GÜNDEM - 26 Kasım 2016 Cumartesi 09:11

İHA’nın papağan haberi ses getirdi

A
A
A
İHA’nın papağan haberi ses getirdi

Türkiye’deki papağan nüfusunu tespit etmek için bir öğretim görevlisi ve bir araştırma görevlisinin başlattığı araştırmada önemli verilere ulaşıldı.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi ve Ankara Gazi Üniversitesinden bir öğretim görevlisi ve bir araştırma görevlisinin Türkiye’deki papağan nüfusunu tespit etmek için başlattıkları araştırma ve bu araştırmaya yönelik İHA’nın yaptığı “Gördüğünüz papağanları ihbar edin” şeklindeki haberin ardından vatandaşlar gördükleri papağanları ihbar ederek Türkiye’de doğadaki durumlarına ilişkin verilerin toplanması, papağan popülasyonu, habitat tercihi ve türler arası etkileşiminin araştırılmasına büyük destek verdi. Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Esra Per, çalışmanın bu yılsonunda tamamlanacağını ve yılın sonunda 1 yıllık sonuçları açıklayacaklarını söyledi.

Papağanların 40 yılı aşkın süredir Türkiye’de varlıklarını devam ettirdiklerini ve Türkiye’de iki farklı papağan türünün doğal olarak yayılış gösterdiğinin bilindiğini söyleyen Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Esra Per, ilk kayıtın 1976 yılında Ankara'dan geldiğini, ikinci kayıtın İstanbul’dan, üçüncü kayıtın ise Mersin’den geldiğini kaydetti. 90’lı yıllardan itibaren hem Ege’den hem de Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehirden papağan kayıtlarının gelmeye başladığının altını çizen Dr. Esra Per, papağanların Türkiye’ye ilk olarak nasıl geldiğinin bilinmediğini söyledi. Dr. Esra Per “Ankara ile ilgili elimizde hiçbir gözlem yok, sadece ilk gözlem kayıtları var. İstanbul ve İzmir ile ilgili gemiden salınma, kamyon devrilmesi gibi hikayeler var. İstanbul ile ilgili net bilgiyi 1997 yılında havalimanına getirilmiş olan phetshop kafeslerinin devrilmesi ile kaçan yaklaşık 200 papağan olduğunu biliyoruz. Türkiye’ye gelişiyle ilgili en net bilgi 1900’lü yılların başında saraylarda yeşil papağanların olduğu. Bunların salındığı ile ilgili görüşlerde var ama güncel kayıt olmadığı için bu konuda bir açıklama yapamıyoruz” dedi.

“Günde yaklaşık 100 papağan kaydı gelmeye başladı”
“Papağanlar sadece Türkiye’de yaşamıyor. Anavatanları aslında Afrika’nın merkezi, Himalayalar, Pakistan, Hindistan’ın dağlık kesimleri ama birçok Avrupa kentinde papağanlarla karşılaşabiliyoruz” ifadelerini kullanan Dr. Esra Per, Londra, Brüksel, Amsterdam gibi şehirlerde genel olarak papağanların doğadaki durumlarının netleşmiş durumda olduğunu, fakat Türkiye’de bununla ilgili bir çalışma olmadığını söyledi. Dr. Esra Per “Bu nedenle 19 Mayıs Üniversitesinden Doç. Dr. Kiraz Erciyas ile birlikte geçen yıl önümüzdeki 40 yıllık verileri derledik ve genel olarak papağanlarla ilgili değerlendirme yapmak istedik. Bu papağanlar yeşil papağanlar ve İskender papağanı. Genellikle İstanbul, İzmir ve Ankara da yaygın olarak görülüyor ama diğer şehirlerden de kayıtlar var. Biz bu araştırmada toplam 25 şehirden papağan gözlemi olduğunu tespit ettik. Bunlardan bazıları günümüze güncel olarak geliyor ama bazıları örneğin Diyarbakır, Kırşehir, Burdur gibi birkaç kez görülmüş ondan sonrası gelmemiş. Biz geniş katılımlı bir sayım yapmayı düşündük ve bunun için de ‘Türkiye papağan sayımları’ adında bir proje geliştirdik. Bu çalışma için bir gözlem formu oluşturduk. Bu formda bazı hayvanlarla ilgili genel sorular var ve bir blog açtık ‘Türkiye papağan sayımları’ diye. Bu araştırmamız öncelikle kuş gözlemleri ve kuş fotoğrafçıları ile paylaştık. Onlar verileri girerken şöyle bir sorunla karşılaştık, genellikle kuş gözlemcileri ve kuş fotoğrafçıları büyükşehirlerde yasadıkları için bize gelen papağan kayıtları büyük şehirlerle sınırlı kaldı. Ama İHA’nın ‘Gördüğünüz papağanları ihbar edin’ şeklinde yaptığı haberden sonra bize günde yaklaşık 100 papağan kaydı gelmeye başladı. Bu çok sevindirici çünkü içinde çok değerli bilgiler var kayıtların ve şuanda 11 aylık bu çalışmanın sonucunda 15 farklı şehirden güncel olarak papağan kayıtları almaya başladık” diye konuştu.

“Araştırmamızdaki soru işaretlerinden biri de buydu”
Bu araştırmada vatandaşların çok önemli bir yeri olduğunu kaydeden ve “Genellikle ev hanımları evlerinin balkonlarından, işe giden vatandaşların ise girerken gelirken gördükleri papağanları, üniversite öğrencileri kampüslerindeki, lise öğrencileri okulun bahçesindeki papağanlarla ilgili gözlemlerini bizimle paylaşıyor” açıklamasında bulunan Dr. Esra Per, papağanların Türkiye'de genellikle kentsel alanlarda yaşadıklarını belirtti. Dr. Esra Per “Bizim araştırmamızdaki soru işaretlerinden biri de buydu. Çünkü başka ülkelerde papağanlar artık kırsal alanlara da kaymaya başlıyor. Mesela meyve bahçelerine ve tarım arazilerine zarar vermeye başladı. Türkiye de bununla ilgili bir bilgi boşluğu vardı. Biz bu sayımlarla bunu aşmaya çalışıyoruz aynı zamanda. İstanbul ve Ankara için kentsel alanlarda kayıt devam ediyor ama İzmir’de kayıtlar kırsala kaymaya başladı” şeklinde konuştu.

“Çünkü amacımız eş zamanlı veri sağlamaktı ve biz bu veriyi sağladık”
Çalışmanın bu yılsonunda tamamlanacağının altını çizen ve yılın sonunda 1 yıllık sonuçları açıklayacaklarını kaydeden Dr. Esra Per “Sonuçlar genelde il bazında olacak. Mesela il bazındaki popülasyonlarını, nüfuslarını açıklayacağız ve bu papağanların çevrelerindeki diğer türler ile olan rekabetleri var mı, yok mu onu açıklayacağız. Çünkü diğer Avrupa ülkelerinde bildiğimiz kadarıyla ağaçkakanlar ya da sığırcıklarla rekabete girdiklerini, hatta baskın olduklarını biliyoruz. Bize gelen gözlemlerde genellikle kargalarla ve saksağanlarla rekabete girdiğini biliyoruz. Genellikle kentsel alanlardan kayıtlar geldiği için parklardaki ve bahçelerdeki meyvelerle besleniyorlar. Papağanların bu meyveleri yemesinden kimse rahatsız değil ama bunların habitat tercihleri kırsala doğru kayarsa meyve bahçelerinde ve tarım arazilerinde zararlar oluşabileceği için gelecekte risk oluşturabilecek. Bu iki papağan durumu istilacı olarak değerlendirilmiyor, bunlar yabancı kökenli egzotik türler olarak biliniyor ama gelecekte istilacı olursa bununla ilgili de çeşitli çalışmalar yapmak gerekecek. Bütün bunların temelinde varlık yokluk verisine ihtiyaç duyduğumuz için biz bu geniş kapsamlı araştırmayı önce kuş gözlemcilerine ve vatandaşlara duyurduk. Çünkü amacımız eş zamanlı veri sağlamaktı ve biz bu veriyi sağladık” ifadelerini kullandı.

Belirli şehirlerde ve belirli bölgelerde papağanları araştırmaya devam edeceklerini kaydeden Dr. Esra Per, yapılan araştırmanın tamamen gözlem temelli bir çalışma olduğunu, vatandaşlardan gördükleri papağanların kayıtlarını papağan sayımları bloğundaki gözlem formuna iletmelerini beklediklerini söyledi. Yapılan çalışmada papağanların toplanması ile ilgili bir aşama olmadığını ve bu papağanların Türkiye’de artık doğal olarak yayılış gösterdikleri için Orman ve Su İşleri Bakanlığının bu konuda cezaî yaptırımları olduğunu ifade etti. Papağanların doğadan toplanması yasak olduğunu belirten Per, papağanların doğadan toplandığının görülmesi durumunda bulundukları yerlerdeki Orman ve Su İşleri Müdürlüklerine ihbar etmelerini istedi. 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Adli tıptan gelecek rapor bekleniyor, grip için geldiği tıp merkezinde canından oldu İstanbul’da Ümraniye Tepe Tıp Merkezi’ne grip tedavisi için giden ve verilen serumun ardından fenalaşan 28 yaşındaki Gamze Yıldız, bir aylık yaşam mücadelesini kaybetti. Penisilin alerjisi olduğunu belirtmesine rağmen serumun yetkisiz bir personel tarafından hazırlandığı, nöbetçi doktorun hastayı hiç görmediği ve Yıldız’ın yanlış entübe edildiği iddiaları ihmalin boyutunu gözler önüne sererken, acılı aile, olayda ihmaller zinciri bulunduğunu öne sürerken, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek raporun beklendiği öğrenildi. İstanbul’un Ümraniye ilçesinde yaşayan 28 yaşındaki Gamze Yıldız, 29 Mart’ta soğuk algınlığı şikayetiyle Özel Tepe Tıp Merkezi’ne başvurdu. Yıldız, hasta kaydı esnasında penisilin alerjisi olduğunu söylemesine rağmen, kendisine laboratuvar teknikeri olduğu belirtilen bir kişi tarafından hazırlanan serum uygulandı. Herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmayan Yıldız, serum uygulanmasının hemen ardından fenalaşırken, yaşadığı solunum sıkıntısıyla birlikte kalbi durdu. 112 ekiplerinin müdahalesi sonrası Ümraniye Devlet Hastanesi’ne sevk edilen ve yaklaşık bir ay boyunca yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Yıldız, tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Doktor görmedi, başka hastanenin doktoru müdahale etti Öte yandan, merkezde bulunan nöbetçi doktorun hastayı hiç görmediği ve Yıldız’a ilk müdahaleyi orada tesadüfen bulunan başka bir hastane doktorunun yaptığı öne sürüldü. Olay sırasında yapılan entübasyon işleminin hem yanlış hem de eksik yapıldığı ve bunun ancak Yıldız’ın sevk edildiği Ümraniye Devlet Hastanesi’nde fark edildiği iddiaları ise ihmalin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yıldız’ın ailesi tarafından söz konusu tıp merkezinde daha önce de benzer sağlık skandallarının yaşandığı iddia edildi. Olay saatlerine ilişkin kayıtlarda ciddi çelişkiler bulunduğunu ve bazı verilerin sonradan değiştirildiğini düşündüklerini ifade eden aile, "Başka Gamzeler ölmesin" diyerek yetkililerin gereken cezayı alması için Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulundu. "’Benim ilaçlara karşı alerjim var’ diyor, buna rağmen 6 tane ilacı serumuna katıp veriyorlar" Gamze Yıldız’ın babası Neytullah Yıldız, hastane tarafından tehdit edildiklerini öne sürerek yetkililere şu sözlerle seslendi: "Biz buraya birçok defa gelip bilgi almaya çalıştık ama silahlı kişiler ’Bir daha gelirseniz sizi vururuz’ diyerek bizi tehdit ettiler. Bir de birçok insanın burada yaşadığı olaylar var ve birçok insan benzer şekilde ölmüş. Burası hala kapanmadı, Adli Tıp raporu bekleniliyor ama buradaki insanlar aynen işine devam ediyor, bunun haricinde tutuklanan herhangi kimse de yok. Gamze seruma alerjisi olduğunu söylüyor buraya geldiği zaman. ’Benim ilaçlara karşı alerjim var’ diyor. Bunu demiş olmasına rağmen 6 tane ilacı serumuna katıp veriyorlar. Sağlık Bakanı’na sesleniyoruz, bu işle ilgilensin. Bu tarz merdiven altı yerleri kapatsın, daha çok insanların canı yanmasın." "Gencecik kız ’ertesi gün daha iyi hissedeyim’ diye buraya geliyor ve hiçbir zaman ertesi günü olmadı o çocuğun" Yıldız’ın teyzesi söz konusu tıp merkezinin hala açık olmasına tepki göstererek, "Çok acı çekiyoruz, annesinin halini görüyorsunuz. Burası hala açık, biz buna dayanamıyoruz. Durmayacağız, elimizden gelen ne varsa yapacağız. Asla sesimizi susturmayacağız, artık birileri bir ses versin bize. Burası açık kalmasın, cezalarını çeksinler. Gencecik bir kız, hiçbir rahatsızlığı olmadan ’ertesi gün daha iyi hissedeyim’ diye basit bir soğuk algınlığından buraya geliyor ve hiçbir zaman ertesi günü olmadı o çocuğun" dedi. "Kızım çok hayvan severdi, kızımın toprağında karıncaları besliyorum" Gamze Yıldız’ın annesi Suna Doğantekin ise kızını hayattan koparan suçluların gerekli cezayı alması için çağrıda bulunarak, şunları söyledi: "Kızımı kaybettik maalesef acı bir şekilde. Ölümün zaten gereği olmaz ama bu çok farklı bir şeydi. Maalesef ki kızım acı bir şey yaşadı, bu vesileyle öğrendik ki burada çok şeyler dönüyormuş, çok vakalar varmış. Ben her şeyin ortaya çıkmasını istiyorum, adalet yerini bulsun istiyorum. Adalet Bakanıma, Sağlık Bakanıma sesleniyorum, yalvarıyorum devletime bize yardımcı olsunlar. Kızım o kadar iyiydi ki, çok hayvan severdi. Kızımın toprağına sarılıyorum, kızımın toprağında karıncaları besliyorum. Benim kızımı aldılar benden, ben de onların ceza almasını istiyorum. Kızımın kanı yerde kalsın istemiyorum. Burada daha önceden de acayip şeyler olmuş. Dün de olmuştu, bir adam tesadüf geliyor, onun çocuğunun da dişi çekildikten sonra hayatını kaybediyor. Burası hala nasıl açık anlamıyorum. Dün burada eylem yaptık, yine açık. Kızımı toprağa vereli 14 gün oldu ve hala açık. Onun öncesi 31 günü var, hala açık." "Burası bir ticarethane, mümkün değil tıp merkezi olamaz" Merkezde nöbetçi doktor bulunmaması ve Yıldız’a ilk müdahalenin hastanede tesadüfen bulunan başka bir doktor tarafından yapıldığı iddiasına ilişkin olarak anne Doğantekin, "İfadelere göre güya doktor o anda başka birine müdahale ediyormuş. Çok acayiptir ki Göztepe’den bir doktor gelmiş, tesadüfen o varmış. Tesadüfen müdahale ediyor ki zaten o da edemiyor, entübe bile edememişler. İçeride bir şey var o çözülmüyor. Ben bir kere buraya geldim silah gösteriyorlar, normal bir yer değil burası. Buraya zaten ticarethane diyorum ben, burası tıp merkezi olamaz yani imkanı yok böyle bir şeyin" şeklinde konuştu. "Bana ’Hiç kimsenin suçu yok’ dediler, o zaman benim kızım mı suçlu?" Kızının ilaçlara alerjisi olduğunu söylemesine rağmen serum uygulandığını dile getiren Doğantekin, tıp merkezinin ’İsteyerek olmadı’ şeklindeki savunmasına karşı tepkisini ise şu sözlerle dile getirdi: "Bize hiçbir şey demediler, biz epikriz almaya geldiğimizde sadece bana ’isteyerek olmadı’ dediler. Zaten böyle bir şey isteyerek olabilir mi? Ondan sonra serum uygulayan çocuk dedi ki, ’Hiç kimsenin suçu yok’. Burada benim mi suçum var, kızımın mı suçu var? Hiç kimsenin suçu yokmuş burada. O zaman suçlu kim, benim kızım mı suçlu? Ben mi suçluyum? Sen laboratuvar teknikeri olarak nasıl serum yapabilirsin, buna nasıl yetkisi olabilir? Benim kızım bir tane krem bile alsa onu detaylıca okur, ona göre sürer, aşırı dikkatli bir insandı. Gittiği her yerde de söyler, ’Benim ilaçlara alerjim var’ diye. Bunu söylememesi mümkün değil, zaten arkadaşı da söylüyor bunu söylediğini. Kızım bunu söylemiş, ona rağmen serum takılıyor ve o serumun ne olduğunu da bilmiyoruz, Adli Tıp’tan gelecek sonucu bekliyoruz. Benim çocuğum buraya ayaklarıyla güle oynaya geldi, gerisi yok. Çocuğumun komple kanı değişti, her yeri delik deşikti benim yavrumun. Bu resmen bir zulüm, işkence. Benim kızıma işkence yapıldı."
Sinop SNU-Bluefin Takımı, robotik yarışmalarda rakip tanımadı Sinop Üniversitesi öğrencilerinden oluşan SNU-Bluefin Takımı, geliştirdikleri "Butimar" adlı insansız deniz aracı (İDA) projesiyle 2026 yılı boyunca katıldıkları ulusal teknoloji ve robotik organizasyonlarında elde ettikleri başarılarla dikkat çekti. Öğr. Gör. Süleyman Burçin Şüyun danışmanlığında çalışmalarını sürdüren takım, hem Antalya’da düzenlenen MaestRobot Robotics Ulusal Turnuvası 2026’da hem de İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (IZTECH) bünyesinde gerçekleştirilen robotik ve teknoloji organizasyonlarında girişimcilik kategorisinde Türkiye birincisi oldu. Antalya’da gerçekleştirilen MaestRobot Robotics Ulusal Turnuvası 2026 kapsamında Üniversite Seviyesi Girişimcilik Kategorisi’nde birincilik elde eden ekip, bu başarısıyla 28-29 Kasım 2026 tarihlerinde Güney Kore’de düzenlenecek Robotex International 2026 yarışmasına katılarak Türkiye’yi temsil etme hakkı kazandı. SNU-Bluefin Takımı, yıl içerisindeki ikinci büyük başarısını ise İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (IZTECH) bünyesinde düzenlenen robotik ve teknoloji organizasyonlarında elde etti. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden teknoloji ekiplerinin yoğun katılım gösterdiği organizasyonda takımın geliştirdiği yenilikçi sistemler büyük ilgi gördü. Bu yıl düzenlenen MaestRobot Robotics Ulusal Turnuvası’nda Türkiye ve Azerbaycan’dan toplam 339 takım ile bin 500’ün üzerinde katılımcı yer aldı. Yoğun rekabet ortamında SNU-Bluefin Takımı’nın geliştirdiği Butimar İDA; teknik altyapısı, yenilikçi yaklaşımı ve girişimcilik vizyonuyla jüri üyelerinden tam not aldı. Takım tarafından geliştirilen Butimar İDA, su üstünde otonom ve yarı otonom görevler gerçekleştirebilen yapay zekâ destekli bir insansız deniz aracı olarak tasarlandı. Araçta çift motorlu itki sistemi, engel algılama sensörleri, kamera tabanlı görüntü işleme altyapısı, uzaktan kontrol ve otonom hareket kabiliyeti ile gerçek zamanlı veri aktarımı sağlayan haberleşme sistemleri bulunuyor. Geliştirilen platform; liman güvenliği, çevresel gözlem, su yüzeyi keşif görevleri, arama-kurtarma operasyonları ve akıllı denizcilik uygulamaları gibi birçok farklı alanda kullanılabilecek şekilde geliştirildi.
Antalya Akdeniz Üniversitesi Senatosu, antik dünyanın binlerce yıl öncesindeki meclisinde toplandı Akdeniz Üniversitesi Senato Toplantısı, Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan başkanlığında Patara Antik Kenti’nde düzenlendi. Akdeniz Üniversitesi Senato Toplantısı, üniversitenin ilk arkeolojik kazı alanı olan Patara Antik Kenti’nde gerçekleştirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan başkanlığında toplanan senato, binlerce yıl önce antik dünyanın ilk demokratik meclislerinden biri kabul edilen Likya Birliği Meclis Binası’nda bir araya geldi. Patara bilimsel hafızamızda ayrı bir yere sahip Burada senato üyelerine hitap eden Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Patara’nın üniversite için sembolik önemine dikkat çekerek "Patara, 1982 yılında kurulan üniversitemizin ilk arkeolojik kazı alanı olması sebebiyle bilimsel hafızamızın temel taşlarından biridir. 1988 yılında Prof. Dr. Fahri Işık ile başlayan ve Prof. Dr. Havva İşkan Işık ve Patara Antik Kenti Kazı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şevket Aktaş’ın titiz çalışmalarıyla devam eden kazı çalışmaları yıllara yayılan emek, sabır ve titizlikle bugünlere geldi" ifadelerini kullandı. 2020 Patara yılı verilen değeri gösterdi Rektör Özkan, "Patara’da gördüğümüz her taşta, her eserde, her ayrıntıda üniversitemizin bilim insanlarının alın teri var. Ortaya konan bu bilimsel emek sayesinde Patara, bugün dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlayan, ülkemizin kültürel mirasının en değerli merkezlerinden biri haline geldi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılını "Patara Yılı" ilan etmesi de bu değerin önemli göstergelerinden biri oldu" dedi. "Antik dünyanın en önemli yönetim merkezlerinden biri" Rektör Özkan, "Burada bulunmamızın ayrıca sembolik bir anlamı var. Çünkü şu anda bulunduğumuz yapı, Likya Birliği Meclisi. Antik dünyanın en önemli yönetim merkezlerinden biri. Birçok tarihçi tarafından tarihin ilk demokratik meclislerinden biri olarak kabul edilen bu yapı, farklı kentlerin temsilcilerini aynı çatı altında buluşturuyordu" şeklinde konuştu. "Bilim çok sesliliğin olduğu yerde gelişir" Konuşmasında Patara’nın tarihi ve siyasi önemini hatırlatan Rektör Özkan, bölgenin Fransız düşünür Montesquieu tarafından "mükemmel bir cumhuriyet modeli" olarak tanımlandığını ve ABD Anayasası’nın oluşum sürecinde örnek gösterildiğini vurguladı. Senato yapısıyla Likya Meclisi ruhu arasında paralellik kuran Rektör Özkan, "Bu meclisin ruhu bize hâlâ şunu söylüyor: Güçlü yapılar, tek seslilikle değil; farklı fikirlerin birbirini tamamlamasıyla kurulur. Üniversite senatoları da bu anlayışın bugünkü akademik karşılığıdır. Bilim, özgür düşüncenin ve çok sesliliğin olduğu yerde gelişir" dedi. Patara hassas bir doğal yaşam alanı Rektör Özkan, Patara’nın sadece kültürel bir miras değil, aynı zamanda hassas bir doğal yaşam alanı olduğunu belirterek Türkiye’nin en önemli caretta caretta yuvalama alanlarından biri olan bölgede, üniversitenin hem akademik hem de gönüllü çalışmalarıyla koruma sürecine destek verdiğini ifade etti. Geçmişin ışığında geleceğe yol gösteriyoruz Rektör Özkan, "Patara’da senato toplantısı yapmak, geçmişle bugünün sorumluluğunu aynı zeminde buluşturmak demek. Burada hem tarihin hem doğanın bize emanet ettiği büyük bir değer var. Patara’nın deniz feneri yüzyıllar önce bu kıyılardan geçen denizcilere yol gösteriyordu. Bugün bizlerin de üniversite olarak benzer bir sorumluluğu var. Öğrencilerimize, bilime, şehrimize ve ülkemizin geleceğine yön gösterecek kararları hep birlikte almak zorundayız. Patara’nın tarihi atmosferinde gerçekleştirdiğimiz senato toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, katkı sunan tüm hocalarımıza ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Rektör Özkan ve senato üyeleri Patara’yı gezdi Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan ve senato üyeleri, toplantının ardından antik kentte yürütülen çalışmalar hakkında yerinde incelemelerde bulundu, Patara Antik Kenti Kazı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şevket Aktaş’tan bilgi aldı. Toplantıya Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın yanı sıra Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Prof. Dr. Cengiz Toker, Prof. Dr. Şükrü Özen, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, fakülte dekanları, enstitü, yüksekokul ve konservatuvar müdürleri ile senato üyeleri katıldı.
Niğde Niğde’de Kariyer ve İstihdam Buluşması’na yoğun ilgi Niğde Valiliği öncülüğünde, İŞKUR koordinasyonunda düzenlenen ’Gençliğin Üretim Çağı-Niğde Kariyer ve İstihdam Buluşması’ programı, iş arayan vatandaşlar ile firmaları aynı çatı altında buluşturdu. 5 Şubat Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirilen buluşmada Sanayi ve Ticaret Odası ile organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren firmalar yer aldı. Kariyer ve istihdam alanında kentte gerçekleştirilen en kapsamlı organizasyonlardan biri olan ve toplam 44 firmanın katıldığı etkinlikte iş arayan vatandaşlar, firmalarla birebir görüşme ve iş başvurusu yapma fırsatı buldu. Programda konuşan Niğde Valisi Nedim Akmeşe, organizasyonun temel amacının gençleri ve iş arayan vatandaşları iş dünyasıyla buluşturmak olduğunu belirterek, mesleki eğitimin önemine dikkat çekti. Vali Akmeşe konuşmasında, "Kariyer buluşması altında İŞKUR Müdürlüğümüz, belediyemiz, Sanayi ve Ticaret Odamız ve Organize Sanayi Bölgelerine firmalarımızın katılımıyla bir istihdam buluşması düzenlenmiş oldu. Amacımız gençlerimizi, özellikle iş arayan vatandaşlarımızı şirketlerimizle bir araya getirmek, yeni istihdam imkanları oluşturmak ve eğitim sürecini tamamlamış ya da tamamlamak üzere olan gençlerimizin ilimizdeki üretim imkanlarını yakından görmelerini sağlamak" dedi. Mesleki eğitimin Türkiye’nin üretim kapasitesinin artırılmasında kritik rol oynadığını vurgulayan Akmeşe, özellikle meslek liselerinin desteklenmesine yönelik çalışmaların artarak devam edeceğini ifade ederek, "Meslek liselerinin üretim kapasitemizi artıracak, istihdama hazır insan kaynağının yetişmesinde çok önemli bir yeri var. Önümüzdeki süreçte bu alandaki çalışmaları daha da güçlendireceğiz" diye konuştu. Etkinliğe katılan iş arayan vatandaşlardan Fatma Tipi ise organizasyonun kendileri için önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Daha önce aşçı olarak çalıştığını ifade eden Tipi, son dönemde farklı alanlara yönelmek istediğini belirterek, "Normalde çalışma hayatım vardı. Mesleğim aşçılık ama sektörde biraz yoruldum. Bu nedenle sektör değiştirmek istiyorum. Burada kendime uygun çok güzel iş fırsatları olduğunu gördüm. Firmaların bir arada olması bizim için büyük avantaj. İnsan kendi yeteneğine ve istediği alana göre seçim yapabiliyor. İnşallah herkes için hayırlı olur, benim için de güzel bir başlangıç olur" ifadelerini kullandı. Niğde’de gerçekleştirilen kariyer ve istihdam buluşmasının, gençlerin iş gücü piyasasına kazandırılması ve firmaların nitelikli personel ihtiyacının karşılanması açısından önemli katkı sağlaması hedefleniyor.