YEREL HABERLER - 07 Kasım 2012 Çarşamba 15:43

SAОLIK ÇALIŞANLARININ MEMNUNİYETİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

A
A
A
SAОLIK ÇALIŞANLARININ MEMNUNİYETİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

Türk Sağlık-Sen Zonguldak Şube Başkanı Arzu Kara, sağlık çalışanlarının memnuniyetinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Türk Sağlık-Sen Zonguldak Şube Başkanı Arzu Kara yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının memnuniyetinin arttırılması, özverili hizmet sunabilmeleri ve çalışma hayatlarında onları mutlu edecek düzenlemelerin hayata geçirilmesinin şart olduğunu belirtti. Kara, ``2 Kasım 2011 tarihinde yayınlanan 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kamu Hastaneler Birliği hukuken hayata geçmişti. Başhekimden, başhemşireye tüm idarecilerin görevlerine son veren, yeni yöneticileri sözleşmeli yapan yeni yönetim tarzı, fiilen de 2 Kasım 2012 tarihinde tüm Türkiye`de uygulanmaya başlanmıştır. Kamuda kadrolu istihdam modeli yerine, bürokratın ve idarecinin de sözleşmeli yapılması doğru ve kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Birlik yöneticilerinin maaşları düzenlenirken, sağlık çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesi ve döner sermayelerinin emekliliğe yansıtılması gibi yıllardır beklenilen düzenlemeler hayata geçirilmemiştir. Bu kanayan yaralara neşter vurulmamıştır. Çalışanların özlük haklarında bir iyileştirme yapılmamıştır. Bu eksikliğin bir an önce telafi edilmesi gereklidir. Çalışanların talepleri karşılanmalıdır. Yeni yönetim tarzında çalışanların çalışma hayatları ile ilgili olumlu düzenlemeler yapılmalıdır. Yoğun iş yükü, şiddet, bulaşıcı hastalıklar gibi birçok tehdide rağmen özverili şekilde hizmet sunan sağlık çalışanlarının hakları göz ardı edilmemelidir. Yeni dönemde yönetici olarak hizmet verecek olan Genel Sekreterden Başkanlara, hastane yöneticilerinden, Başhekim ve yardımcılarına kadar tüm yöneticilere hayırlı olsun diyoruz. Yöneticilerden beklentimiz adaletle hükmetmeleri ve çalışanların hakkını, hukukunu önemsemeleridir. Türk Sağlık-Sen olarak geçtiğimiz yıl 62 ilde yaptığımız ankete göre sağlık çalışanlarının yüzde 30`unun çalıştıkları kurumda amirlerinin ayrım yaptığını, yüzde 21`i keyfiyete göre yönetim gösterdiklerini ve yüzde 17`si psikolojik baskı uyguladıklarını düşündükleri ortaya çıkmıştır. Yani sağlık çalışanların yüzde 68`i amirlerinin uygulamalarından rahatsız olduklarını beyan etmişlerdir. Ortaya çıkan bu sonuç, çalışanların idarecilerin yönetimlerinden dolayı nasıl bir baskı altında olduklarını anlatmaktadır. Bu tespit göz önünde göz önünde bulundurulduğunda idarecilerden, adaletli bir yönetim göstermeleri ve çalışanlar arasında herhangi bir ayrım yapmamalarını istiyoruz. Çalışanların taleplerini ve beklentilerini dikkate almalarını umuyoruz. Kamu Hastane Birliklerinde temel hedef olarak hizmette kalitenin arttırılması benimsendiği bizzat Sağlık Bakanı tarafından dile getirilmektedir. Vatandaşın sağlık hizmetlerinden memnuniyetinin yüzde 78`lere yaklaştığı da sık sık iktidar tarafından ifade edilmektedir. Vatandaş memnuniyeti ve kalitenin artmasında en önemli etken olan sağlık çalışanlarının memnuniyetleri ise hep göz ardı edilmektedir. Artık sağlık çalışanlarının da memnuniyetinin arttırılması, özverili hizmet sunarlarken, çalışma hayatında onları mutlu edecek düzenlemelerin hayata geçirilmesi şarttır. Yeni süreçte hem genel anlamda hem de kurumsal anlamda buna yönelik adımlar atılmasını umut ediyoruz`` dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Pancar deposunda sinema ve lezzet yolculuğu Nilüfer Belediyesi’nin akademik ve kültürel birikimi harmanladığı "Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar" etkinliği, Şubat ayında "Boran Geldi Kış Geldi Safa Geldi Hoş Geldi Sinemalarda" temasıyla sinema ve yemek ilişkisini ele aldı. Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı’nın hazırlayıp sunduğu "Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar" buluşmalarının beşincisi "Boran Geldi Kış Geldi Safa Geldi Hoş Geldi Sinemalarda" temasıyla gerçekleştirildi. Yemek ile müzik ilişkisini ele alan etkinlikte, bu ay sinemanın büyüleyici dünyası ve lezzet kültürü konuşuldu. Prof. Dr. İlkay Kanık’ın konuk olduğu programda, katılımcılar Bursa’nın sinema tarihinden Yeşilçam mutfağına uzanan geniş bir yelpazede bir yolculuğa çıktı. Etkinlik, sinema kültürünün ayrılmaz parçaları olan Uludağ Gazozu ve patlamış mısır ikramıyla başladı. Bursa’nın sinema geçmişine vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, 1923 yılında Türk kadınlarının ilk kez rol aldığı "Ateşten Gömlek" filminin Bursa’da gösterilen ilk film olduğunu, ayrıca ilk sesli Türk filmi olan İstanbul Sokakları’nın da Muhsin Ertuğrul tarafından yine Bursa’da çekildiğini hatırlattı. Prof. Dr. İlkay Kanık ise konuşmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sinemaya verdiği öneme dikkati çekti. Atatürk’ün bir sinema senaryosu yazdığını ve sinemanın bir milletin çağdaşlaşmasındaki gücüne inandığını belirten Kanık, Yeşilçam’ın doğuşuna giden yolun bu vizyonla açıldığını ifade etti. Kanık, "Türkiye’de ilk film gösterimi 1897 yılında yapılmıştır ve o günden bugüne film sektörü çok yol kat etmiştir. Türk filmlerinde yemekler ve çeşitli lezzetler hep ön plana çıkmıştır" dedi. Ses ve lezzet eşleştirmesi Etkinlikte katılımcılara dinledikleri müzikler ile tattıkları lezzetler arasındaki duygusal bağı keşfetmeleri için anketler de dağıtıldı. Ratatuy, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Muhsin Bey ve Chocolat gibi filmlerden kesitler paylaşılırken; aynı anda filmlerde yer alan çiğ köfte, kuru fasulye, boza ve çikolata gibi yiyecekler ile sahneler ve lezzet eşleştirmeleri gerçekleştirildi. Etkinliğin sonunda Bursa’da çekilen Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmi üzerinden gölge oyunu, semai kahvehaneleri ve bozahaneler eşliğinde eski Bursa’nın canlı kültürü ele alındı. Prof. Dr. İlkay Kanık, bu tür anlatıların toplumsal dönüşümü yansıttığını belirterek, "Filmlerde kurulan sofralar, pazarlar ve yemekler ile dönemin ve bölgenin canlılığı ve kültürü bize yansıtılmaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Gastroetnomüzikolojik Kaynatmalar etkinliği, önümüzdeki aylarda farklı temalarla devam edecek.
Isparta Üç çocuk annesi, taksi şoförlüğüyle hem ailesinin geçimine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor Isparta’da yapan üç çocuk annesi Hacer Topal, 3 yıldır sürdürdüğü taksicilik mesleğinde hem ailesinin geçimine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor. Şoförlüğün önce bir heves, ardından tutkuya dönüştüğünü dile getiren Topal, "İlk başta heves gibiydi ama sonra tutkuya dönüştü. Şimdi ise mesleğim oldu ve gurur duyuyorum" dedi. Isparta’da yaşayan üç çocuk annesi 39 yaşındaki Hacer Topal, yaklaşık 3 yıldır taksi şoförlüğü yapıyor. Aslen Sivaslı olan ve 10 yıldır kentte yaşamını sürdüren Topal, direksiyon başında ekmeğini kazanıyor. Gece gündüz demeden çalışan Topal, mesleğini severek sürdürdüğünü ifade ederken kadınların istedikleri takdirde her mesleği başarabileceğini gösteriyor. "Direksiyon benim ekmeğim oldu" Yaklaşık 10 yıldır Isparta’da yaşadığını belirten Hacer Topal, şoförlüğün önce bir heves, ardından tutkuya dönüştüğünü dile getirdi. Topal, "Ben okuyamadım, aslında çok istemiştim ama şartlar el vermedi. Arabayı kullanmak nasıl bir duygu diye merak ederek başladım. İlk başta heves gibiydi ama sonra tutkuya dönüştü. Şimdi ise mesleğim oldu ve gurur duyuyorum. Direksiyon benim ekmeğim. Ondan para kazanıyorum. Üç çocuğum var, bir ev geçindiriyorum. Isparta’da iş imkanları zaten kısıtlı. Ekonomik şartlar belli. Arabanın yakıtı, vergisi, sanayi masrafları derken kazandığımızın çoğu giderlere gidiyor ama yine de çalışmak zorundayım" dedi. "Taksime abi diye binip ‘Abla sen miydin?’ diye şaşırıyorlar" Kadın taksici olarak zaman zaman şaşkınlıkla karşılandığını belirten Topal, yaşanan ilginç anları da, "Arabaya binen yolcular genelde ‘Merhaba abi’ diyor. Sonra dönüp beni görünce ‘Abla sen miydin?’ diye şaşırıyorlar. Tebrik eden de çok, fotoğraf çektirmek isteyen de. Video çekip paylaşanlar oluyor. Bazen trafikte sıkıştıranlar oluyor ama ben kurallara uyarak yoluma devam ediyorum. Bir gece mesaisinde iki yolcu binmişti. Beni görünce şaşırdılar. Öndeki Kevser Suresi’ni okumaya başladı, arkadaki tekbir getiriyordu. O anı hiç unutamıyorum, hâlâ aklıma geldikçe gülüyorum" sözleriyle paylaştı. "Kadınlar korkmasın, direksiyon başına geçsinler" Kadınların hem evde hem iş hayatında büyük sorumluluk taşıdığını vurgulayan Topal, kadınlara da çağrıda bulunarak, "Bir kadın hem anne, hem çalışan, hem öğretmen, hem de evin direği oluyor. Ülkemizde kadın olmak kolay değil ama imkânsız da değil. Ehliyeti olup korkan kadınlar varsa kesinlikle tavsiye ediyorum. Direksiyon başına geçsinler, kendi ekmeklerini kazansınlar. Ben çocuklarımın okuması için mücadele ediyorum. Onlar sevdikleri mesleği yapsın istiyorum. Eğer bir gün direksiyon başına geçmek isterlerse ona da saygı duyarım. Yeter ki severek yapsınlar" ifadelerini kullandı.
Burdur Babasından öğrendiği ayakkabı tamirciliğini 40 yıldır sürdürüyor Burdur’un Gölhisar ilçesinde 40 yıldır ayakkabı tamirciliği yapan usta, babasından öğrendiği mesleği yarım asra yaklaşan tecrübesiyle sürdürüyor. Kaybolmaya yüz tutan meslekler arasında yer alan ayakkabı tamirciliği, Burdur’un Gölhisar ilçesinde iki usta tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Bu ustalardan biri olan Ali Şakar (55), küçük yaşlarda babasının yanında çırak olarak başladığı mesleğini 40 yıldır aralıksız sürdürüyor. Değişen tüketim alışkanlıkları ve hazır ürün kullanımının artmasıyla birlikte tamir kültürünün zayıflarken Şakar, en büyük sıkıntının çırak yetişmemesi olduğunu ifade etti. Mesleğin gelecek nesillere aktarma konusunda kaygılı olduğunu belirten Şakar, gençler bu işi yapmak istemediğinden ve kendisinden sonra bu işi yapacak kimsenin olmadığını söyledi. "Bizi üzen nokta bu mesleğin kaybolacak olması" İlkokula giderken boş zamanlarında babasının yanına gelerek ayakkabı tamirciliğini öğrendiğini anlatan Ali Şakar, "40-45 senedir bu işi yapıyorum. Babamdan öğrendiğim gibi yıllardır bu mesleği sürdürüyorum. Ayakkabı tamiri, boyaması, valiz, çanta gibi tüm eşyaların tamirini yapıyoruz. İlçemizde de bu mesleği yapan 2 kişi kaldık. Bir tanesi Armutlu Mahallesi’nde, merkezde de biz varız. Başka da kimse kalmadı. Çırak da zaten bulunmuyor. Artık herkes hazıra yöneldi. Bizi üzen nokta da bu mesleğin kaybolacak olması. Ben mesleği babamın yanında, ilkokulu okurken öğrendim. Ama şimdi gençlerden hevesli kimse yok" dedi.