SAĞLIK - 31 Mart 2015 Salı 13:42

Kanserle ilgili doğru bilinen 10 yanlış

A
A
A
Kanserle ilgili doğru bilinen 10 yanlış

Memorial Diyarbakır Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Kaplan, 1-7 Nisan Kanser Haftası öncesinde, kanserde doğru bilinen 10 yanlış hakkında verdiği bilgide, dünyada yaşamı tehdit eden en önemli hastalıkların başında gelen kanserin erken evrede yakalandığında tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyledi.

Tıp dünyası kanserle mücadelenin yanı sıra, tedavide doğru bilinen birçok yanlışla da mücadele ediyor. Tıpta yeri olmayan tedavi yöntemleri ve yanlış uygulamalar, hastalığın seyrini olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Kaplan, kanserde doğru bilinen 10 yanlış hakkında yaptığı bilgilendirmede erken tedaviye dikkat çekti. Biyopsi, kanser tanısının konulmasında çok önemli bir yöntem olduğunu aktaran Kaplan, tanının yanı sıra bazı ilaçların etkinliği için bir takım göstergelerin saptanması ve genetik testlerin uygulanması için de yapılması şart olduğunu söyledi. Kaplan, "Biyopsi ile hastalığın yayılacağına dair bilimsel veriler yoktur. Ancak toplumda bu tarz söylentilerin bulunduğu ve bazı hastaların sırf bu nedenle biyopsi yaptırmak istemedikleri bilinmektedir. Bu korku oldukça yersizdir. Çünkü biyopsi kanserin yayılmasına neden olmaz" diye konuştu.

TEDAVİYE, HASTANIN BİLGİSİ OLMADAN BAŞLANMASI
Kanser hastalığında yapılan önemli yanlışlardan biri, hastanın durumunu kendisinden gizlemesi olduğunun uyarısında bulunan Kaplan, "Tedavi sürecinin daha etkin ilerlemesi için hastanın kendi durumundan haberdar olması gerekir. Bu yüzden modern onkoloji hekimliği, alacağı kararların önemli bir kısmında hastanın bulunmasını ister. Tabi hastaya durumu anlatılırken uygun bir dille ve motive edici şekilde anlatılmalıdır. Bu süreçte psikolojik destekte alınabilir. Hastanın haberi olmadan başlanan tedavi doğru şekilde ilerlemez ve süreç eksik olur. Daha da önemlisi hasta, durumunu başka yollarla öğrenerek doktoruna ve yakınlarına karşı bir güven kaybı yaşayabilir. Bu da tedavi aşamasını zora sokar" dedi.

KEMOTERAPİYİ REDDETMEK
Kanser tedavisinde kemoterapi, hastadan hastaya değişen hedefler için uygulandığını aktaran Kaplan, bunlar kemoterapi ile hastayı tamamen hastalıktan kurtarmak, cerrahi uygulanmış olan hastada tümörün tekrar etmesini engellemek, kanserli hastanın ömrünü uzatmak ve şikayetlerini azaltmakta olduğunu kaydetti. Bu nedenle kemoterapi tamamen iyileşme sağlamayacaksa, kabul etmemek lazım anlayışının yanlış olduğunu ifade eden Kaplan, tedavi sırasında doktor hastasına kemoterapinin olası etkilerini anlatarak ona tedavinin gerekliliği hakkında bilgi vereceğini söyledi.

AMELİYAT SONRASI HASTANIN KAYBEDİLECEĞİ KORKUSU
Kaplan, kanser türlerinin önemli bir kısmı için en etkili tedavi yöntemi ameliyat olduğunu aktarırken, bu nedenle bıçak değdiği zaman kanser yayılır gibi yanlış bir düşünceyle bu etkin tedaviden hastayı mahrum bırakmak oldukça yanlış olduğunu ifade etti. Kaplan, "Bıçak bu anlamda hastalığın yayılmasına neden olduğu düşüncesi bir kenara tümörün bulunduğu dokudan çıkarılmasını sağlayarak hastalığın tedavisine önemli katkı sunar. Hastalar bu konuda doktorlarının ameliyat önerilerini dikkate almalıdır. Aksi takdirde hastalık, baş edilmesi zor bir sürece girebilir" diye konuştu.

TEDAVİ SIRASINDA HASTADAN UZAKLAŞMA
Kanser hastalarında, kemoterapi ya da radyoterapi bir takım yan etkilere neden olsa da onların yakınları ile temasına engelleyen bir durum söz konusu olmadığının bilgisini veren Kaplan, şunları söyledi:
"Hatta hastaların en fazla desteğe ihtiyaç duyduğu bu zorlu süreçte, yakınları onlara daha fazla ilgi göstermelidir. Böylece hasta yalnız olmadığını düşünerek, psikolojik olarak kendini iyi hissedecektir. Unutmamalıdır ki, kanser tedavisinin en önemli ayaklarından biri hastanın moralinin yüksek olmasıdır."

KANSER BULAŞICI DÜŞÜNCESİ
Kanser, bulaşıcı bir hastalık olmadığını söyleyen Kaplan, bu nedenle kanserli hasta ile günlük yakın temasta bulunan kişi için riskin olmadığını ancak, bir takım mikroorganizmaların neden olduğu kanserler vardır ve bu organizmaların bulaşmasıyla bu kanserlere ait risk artabilse de, bu bilgi kanser bulaşıcıdır gibi bir algı oluşturmaması gerektiğini kaydetti.

KANSER HASTALARININ CİNSEL YAŞAMI BİTER DÜŞÜNCESİ
Kanser, cinsel ilişki ile bulaşmaz, kemoterapi sürecinde düzenli cinsel ilişkiye engel bir durum olmadığını dile getiren Kaplan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kemoterapi alan hastalarda hamilelik istenen bir durum değildir. Bu nedenle, çiftlerin hastalıkla mücadele sürecinde gebelikten korunması büyük önem taşır. Kemoterapi alan bir hasta eğer gebe kalırsa, gebeliğin sonlandırılması gerekir. Gebelik sırasında kişide kanser gelişmiş ise gebeliğin sonlandırılması ya da devamı konsey tarafından değerlendirilerek karara bağlanır."

ŞEKER, KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASINI KOLAYLAŞTIRIR GÖRÜŞÜ
Kanser oluşumunda şekerin direk rol aldığı ya da mevcut kanser hücrelerini beslediği yönünde elde edilen bilimsel bir bilginin olmadığını aktaran Kaplan, "Şekerden veya şeker içeriği yüksek olan besinlerden yalnız kanser hastaları değil kanser hastası olmayan her bireyin de uzak durması gerekir. Bu yüzden şekerin kanserli hastaların hayatından çıkarılması gibi bir durum söz konusu değildir. Kanser hastaları da herkes gibi ihtiyacı kadar şeker tüketebilir" şeklinde konuştu.

KEMOTERAPİYİ BIRAKIP BİTKİSEL İLAÇLARA YÖNELME
Kaplan, kanser hastalarının, bitkilerle hazırlanan kürleri, doktorlarının önerdikleri tedavilerin yerine düşünmeleri yanlış olarak yorumlardı. Kaplan, "Kemoterapi esnasında doktora danışmadan bu bitki kürlerini kullanmak tehlikelidir. Çünkü bu bitkiler ilaçlarla etkileşerek ilaçların etkisini azaltabilir veya ilaçların etkisini vücuda zarar verecek oranda artırabilir. Bu yüzden kanser tedavisinde mutlaka onkoloji uzmanlarının uygun gördüğü tedavi ve öneriler dikkate alınmalıdır" ifadelerini kullandı.

KANSERİ ÖLÜMLE EŞDEĞER TUTMA
Bazı kanser türlerinin seyirlerinin oldukça yavaş olabileceğini anlatan Kaplan, "Erken evre tümörler ve bazı kanser türleri tedaviye iyi yanıt vererek tamamen iyileşebilir. Ortaya çıktığı dokudan başka organlara yayılmış kanserlerde bile günümüz modern tedavileri ile uzun ve kaliteli bir yaşam sağlanabiliyor. Bu nedenle kanser hastalığının ölümle eşdeğer olmadığı, hastanın tedaviden mümkün mertebe yarar görebileceği bilinmelidir. Hasta, tedaviden mahrum bırakılmamalı ve kendisine tedavinin önemi hakkında bilgi verilmelidir" dedi.

AHMET ÜN
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Kar yağışı sonrası kışlık araç bakım yoğunluğu arttı Gaziantep’te kar yağışıyla birlikte araçların kışlık bakımı için servislere akın eden sürücüler yoğunluğa neden oldu. Beklenen kar yağışının başlamasıyla birlikte sürücüler servislere akın etti. Sabah saatlerinden itibaren oluşan yoğunluk, birçok sürücünün kış lastiği kavramını yanlış yorumladığını ve sadece kar yağdığında takılması gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu. Gaziantep’te kış mevsimi öncesinde araçlarının kışlık bakımını yaptırmayan ve kar yağışının ardından sorun yaşayan sürücüler, araçların kışlık bakımı için servislerin yolunu tuttu. Kış mevsimine girilmesine rağmen sürücüler araçların kışlık bakım işlemini kar yağışına kadar erteledi. Bu durum kar yağışının ardından oto tamir servislerinde yoğunluğa neden oldu. Hem araçlarının kışlık bakımını yaptırmak için gelenler hem de kar yağışının ardından yollarda oluşan buzlanma nedeniyle meydana gelen kazalarda araçları hasar gören sürücülerin oto servislerin yolunu tutmasıyla ustalar, talebe yetişmekte zorlandı. Oto sanayilerde kar mesaisi Gaziantep’te etkili olan kar yağışı ve yollarda yaşanan buzlanma kazaları da beraberinde getirdi. Kış lastiği takmayan ve araçlarının kışlık bakımını yaptırmayan sürücüler trafik kazalarına neden oldu. Bu durum özellikle oto sanayilerde ve servislerde yoğunluk yaşanmasına yol açtı. Oto sanayicilerin yoğun mesaisi sürerken, ustalar sürücülerin antifriz ve lastik bakımının yapılması gerektiği konusunda uyardı. Kış mevsimine girilmesi ve kar yağışı kışlık araç bakımının önemi arttı. Kar yağışının yoğunluğu arttırdığı oto tamircilerde ustalar, antifriz ve lastik bakımının yapılmasının önemine değindi. Rutin bir kışlık araç bakımının maliyetinin de ortalama 5-6 bin TL arasında olduğunu belirtiyor. Oto sanayilerde araç tamiri yapan ustalar araçların kış bakımlarının aksatılmaması gerektiğini söyledi. Kar yağışının ardından araç bakımlarında yoğunluk oluştuğunu belirten oto servis yetkilisi Hayri Çekiç, bakımı yapılmayan araçlarda 120 bin TL’ye kadar masraf riski olduğunu ifade etti. Periyodik motor yağı bakımı, antifriz ölçümü ve akü kontrolünün önemini vurgulayan Çekiç, çok basit bakımların büyük masraflardan kurtaracağını belirterek, "İnsanlar artık meteorolojiden hava durumunu yakından takip ediyorlar. Tabi bunun yanında genelde kar yağdığı zaman vatandaşlarımızın mağdur olmaması için araçlarında mutlaka kar ve kış lastikleri, zincirler, çelik halat, yol yardımcısı ve akü takviyesi gibi önemli malzemeleri bulundurması daha iyi olur. Çünkü bu malzemeler kişi aracıyla yolda kalındığı zaman bu hava şartlarında bizimde sürücülere ulaşmamız geç olur. Sürücüler donma riskine karşı, aracının ve kişinin kendisi zorda kalmaması için bu malzemeler önemlidir" dedi. Kış aylarında araçların sağlıklı ve güvenli bir şekilde çalışabilmesi için düzenli bakım yapılmasının gerekliliğine dikkat çeken Çekiç, "Araçların rutin genel bakımlarını, hasarlarını garantili bir şekilde yapıyoruz. Araçların genelde kışlık bakımları oluyor. Bu bakımların rutin olarak düzenli kilometrede yapılması lazım. Araçların bakımları yapıldığı zaman motor daha uzun ömürlü ve daha performanslı olur. Çünkü bu bakımlar hayatı önem taşıyor. Bu bakımlar yapılmadığı zaman 5-7 bin TL civarında olan rakamlar 70 ile 120 bin TL gibi rakamları bulur. Onun için araçların bakımının düzenli olması lazım" şeklinde konuştu. Araçların sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için periyodik olarak motor yağı bakımı, antifriz ölçümü ve akünün kış şartlarına uygun olup olmadığının kontrol edilmesi gerektiğini belirten Çekiç, bu bakım işlemlerinin sadece aracın sorunsuz çalışmasını sağlamakla kalmayıp aynı zamanda da oluşabilecek maddi zararları önlediğini belirtti. Ayrıca, güvenli bir sürüş deneyimi için lastik seçiminden fren sistemine kadar birçok faktörün göz önünde bulundurulması gerektiğini de ifade eden Çekiç, kışlık bakımı yapılmayan bir aracın ilerleyen dönemlerde daha fazla masraf çıkarabileceğini de sözlerine ekledi. Aracının kışlık bakımını yaptıran Mustafa Erdoğan ise, "Aracımın kışlık bakımlarını yaptırmaya geldim. Malum kış mevsimi ve araca daha güvenli binmek için bakımlarımızı yapmak zorundayız. Özellikle de kış lastiklerimize özen gösterelim. Aracımızın bakımlarına özen gösterelim. Yolda kalmamak için aracımızın bakımlarına özen gösterirsek daha keyifli bir sürüş yaşayabiliriz" diye konuştu.
Kayseri Büyükşehir kar ve tipiye karşı seferber: Kırsalda 187 yol açıldı, 46 yolda çalışma devam ediyor Kayseri Büyükşehir Belediyesi; etkisini artıran kar yağışı ve tipi nedeniyle kent merkezi ve kırsalda ulaşımın aksamaması için tüm birimleriyle sahada. Kırsalda 187 mahalle yolu ulaşıma açılırken, 46 yolda ise çalışmalar devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri, Kırsal Hizmetler ile Park ve Bahçeler daire başkanlıklarının koordinasyonunda yürütülen çalışmalarla, ulaşımın kesintisiz sürmesi için tüm imkânlarını seferber etti. Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’ın koordinasyonunda sürdürülen çalışmalarda ekipler, 7 gün 24 saat esasına göre görev yapıyor. Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ekipleri, kırsal mahallelerde yoğun bir çalışma gerçekleştiriyor. 148 personel ve 85 araç ile 7/24 esasına göre hizmetlerini sürdüren ekiplerin çalışmaları neticesinde; 2 Ocak 2026 sabah saat 09.00 itibariyle Bünyan’da 15, Develi’de 20, Kocasinan’da 8, Özvatan’da 1, Pınarbaşı’da 84, Sarıoğlan’da 3, Sarız’da 13, Talas’ta 6, Tomarza’da 14, Yahyalı’da 18 ve Yeşilhisar’da 5 olmak üzere 11 ilçede toplam 1496 kilometrelik yol ağında 187 mahalle yolu ulaşıma açıldı. Ayrıca kar yağışı ve özellikle tipi nedeniyle kapanan Bünyan’da 2, Pınarbaşı’da 18, Sarız’da 22 ve Yeşilhisar’da 2 mahalle yolu olmak üzere 46 mahalle yolunda çalışmalar devam ediyor. Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri ise kent merkezindeki ana arterler, caddeler ve yollar başta olmak üzere onlarca kilometrelik yol ağında kar küreme, temizleme ve tuzlama çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Kış şartlarına karşı tüm tedbirleri alan ekipler, 201 personel ve 71 araçla şehir içi ulaşımın kesintisiz devam etmesi için yoğun mesai harcıyor. Şehrin dört bir yanında gece yarısından sabaha kadar süren tuzlama çalışmalarıyla, ana arterler ve bulvarlarda buzlanmaya karşı önlem alınıyor. Talep, istek ve anlık geri bildirimler için Alo 153 İletişim Merkezi de 24 saat hizmet vermeye devam ediyor. Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı ekipleri ise sabahın ilk saatlerinden itibaren kaldırımlar, parklar ve yürüyüş yollarında karla mücadele çalışmalarını yürütüyor. 72 kişilik ekip, yaya güvenliğini sağlamak amacıyla kaldırımları temizleyip tuzlarken, park alanlarında ağaçların üzerindeki kar birikintilerini temizleyerek olması muhtemel risklerin önüne geçiyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, sahada yürüttüğü karla mücadele çalışmalarını kesintisiz sürdürüyor. Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Büyükşehir Belediyesi, kış şartları sona erene kadar 421 personel ve 156 araçla 7 gün 24 saat sahada olmaya, hem kent merkezinde hem de kırsalda hemşehrilerinin güvenliği için aralıksız çalışmaya devam edecek.
İstanbul "Polikistik Over Sendromu her 10 kadından birinin sorunu" Üreme çağındaki kadınların en büyük sağlık sorunlarından biri olan Polikistik Over Sendromu (PCOS), Türkiye’de milyonlarca kadının yaşam kalitesini ve anne olma hayallerini riske attığını belirten Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Şefik Gökçe, "PCOS, sadece bir kadın hastalığı değil; diyabetten kalp hastalıklarına kadar uzanan sistemik bir endokrin bozukluktur" dedi. Kadınlarda en sık görülen hormonal bozuklukların başında gelen Polikistik Over Sendromu (PCOS), üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 8 ile yüzde 13’ünü etkileyen küresel bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Türkiye’de ise her 10 kadından birinde görülen bu tablo, adet düzensizliğinden kilo artışına, tüylenmeden kısırlığa kadar pek çok şikâyetle kendini gösterebiliyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Şefik Gökçe, sendromun tanı ve tedavi süreçlerine dair uyarılarda bulundu. "İnsülin direnci kilo alımını tetikliyor" PCOS’un sadece yumurtalıklarla sınırlı kalmadığını belirten Doç. Dr. Şefik Gökçe, hastalığın metabolik sistem üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "PCOS’lu hastaların büyük kısmında insülin direnci gelişir. Yüksek insülin düzeyleri, yumurtalıklardan androjen (erkeklik hormonu) üretimini tetikleyerek adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi semptomları şiddetlendirir. Burada çift yönlü bir ilişki söz konusudur; insülin direnci kilo alımını kolaylaştırırken, özellikle karın çevresindeki yağlanma hormonal bozukluğu daha da derinleştirir. Bu nedenle PCOS yönetiminde insülin direncinin kontrol altına alınması kritik öneme sahiptir" ifadelerini kullandı. "Tanı için üç bulgudan en az ikisinin olması şart" Tanı sürecinde kapsamlı bir değerlendirmenin şart olduğunu ifade eden Doç. Dr. Şefik Gökçe, kullanılan kriterleri şöyle özetledi: "Düzensiz adet döngüleri, kanda androjen yüksekliği (veya buna bağlı tüylenme, saç dökülmesi) ve ultrasonda çok sayıda küçük folikül görülmesi ana kriterlerimizdir. Bu üç bulgudan en az ikisinin bulunması tanı koymak için yeterlidir. Ancak özellikle ergenlik dönemindeki genç kızlarda tanı koyarken çok dikkatli olunmalıdır; geçici hormonal dalgalanmalar PCOS ile karıştırılmamalı, aceleci davranmak yerine hasta takip edilmelidir." "Anne olmak imkânsız değil" Toplumda PCOS’lu kadınların anne olamayacağına dair yanlış bir algı bulunduğunu belirten Doç. Dr. Şefik Gökçe, "Yumurtlamanın düzenli gerçekleşmemesi nedeniyle gebe kalmak güçleşebilir, ancak bu durum her kadının infertil (kısır) olacağı anlamına gelmez. Uygun yaşam tarzı değişiklikleri, kilo kontrolü ve gerekirse yumurtlamayı destekleyen medikal tedavilerle pek çok hastamız doğal yollarla gebe kalabilmektedir. İhtiyaç halinde ise aşılama ve tüp bebek yöntemleri ile oldukça başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. "Tedavinin temeli yaşam tarzı değişikliği" PCOS’un tamamen ortadan kaldırılamayan ancak doğru yönetimle belirtileri kontrol altına alınabilen kronik bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Şefik Gökçe, tedavi yol haritasını şu sözlerle açıkladı: "Tedavinin ilk adımı ilaç değil, yaşam tarzıdır. Düşük glisemik indeksli beslenme ve haftada en az üç gün yapılan düzenli egzersiz, hem insülin direncini kırar hem de hormonal dengeyi sağlar. Medikal tarafta ise adet düzeni için doğum kontrol hapları, insülin direnci için ise metformin gibi destekler kullanılabilir. Doğum kontrol hapları burada sadece adet düzenleyici değil, aynı zamanda erkeklik hormonunu baskılayarak tüylenme ve sivilce şikâyetlerini azaltan, rahim kanseri riskini düşüren önemli bir araçtır." "Psikolojik etkiler göz ardı edilmemeli" Hastalığın fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığı da etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Gökçe, "Kilo artışı, akne ve tüylenme gibi estetik kaygılar hastaların özgüvenini zedeleyebilir; anksiyete ve depresyona yol açabilir. Bu yüzden PCOS tedavisini sadece hormonal bir düzenleme olarak değil, psikolojik destekle güçlendirilmiş bütüncül bir yaklaşım olarak ele alıyoruz" dedi. "Tedavi edilmezse uzun vadeli riskler kapıda" PCOS’un sadece dönemsel bir sorun olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Şefik Gökçe, "Erken dönemde yönetilmeyen PCOS; ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve rahim kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiği andan itibaren bir uzmana başvurmak ve düzenli takip sürecine girmek hayat kurtarıcıdır" açıklamasında bulundu. PCOS kronik bir endokrin bozukluk olduğundan tedavinin kişiye özel olarak planlanması gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Şefik Gökçe, uyarılarını şu sözlerle tamamladı: "Her hastanın şikayetleri ve çocuk sahibi olma planı farklı olduğu için tek bir standart tedavi protokolü yoktur. Ancak ilk aşamada yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması hem hormonal dengeyi sağlamada hem de insülin direncini azaltmada etkilidir. Kilo kaybı çoğu zaman adet düzeninde belirgin iyileşme sağlar. Hormonal dengenin sağlanması için doğum kontrol hapları sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, yumurtalıkların androjen üretimini baskılar ve düzenli adet görmeyi sağlar. İnsülin direnci olan hastalarda metformin gibi insülin duyarlılığını artıran ilaçlar tercih edilebilir. Çocuk sahibi olmak isteyen hastalar için yumurtlamayı destekleyen tedaviler, örneğin klomifen sitrat, letrozol veya gerekirse tüp bebek yöntemleri gündeme gelir. Aşılama ve tüp bebek uygulamaları da bu kapsamda değerlendirilebilir."