik alanların araştırılması ve korunması konusu tartışıldı. Alanında uzman akademisyenler, kurum temsilcileri ve yerel paydaşların katılımıyla gerçekleştirilen çalıştayda, Trabzon’un kültürel mirasının korunmasına yönelik uygulanabilir önerilerin geliştirilmesi hedeflendi. Çalıştay, gün boyunca yapılan değerlendirmelerin ardından kurumlar arası iletişim ve iş birliğinin güçlendirilmesi, ortak sorun alanlarının belirlenmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konulmasına yönelik sonuç bildirgesi çerçevesinin oluşturulmasıyla sona erdi.
Bursa Bursa’nın mahalle kültürü kitap fuarında Bursa’nın tarihi katmanları ve mahalle kültürü Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda konuşuldu Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Yılmaz Akkılıç Araştırmaları Ödülü’nü kazanan araştırmacılar Gözde Kirli ve Sercan Eklemezler, Bursa’nın geçmişine ve toplumsal hafızasına ışık tutan çalışmalarını düzenlenen söyleşide paylaştı. Nilüfer Belediyesi’nin kentin akademik birikimine katkı sunmak amacıyla düzenlediği "Yılmaz Akkılıç Araştırmaları Ödülü"nde başarılı olan araştırmacılar, Gözde Kirli ve Sercan Eklemezler, Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda İznik’in katmanlı tarihini ve Hürriyet Mahallesi’nin değişen çehresini anlattı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Hüdavendigar Salonu’nda düzenlenen "Bursa’yı Anmak, Bursa’yı Yazmak" temalı söyleşinin moderatörlüğünü Hacı Tonak yaptı. Bu zenginliği geleceğe taşımalıyız İznik üzerine yaptığı araştırmayı anlatan Gözde Kirli, kentin sadece fiziksel yapılarından ibaret olmadığını vurguladı. İznik’in tarih öncesinden bu yana kesintisiz bir yaşam alanı olduğunu belirten Kirli, "İznik, tarih öncesinden beri varlığını sürdüren bir kent. Bugün hala bu kentte, surlarla beraber gündelik yaşantımızı hiç zorluk çekmeden sürdürmeye devam ediyoruz" diye konuştu. İznik’in stratejik, tarihi ve dini önemine de değinen Kirli, kentin neden sürekli bir mücadele alanı olduğunu şöyle açıkladı: "İznik bir ‘arzu nesnesi’ olarak tarihler boyunca ortaya çıkmış ve hep alınmak istenmiş bir yer. Bu yüzden sürekli savaşlara, tahribatlara ve depremlere maruz kalmış. Elimizdeki kent stoğu tükenmiş, yeniden yapılandırılmış. Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar her gelen kendi kültürünü getirmiş ve ciddi bir kültürel katmanlanma oluşmuş. Bugün göl altında gördüğümüz yapılar ise aslında yapıldıkları dönemde toprak üzerindeydi. Altımızda çok ciddi bir tarihi rezerv bulunuyor. Bunun için değerli madenleri de sayabiliriz. Doğru koruma politikalarıyla bu zenginliği geleceğe taşımalıyız." Mahalle kültürü zayıfladı Hürriyet Mahallesi’ndeki mekan ve gündelik yaşam ilişkisini inceleyen Sercan Eklemezler ise mahallenin hafızasını henüz tanıkları hayattayken kaydetmenin önemine dikkat çekti. Mahallenin kuruluş yıllarına dair ilginç bir anektodu paylaşan Eklemezler, "Mahalle ilk kurulduğunda tüm evler tek tip ve beyaz badanalıydı. İnsanlar gece vardiyasından geldiklerinde kendi evlerini bulamazlardı. Bu çok özel bir hatıradır. 1980’li yıllara kadar belediye başkanı ile mahallenin manavı aynı masada oturur, gündelik yaşamı paylaşırdı. Sonrasında ise sınıfsal ayrışmaları görüyoruz" dedi. Günümüzdeki toplumsal değişime de parmak basan Eklemezler, mahalle kültüründeki zayıflamaya dikkat çekerek, "Eskiden çocuklar sokakta büyür, annelerimiz ekmeklerimize reçel sürerdi ve hayat böyle akardı. Ancak saha çalışmam boyunca gördüm ki, artık mahallede kimse balkonlara bile çıkmıyor. Herkes kendi özel yaşantısına çekilmiş durumda. Biz sosyologlar olarak sadece tabloyu ortaya koyuyoruz. ‘Gündelik hayatın o eski canlılığına ve sokağın aktifliğine nasıl dönebiliriz?’ bunu sorgulamaya çalışıyoruz" diye konuştu.