GÜNDEM - 04 Kasım 2018 Pazar 13:02

İşte Türkiye’nin 3’üncü milli savaş gemisi

A
A
A
İşte Türkiye’nin 3’üncü milli savaş gemisi

Yerli savaş gemisi üretmek amacıyla başlatılan MİLGEM Projesi’nin 3’üncü gemisi olan Burgazada (F-513), bugün göreve başlıyor.

Yerli savaş gemisi üretmek amacıyla başlatılan MİLGEM Projesi’nin 3’üncü gemisi olan Burgazada, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı törenle Deniz Kuvvetlerinde göreve başlayacak. TSK, yerli silah sistemleri ve savunma teknolojileri ile göz dolduran milli geminin Deniz Kuvvetlerinde göreve başlayacağına ilişkin “MİLGEM F513 Burgazada Hoşgeldin” başlığı ile Youtube’dan bir video paylaştı. 

Burgazada, inşa edildiği İstanbul Tersane Komutanlığından donanmaya katılacak. Su üstünde saatte 29 deniz mili üzerinde sürat yapabilen gemide 35 megavat güce erişen gaz türbini ve dizel makinelerle çift pervaneden oluşan sevk sistemi yer alıyor. İntikal sürati ile ikmal ve yakıt desteksiz 3 bin 500 deniz mili, yani 6 bin 485 kilometre seyir menziline sahip olan gemi, 10 gün denizde kalabilme özelliğiyle dikkat çekiyor.  

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Ercan Aras’tan destek çağrısı: "Gebe Düve Üretim Merkezi kurmak istiyoruz" Kayseri Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras, gerekli destekleri aldıkları takdirde Gebe Düve Üretim Merkezi kurmak istediklerini söyleyerek ilgililere çağrıda bulundu. Kayseri’de tüketilen pastırmaların yüzde 80’inin başka illerde üretildiğini dile getiren Aras, "Sahte sucuk üretenlere verilen ceza caydırıcı değil" dedi. Kayseri Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras, kırmızı et üretimi konusunda açıklamalarda bulundu. Kırmızı et üretiminde toplulaştırma sisteminin kurulması gerektiğini dile getiren Aras; "Avrupa 50-60 yıl önce sistemi çözmüş ve planlamasını ona göre yapmış. Zamanında toplulaştırma olaylarını halletmişler. Arazi toplulaştırmasını yapmışlar. Bu sayede bölünmeler olmamış. Ona göre hayvancılıkta kullanılacak tarımsal alanları oluşturmuşlar. Biz tam olarak toplulaştırmamızı oluşturamadık. Biz bu sistemin içine hala girmemişiz. Toplulaştırma olunca kendi içerilerinde ya biri ya alacak ya komple satacaklar ya da bir kooperatif şekilde bir sistem oluşturacaklar. Ona göre orasını değerlendirecekler. Son 15-20 yıldır bu sistemin içine girilmeye çalışılıyor. Biz toplulaştırma konusunda geç kaldık. Bundan dolayı tarımda gerileme oldu. Hayvancılıkta tarıma bağlı olduğu için hayvancılıkta da gerileme oldu. Bir de biz kendi mera alanlarımızı koruyamadık. Hayvancılıkta en uygun maliyet için mera alanlarını kullanmanız lazım" dedi. "Maliyet düşmeden kırmızı et fiyatı düşmez" Kırmızı etin fiyatının düşmesi için öncelikle maliyetin düşmesi gerektiğini söyleyen Aras; "Hayvan sayımız her yıl geriye gidiyor. Her yıl küçülüyoruz. Her yıl ithalata yöneliyoruz. Bundan 10 yıl önce 100 bin hayvan ithal edersek, et sıkıntımız gideriliyordu. Şimdi 7-8 yıldır her yıl 500-600 bin hayvan ithal ediyoruz. Buna rağmen hala ette sıkıntılarımız var. Demek ki üretimde bir aksaklığımız var. Devlet olarak küçük aile işletmelerimizi korumamız lazım. Artık ülkemizde biz ucuz et yiyelim mantığı olamaz. Böyle bir sistem yok. Baktığınız zaman dünya genelinde de kırmızı et değerli olmaya başladı. Etin insanların ana yemeği protein kaynağı olduğu için bizde etin ucuz olmasını isteriz. Ancak bizim maliyetlerimizin düşük olması lazım. Biz girdi maliyetleri düşük ve ucuza üretirsek, ucuza satarız. O zaman tüketicimizde ucuza yer" ifadelerini kullandı. "Şap hastalığı ekonomiye 4 milyar TL zarar verdi" Geçtiğimiz yıl 25 Mayıs’ta Türkiye’ye şap hastalığının girdiğini ve bu nedenle verim kaybı yaşandığını belirten Ercan Aras, hastalığın ekonomiye 4 milyar TL’lik zarar verdiğini söyledi. İthal hayvan yerine üretimin desteklenmesi gerektiğini aktaran Aras; "Hayvan hastalıkları oluşmaya başladı. Yani bir yerden bir yere hayvanı getiriyorsunuz ama o getirilen hayvanın temiz olması lazım. Çok riskli bir durum. Hayvanı dışardan getiriyorsunuz, o hayvanda bulaşıcı bir hastalık olduğu zaman Türkiye’nin bütün geleceği şekilleniyor. Ülkemize 25 Mayıs tarihinde bir şap hastalığı girdi. Normalde bu hastalık gelir ve 1 haftada geçerdi. Ülkemize bu hastalık girdi. Türkiye’nin her yerine yayıldı. Bu durum hayvancılığın ekonomisine çok büyük zarar verdi. Verim kaybı ve hayvan kaybı oldu. 4 milyar dolar civarında bir zarardan bahsediliyor. O yüzden hayvan hareketliliği de çok doğru bir şey değil. Bu nedenle bizim üretimi desteklememiz lazım" şeklinde konuştu. "Verilen desteğe 2 torba yem ediyor" Kırmızı et üreticilerine verilen desteklerin yeterli olmadığının altını çizen Aras; "Desteklerin göreceli olması ve sözde kalmaması lazım. Verilen 3-5 destekle Türkiye kurtarılamaz. Dün Cumhurbaşkanımız, küçükbaş hayvancılığa dair bir destek açıkladı. Bu yeterli değil. Bu destekler Türkiye’nin hayvancılığını kurtarmaz. Büyükbaş hayvanda kesilen kurban başına bin TL destek veriliyor. Bu da 2 torba yem parası ediyor. Göstermelik desteklemeler olmamalı. Bizi kurtaracak olan 20 ile 200 arasında hayvanı olan küçük aile işletmeleri. Bu üreticilerimize süspansiyonlu kredinin yüzde 5-10 faizle verilmesi gerekiyor" dedi. "Destek bulursak, Kayseri’ye Gebe Düve Üretim Merkezi kurmak istiyoruz" Gerekli desteklerin verildiği takdirde Kayseri’ye Gebe Düve Üretim Merkezi kurmak istediklerini söyleyen Aras; "Biz biraz daha sulak arazi istiyoruz. Bu alanlarda hem yemi üretmemiz hem de hayvanı gebeleştirerek, üreticilere dağıtmamız lazım. Bununla ilgili de bizim çalışmalarımız var. Van’a kurduk, Erzurum’a da kuracağız. Sistem hazır, hayvanları da getirdik. Hatta gebelemesini de yaptık. İnşallah 1-2 ay sonrada satışa sunacağız. Erzurum valisi ve belediyesi bu işi destekledi. Şu anda onlarla işbirliği içerisindeyiz. Kayseri’ye de bu sistemi yapmak istiyoruz. Yeşilhisar’da 3 bin dönümlük bir alanla ilgili gerekli mercilere konuyu ilettik. Biz bu isteğimizi söyledik geri dönüş alamadık. Biz hazırız. Siyasilerimize ve valiliğimize de bu durumu söylüyoruz. Gebe Düve Üretim Merkezi kurmak istiyoruz. Bu merkez çok önemli" diye konuştu. "Beydeğirmeni projeleriyle Kayseri’ye 500 milyon TL destek getiriyoruz" IPARD’da sunulan 30 projeyle Kayseri’ye yaklaşık 500 milyon TL’lik destek geleceğini söyleyen Ercan Aras; "Beydeğirmeni’ni Kırmızı Et Üreticileri Birliği olarak ele aldık. Bu yıl orada 30 proje yapılacak. Biz bu işin içine girdik ve hareketlendirmeyi oluşturacağız. IPARD’dan destek alabilmek için 25 proje yaptık. Projelerimiz konusunda Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Kocasinan Belediye Başkanımız bize çok yardımcı oldular. Teşekkür ediyoruz. Projelerimiz şu anda Ankara’ya gidiyor. İnşallah yüzde 90’ı onaylanacak. Kayseri’mize yaklaşık olarak 500 milyon TL civarında bir destek gelecek. Bu destekle beraber Beydeğirmeni’nde üreticilerimiz kendi çiftliklerini yapacaklar. Gelecek yıl bir daha proje olacak. Gelecek olan 500 milyon TL’lik destek Kayseri’ye bir yatırım olacak" şeklinde konuştu. "Kayseri’ye Et Üretim Merkezi oluşturmalıyız" Kayseri’ye, Et Üretim Merkezi oluşturulmasının gerekliliğinin altını çizen Aras; "Bizim Kayseri’ye Et Üretim Merkezi oluşturmalıyız. Bu merkez 15-20 yıl önce bizim elimizdeyken, bunu Kırşehir’e kaptırdık. Onlar devletten çok büyük destek alıp, hayvancılıklarını geliştirdiler. Bizim bunu toparlayıp, kendi ayarımıza dönmemi lazım. Kayseri’de 1900’lü yılların başından beri özellikle pastırma ve sucuk üretiminden dolayı besicilik sektörü gelişti. Ancak biz bunu kaptırdık. Bunu tekrar geri oluşturarak, Kayseri’yi birinci sıraya yerleştirmemiz lazım" dedi. "Sahte sucuk üretenlere verilen ceza caydırıcı değil" Kayseri’de 350 TL’ye et sucuğu satıldığını ancak bunun mümkün olmadığını ifade eden Aras, sahte sucuk satıcılarına verilen cezaların caydırıcı olmadığını belirterek; "Tarım İl Müdürlüğü’müz sıkça denetimlerini gerçekleştiriyor. Ancak tekerrür eden gerekli cezayı almıyor. Şimdi vatandaş et sucuğu diye 350 TL’ye sucuk satıyor. Tarım İl Müdürlüğü gidiyor ve denetim yapıyor. Cezasını yazıyor. Ancak cezayı yiyince satmaya devam ediyor. Siz bu konuda yaptırımı yükseltirseniz, hapis cezası verirseniz, o vatandaş o sucuğu satamaz. Karkas et 600 TL. Bunu kemikten ayırdığınız zaman 750 TL’ye mal oluyor. Masrafları koyduğunuz zaman fiyat 800 TL’ye çıkıyor. Siz hangi etin sucuğunu 350 TL’ye satacaksınız. Yani o sucukta et haricinde her şeyin olması lazım. Mekanik tavuk kırıntıları gibi her şeyi koyabiliyorlar. Hayvanın olmayacak yerlerini kullanıyorlar. Bu şekilde de tüketicimizi kandırıyorlar. Sucuğun fiyatı bin TL olacak ki o sucuğun gerçekten et sucuğu olduğunu anlayacaksınız. Denetimler var ama cezalar çok doğru değil" diye konuştu. "Kayseri’de tüketilen pastırmaların yüzde 80’i başka illerden geliyor" Kayseri’de tüketilen pastırmaların yüzde 80’inin başka illerde üretilip, Kayseri’ye geldiğini dile getiren Aras; "Şu anda Kayseri’de tükettiğimiz pastırmanın yüzde 80’i Kayseri’de üretilen pastırma değil. Tükettiğimiz pastırmalar, Sivas’ta, Bursa’da ve İstanbul’da üretilen pastırmalar. Kayseri’nin markasıyla üretilen pastırma Kayseri’de satılmıyor. Biz pastırma üretimi yaparken, yüzde 20-25 civarında fire veriyoruz. Ama bir adam pastırma yapmasını biliyor ve fırınlarda yüzde 7-8 fire vererek, kendi evinin altında gayri resmi olarak üretim yapıyor. Markasız olarak, bizim şehir merkezimizde pastırmayı satıyor. Bizim üretimimizde 10 elden geçerek, satışa çıkıyor. Çünkü bunun bütün sorumluluğu, vebali bizim üzerimizde. Ticaret Odası Başkanımız Ömer Gülsoy’un öncülüğünde biz bu konuyu ele aldık. Yaklaşık olarak 100 kişinin katıldığı bir toplantı yaptık. Bunları konuştuk ama yine maalesef bir çözüm olmadı. Açık ve net olarak söylüyorum. Kayseri’de satılan pastırmaların yüzde 80’i Kayseri’de üretilen pastırma değil. Bu sistematik bir hale geldi ve Kayseri’ye yayıldı. Biz Kayseri’nin adıyla başka yerlerde üretilen pastırmaları satıyoruz. Buna da şu anda herhangi bir tedbir almıyoruz" dedi. "Adana’da normal sucuk üretilmiyor" Kayseri’de üretilen sucuğun kaliteli olduğunu ancak Adana’da üretilen sucuğun normal olmadığını aktaran Aras, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Adana’da normal sucuk üretilmiyor. Türkiye’nin bütün sakatatı Adana’ya gidiyor. Orada üretiliyor. Nasıl bir kontrol var onu bilmiyorum. Kayseri’de güzel denetimler, kontroller var. Bakanlığımızın yayınladığı tağşiş listelerinde Kayseri’den çok firma çıkmıyor. Belki çok küçük markalar olabilir. Böyle büyük markalarda öyle bir şey yok."
Balıkesir Başkan Ahmet Akın, Kepsutlularla iftar yaptı Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Kepsut’ta binlerce kişiyle orucunu açtı. İftar ve sahurda hemşerileriyle bir araya geldiğini söyleyen Akın, "Ben, Balıkesir’i ailem olarak kabul ediyorum. "Balıkesir Benim Ailem" bunu gönülden inanarak söylüyorum. Aile içinde birlik ve beraberlik vardır. Rabbim birliğimizi daim, sofralarımızı bereketli kılsın" dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Büyükşehir Belediyesinin her gün farklı bir ilçede kurduğu iftar sofralarında hemşehrileriyle birlikte orucunu açıyor. Ramazan ayının maneviyatını ve bereketini vatandaşlarla paylaşan Akın, Büyükşehir Belediyesinin Kepsut’ta düzenlediği iftar programında binlerce kişiyle iftar yaptı. Mehmet Karabey Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa Başkan Akın’ın yanı sıra Kepsut Belediye Başkanı İsmail Cankul, Zafer Partisi Balıkesir İl Başkanı Erhan Ötegen, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Göreve geldiği günden bu yana halkla iç içe olan Akın, Ramazan ayında da geleneğini bozmuyor. Hemşehrileriyle aynı ekmeği bölüşmekten mutluluk duyduğunu dile getiren Akın, iftardan sahura kadar hemşerileriyle buluşuyor. Ramazan ayının birlik ve beraberlik duygularının pekiştiği bir ay olduğunu ifade eden Akın, "Ben, Balıkesir’i ailem olarak kabul ediyorum. "Balıkesir Benim Ailem" bunu gönülden inanarak söylüyorum. Aile içinde birlik ve beraberlik vardır. Rabbim birliğimizi daim, sofralarımızı bereketli kılsın" dedi. "Hergün farklı bir ilçedeyim" Her gün farklı bir ilçede orucunu açtığını ve hemşeriyleriyle bir araya geldiğini belirten Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, "Her gün bir ilçemizdeyim. Hem iftarlarda hem sahurlar da hemşehrilerimle bir araya geliyorum. Bizim için belediyecilik sadece hizmet anlamında değil aynı zamanda bir vicdan meselesidir. Bu sofralar sadece bir araya gelmek için değil birbirimizi duymak içinde kurulur. Ramazan’da kurulan her masa yıl boyunca kurduğumuz dayanışmanın da bir aynasıdır. Ramazan ayımızı geçen yıl olduğu gibi yine bu yılda Kuvayımilliye ruhuna yakışır bir şekilde birlik ve beraberlik içerisinde geçireceğiz. Bu sene 400 bin hemşehrimle birlikte iftarımızı yapıyoruz. Balıkesir genelinde 16:00-18:00 arasında iftar araçlarımızla sıcak yemek dağıtımı yapıyoruz. Çölyak hastaları olan vatandaşlarımız için iftarlar düzenliyoruz. Yakın Kart sahiplerine yönelik yardımlarımızı kartlarına yüklüyoruz hem de ayrıca tek kullanımlık kartlarımızla hemşehrilerimize desteklerimizi sürdürüyoruz. Ben, Balıkesir’i ailem olarak kabul ediyorum. "Balıkesir Benim Ailem" bunu gönülden inanarak söylüyorum. Aile içinde birlik ve beraberlik vardır. Rabbim birliğimizi daim, sofralarımızı bereketli kılsın. Kardeşliğimizi bozmasın" diye konuştu. Kepsut Belediye Başkanı İsmail Cankul, iftara katılanların Ramazan ayını kutlarken şunları söyledi: "Güzel bir akşamda bizleri bir araya getiren Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve çok değerli çalışma ekibine teşekkür ediyorum. Birlik ve beraberlik içerisinde iftarımızı yaptık." dedi. Akın, İftar sonrası mahalle ziyaretleri yaptı Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, iftar programının ardından Kepsut İtfaiye Grup Amirliğini ziyaret etti. İtfaiyecilerin zorlu ve kutsal bir görev yaptığını söyleyen Akın, telsizin başına geçti. İtfaiye merkezinden tüm personel seslenen Akın, itfaiye erlerinin Ramazan ayını kutladı. Akın, ardından Kepsut’un Osmaniye, Mahmudiye ve Hotaşlar Mahallerini ziyaret etti. Hemşerileriyle dertleşen ve sohbet eden Akın, ilçelerin sorunlarını da yerinde dinliyor. Vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan Akın, Kezban-Bayram Zeybek çiftinin evine misafir oldu. Aile üyeleriyle çay içip sohbet eden Akın, çocuklarla da yakından ilgilendi. Kimseyi yalnız bırakmayacağını ifade eden Akın, Ramazan’ı Kuvayımilliye ruhuna yakışır bir şekilde birlik ve beraberlik içerisinde geçireceklerini söyledi.
Osmaniye 4 yaşında felç geçirdi, 52 yıl sonra kolunu yeniden hareket ettirdi Osmaniye’de, 4 yaşında geçirdiği çocuk felci nedeniyle sol omzunu 52 yıl boyunca hareket ettiremeyen 57 yaşındaki Nihal İyi, geçirdiği iki başarılı ameliyatın ardından kolunu yeniden oynatmanın sevincini yaşadı. Muğla’dan akraba ziyareti için Osmaniye’ye gelen Nihal İyi, yıllardır süren rahatsızlığına çare aramayı bırakmıştı. Tesadüfen yaşadığı bir diyalog ise hayatının dönüm noktası oldu. Eşarbını yere oturarak bağladığını gören akrabası, durumun nedenini sordu. Nihal İyi’nin yaşadıklarını anlatması üzerine kendisine Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doktor Kemal Gökhan Günel tavsiye edildi. Uzun yıllar umudunu yitirdiğini belirten Nihal İyi, "52 yıl geçmişti. Artık olmaz diye düşünüyordum. Ama doktor bey ‘Ben bunu yaparım’ deyince içimde yeniden bir umut doğdu" dedi. Kolumu 52 senedir hareket ettiremiyordum hiç umudum yoktu ama Kemal bey bana umut verdi diyen Nihal İyi, "Ben bu durumu 3,5-4 yaşından beri yaşıyorum. Yüksek ateşten dolayı çocuk felci geçirdim. Babam rahmetli, 10 yaşıma kadar beni götürmediği yer kalmadı. Ama gittiğimiz hiçbir yer sonuç vermedi. Doktor, babama kolumu dondurmayı teklif etti. Babam da kabul etmedi. Ondan sonra hayatım böyle devam etmeye başladı. Süreç bu şekilde ilerledi. Bir yere de varamadık. Ben buraya tesadüfen gezmeye geldim. Geçen sene annemi ziyarete Muğla’dan 10 günlüğüne gelmiştim. Teyzemin kızı, kuzenim, eşarbı yere oturarak bağladığımı görünce nedenini sordu. Ben de durumu anlattım. Böylece Kemal Bey’le tanışmama vesile oldu. Ama yine de ümidim yoktu. Çünkü aradan 52 sene geçmişti. Olmaz diye düşünüyordum. Kemal Bey "Ben bunu yaparım" deyince ister istemez içime bir umut doğdu." Diye konuştu. -"Kolumu ilk hareket ettirdiğimde ağladım" Kolumla daha önce yapamadığım hareketleri yaptığımda doktoruma gelip anlatıyorum diyen İyi, "İlk omuz nakil ameliyatı olduğumda, kolumu ilk kaldırdığım an o heyecanla ağlayarak doktorumun yanına gelmiştim. "Doktor bey, kolumu kaldırabiliyorum" demiştim. O sevinci, o anı hiç unutamam. Kolumdan iki defa ameliyat oldum. Fizik tedavisine gidiyorum. Bu süreç devam etmektedir. Yapabildiğim her yeni hareketi büyük bir sevinçle doktoruma göstermeye geliyorum. " ifadelerini kullandı. Hastamızın gözlerinde görmek, inanın bizi çok motive ediyor diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doktor Kemal Gökhan Günel, "Nihal Hanım bize ilk başvurduğunda, polio sekeli nedeniyle sol kolunu oynatamadığını ve bu sürecin oldukça uzun zamandır devam ettiğini öğrendik. Bize geldiğinde 52 yıldır kolunu oynatmıyordu. Kendisiyle detaylı bir şekilde konuştuk. Ameliyatlarla bazı kazanımlar elde edebileceğimizi anlattık. O da sürece son derece pozitif yaklaştı. Bu sürecin sonunda, bir omuzdan bir de dirsekten olmak üzere farklı tendon transfer ameliyatları yaptık. Kendisi çok azimli bir hastaydı. Fizik tedavi sürecinde de bizi gerçekten çok iyi ve pozitif şekilde destekledi. Ameliyatlardan gördüğü faydayı en üst düzeye çıkardı. İlk kez omzunu hareket ettirdiğinde buraya ağlayarak gelmesi ve 52 yıl sonra omzunda bir hareketi görmüş olması bizim için çok anlamlıydı. Belki birçok kişi bunu yeterli görmeyebilir. Ama 52-53 yıldır kolunu oynatamayan bir insanın yerine kendimizi koyduğumuzda; elini ağzına götürebilmek, başına götürebilmek, eşarbını kendi başına bağlayabilmek ve o mutluluğu hastamızın gözlerinde görmek, inanın bizi çok motive ediyor. Yeni hastalar için, onlara katkı sağlayabilmek adına bizi ileri derecede motive ediyor."