GENEL - 17 Aralık 2011 Cumartesi 10:40

TERMO ISI`DAN `ÇEVRE DOSTU` 2 YENİ ÜRÜN

A
A
A
TERMO ISI`DAN `ÇEVRE DOSTU` 2 YENİ ÜRÜN

Ecostar Combustion Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Cem Özyıldırım, "Isıtma sektörü Avrupa ve dünyada önemli konumda, bazı ürünlerimiz Avrupa standartlarının üstüne çıkmaya başladı" dedi.
Termo Isı (Ecostar) Combustion Systems’in yeni jenerasyon ürünleri CIB Low Nox Brülorü ve Kare Brülorü Rixos Hotel’de düzenlenen toplantıda tanıtıldı. Toplantıya, Ecostar Combustion Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Cem Özyıldırım, Ecostar Tahattüt Departman Sorumlusu Özgür Şahin ve çok sayıda davetli katıldı. Yeni ürünlerin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında konuşan Özyıldırım, Türkiye’nin hedefinin 2023’te 500 milyar ciro yapmak olduğunu kaydederek, firma olarak bu hedef yönünde
ilerlediklerini belirtti. Pek çok ülkeye ihracat yaptıklarını anlatan Özyıldırım, Rusya’da da bir ofis oluşturmayı düşündüklerini söyledi. Özyıldırım, "Isıtma sektörü Avrupa ve dünyada önemli konumda, bazı ürünlerimiz Avrupa standartlarının üstüne çıkmaya başladı. Bazı noktalarda bir firma gelip ortak bir çalışma yapabilir miyiz diye teklifte bulunuyor" diye konuştu.
Avrupa’daki ekonomik belirsizliklere rağmen oradaki projelerinin devam ettiğine dikkat çeken Özyıldırım, önemli olanın özel sektörün çalışmasını devam ettirmesi olduğunu belirtti. Özyıldırım, "Biz pazarımızı nasıl artırabiliriz diye düşündüğümüz zaman 3 nokta önümüze çıkıyor, satış, Ar-Ge ve marka gücü" dedi.
Satış ve satış sonrası hizmet alanında departmanlara bölündüklerini anlatan Özyıldırım, bu birimlerin daha işler bir hale getirildiğini söyledi. Brülör yapma işinde önemli olanın servis ve servis altyapısı olduğuna dikkat çeken Özyıldırım, bu servislere periyodik olarak senede 2-3 defa eğitim verildiğini ve eksiklik görülmesi halinde bu eğitimin servislere tekrar sağlandığını vurguladı. Müşteri memnuniyeti için birçok seçenek geliştirdiklerini kaydeden Özyıldırım, çağrı merkezi kurduklarını, siparişlerin
online alınabileceğini ve web sayfası hizmetini sunduklarını belirtti. Özyıldırım, "Son zamanlarda yaptığımız bazı tesislerde uzaktan kumandayla arıza tespit imkanı sağladık. Servis göndermeden arıza tespiti imkanı sağladık. Baca gazı ölçümünde, sistemler devreye alınıyor bu devreye alındığı zaman emisyon ölçümleri var. Gaz firmaları bunu genelde istiyorlar. Avrupa Birliği’nin belirlediği bazı standartlar var ama biz diyoruz ki bu standartta biz daha iyi emisyonu nasıl sağlayabiliriz? Ürünlerimizle ilgili
olarak neler yapabiliriz? 2 sene yüzde 5 olan oksijen miktarını yüzde 3’lere kadar servislerimize çektik. Bu önemli bir konu. Arada inanılmaz bir yakıt tasarrufu olacaktır bunu biz kendi ürünlerimizi alan her servise bunu yaptırtıyoruz. Her hizmette bunu minimumlara düşüreceğiz" şeklinde konuştu.
Türkiye’nin endüstrisinin gelişiminin kamu kurum ve kuruluşlarla geliştiğini anlatan Özyıldırım, yan sanayinin de yavaş yavaş geliştiğini ve özel sektörün gelişmesinin kamu kurumlarının özel sektöre yön gösterdiğini belirtti. Ar-Ge departmanındaki çalışmalarda, yurtiçinde ve yurtdışında rekabetçi ürün üretilmesi gerektiğine dikkat çeken Özyıldırım, teknolojik ve çevreye duyarlı ürünler üretilmesi gerektiğinin de altını çizdi. Özyıldırım, çalışmalarda üniversitelerle de iş birliğinde bulunduklarını ve
özel üretim yeni projeler geliştirdiklerini söyledi. Özyıldırım, brülör seçim programına ilişkin olarak, "Seçimin düzgün yapılması lazım, sistem alındıktan sonra geriye dönmesi zor oluyor bunun baştan doğru yapılması lazım. Satılan bir ürünün tekrar değiştirilmesi zor oluyor, programın başında doğru yapılmasını istiyoruz" diye konuştu.
Özyıldırım, hedeflerinin ürünlerden yüzde 100 memnuniyet sağlamak ve sürdürülebilir doğal kaynaklı ürünler üretmek olduğunu belirtti.
Ecostar Tahattüt Departman Sorumlusu Özgür Şahin de, üretilen CIB Low Nox Brülörü ve kare brülörü ile ilgili bir sunum yaptı. Sunumda, ürünlerin özelliklerine ilişkin bilgiler veren Şahin, bu ürünlerin ses şiddetinin 78 desibel olduğunu ve bu sesin kazan dairesinin dışına çıkmayacak kadar az olduğunu anlattı.
Çevreci yönü daha yaygın, dış görünümü tamamen farklı yeni brülörler, azot oksit miktarları fazla olan gazları yakıyor (yanmamış gazları yeniden yakarak). Soğutma sistemi ise alev sistemini soğutuyor, böylece azot etkisini azaltıyor. Geliştirilen NOx’in AB standartlarındaki oranının 110 miligram, Termo Isı’nın brülör ürünlerinin emisyon değeri 80 miligrama kadar düşürülmüş. Üretilen ürünler, çevreye duyarlı, sıkı kalite kontrolünden geçen ürünler. Firma, ayrıca metal boru kılıflı elektrikli ısıtıcı
üretimini de yapıyor. Termo Isı, ürün yelpazesinde 500 ürün bulunduruyor ve üretim çeşitliliği açısından Avrupa’da tek firma özelliğine sahip.
Toplantı sonrası, firma tarafından Rixos Hotel’de davetlilere bir yemek verildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Alperen Şengün’den, New York deplasmanında 16 sayı NBA’de Houston Rockets deplasmanda karşı karşıya geldiği New York Knicks’e 108-106’lık skorla yenilirken, milli basketbolcu Alperen Şengün 16 sayı, 6 ribaund, 6 asist ve 3 blokla oynadı. NBA’de normal sezon heyecanı 6 karşılaşmayla devam etti. New York Knicks, Madison Square Garden’da karşılaştığı maçta Houston Rockets’ı 108-106’lık skorla mağlup etti ve 36. galibiyetini kazandı. New York’ta Karl-Anthony Towns 25 sayı, OG Anunoby ve Jalen Brunson da 20’şer sayıyla oynadı. Bu sezonki 21. yenilgisini alan Houston’da ise milli basketbolcu Alperen Şengün 16 sayı, 6 ribaund, 6 asist ve 3 blokla oynarken, Kevin Durant ise 30 sayı, 6 ribaund ile katkı verdi. Philadelphia’dan üst üste 4. yenilgi New Orleans Pelicans ise Smoothie King Center’da mücadele ettiği Philadelphia 76ers’ı 126-111’lik skorla yendi. Bu sezonki 16. galibiyetini elde eden Pelicans’ta Jordan Poole 23 sayı, Zion Williamson da 21 sayıyla ön plana çıktı. Ligde üst üste 4, toplamda da 26. mağlubiyetini alan Philadelphia’da ise milli basketbolcu Adem Bona 4 sayı, 10 ribaund, 1 asist ve 1 blokla oynarken, Tyrese Maxey 27 sayı ve Kelly Oubre de 25 sayıyla müsabakayı tamamladı. NBA’de günün toplu sonuçları şöyle: Phoenix Suns: 113 - Orlando Magic: 110 New Orleans Pelicans: 126 - Philadelphia 76ers: 111 Miami Heat: 136 - Memphis Grizzlies: 120 San Antonio Spurs: 139 - Sacramento Kings: 122 Chicago Bulls: 110 - Detroit Pistons: 126 New York Knicks: 108 - Houston Rockets: 106
İzmir Ekvador’dan İzmir’e uzanan 12 bin kilometrelik akademik yolculuk Eğitim amacıyla Ekvador’dan yola çıkan Maria Jose Cabezas Correa, Yaşar Üniversitesi’nde akademisyen oldu. Yaklaşık 12 bin kilometre yol kat eden Correa, 10 yıldır Çizgi Film ve Animasyon Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde katıldığı programda Türk öğrencilerle tanışan Maria Jose Cabezas Correa (35), bu sayede Türk kültürüne ilgi duymaya başladı. Mezuniyetinin ardından yüksek lisans için yurt dışı seçeneklerini değerlendiren Correa, "Türkiye’ye yönelik ilgim Amerika Birleşik Devletleri’nde katıldığım program sırasında tanıştığım Türk öğrencilerin sayesinde başladı. Ülkeleri, insanları ve gelenekleri hakkında benimle ilginç bilgiler paylaştılar. Bu durum bende merak uyandırdı. Ekvador’a döndükten sonra da o ekiple iletişimim devam etti. Mezun olunca yüksek lisansımı yurt dışında yapmaya karar verdim. Çeşitli ülkelerdeki seçenekleri araştırdıktan sonra Yaşar Üniversitesi’ne rastladım. Araştırdım ve son derece etkilendim. Şansımı denemeye karar verdim ve burada çok mutluyum" dedi. Müfredat tercihte etkili oldu Üniversite seçiminde eğitim kalitesinin önemli bir rol oynadığını belirten Correa, "Üniversitemi seçme kararım büyük ölçüde müfredatına dayanıyordu. Dersler akademik ilgi alanlarımla yakından örtüşüyordu. Burada okumanın bana hayal bile edemeyeceğim kapılar açtığını içtenlikle söyleyebilirim. Elbette ülkemden binlerce kilometre uzakta yeni bir hayata başlamak beraberinde bazı belirsizlikleri de getirdi. İlk başlarda ne ile karşılaşacağımı bilmeden yeni bir hayata başlamak beni biraz kaygılandırdı. Ancak kendimi motive ettim. Becerilerimi geliştirmek, daha çok şey öğrenmek ve hem profesyonel hem de kişisel olarak kendimi zorlamak istiyordum. Sonunda motivasyonum kaygının üstesinden geldi. Öğrenci olarak geldim ve sürece kolayca uyum sağladım. Ekvador ile Türkiye arasında akademik ortamında benzerlikler var. Öğretim görevlisi olarak ülkemde edindiğim sanatsal ve kültürel birikimin derslerime farklı bir perspektif kazandırdığını ve öğrencilerimi alışılmışın dışına çıkmaya teşvik ettiğini söyleyebilirim. Gözlemlerime göre her iki coğrafyada da yetenekli ve üretken gençler öne çıkıyor" şeklinde konuştu. Uyumlu kent kültürü Kentin yabancılar için kapsayıcı bir ortam sunduğunu ifade eden Correa, "Bu durum kentte yaşamayı kolaylaştırıyor. Ben de kentle sıcak bir bağ kurdum. Kültürel açıdan en çok dikkatimi ve ilgimi çeken unsur insan ilişkilerindeki samimiyet ve dürüstlük oldu. Türkiye’de kendimi artık evimde hissediyorum. İzmir’e dair ilk gördüğüm birbirini dengeleyen zıtlıkların inanılmazlığıydı. Şehrin enerjisi ve gürültüsünün yanında Kordon boyunda sakinliği fark ettiğimi hatırlıyorum. Yazlık kıyafetler giymiş insanların, başörtüsü veya türban giyen kadınlarla birlikte yürüdüğünü, hepsinin mükemmel bir uyum içinde olduğunu gördüm. Zamanla şehirle olan ilişkim derinleşti. İzmir’de yabancılar kendilerini hoş karşılanmış hissediyorlar" ifadelerini kullandı.
İzmir Kalp krizi yaş dinlemiyor Genç yaşta kalp ve damar hastalıklarından dolayı hastanelere başvuranların sayısı her geçen gün artıyor. Bu durumun genç yaşlara düşmesindeki en önemli sebebin, son yıllarda değişen yaşam alışkanlıkları olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Suat Büket, "Hastaların bir kısmı göğüs ağrısı ve kalp krizi geçirdikten sonra geliyor. Bir kısmının ailesinde koroner hastalık öyküsü var ya da lipit metabolizması bozukluğu, yani kan lipitlerinin yüksekliği bulunuyor. Bir kısmı ise asemptomatik olarak, yani hiçbir şikayeti olmadan geliyor. Bu sıklık eskiden yüzde 5’in altındaydı. Şu anda giderek artıyor ve yüzde 10-15’e doğru çıkmaya başladı. Özellikle çok genç yaşta olan hastalar da var. Sıklık giderek artıyor" diyerek uyardı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kardiyovasküler hastalıklar, yılda 17,9 milyon kişinin ölümüne neden olarak tüm ölümlerin yüzde 32’sini oluşturuyor. Türkiye’de ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Öte yandan, bağımsız kuruluşlarca yapılan diğer araştırmalara göre de kalp krizi geçiren hastaların yaklaşık yüzde 20’sinin 40 yaş altı olduğu belirtilirken, son yıllarda genç yaş grubunda kalp hastalıklarında belirgin bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Bu artışta hem tanı yöntemlerindeki gelişmelerin hem de yaşam tarzı değişikliklerinin etkili olduğunu vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Suat Büket, genç yaş grubunda kalp ve damar hastalıklarında gözle görülür bir artış olduğunu ifade etti. "Genç hastalarda belirgin artış var" Prof. Dr. Suat Büket, ölüm nedenleri arasında kardiyovasküler hastalıkların ilk sırada yer aldığını, bunu kanser ve diğer onkolojik hastalıkların izlediğini belirterek, genç yaş grubunda kalp ve damar hastalıklarında gözle görülür bir artış olduğunu aktardı. Prof. Dr. Suat Büket, "Genç hastaların bir kısmı göğüs ağrısı veya kalp krizi sonrası sağlık kuruluşlarına başvururken; bir kısmında ailesel koroner arter hastalığı öyküsü ya da lipit metabolizması bozukluğu (kan yağlarının yüksekliği) bulunuyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise, hiçbir şikâyeti olmayan (asemptomatik) genç bireylerde de hastalığın tespit edilme oranının artması. Bu oranın geçmişte yüzde 5’in altında olduğu, günümüzde ise yüzde 10-15 seviyelerine yaklaştığı belirtiliyor" dedi. "En yaygın neden: Ateroskleroz" Prof. Dr. Suat Büket, damar sertliğinin (ateroskleroz) yalnızca kalp damarlarını değil; beyin, böbrek, bağırsak ve periferik damarları da etkileyebildiğini ifade ederek, "Ancak hem gençlerde hem de ileri yaş grubunda en sık tutulum koroner damarlarda görülüyor. Aterosklerozun doğumdan itibaren başlayabildiği, ancak uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiği ifade ediliyor. Hastalık çoğu zaman asemptomatik dönemde gelişiyor; ilerleyen aşamalarda göğüs ağrısı, eforla gelen yorgunluk gibi belirtiler ortaya çıkıyor ve ileri evrede komplikasyonlar görülebiliyor" açıklamasını yaptı. "Yaşam tarzı riskleri artırıyor" Gençlerde kardiyovasküler hastalıkların yaygınlaşmasında önemli rol oynayan faktörlerden birinin de değişen yaşam alışkanlıkları olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Suat Büket, "Fast food ve rafine gıda tüketiminin artması, hareketsiz yaşam tarzı, bilgisayar başında uzun süre geçirilmesi, sigara kullanımı, obezite, ailesel yatkınlık, lipit metabolizması bozuklukları gibi faktörler kalp ve damar sağlığını olumsuz etkiliyor" ifadelerini kullandı. Özellikle toksik maddelerin beslenme yoluyla vücuda alınmasının da kalp damar sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Suat Büket, işlenmiş ve koruyucu içeren gıdalar, yüksek tuz ve doymuş yağ içeren besinler ile bazı kimyasal kalıntıların damar sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini aktardı. "Erken teşhis cerrahi ihtiyacını azaltabiliyor" Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin cerrahi gereksinimi azaltabileceğini belirten Prof. Dr. Suat Büket, "Uygun hastalarda ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabiliyor veya kontrol altına alınabiliyor. Gerekli durumlarda ise invaziv kardiyolojik yöntemler ve minimal invaziv cerrahi teknikler sayesinde daha küçük kesilerle müdahale edilerek iyileşme süreci hızlandırılabiliyor" dedi. Öte yandan, ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan gençlerin bir kardiyoloji uzmanına başvurarak düzenli kontrol yaptırmalarında fayda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Suat Büket genel risk durumuna göre yılda bir kez yapılacak kontrolün çoğu birey için yeterli olabileceğini dile getirdi. "Kalbiniz için alışkanlıklarınızı değiştirin" Gençlerin kalp ve damar hastalıklarından korunmak için dikkat etmesi gereken basit yaşam tarzı değişiklikleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Suat Büket, kalp sağlığının yalnızca ileri yaşların sorunu olmadığına vurgu yaptı. Prof. Dr. Suat Büket, "En önemli nokta; sağlıklı beslenmek, kilo almamak, düzenli egzersiz yapmak, sigara içmemek ve özellikle doğal olmayan, işlenmiş gıdalardan uzak durmaktır" ifadelerine yer verdi.
Bursa Sahura kalkmanın faydaları Ramazan Ayında daha enerjik, sağlıklı, fit ve güçlü bağışıklık için doğru beslenme adımlarının büyük önem taşıdığını belirten Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, dengeli beslenme yöntemleri hakkında ipuçları verdi. Yaş, cinsiyet ve günlük fiziksel aktivite oranına göre, kişilerin günlük alması gereken enerji, karbonhidrat, yağ ve protein oranları, her gün olduğu gibi Ramazan Ayında da değişmiyor. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, "Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmek için et, yumurta, kuru baklagiller, sebze-meyveler, süt ve süt ürünleri ile ekmek-tahıl grubu besinlerden yeterli miktarda tüketilmesi gerekiyor" dedi. Bu yıl yaklaşık 13 saatlik oruç tutulduğunu belirten Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Oruç tutma süresi, metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Bunun sonucunda, iftarda fazla yemek, aşırı kalori almaya dolayısıyla da vücutta yağ depolanmasına yol açar. Bu durumda da kilo almak kaçınılmaz olur. Ramazan ayında, şüphesiz en sevilen öğün iftardır. Fakat en önemli öğün sahurdur. Oruç tutanların mutlaka imsak vaktinden önce sahur yapması, sağlığın korunması için önemlidir. Sahur yapmadan tutulan oruç, bitkinlik, sinirlilik, baş dönmesi ve aşırı susama gibi sorunlara yol açabilir" diye konuştu. Sahurda protein ağırlıklı beslenmek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, şu önerilerde bulundu; "Protein içeriği yüksek besinlerin tok tutucu özelliği vardır. Yumurta, süt,peynir, ceviz, az tuzlu zeytin ile birlikte hafif bir öğün tercih edilmeli veya çorba ile sebze yemekleri tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyveler sık tüketilmelidir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, daha uzun süre tok kalmayı sağlayacaktır. Sahurda, en az 4 bardak su tüketilmelidir. Sahurda aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve unlu gıdalardan uzak durulmalıdır." Ramazanın, yemek kültürü açısından en bilinen özelliğinin sofralardaki çeşitlik olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, iftar için önerilerini şöyle aktardı; "Uzun süre açlık durumundan dolayı, iftar saatinde kan şekeri çok düşük seviyede olduğundan aşırı yemek tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan hatalardan biri; hızlı ve aşırı yemek tüketmektir. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanması, 15 dakika sonra az yağlı et yemeği veya sebze yemeği ile devam edilmesi uygundur. Beyaz ekmek, pirinç pilavı glisemik indeksi yüksek olan besinler yerine bulgur pilavı, tam tahıllı ekmek, kepekli makarna gibi posa yönünden zengin besinler tercih edilmelidir. Bu besinlerin yanında mutlaka protein ve kalsiyumdan zengin olan yoğurt veya ayran tüketilmelidir." İftar ve sahur arasındaki sürede beslenmeye önem vermenin, oruç tutulan saatlerde daha rahat olmayı sağladığını ifade eden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Bu sebeple aşırı yağlı ve tuzlu besinler kesinlikle tüketilmemelidir. Bu besinler gün içinde daha çok susamaya ve su tüketilemedi için ödem ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Karbonhidrat açısından zengin hamur tatlıları, kurabiyeler, yağlı hamur işleri ve kızartmalar boş enerji alınmasına ve kısa sürede acıkmaya neden olur" dedi.