EKONOMİ - 30 Nisan 2018 Pazartesi 11:04

Türk girişimcinin keşfettiği sprey kına Avrupa’ya ihraç edilmeye başlandı

A
A
A
Türk girişimcinin keşfettiği sprey kına Avrupa’ya ihraç edilmeye başlandı

Kınayı sprey dövme boyası haline getiren yerli girişimci Mustafa Kemal Yalçınkaya, "Ürün piyasaya çıkar çıkmaz hem Türkiye’deki dövmeci ve kına satıcılarından hem de yurt dışındaki satın almacılardan büyük talep aldık" dedi.

Geliştirdiği özel formülle kınayı sprey dövme boyası haline getiren yerli girişimci Mustafa Kemal Yalçınkaya, One Spray Tattoo markasıyla yurt dışına açılmaya hazırlanıyor. 2 bin farklı dövme şablonu ve sprey dövme modelleriyle Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini belirten Yalçınkaya, "Yerli ve milli değerimiz olan kına dövme kültürüne katkı sağlamak istedik. Ürün piyasaya çıkar çıkmaz hem Türkiye’deki dövmeci ve kına satıcılarından hem de yurt dışındaki satın almacılardan büyük talep aldık. Helal sertifikalı ve FDA sağlık sertifikalı 1 hafta kalıcı geçici sprey dövmelerimiz Almanya’ya ihraç edilmeye başlandı. Özellikle Araplar 'henna' adını verdikleri kına dövmeye büyük ilgi gösteriyor" diye konuştu. 

Türkiye’de ilk defa sprey kına dövmesi üretimine başladıklarını kaydeden Yalçınkaya, özellikle düğün sezonunda ve yaz aylarında talebe yetişmekte zorlandıklarını bildirdi. Türkiye’de kadınlar arasında kına desenleriyle dövme yapmanın bir gelenek olduğunu ifade eden Yalçınkaya, "Uzun araştırmalardan sonra özle bir formülle kınayı sıvı hale getirerek sprey tüplerine doldurmayı başardık. Erkekler dövme yapmak için kadınlar da kına desenleri için ürünümüzü tercih ediyor. Kına gecelerinde poşetler içinde toz kına dağıtmak yerine bazı çiftler sprey kına setlerimizi davetlilere dağıtmaya başladı. Kendi tasarımımız olan 2 binden fazla dövme ve kına şablonumuz var. Şu anda siyah ve dark blue olmaz üzere iki farklı renkte sprey tüplerimiz var. Ürünümüz sayesinde kınanın ıslanması, vücuda yakılması ve kurumasını beklemek gibi tüm zorluklar ortadan kalkıyor. Şablonları vücuda yapıştırıp spreyi sıktıktan sonra 1 dakikada işlem tamamlanmış oluyor" diye konuştu.

Türkiye çapında bayilik ve francheise çalışmalarına başladıkları bilgisini veren One Spray Tattoo Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Yalçınkaya, "Şu anda 20 bayiye ulaştık. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve sahil kesiminden büyük talep alıyoruz. Geleneksel kına ve dövme uygulamalarına yeni bir bakış açısı getirdik. Kendi işini kurmak ve geçici dövmeyi meslek olarak yapmak isteyenlere Airbrush adı verilen profesyonel ekipmanlı setler hazırladık. Kendi işini kurmak isteyen girişimcilere anahtar teslimi kına dövme standı kuruyoruz. Şu anda pek çok alışveriş merkezinde ve dövmecide standlarımız faaliyet gösteriyor" diye konuştu.

Kına gecelerinde sprey kına kullanılıyor 

Geçici dövme alanında Türkiye’de ve dünyada marka olmak istediklerini anlatan Yalçınkaya, "Klasik dövme modellerinin yanısıra kendi özgün tasarımımız olan yerli ve milli değerlerimizi de şablon haline getirdik. Şu anda çok tercih edilen Göktürkçe ve Türk bayrağı desenlerimiz. Kalıcı dövme yaptırmaktan çekinen veya dövme sildirme zahmetine katlanmak istemeyen kişiler geçici dövme ile 1 hafta boyunca istedikleri desenleri kullanabiliyor. Sudan yağmurdan ve denizden etkilenmeyen ürünümüzü kolonya ile 5 saniyede silebilirsiniz. Cilde zarar vermeyen sertifikalı kına ve gıda boyalarından ürettiğimiz dövme spreyinin tüm dünyada geçerli FDA sağlık sertifikası olması sayesinde pek çok ülkeden ihracat talebi aldık. Katıldığımız fuarlarda ürünümüzü inceleyen pek çok uluslararası yatırımcı bize ortaklık teklif ediyor" şeklinde konuştu.  

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Şırnak Şırnak’ta "Safahat" panelinde gençler Akif’in fikir dünyası ele alındı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilen "Okuyorum Yazıyorum" Projesi kapsamında, İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’un ölümsüz eseri Safahat için Şırnak’ın Cizre ilçesinde panel düzenlendi. Türk edebiyatının temel taşlarından biri olan, 11 bin 240 mısra ve 108 şiirden oluşan dev külliyat Safahat, Şırnaklı gençlerin merceğindeydi. Şırnak İl Koordinatörü Hacı Ertuğrul’un koordinasyonunda Cizre Hacı Fettah Kadooğlu Anadolu Lisesinde gerçekleştirilen panelde, Silopi, Beytüşşebap ve Cizre’den gelen öğrenciler, Mehmet Akif’in toplumsal, ahlaki ve milli mesajlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Öğrenciler, Safahat üzerine yaptıkları sunumlarda Akif’in fikir dünyasını günümüz gençliğiyle harmanladı. Panelde özellikle milli bilinç, ahlaki değerler ve toplumsal sorumluluk gibi temalar işlenirken, sunum yapan öğrencilerin hitabet yetenekleri jüri ve izleyiciler tarafından büyük beğeni topladı. Metin çözümlemeleriyle eserin akademik yönüne de ışık tutan gençler, hitabet güçleriyle dikkat çekti. Sunumların içerik derinliği ve anlatım gücü üzerinden değerlendirildiği panelin sonunda ödül töreni düzenlendi. Dereceye giren öğrencilere ödülleri, İlçe Milli Eğitim Müdürü Şahan İke tarafından takdim edildi. Başarılarından dolayı öğrencileri tebrik eden Şahan İke, bu tür kültürel ve akademik çalışmaların gençlerin milli-manevi gelişiminde kritik bir rol oynadığını vurguladı. "Okuyorum Yazıyorum" Projesiyle, öğrencilerin okuma kültürünün güçlendirilmesi, edebi eserler üzerinden değerler eğitiminin desteklenmesi ve gençlerin milli bir bilinçle geleceğe hazırlanması hedefleniyor.
İstanbul Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aile güçlü olduğunda bireyler de toplum da güçlü olur" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" dedi. Erdoğan, "Güçlü ve sağlıklı ailelerde aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’na katıldı. Programda açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "10 yıllık bir dönemde ailelerimizi güçlendirmek, nüfusumuzu artırmak, sosyal ve ekonomik hayatın her alanında ailenin merkezi rolünü sağlamlaştırmak için güçlü bir irade ortaya koyan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde artan tehditler ve tehlikeler karşısında aile müessesesinin asli misyonunu icra etmesine katkı veren sivil toplum kuruluşlarımıza, medyada ve sosyal medyada bu mücadeleye destek olan her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. "Aile güçlü olduğunda bireyler - toplum güçlü olur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu bir gerçek ki; bir milletin gücü sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemez. Bunların yanı sıra bir milletin gücü; yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesile taşınan değerlerde gizlidir. Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgemiz, bunun doğrultusunda atılacak adımların aile kurumuna daha da büyük bir güç katacağına inanıyor; ülkemiz, milletimiz ve tüm ailelerimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bugün ayrıca 2025 Aile Yılı kapsamında düzenlenen çeşitli yarışmalarda dereceye giren kardeşlerimize ödüllerini takdim edeceğiz. ’Ailemiz Geleceğimiz’ temalı fotoğraf ve kısa film yarışmaları başta olmak üzere ödüle layık görülen tüm kardeşlerimizi de tebrik ediyorum" dedi. "Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur" Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokulu olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepimiz bir annenin, bir babanın evlatlarıyız. Hepimiz varlığımızı ailelerimize borçluyuz. Evlat olmamız da anne baba olmamız da ailelerimiz sayesindedir. Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilkokuludur. Hayata önce ailede hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin ailede öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu ailede atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi ailedir. Şahsiyet ailede oluşur ve o çatı altında tekamül eder. İnsan neslinin ayakta durabilmesini sağlayan da yine ailedir. Aile güçlü olduğunda bireyler güçlü olur, dolayısıyla toplum güçlü olur. Aile zayıfladığında, zayıflatıldığında ise birey zayıflar, toplum kan kaybeder. Ailenin huzuru milletin huzurundan, ailenin saadeti milletin saadetinden, ailenin güvenliği milletin güvenliğinden, ailenin birliği milletin birlik ve beraberliğinden ayrı düşünülemez. Anayasamızın 41. maddesinde yer alan ’Aile Türk toplumunun temelidir’ ilkesi hem bir yükümlülüğü hem de milletimizin asli kimliğini ortaya koyan son derece veciz bir ifadedir" ifadelerini kullandı. "Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir" Türk milleti tarih boyunca aile bağlarının güçlülüğü, devamlılığı sayesinde varlığını sürdürmüş, maruz kaldığı tüm tehditleri bertaraf etmiş ve kültürel kodlarını korumayı başardığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir. Devletimizin devlet ana olması tesadüf değildir. İnsanımızın gönlünde tüten ocağın aile ocağı, ana ocağı, baba ocağı olması asla ve asla tesadüf değildir. Bu kavramların her birinin temelinde binlerce yıllık hayat tecrübesi, kültür mirası, inanç dünyamızdan neşet eden kadim değerlerimiz vardır. Nasıl güçlü ve sağlıklı bireyler fertleri arasında hak ve ödevlerin dengeli dağıtıldığı, sorun çözme kapasitesi yüksek haneler olarak tarif ettiğimiz güçlü ve sağlıklı ailenin temeli ise, güçlü ve sağlıklı aileler de aziz milletimizin mutlu ve müreffeh geleceğinin güvencesi, artan saldırılar karşısında sığınılabilecek en güvenli limandır. Dijital teknokültür çağında insana ve hayata dair hemen her şey gibi aile de dönüşüyor, form değiştiriyor, elbette ciddi sınamalarla karşılaşıyor. Alışılagelmiş yapıların çözüldüğü, insanın yol ve yön arayışının arttığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde 86 milyonun sorumluluğunu taşıyan kadrolar olarak ülkemiz ve milletimiz için en iyisini yapmanın, muhtemel riskleri, tehditleri ve fırsatları öngörerek Türkiye’yi yarınlara hazırlamanın gayretindeyiz" şeklinde konuştu. "Aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar" Ülkeyi yönetme vazifesini üstlendiğimiz 2002’den beri bunun mücadelesini verdiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hatırlarsanız 2007 yılında en az 3 çocuk diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkat çekmiştik. Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahaleden inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık. Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede 3 çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor. Şundan emin olunuz ki yarın tarih tekerrür edecek. Aileye önem ve öncelik verdiğimiz için bizi bireyi önemsizleştirmekle veya kadını zayıflatmakla suçlayanların iddialarının absürtlüğü ortaya çıkacak. Ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabalarımızın doğruluğu gelecekte çok daha iyi anlaşılacak. Bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum: Türkiye olarak aile ve nüfus meselesinde sadece dünyada yaşanan hızlı değişimlerin etkilerini hissetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaların ve algıların olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz. Bilhassa yaşı ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar; ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutulduk. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar" açıklamasında bulundu. İstanbul’un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazelerin rehin alındığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstanbul’un göbeğindeki hastanelerde sırf ücret ödenmediği için cenazeler rehin alınırken sağlık sisteminin iyileştirilmesi için kullanılması gereken kaynaklar, dışarıdan reçete edilen nüfus kontrol politikalarıyla çarçur edildi. Bugün ise çocuğu aileye, nüfusu ülkeye yük gören anlayış tamamen iflas etmiş durumda. Hatta refah toplumu olarak dünyaya örnek gösterilen ülkelerin hemen hepsi nüfus artış hızının azalmasından dert yanıyorlar. Aynı şekilde küresel cinsiyetsizleştirme akımları karşısında aile kurumunun irtifa kaybetmesine mani olamıyorlar. Kimi ülkelerde sorun öyle bir boyuta ulaştı ki eğer göçmenler olmasa ekonomi çökecek, hayat duracak, en temel hizmetler verilemeyecek. Ekonomik, ticari ve beşeri bakımdan dünya ile bütünleşmiş bir ülke olarak bütün bunlardan maalesef bizler de etkileniyoruz. Aile bağlarımız, evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk evin neşesi; bunun yanında kızdan torun bahçe gülü, oğuldan torun ise oğul balı olarak görülür. Ancak 10 yılda sofralarımızdan yarım milyona yakın küçük kaşık eksildi. Şurası da endişe vericidir, ortanca yaşımız 2025’te 34,9’a çıktı. Yani her iki vatandaşımızdan biri artık yaklaşık 35 yaşındadır. Yaşlı nüfus oranımız ise 2025 itibarıyla yüzde 11,1’e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda. Dikkatinizi çekmek istediğim bir başka oran artık 30,08’e düşen hanehalkı büyüklüğüdür. Tek kişilik hanelerin oranı ise yüzde 20,5’a ulaşmıştır. İlk evlenme yaşı erkeklerde 28,5’a, hanımlarda 26’ya çıkarken 20-24 yaş aralığında hiç evlenmemiş kadın oranı yüzde 79, erkeklerde yüzde 94’tür" dedi. "Aile ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye’de hayata geçirdik" Milletçe önümüzde geleceğimiz adına endişelenmemiz, bununla kalmayıp çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablonun bulunduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada ifade etmek isterim ki bu endişe verici tablo sadece Türkiye’nin meselesi değildir. Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar birçok ülke yaşlanan nüfus, azalan doğum oranları ve çözülmeye başlayan aile yapısıyla karşı karşıyadır. Oralarla kıyaslandığında Türkiye hamdolsun çok iyi bir konumdadır. Örneğin bizde 35’e yaklaşan ortanca yaş Avrupa’da 45’tir. Türkiye Avrupa Birliği’nden halen 10 yaş daha gençtir. Ama buna rağmen biz şimdiden gerekli tedbirleri almaya, tıpkı üç çocuk çağrımızda olduğu gibi yarının risklerini şimdiden azaltmaya çalışıyoruz. Hükümet olarak uzun bir süredir güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum şiarıyla oldukça geniş kapsamlı politikalar uyguluyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın ismindeki aile ifadesine bile tahammül edemeyen marjinal zihniyete rağmen çok önemli adımlar attık. 2025 senesi aile merkezli politikalarımızda bir dönüm noktası teşkil etti. Aile ve Gençlik Fonunu önce deprem bölgemizde, ardından tüm Türkiye’de hayata geçirdik. 2026 yılında kredi tutarını artırdık ve şartları kolaylaştırdık. Yuva kuracak gençlerimize verdiğimiz 150 bin liralık destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. Genç çiftlerimize 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli kredi sağlıyoruz. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımızın tutarını yükselttik, Temmuz 2025’te yarı zamanlı çalışma yönetmeliğini yürürlüğe koyduk. Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha fazla çocuklu ailelerimize öncelik tanıdık. En son biliyorsunuz doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. Dün yürürlüğe giren kanuna göre çalışan anneler doğum izinlerini artık 24 hafta olarak kullanabilecek. Düzenleme ile özel sektör çalışanlarının babalık iznini kamu çalışanlarında olduğu gibi 10 güne çıkardık. Ayrıca koruyucu aile olacaklara da 10 gün izin hakkı tanıdık. Yeni yasamızın başta annelerimiz olmak üzere tüm ailelerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum" diye konuştu. 2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum: 2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk. Aile ve nüfus meselesini toplumun ve siyasetin gündemine taşıdık. Şimdi bunu bir üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. Bu amaçla 2026-2035 dönemini ’Aile ve Nüfus 10 Yılı’ olarak belirledik. Aile ve Nüfus 10 Yılı; aileyi toplumun temeli, nüfusu ise milletimizin geleceğinin teminatı olarak gören güçlü bir devlet iradesinin tezahürüdür. Vizyon belgemiz ise insanla başlayan, aileyle köklenen, nesillerle büyüyen, nüfusla güçlenen, istikbale yürüyen Türkiye vizyonunun yol haritasıdır. Belgemizi birbirini tamamlayan beş stratejik öncelik üzerine bina ettik. Birinci stratejik önceliğimiz; aile kurumunun ve nesillerin korunmasıdır. İkinci önceliğimiz; evlilik müessesesinin teşvikidir. Üçüncü önceliğimiz; doğurganlık hızının artırılmasıyken; dördüncüsü gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahıdır. Beşinci ve son stratejik önceliğimiz ise kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımıdır. 10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için araştırma, kurumsal kapasite, mevzuat, iletişim ve diplomasi cephelerinde de çalışmalar yürüteceğiz. Bundan böyle mayıs ayının son haftasını ’Milli Aile Haftası’ olarak kutlamak toplumsal farkındalığın artırılmasını da sağlayacaktır. Kamu kurum ve kuruluşlarımız stratejik planlarını, bütçelerini, performans hedeflerini aile ve nüfus eksenini ihtiva edecek biçimde geliştirecektir. Biz de bunun en üst düzeyde takipçisi olmaya devam edeceğiz" dedi.