GENEL - 01 Aralık 2011 Perşembe 00:39

YÖK, KATSAYI UYGULAMASINI KALDIRMAYI KARARLAŞTIRDI

A
A
A
YÖK, KATSAYI UYGULAMASINI KALDIRMAYI KARARLAŞTIRDI

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Genel Kurulu’nda, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasının kaldırılması kararlaştırıldı.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul STM’nin sürü İHA’ları, gerçek mühimmatla hedefi vurdu STM tarafından geliştirilen sürü İHA teknolojisi kapsamında, 20 adet Vurucu İHA KARGU ile gerçekleştirilen testte hedefler gerçek mühimmatla tam isabetle vuruldu. Bu faaliyet, Türkiye’de sürü kabiliyetinin canlı mühimmatlı bir operasyonel senaryoda test edildiği ilk çalışma olarak kayıtlara geçti. Türk savunma sanayiinin öncü mühendislik şirketi STM, sürü İHA teknolojileri alanında tarihi bir başarıya imza attı. Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunan General Nahit Şenoğul Atış ve Tatbikat Bölgesinde icra edilen faaliyette, STM’nin sürü İHA’ları ilk kez canlı mühimmat patlamalı bir ortamda başarıyla test edildi. Gerçekleştirilen testte, tamamen milli algoritmalarla geliştirilen dağıtık mimariye sahip sürü zekâsı sayesinde, tek bir operatör kontrolünde görev yapan KARGU sürüsü, kalkışın ardından görev bölgesine otonom olarak intikal etti. Görev bölgesine ulaşan KARGU sürüsü, üç farklı hedef için otonom şekilde alt sürülere ayrılarak, operatörün tek bir komutu ile eş zamanlı saldırı gerçekleştirdi. Anti-personel harp başlığıyla donatılmış KARGU’lar, canlı mühimmat kullanılan testte; dağıtık mimari yapıları sayesinde kendi aralarında haberleşerek, yüksek hassasiyet, eş zamanlı angajman ve operasyonel güvenilirlik kabiliyetlerini sahada başarıyla ortaya koydu. Tatbikat bölgesinde gerçekleştirilen faaliyeti; Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral Gültekin Yaralı, 4. Kolordu Komutanı ve Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Ahmet Kurumahmut başta olmak üzere üst düzey askeri heyetler yerinde takip etti. STM’nin sürü İHA saldırı kabiliyeti, komuta heyeti tarafından tam not aldı. "Bu başarı, Türkiye’nin otonom harp yetkinliğinde yeni bir eşik" STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, elde edilen başarının yalnızca teknik değil, aynı zamanda stratejik bir anlam taşıdığına dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sürü İHA teknolojileri, modern harp sahasının en kritik oyun değiştirici unsurlarından biri haline gelmiş durumda. STM olarak, tamamen milli yazılım ve algoritmalarla geliştirdiğimiz sürü zekâsı mimarimizi bugün canlı mühimmat patlatmalı bir testle sahada başarıyla ispatlamış olmanın gururunu yaşıyoruz. Sürü zekâsıyla donatılmış KARGU’ların koordineli biçimde, canlı mühimmatla hedefleri tam isabetle vurması; Türkiye’nin otonom sistemler, yapay zekâ ve sürü konsepti alanında geldiği seviyeyi net biçimde ortaya koymaktadır. Bu kabiliyet, sadece bugünün operasyonel ihtiyaçlarına değil, geleceğin harp konseptlerine de yön verecek stratejik bir eşiği temsil ediyor. STM mühendisliğinin imzasını taşıyan bu başarıyla, ülkemizi sürü zekâsı alanında dünyada sayılı ülkeler arasına taşıma kararlılığımızı bir kez daha göstermiş olduk." Türkiye’de bir ilk, dünyada sayılı örneklerden biri Canlı mühimmatla icra edilen bu başarılı sürü İHA saldırı testi, Türkiye açısından bir ilke işaret ederken; dünyada yalnızca sınırlı sayıda ülkenin sahip olduğu ileri düzey sürü operasyon kabiliyetleri arasında yer alındığını da ortaya koydu. STM tarafından geliştirilen dağıtık kontrol tabanlı sürü zekâsı mimarisi sayesinde sistem, görev esnasında bazı unsurların devre dışı kalması durumunda dahi operasyonunu sürdürebilecek yüksek esneklik ve dayanıklılık sergiledi. Sürü İHA kabiliyetleri STM’nin sahip olduğu özgün algoritmalar ve yazılımlar sayesinde STM sürü sisteminde bulunan taktik İHA’lar, gerçek zamanlı olarak birbirileri arasında haberleşebiliyor, hedef tespiti, paylaşımı ve önceliklendirmesi yaparak, sürü saldırısı icra edebiliyor. STM’nin sürü zekâsı mimarisi, merkezi bir kontrol birimine bağımlı olmadan, her bir İHA’nın görev kararlarını kendi almasına imkân tanıyor. Bu dağıtık kontrol mimarisi, sistemin bir parçası devre dışı kalsa bile sürünün görevi sürdürebilmesini sağlıyor ve görev başarısını artırıyor. Sürü sistemleri, satürasyon saldırısı konsepti çerçevesinde, aynı anda çok sayıda İHA’nın koordineli biçimde hedef bölgeye seyrüseferini sağlayarak, düşman savunma sistemlerinin satürasyona uğratılmasını ve etkisiz bırakılmasını hedefliyor. STM algoritmaları sayesinde sürü içindeki İHA’lar, taşıdıkları mühimmat türüne uygun hedeflerle angaje oluyor. Örneğin; insan veya araç hedeflerini ayırt edebilen, anti-personel veya zırh delici mühimmat taşıyan İHA’lar, hedef tipine göre otonom angajman yapabilmektedir. Geliştirilen sistemlerde, sürüye gerçek zamanlı olarak yeni İHA’lar eklenip çıkarılabiliyor, görevler güncellenebiliyor ve görev bölgesi içinde sürü bölünerek farklı alt görevler icra edebiliyor. Özellikler Sürü Zekâsı Algoritmaları, Satürasyon Saldırısı Konsepti, Dağıtık Kontrol Mimarisi, İHA’lar Arası İletişim Altyapısı, Otonom Formasyon Oluşturma ve Sürdürme, Çarpışma Önleme Sistemi, Gerçek Zamanlı Hedef Tespiti ve Sınıflandırması, Sürü İçi Görev Paylaşımı, Hedef Önceliklendirme ve Görev Atama, CRPA Destekli Anti-jam Seyrüsefer, KERKES Entegrasyonu ile KKS Bağımsız Seyrüsefer, Sürü Bölünmesi ve Birleşmesi, Gerçek Zamanlı Sürüye Katılma ve Sürüden Ayrılma
İstanbul Yüzyılın soykırımı ilk kez kayda geçirildi İsrail’in Gazze’ye yönelik 2 yıl süren soykırımı, "Gazze: Bir Soykırımın Anatomisi" adıyla dünyada ilk kez bir Türk gazeteci tarafından belgelenerek kitaplaştı. Soykırım vakalarını gün gün belgeleyen kitap, vahşeti mümkün kılan tarihi, ideolojik ve politik dinamikleri de ele alarak, soykırımın anatomisini ortaya koyuyor. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten başlayarak 2 yıl süren Gazze’ye yönelik soykırımı, vaka bazlı olarak dünyada ilk kez bir Türk gazeteci tarafından belgelenerek kayıt altına alındı. Daha önce kısmi ya da son derece sınırlı çalışmalar yapılmış olsa da gazeteci Orhan Turan, 2 yıl süren çalışmasıyla tüm süreci kesintisiz biçimde vaka bazlı olarak ele aldı. Kitap, Gazze’de yaşanan vahşeti yalnızca gün gün kayıt altına almakla kalmayıp; aynı zamanda bu yıkımı mümkün kılan teolojik, tarihi, kültürel ve politik dinamiklerin de izini sürüyor. Dört bölümden oluşan kitapta, Kenan diyarlarından Roma’ya, İslam fethinden Osmanlı hâkimiyetindeki uzun huzur dönemine kadar tarihi süreç ele alınırken, İngiliz Manda yönetiminden 1948’de İsrail’in ilanı ve günümüze kadar gelen işgal sürecinin arka planına ışık tutuluyor. 7 Ekim 2023-10 Ekim 2025 arasında süren iki yıllık soykırım süreci ise Birleşmiş Milletler raporları, Gazze’deki resmi kurumlar, uluslararası ajanslar ve birincil kaynaklar üzerinden vaka bazlı olarak belgelendi. Son bölümde ise vahşeti besleyen ideolojik, siyasi, ekonomik ve diplomatik mekanizmalar tüm açıklığıyla ortaya kondu. Soykırımın korkunç tablosu Kitapta, 28 Ekim 2023’te Netanyahu’nun orduya verdiği Tevrat kaynaklı "Amalek’i yok et" emrinin sahada nasıl bir etnik temizliğe dönüştüğü ve "Amalek" emri doğrultusunda 2 bin 483 ailenin soy bazlı olarak nasıl yok edildiği anlatıldı. Bu teolojik nefretin sonucu olarak Gazze’de 7 Ekim 2023’ten 10 Ekim 2025’e kadar süren sistematik imha süreci, insanlık tarihinin en karanlık bilançosunu geride bıraktı. El-Ehli Baptist Katliamı, Aziz Porphyrios Kilisesi Katliamı, Cibaliye Katliamı, El-Fahura Katliamı, El-Mağazi Katliamı, Şifa Hastanesi Katliamı, Han Yunus Katliamı, Deir el-Belah, Burayc Okul Katliamı, Nabulsi Kavşağı Katliamı, Refah Katliamı, World Central Kitchen Katliamı, Nusayrat Katliamı gibi vaka bazlı katliamlarla binlerce sivil hedef alındı. 67 bin 211 teyitli şehit, enkaz altındakilerle birlikte 100 binin üzerinde kayıp ve 169.961 yaralı. 20 binden fazla çocuk katledilirken, 1.000 bebek henüz bir yaşına basmadan bu vahşetin kurbanı oldu. 1.722 sağlık çalışanı ve 433 gazeteci hakikati savunurken hedef alınarak öldürüldü. Gazze’deki konutların yüzde 92’si yerle bir edilerek 1,4 milyon insan evsiz bırakıldı. Açlık bir silah olarak kullanıldı. 44 bin çocuk yetim, 19 bin kadın dul kalarak parçalanmış bir toplumun ağır yükünü omuzladı. Bu süreçte yaşanan katliam ve tehcir sonucu 2.4 milyon olan Gazze nüfusu 254 bin kişi azalarak yüzde 10.6 oranında azaldı. Bu rakamlar sadece birer sayı değil; İsrail’in ABD desteğiyle yürüttüğü topyekûn bir halkı yok etme projesinin kanlı dökümü oldu. Soykırımın kodu: Genaraler planı Eser, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski Başkanı Giora Eiland tarafından hazırlanan ve Ekim 2024’te Netanyahu hükümetince devreye alınan "Generaller Planı"nı tüm detaylarıyla ortaya koydu. Planın, Gazze’nin kuzeyinde kalan sivilleri insani yardımdan mahrum bırakarak teslim olmaya zorlamayı, bölgeyi tamamen insansızlaştırmayı ve açlığı bir "imha aracı" olarak kullanmayı hedeflediğini belgeledi. Planın "Yardımdan mahrum bırakma" kısmını CIA planlarken, imha kısmını ise ABD’nin Irak’a yönelik işgali sırasında direnişin kalesi olan Felluce kentinin tamamını imha etme emri veren ABD’li Korgeneral James Glynn yönetti. Kitap, ABD’li Korgeneral James Glynn’in (Felluce Kasabı) 26 Ekim 2023’te "danışman" sıfatıyla gönderildiği İsrail’de Irak’ta uyguladığı "şehri tamamen kuşatıp yaşam kaynaklarını kesme" taktiğini Gazze’deki kara operasyonlarına nasıl entegre ettiği vaka bazlı olarak anlatıyor. CIA, ölüm tuzaklarını nasıl kurdu İsrail, 28 Ekim 2024 tarihinde çıkardığı bir yasayla Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nı (UNRWA) resmen "terör örgütü" ilan etti ve kuruluşun Doğu Kudüs, Batı Şeria ile Gazze’deki faaliyetlerini yasakladı. Bu planlanmış bir adımdı. Zira CIA’nın planlamasıyla sözde yardım için kurulan Gaza Humanitarian Foundation (GHF) adlı sözde yardım yapılanmasıyla Filistinlilere yönelik ölüm tuzakları oluşturuldu. Eski CIA istasyon şefi Philip Reilly tarafından oluşturulan ağ, yardım dağıtım noktalarını istihbarat ve infaz alanına çevrilmesinde büyük rol oynadı. 29 Şubat 2024’te Nablusi Kavşağı’nda yaşanan ve "Un Katliamı" olarak tarihe geçen olayda 118 kişinin öldürülmesi, yardım bekleyen halkın biyometrik verilerle takip edilip hedef alınmasının en kanlı örneği olarak kayda geçti. Bu sistematik yıkımın temelinde, rastgele bir şiddet değil, tahrif edilmiş kutsal metinlerden beslenen teolojik nefret yatıyor. Kitap, Başbakan Netanyahu’nun, soykırımın ideolojik kodlarını daha ilk günden askerlerine vererek Tevrat’taki "Amalek’i yok edin" emrine atıfta bulunmasını inceliyor. Bu emir, sadece erkekleri değil, "kadınları da, bebekleri de, emziktekileri de" dahil olmak üzere düşmanın topyekûn imha edilmesini öngören mutlak bir intikam zihniyetini sembolize ediyor. Bu topyekûn imha, şüphesiz küresel bir suç ortaklığıyla mümkün olabilirdi. Kitap, vahşetin küresel hamisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) rolüne ışık tutuyor. ABD, İsrail’e milyarlarca dolarlık askeri yardım (38 milyar dolarlık fon ve 26 milyar dolarlık ek paket) sağlamakla kalmadı, aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nde altı kez veto kullanarak uluslararası yaptırımları tamamen engelledi.