GÜNDEM - 13 Mart 2009 Cuma 21:31

Bağış Türkiye raporunu değerlendirdi

A
A
A
Bağış Türkiye raporunu değerlendirdi

Devlet Bakanı Egemen Bağış, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından kabul edilen Türkiye raporunu değerlendirerek, ''Raporun, 528 Avrupa parlamenterinin onayıyla kabul edilmiş olması Türkiye'nin katılım sürecinin teyit edilmesi anlamına gelmektedir'' dedi.

Çek Cumhuriyeti'ndeki temaslarının ardından akşam saatlerinde İstanbul'a dönen Bağış Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, ''Yaptığımız görüşmelerde Türkiye'nin AB üyelik sürecini ve dönem başkanı olarak Çek Cumhuriyeti'nin yaklaşımını ele aldık. Şunu memnuniyetiyle ifade ederim ki, Çek Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili desteği sürdürmektedir. Kendi dönemleri içerisinde bu sürecin ilerlemesi için önemli adımların atılması için bir kararlılık içinde gördük kendilerini. Bu dönemde açılması düşünülen fasıllarla ilgili görüşmelerin yanısıra, küresel ekonomik sıkıntılar, AB'yi ilgilendiren dış politika konuları, enerji güvenliği gibi konularda görüş alışverişinde bulunduk. Kendilerini müzakerelerin ilerlemesi konusunda samimi olduklarını ve ciddi bir çaba içinde olduklarını gözlemledim. Bizler de Türkiye olarak aynı çaba içende bu fasılların ilerlemesi konusunda elimizden geleni yapıyoruz'' dedi.

Bakan Bağış, Avrupa Parlamentosu'nun dün onaylanan Türkiye raporuyla ilgili olarak, ''Bu rapor içerisinde bizim hoşumuza gitmeyen, eleştiri tonu ağır olan maddeler olsa da, içerisine katılım sözcüğünün Türkiye'nin çabaları sonucunda girmiş olan bu raporun 528 Avrupa parlamenterinin onayıyla kabul edilmiş olması, Türkiye'nin katılım sürecinin teyit edilmesi anlamına gelmektedir'' diye konuştu.

Bu çerçevede raporda Türkiye'nin hassasiyetlerinin dikkate alındığını vurgulayan Bağış, şunları kaydetti:

''Özellikle Ermeni iddialarıyla ilgili, 1915 ile ilgili hassasiyetimizin dikkate alınarak raporda yer verilmemiş olması, PKK'nın bir terör örgütü olduğunun açıkça vurgulanmış olması, Türkiye'ye karşı bir takım hasmane çabaların ciddiye alınmamış olması ve raporda yer almamış olması önemlidir. Daha önemli olan kısmı da 27 ülkeyi temsil eden parlamenterlerin ve 8 değişik siyasi partiyi temsil eden siyasilerin ortak raporu haline gelen bu belge, genel anlamıyla dengeli bir belge. Daha önceki yıllar ile karşılaştırıldığında daha yapıcı ve Türkiye'nin tam üyelik çabalarının güçlendirilmesi konusunda çağrıda bulunan bir rapor. Bu da her geçen gün Avrupa mercilerinin Türkiye'nin tam üyelik sürecine daha fazla inandıkları ve destek verdiklerinin bir göstergesidir.''

Avrupa Parlamentosu'nun seçimlere gitmeden evvel son Türkiye raporunu yayınladığını da hatırlatan Bağış, ''Bu önümüzdeki Haziran'da yeni oluşacak parlamentonun da Türkiye ile ilgili izlenimlerinin başlangıç noktasını oluşturacağı için önemlidir. Temaslarımızda talep ettiğimiz birçok konunun ciddiye alındığını görmek bizler için mutluluk vesilesi olmuştur'' şeklinde konuştu.

Raporun hazırlanması ve çıkarılmasında emeği geçen Avrupalı ve Türk parlamenterlere teşekkür eden Egemen Bağış, önümüzdeki süreçte Çek dönem başkanlığının Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili kararlılığının devam edeceğini düşündüğünü söyledi.

Türkiye'de atılan adımların çok yakından takip edildiğini de dile getiren Bağış, ulusal programın yayınlanması, Baş Müzakerecilik makamının ayrılmış olmasının, Nazım Hikmet'in vatandaşlığının iade edilmesi, Kyoto Protokolü'nün onaylanması, Meclis'te kadın erkek eşitliği komisyonunun kurulması, TRT 6'nın yayınlara başlamasının Prag'da da yakından izlendiğini görmenin umut verici olduğunu belirtti.

Bağış, ''ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye ziyareti Avrupa ülkelerinde nasıl değerlendiriliyor?'' sorusu üzerine şunları söyledi:
''Görüşmelerimizde bu konu da gündeme geldi. Başkan Obama'nın sadece ikili ziyaretini yapacağı ülke olarak Türkiye'yi seçmiş olması değil, aynı zamanda bu çıkacağı seyahatteki her katılacağı toplantıda Türkiye'nin gündemin önemli bir maddesi olması, Çek dönem başkanlığını olduğu gibi, diğer muhatap olduğumuz siyasileri de etkilediğini gözlemledik. Biliyorsunuz ülkemizde bir takım felaket tellalları 'Türkiye'nin batı ile ilişkilerinin artık geri dönülmez bir noktaya gittiği ve kötüleştiği' iddiaları var. Ama Türkiye bir kolu ile AB'ye uzanan, bir koluyla da İslam dünyasını kucaklayan bir ülke olarak gerçekten bir köprüdür. Geleneksel olarak Türkiye'nin doğu ile batı arasında bir köprü olduğu söylenirdi ama bu köprünün batı ayağına önem verilir, doğu ayağı ihmal edilirdi. Bir ayağı güçlü, bir ayağı zayıf olan her köprünün çökme tehlikesi vardır. Biz son 7 yılda köprünün her iki ayağını eş zamanlı olarak güçlendirdik.''

Başbakan danışmanlarından Ahmet Davutoğlu'nun da dün akşam Prag'a geldiğini ve Çek dönem başkanına Ortadoğu ile ilgili bilgiler verdiğini dile getiren Bağış, ''Bu da gösteriyor ki, AB dönem başkanlığı da Türkiye'nin Ortadoğu'da artan öneminin farkında ve bu konuda bilgilenmek istiyor. Türkiye'nin tecrübelerinden faydalanmak istiyor'' ifadelerini kullandı.

Egemen Bağış, ABD Başkanı Obama'nın Türkiye ziyaretinden önce G-20 zirvesine, daha sonra NATO zirvesine katılacağını her iki zirvede de Türkiye'nin gündemde olacağını ifade ederek, Obama'nın daha sonra Prag'da AB dönem başkanlı arlamenterlerin ve 8 değişik siğı ile görüşmeler yapacağını orada da gündemde Türkiye'nin olacağını söyledi.
Başkan Obama'nın daha sonra Türkiye'ye geleceğini hatırlatan Bağış, ''Başkan Obama, Türkiye'ye geçerken uğradım ziyareti yapmayacak. Hem Ankara'da hem de İstanbul'da temasları olacak. İki gün kalacak. Bu da Türkiye'nin artık küresel boyutta ne noktaya geldiğinin göstergesidir. Türkiye, sadece BM Güvenlik Konseyi üyesi olmakla kalmayıp, AB müzakerelerini ve İslam Konferansı Örgütü'nün Genel Sekreterliği'ni sürdürmektedir. Türkiye'nin her konuda küresel konularda danışılan ve fikirlerine önem verilen bir ülke haline gelmiş olması, hepimizin ortak gururu olmalıdır" diye konuştu.

TUNCER CENGİZ- İSTANBUL

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hakkari Yüksekova’nın biyoçeşitliliği kayıt altına alınacak Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki Nehil Sazlığı’nın ekosistemini ve barındırdığı canlı türlerini incelemeyi hedefleyen "Suya Bağlı Yaşamlar: Nehil Sazlığı’nda Biyoçeşitlilik Keşfi" projesi, TÜBİTAK 4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları Destekleme Programı kapsamında kabul edildi. Yüksekova Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) tarafından hazırlanan ve Hakkari Üniversitesi paydaşlığında geliştirilen proje, bölgenin en önemli sulak alanlarından biri olan Nehil Sazlığı’nı mercek altına alacak. Yürütücülüğünü İshak Göç’ün üstlendiği çalışma; akademisyenler, öğretmenler ve uzmanlardan oluşan geniş bir kadroyla yürütülecek. Proje kapsamında, ilçenin ekolojik dengesi açısından kritik öneme sahip olan Nehil Sazlığı, katılımcı öğrenciler için adeta bir "doğal laboratuvar" işlevi görecek. "Suya Bağlı Yaşamlar" temasıyla gerçekleştirilecek saha çalışmalarında, sulak alanların korunması ve nesli tehlike altındaki türlerin gözlemlenmesi üzerine uygulamalı eğitimler verilecek. Projenin akademik derinliğini sağlamak amacıyla Hakkari Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Sait Taylan, Doç. Dr. Melek Erdek, Dr. Öğretim Üyesi Metin Ertaş ve Doç. Dr. Muzafer Mükemre uzman olarak görev alacak. Ayrıca Yüksekova Fen Lisesi ve çeşitli kamu kurumlarından eğitmenlerin de yer alacağı projede, rehberler eşliğinde bilimsel gözlemler yapılacak. Yüksekova’nın bilimsel projelerle tanıtılmasına katkı sunması beklenen çalışmanın, bölgedeki gençlerin doğa bilimlerine olan ilgisini artırması ve ekolojik bilinci güçlendirmesi hedefleniyor.
Erzincan Başköy’de tarihi miras gün yüzüne çıkıyor Erzincan’ın Çayırlı ilçesine bağlı Başköy’de yer alan tarihi alan, geçmişin izlerini günümüze taşımayı sürdürüyor. Urartular’dan Akkoyunlu ve Karakoyunlular dönemine uzanan köklü geçmişe sahip bölgede, özellikle 15. ve 16. yüzyıla ait koç, koyun ve at figürlü mezar taşları dikkat çekiyor. Uzmanlar, söz konusu figürlerin dönemin kültürel yapısı ve inanç dünyasına ışık tuttuğunu, aynı zamanda cesaret, güç ve sosyal statüyü simgelediğini belirtiyor. Tarihi alanın bulunduğu coğrafyanın, 1473 yılında gerçekleşen Otlukbeli Savaşı’na da ev sahipliği yaptığı, mezar taşlarının bir kısmının bu savaşta hayatını kaybeden askerlere ait olabileceğinin değerlendirildiği ifade ediliyor. Bölgede yer alan ve köyle aynı adı taşıyan Başköy Kalesi’nin de Urartu dönemine kadar uzandığı, kalenin yaklaşık 28 metre genişliğinde ve 52 metre uzunluğunda olduğu, kuzey ve güney kesimlerinde duvar kalıntılarının günümüze ulaştığı bildirildi. Çayırlı bölgesinin, Urartuların kuzey ve batı yayılımını kontrol etmek amacıyla kurduğu yerleşim ağının önemli bir parçası olduğu kaydedilirken, Başköy ve çevresinin tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı belirtildi. Öte yandan mezar taşlarında yer alan ibrik, saz, ağaç ve çeşitli bitki motiflerinin de dönemin yaşam tarzı ve inanç sistemi hakkında önemli bilgiler sunduğu, Osmanlı dönemine ait taşlarda ise gül, kuş ve vazo gibi süslemelerin öne çıktığı ifade edildi. Erzincan Valiliği tarafından paylaşılan ve Mustafa Başgöze imzasını taşıyan görüntülerde de, asırlardır ayakta kalan mezar taşlarının bölgenin kültürel mirasını yansıttığı görüldü. Başköy’deki tarihi alan, hem bölge halkı hem de tarih meraklıları için önemli bir kültürel değer olmayı sürdürüyor.