ASAYİŞ - 24 Kasım 2015 Salı 09:55

Marmara Denizi'nin ortasında insanlık dramı

A
A
A
Marmara Denizi'nin ortasında insanlık dramı

Zeytinburnu açıklarındaki kuru yük gemisinin bordasında “Help” yazısını fark eden sivil toplum örgütü Genç Denizciler ve Dayanışma Derneği (GEDDAD), gemideki insanlık dramını ortaya çıkarttı. Rus kökenli geminin sahibinin iflas etmesi üzerine yaklaşık 5 aydır denizde mahsur kalan, beslenmelerini yağmur suyu ve denizden tuttukları balıklarla sağlayan 5 kişilik mürettebat yetkililerden yardım bekliyor.

Marmara Denizi Zeytinburnu açıklarında demirlemiş olan Kamboçya bayraklı Tallas isimli kuru yük gemisinden yaklaşık 3 hafta düşük bir şekilde yardım talebi gelmesi üzerine sivil toplum örgütü GEDDAD harekete geçti. Durumu ilk olarak yetkililere bildiren dernek problemin çözüldüğü bilgisini almasının ardından gemiye gitti. Ancak geminin bordasında çarşafa yazılı İngilizce “Help” yazısını fark eden dernek üyeleri, akşam saatlerinde hücum botlarıyla gemiye çıkarma yaptı. Gemiye ulaşmasının ardından 5 kişiden oluşan mürettebatın yaklaşık 5 aydır gemide mahsur kaldığı öğrenilince bir insanlık dramı ortaya çıktı. Dışarıyla hiçbir şekilde iletişim kurmayan ve yasalar gereği karaya da çıkamayan mürettebatın yağmur suyu ve denizde avladıkları balıklarla beslendikleri öğrenildi.

ŞİRKETLERİ İFLAS ETTİĞİ İÇİN ONLARI KADERİNE TERK ETTİ

Rus kökenli bir şirketin sahibinin iflas etmesi üzerine Ağustos ayından itibaren Zeytinburnu açıklarında demirlenmiş bir şekilde yardım bekleyen mürettebata yardım elini GEDDAD uzattı. İlk olarak Ukraynalı olan geminin kaptanı Nalyvayko Valeriy ile görüşen GEDDAD Yönetim Kurulu Başkanı Umur Zamanoğlu, mürettebatın yağmur suyu ve denizden avladıkları balıklarla beslendikleri ve üzerilerine giyecek elbiselerinin kalmadığını öğrendi. Mürettebatın aylardır denizde mahsur kaldıkları için hiç kimseyle irtibata geçemediği bundan dolayı aileleriyle de görüşemedikleri öğrenildi. Şirketlerinin iflas etmesi nedeniyle toplamda 62 bin dolar alacakları olduğunu ifade eden mürettebata yardım elini GEDDAD uzattı. Yapılan organizasyonla gemideki mürettebatın beslenebilmesi için gemiye içme suyu ve kumanya taşındı. Geçici olarak sorunları çözülen mürettebat ülkelerine dönebilmek için yetkililerden ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nde yardım bekliyor.

“AĞUSTOS AYINDAN BERİ YAĞMUR SUYU İÇİP, AVLADIKLARI BALIKLARLA BESLENİYORLAR”

Olay hakkında açıklamalarda bulunan GEDDAD Yönetim Kurulu Başkanı Umur Zamanoğlu, “Geminin bordasına ‘Help’ yani yardım çağrısının asılması üzerine standart bir olay olmadığını düşündük. Geminin ismine baktığımızda yaklaşık 3 hafta önce telsiz kanalıyla çok düşük bir şekilde yardım talep edildiğini işittik. Çağrı sinyaline baktığımız gemide asayişlik bir durum olduğunu düşündük. Ancak ‘gemide bir problemimiz var yardım istiyoruz’ denilince acil yardım çağrısı olmadığını düşünüp ilgili kurumlara bilgi verdik. Onlarda ilgilendik dediler ve arkasından olay kesildi. Bizde bordasında kocaman yardım yazan bir çağrıyı görmezden gelemedik. Her şey bir kenara kaptanı görünce güverteye çıkmayı rica ettik. Zaten bizi de büyük bir mutlulukla karşıladılar. Gemiye çıktığımızda gemide 40 yaş üzeri 5 tane personel ile karşılaştık. Bu personeller Ağustos ayından beri burada yağmur suyu içerek, dışarıdan 1-2 kişinin gönderdiği damacana suyla ve avladıkları balıklarla besleniyorlar. Hiçbir şekilde de maaş almıyorlar. Şirket ise Rus kökenli bir şirketmiş ve iflas etmiş, gemide burada kalmış. Gemi burada kalınca buradaki insanların ailelerini bırakın, kendileri yemek yiyecek bir şey bulamıyorlar. Balık avlayamadıkları için bugünü de aç geçirmişler. İflas boyutu ve hukuki yönüne bilemeyiz ama biz STK olarak bu duruma kayıtsız kalamadık. Böyle bir durumda bu geminin yardım çağrısına kayıtsız kalamayarak geldik. Durumu organize ederek, insanların açlığını gidermek için mürettebata 12 koli kumanya temin ettik” dedi.

“TÜRKİYE’DEN VE IMO’DAN YARDIM BEKLİYORUZ”

Geminin kaptanı Nalyvayko Valeriy, “Çok uzun zamandır gemideyiz, bundan dolayı da kontrat süremiz bitti. Uluslar arası kanunlara göre bu geminin personeli değiliz. Maaşlarımızı alamadığımız gibi aynı zamanda da üstümüzde kışlık bir kıyafetimiz dahi kalmadı. Kalanlarda yıprandı. Şu anda üstümüzde giyecek elbiselerimiz dahi yok. Aylarda doğru dürüst yemek yemediğimiz için eğer gelmeseydiniz son çare olarak filikadaki acil durum yemeklerini kullanacaktık. Bunları yiyerek kahvaltı yaparak gücümüzü toplamayı umut ediyorduk. Ailelerimiz uzun zamandır bizden haber alamıyor. Çok nadir zamanlarda görüşebiliyoruz. Ciddi olarak artık ülkemizde dönmek istiyoruz. Problemlerimizi şirkete aktardığımızda şirket hiçbir şekilde umursamıyor. Buradan hiçbir kimsede irtibata geçmedi. Müdürlerimiz bizi oyaladığı için burada kalmak zorunda kaldık. Türkiye’deki yetkililerden yardım bekliyoruz. Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden yardım bekliyoruz. Ülkemizde şuanda birtakım sorunlar olduğu için bu nedenle ailemizin bulunduğu köyde elektrik yok. Bundan dolayı ailemizle görüşemiyoruz. Ancak ailemin bizim yaşadığımız ve insanların bize yardım ettiklerini bilmelerini istiyorum” diye konuştu. 

DOĞAN CAN CESUR

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İstanbul 2020 A.Ş.’den SPK, Asya-Körfez Ortaklıkları ve G.Y.O. hamlesi İstanbul 2020 A.Ş., 270 bin metrekarelik portföyü sermaye piyasalarına entegre etmek için kurumsal adımını attı. Grubun, milyarlarca liralık aktif büyüklüğünü Kızılgüney G.Y.O. çatısı altında kurumsallaştırmak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvurusunu tamamladığı ve resmi onay sürecinin devam ettiği açıklandı. Küresel ölçekli altyapı yatırımlarının merkez üssü haline gelen Kanal İstanbul ve Sazlıdere Köprüsü hattı, uluslararası sermaye gruplarının 2026-2030 makro stratejileriyle yeniden şekilleniyor. Şehrin demografik ve ekonomik büyüme ekseninde yer alan Başakşehir bölgesi, bu dönüşümün kalbinde yer alıyor. Bu vizyon doğrultusunda konumlandırılan Selvi Park Comfort projesi, İstanbul 2020 A.Ş.’nin bölgedeki planlı yapılaşma ve stratejik arazi geliştirme hamlelerinin prestijli bir vitrini olarak öne çıkıyor. 270 bin metrekarelik portföy için SPK süreci başladı Son 4 yıl içerisinde 200 bin metrekareyi aşan inşaat alanını başarıyla tamamlayan ve an itibarıyla 70 bin metrekarelik yeni aktif alan inşasını sürdüren İstanbul 2020 A.Ş., bu portföyü sermaye piyasalarına entegre etmek için önemli kurumsal adımını attı. Grubun, milyarlarca liralık aktif büyüklüğünü Kızılgüney G.Y.O. çatısı altında kurumsallaştırmak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvurusunu tamamladığı ve resmi onay sürecinin devam ettiği açıklandı. Bu makro operasyonun ve Asya-Körfez eksenindeki stratejik sermaye ortaklıklarının mimarı Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ömer Faruk Kızılgüney liderliğindeki stratejik akıl; Çinli partnerleri ve Dubai merkezli Körfez sermayesi ile kurulan temaslar sayesinde, şirket portföyünü yerel bir gayrimenkul hareketinden ziyade "küresel bir sermaye ve alan yönetimi" platformuna dönüştürüyor. Grubun 2026-2030 vizyonu ve SPK süreci hakkında resmi değerlendirmelerde bulunan İstanbul 2020 A.Ş. İcra Kurulu Üyesi Faruk Aydın, şu ifadeleri kullandı: "Yeni dünya düzeninde gayrimenkul, sadece konut üretmek değil; sürdürülebilir yaşam alanları, akıllı şehir entegrasyonu ve uluslararası sermaye çekim merkezleri oluşturmaktır. Sazlıdere Köprüsü ve Kanal İstanbul hattı, tam olarak bu küresel vizyonun yeni sahasıdır. Yönetim Kurulu Başkan Vekilimiz Ömer Faruk Kızılgüney’in Asya-Pasifik ve Körfez bölgesiyle kurduğu stratejik köprüler ile 270 bin metrekareyi aşan devasa üretim kapasitemiz birleştiğinde, karşımıza Kızılgüney G.Y.O. gerçeği çıkmaktadır. SPK sürecimizin tamamlanmasıyla birlikte, İstanbul 2020 A.Ş. yarının İstanbul’una sadece binalarla değil, güçlü sermaye yapısıyla da yön verecektir."
Diyarbakır Boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü, 7 yaşındaki çocuğun velayeti, raporlara rağmen babaya verildi Diyarbakır’da bir kadın, boşanma aşamasında olduğu eşine karşı yürütülen velayet davasında mahkemenin bilirkişi raporlarına rağmen 7 yaşındaki E.K.’nin geçici velayetini babaya verdiğini belirterek, sürecin uzamasına tepki gösterdi. Diyarbakır’da Ö.K (29) ile eşi arasında devam eden boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü. Dosya kapsamında 3 ayrı bilirkişi raporu temin edildi. Dosyaya sunulan 3 ayrı bilirkişi raporunun tamamında 7 yaşındaki E.K.’nin velayetinin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına uygun olacağı belirtilirken, annenin çocuğun bakım, eğitim ve gelişim ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha yeterli olduğu ifade edildi. Altıncı ve yedinci celselerde dava ertelendi. Son celsede ise mahkeme çocuğun geçici velayetini babaya verdi. Ö.K., çocuğun halen halası tarafından bakıldığını iddia etti. Ö.K., "Depremden önce kızım çölyak hastasıydı. Ben tek başıma kızımı hastanelere götürdüm. Tanılarını falan hep tek başıma mücadele ederek yaptırdım. Sonra biyopsi yaptıktan sonra çölyak tanısı koyuldu. Bu süreçte hiçbir şekilde kimse yanımızda yoktu. Her aşamada ben tek başıma bir kadın olarak bunu yürüttüm. Kızıma biyopsi yapıldıktan sonra, çölyak raporunu aldıktan sonra glutensiz diyet uygulamam gerekiyordu. Kimse maddi olarak destek sunmadı. Her seferinde kendi ailemden para istiyordum. Çölyak ürünleri çok pahalı, glutensiz ürünler çok pahalı. Ona rağmen hiçbir şeyini eksik etmemeye çalışıyordum. Alıyordum ve çok şükür değerlerini biraz düşürdüm. Kızımın durumu biraz iyiye gitti ve gelişimi düzeldi" dedi. 6 Şubat depremlerinde kızıyla tek kaldığını ve kendi ailesine sığındığını anlatan Ö.K., şu ifadeleri kullandı: ’’Deprem gördük. Biz kızımla birlikte depremde yalnız evdeydik. Babayı aradım, sabah saat 5-6 gibi babaya hiçbir şekilde ulaşamadım. Cebimde sadece 5 lira vardı ve ben sokakta kalmıştım. Baba hiçbir şekilde bize maddi destek göndermedi. Bu olanlar birikti ve ben artık boşanma kararını verdim. Depremden bu yana ben boşanma davasını açtım. Kızımın okul düzeni de sağlığı da bir tık da olsa iyiydi. 3 tane uzman raporu anneden yana rapor çıkarmasına rağmen son duruşmada kızımın velayeti babaya verildi. Baba kendisi dile getiriyor, ben inşaatta çalışıyorum, şehir dışında kalıyorum, kızım halasında kalacak, halası bakacak diyor. Bir kadın olarak ne yapacağımı bilmiyorum ve sesimi bir şekilde duyurmak istiyorum. Tek istediğim şey kızımın sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyümesi, ne sağlığından ne eğitimden mahrum kalmaması. Kızım sağlıklı bir ortamda, huzurlu bir ortamda büyüsün istiyorum. Ne okulundan ne de sağlığından mahrum kalsın istemiyorum. Ben adaletin yerini bulmasını istiyorum.’’ Dava 3 yıldır sürüyor Ö.K.’nın avukatı Elif Göçtürk ise davanın yaklaşık 3 yıldır sürdüğünü ve son 1 yıldır yapılan üç celsede de dosyanın tekemmül etmesine rağmen, dosyada herhangi bir eksiklik bulunmamasına rağmen duruşmaların sürekli ertelendiğini söyledi. Göçtürk, "Müvekkilimin anayasada güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkını açık bir şekilde ihlal etmektedir. Öte yandan dosya kapsamında geçici velayete ilişkin 3 ayrı inceleme raporu ve uzmanlık raporu alındı. Bu raporlarda çocuğun üstün yararı gereği velayetin müvekkilime verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunlar pedagojik ve bilimsel açıklamalara, yani gerekçelere dayanarak belirtilmiştir. Zaten yargılamanın da her safhasında davalı baba çocuğa fiilen bakamayacağını, sürekli şehir dışında çalıştığını belirtmektedir. Ancak buna rağmen velayet davalı babaya verildi. Bu durum çocuğun sürekli üçüncü kişilerle yaşamak zorunda kaldığını, riskli bir sosyal çevrede yaşamak zorunda bırakıldığını göstermektedir. Bu da ileride çocuğun kişisel yaşamını ve kişisel gelişimini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Son olarak şunu belirtmek istiyorum, velayet sadece çocuğun bakma yetkisinin davanın taraflarına verilmesi değildir. Velayet aynı zamanda çocuğun eğitim hayatının sürdürülmesi, çocuğun kişisel gelişiminin sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi ve çocuğun güvenliğinin temin edilmesini kapsamaktadır’’ şeklinde konuştu. İlk 6 duruşmanın tanık dinletilmesi ya da eksik hususlar, bilirkişi raporları ve inceleme raporları gibi nedenlerle ertelendiğini aktaran Göçtürk, şu ifadeleri kullandı: ’’Ancak son 3 duruşmada herhangi bir gerekçe gösterilmeden duruşmaların ertelendiğini görüyoruz. İlk duruşmadan beridir biz şunu belirtiyoruz; çocuğun velayetinin anneye verilmesi gerekiyor. Nitekim dosyaya giren inceleme raporları ve uzmanlık raporları da davacı müvekkilimin, çocuğun üstün yararı gereği velayetinin annede kalması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bunların dikkate alınmadığını görüyoruz maalesef."