EKONOMİ - 01 Kasım 2017 Çarşamba 07:05

İşsizlik maaşı nasıl alınır? İşsizlik maaşı alma şartları 2019

A
A
A
İşsizlik maaşı nasıl alınır? İşsizlik maaşı alma şartları 2019

İşsiz kalan vatandaşların başvurabildiği işsizlik maaşı nasıl alınır? İşsizlik maaşından faydalanmak için işten çıkartılmış olmanız gerekiyor. Peki işsizlik maaşı alma şartları nelerdir? İşsizlik maaşı kaç ay alınıyor? İşte aklınıza takılabilecek soruların cevapları...

İşsiz kalan ve kısa süre içerisinde iş bulamayan vatandaşlar işsizlik maaşından yararlanmak istiyor. Ancak vatandaşların kafasından işsizlik maaşı ile ilgili İşsizlik maaşı nasıl alınır? İşsizlik maaşı alma şartları, İşsizlik maaşı kaç ay alınıyor? gibi bir çok soru var. Biz de bu haberimizde bu sorularla ilgili akılaardaki soruları gidermeye çalıştık. İşte tüm ayrıntılar...

İŞSİZLİK MAAŞI BAŞVURUSU İÇİN TIKLAYIN

İŞSİZLİK MAAŞI ALMA ŞARTLARI NELER?

Bu uygulamadan faydalanmak için işten çıkartılmış olmanız gerekiyor, yani kendi isteğiniz dışında işinizi kaybetmiş olmanız örneğin; iş yerinin iflas etmesi gibi kendi isteğiniz dışında gerçekleşen olaylara bağlı olması gerekiyor. İşsizlik maaşı alma şartları arasında çalıştığınız yerden ayrılmadan önce 120 gün prim ödeyerek çalışmış olmanız da gerekiyor ve son üç yıl içerisinde en az 600 gün işsizlik sigortatı primlerinizi ödemiş olmak da gerekli oluyor. Eğer bu durumları yaşayan kişilerden biriyseniz bulunduğunuz statüye göre on aya kadar maaş alabiliyorsunuz. İşsizlik maaşı başvurusu için ise hizmet akdinizin fesh edilmesinden sonra otuz gün içerisinde İşkur'a gitmeniz gerekiyor, eğer gidemiyorsanız İşkur'un resmi web sitesi olan 'www.iskur.gov.tr' ye online olarak başvurabiliyorsunuz. İşi olmayan kişiler işte bu şartları yerine getirdiği takdir de kolayca uygulamadan faydalanabiliyor.

İŞSİZLİK MAAŞI NE KADAR?

2019 senesi için brüt ücreti 3 bin lira olan işçi için işsizlik maaşı bin 191 TL; brüt ücreti 3 bin 500 TL olan bin 389 TL; brüt ücreti 4 bin lira olan bin 588 TL; brüt ücreti 4 bin 500 TL olan bin 786 TL; brüt ücreti 5 bin TL olan bin 985 TL; brüt ücreti 5 bin 500

Asgari ücretle çalışanların işsizlik maaşı 2019'da 805.68 TL’den bin 15.49 TL’ye çıkacak. En yüksek işsizlik maaşı ise bin 611.37 TL’den 2 bin 30.98 TL’ye yükselecek. 2019’da en düşük işsizlik maaşı bin 15 TL olacak lira ve üstü olan işçiler de 2 bin 31 TL işsizlik maaşı alacak.

İŞSİZLİK MAAŞ SÜRESİ NEDİR? NASIL BELİRLENİR?

İşsizlik maaşını hizmet akdinin feshinden önceki son 3 yıl içerisindeki sigorta primi belirliyor. Prim günü arttıkça maaş süresi de artıyor. Buna göre; 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün süre ile işsizlik ödeneği veriliyor.

HESAPLAMA NASIL YAPILIYOR?

İşsizlik maaşı süresi gibi alınacak maaşın belirlenmesinde de sigorta primleri belirleyici oluyor. İşsizlik maaşı hesaplaması, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı olarak yapılıyor. Hesaplanan ödenek miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçmiyor.

30 GÜNLÜK KRİTİK SÜRE

Bu maaşın sınırları geçerli asgari ücrete göre belirleniyor ve en düşüğü brüt asgari ücretin yüzde 40’ı en yükseği ise yüzde 80’i kadar oluyor. Bu yıl rakamlar 711 lira ile 1.422 lira olarak belirlendi.

Bundan sadece damga vergisi kesiliyor. Bu parayı almak için mutlak surette İŞKUR’a başvurmak gerekiyor. Başvurular eskiden doğrudan yapılırken şimdi internet ortamında da oluyor. Ancak burada çalışan için 30 günlük kritik bir süre var.

İşsizlik maaşı nasıl alınır? İşsizlik maaşı alma şartları 2019

İşsizlik maaşı nedir, nasıl alınır, kimler alabilir? 

İŞKUR'un resmi sitesinde bulunan işsizlik maaşı ile ilgili bilgiler şöyle: İşsizlik Sigortası İşsizlik sigortasının kapsamı * 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci fıkrası kapsamında olanlardan bir hizmet akdine dayalı olarak çalışan sigortalılar, * 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesinde açıklanan sandıklara tabi sigortalılar, İstekleri halinde; * 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan sigortalılar, * Ticari taksi, dolmuş ve benzeri nitelikteki şehir içi toplu taşıma aracı işyerleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenecek alanlarda kısmi süreli iş sözleşmesiyle bir veya birden fazla kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içerisinde çalışma gün sayısı 10 günden az olan kişiler, işsizlik sigortasının kapsamındadır. İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları İşsizlik sigortasından yararlanabilmek için; * Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmak,

- Hizmet akdinin feshinden önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olmak,

- Son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak,

- Hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde en yakın İŞKUR birimine şahsen ya da elektronik ortamda başvurmak, gerekmektedir. İşsizlik sigortasına başvuru Hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde en yakın İŞKUR birimine başvurmak gerekmektedir.

Başvuru, İŞKUR birimine şahsen gelerek veya elektronik ortamda www.iskur.gov.tr adresinden yapılabilir. Mücbir sebepler dışında 30 gün içerisinde başvurulmaması halinde, başvuruda gecikilen süre, toplam hak sahipliği süresinden düşülmektedir. İşsizlik sigortası başvurusu ile kişinin iş arayan kaydı yapılmakta veya güncellenmektedir. Böylece sigortalı işsizlerin danışmanlık, işe yerleştirme ve mesleki eğitim hizmetlerini alması sağlanmaktadır. İşsizlik ödeneğinin süresi Hizmet akdinin feshinden önceki son üç yıl içinde;

- 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün, * 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün, * 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği (kanunda yer alan diğer şartları taşınması kaydıyla) verilmektedir.

Son 120 günde kesinti sayılmayan haller Hizmet akitleri 4447/51 inci madde kapsamında sona eren sigortalı işsizlerin, hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün içinde, hizmet akdi devam etmekle birlikte; 1.Hastalık, 2.Ücretsiz izin, 3.Disiplin cezası 4.Gözaltına alınma, 5.Hükümlülükle sonuçlanmayan tutukluluk hali, 6.Kısmi istihdam, 7.Grev, 8. Lokavt, 9. Genel hayatı etkileyen olaylar, 10.Ekonomik kriz, 11.Doğal afet, Nedenleriyle işyerinde faaliyetin durdurulması veya işe ara verilmesi halinde, son 120 günün hesabında prim yatırılmayan bu süreler kesinti sayılmamaktadır. İşsizlik sigortası kapsamında sunulan hizmetler İşsizlik ödeneği alanlara İŞKUR tarafından; 

- İşsizlik ödeneği verilmesi, § Genel sağlık sigortası primleri ödenmesi, § Yeni bir iş bulma,

- Meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimi verilmesi, hizmetleri sağlanmaktadır. İşsizlik ödeneği miktarı Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkı olarak hesaplanmaktadır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçememektedir. Aşağıda 2016 yılı 2. Dönem için aylık işsizlik ödeneği hesabı verilmiştir. Son 4 Aylık Prime Esas Kazançların Aylık Ortalaması Hesaplanan İşsizlik Ödeneği Miktarı Damga vergisi Ödenecek İşsizlik Ödeneği Miktarı Son 12 Ay Asgari Ücretle Çalışan 1.647 658,80 5,00 653,80 Son 12 Ay 3.000 TL ile Çalışan 3.000 1.200 9,11 1.190,89 Son 12 Ay 5.000 TL ile Çalışan 5.000 1,317,60* 10,00 1.307,60 (*) Hesaplanan İşsizlik Ödeneği Miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemeyeceği için İşsizlik Ödenecek Aylık İşsizlik Ödeneği bu şekilde hesaplanmıştır. Asgari ücret 1.647,00 TL olarak alınmıştır. İşsizlik ödeneğinin ödenmesi İlk işsizlik ödeneği ödemesi, ödeneğe hak kazanılan tarihi izleyen ayın sonuna kadar yapılmaktadır. Sigortalı işsizler, TC Kimlik Numaralı Nüfus Cüzdanı ile birlikte her hangi bir PTT şubesine başvurarak işsizlik ödeneklerini alabilirler. İşsizlik ödeneğinin kesildiği haller İşsizlik ödeneği almakta iken;

- İŞKUR tarafından teklif edilen mesleklerine uygun ve son çalıştıkları işin ücret ve çalışma koşullarına yakın ve ikamet edilen yerin belediye mücavir alanı sınırları içinde bir işi haklı bir nedene dayanmaksızın reddedenlerin ödenekleri tekrar başlatılmamak üzere kesilmektedir.

- Çalışma hayatını inceleme ve denetleme yetkisine haiz müfettişlerce veya kamu idarelerinin denetim elemanları tarafından yapılan denetimlerde Kurumumuzdan işsizlik ödeneği aldığı dönemde kayıt dışı olarak çalıştığı tespit edilenlerin işsizlik ödenekleri tekrar başlatılmamak üzere kesilmektedir.

- İşsizlik ödeneği aldığı süre içinde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı almaya başlayanların ödenekleri “Emeklilik” gerekçesiyle yaşlılık aylığını almaya başladığı tarih itibarıyla kesilir.
§ İŞKUR tarafından önerilen meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimini haklı bir neden göstermeden reddeden veya kabul etmesine karşın devam etmeyen ve haklı bir nedene dayanmaksızın Kurum tarafından yapılan çağrıları zamanında cevaplamayan, istenilen bilgi ve belgeleri öngörülen süre içinde vermeyenlerin işsizlik ödenekleri kesilmektedir. Ancak, bu hallerin sona ermesi durumunda, ödemelere yeniden başlanmaktadır. Ödemenin süresi başlangıçta belirlenmiş olan toplam hak sahipliği süresinin sona erdiği tarihi geçememektedir. İşsizlik ödeneğinden yapılan kesintiler İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi değildir, nafaka borçları dışında haciz ve başkasına devredilemez. Sağlık hizmetinden yararlanma İşsizlik ödeneği alanlar genel sağlık sigortası kapsamında olup bakmakla yükümlü olduğu kişiler de genel sağlık sigortalısı kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir. İşsizlik ödeneği ödenirken, ilgililer adına sadece genel sağlık sigortası primleri yatırıldığı için, emeklilik yönünden dikkate alınmamaktadır. İşsizlik ödeneği alırken yapılması gerekenler İşsizlik ödeneği alınan süre içinde; ikamet adresinin değişmesi, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı alınması, yetkili sağlık kuruluşunca istirahatli kılınması, silahaltına alınılması, yurtdışına çıkılması, bir işte çalışmaya başlanması ve mahkeme kararıyla işe iade edilmesi hallerinde durum en yakın İŞKUR birimine 15 gün içinde bildirmelidir Sigortalı işsiz kendi kusuru ve bilgilerdeki eksiklik veya yanlışlık nedeniyle yapılan fazla ödemeleri yasal faizi ile birlikte ödemek zorundadır. İşsizlik sigortası prim miktarı İşsizlik sigortası primi, sigortalının prime esas aylık brüt kazançların üzerinden hesaplanan \% 1 sigortalı, \% 2 işveren ve \%1 Devlet payından oluşmaktadır. İsteğe bağlı işsizlik sigortası primini ödeyenlerden ise \% 1 sigortalı ve \% 2 işveren payı alınmaktadır. 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Uzmandan hemofili uyarısı: "Erken tanı hayat kurtarıyor" Uzmanlar, hemofilinin genetik bir hastalık olduğunu belirterek erken tanı ve düzenli tedavinin önemine dikkat çekti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Terzi, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hemofilinin, kanın pıhtılaşma sistemini etkileyen genetik bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Terzi, bu durumun kanamaların uzun sürmesine ve özellikle eklem ile kas içi kanamalara yol açabileceğini ifade etti. Hastalığın çoğunlukla erkeklerde görüldüğünü aktaran Terzi, bazı vakalarda aile öyküsü olmadan da ortaya çıkabileceğini söyledi. Erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Terzi, düzenli tedavi ile hastalığın kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini belirtti. Hemofilinin bulaşıcı bir hastalık olmadığını da ifade eden Terzi, toplumdaki yanlış bilgilere karşı dikkatli olunması gerektiğini dile getirdi. Doç. Dr. Terzi yaptığı açıklamada, "Her yıl 17 Nisan, tüm dünyada hemofili ve diğer kalıtsal kanama bozukluklarına dikkat çekmek amacıyla ‘Dünya Hemofili Günü’ olarak anılmaktadır. Bu özel gün, yalnızca bir farkındalık günü değil; aynı zamanda toplumda doğru bilginin yaygınlaştırılması, erken tanının teşvik edilmesi ve hastaların yaşam kalitesinin artırılması için önemli bir fırsattır. Bu kapsamda hemofili hakkında en sık merak edilen soruları yanıtlayarak toplumu bilgilendirmek istiyoruz" dedi. "Hemofili nedir" Hemofilinin nasıl bir hastalık olduğuna değinen Doç. Dr. Terzi, "Hemofili, kanın pıhtılaşma sistemini etkileyen genetik bir hastalıktır. Normal şartlarda bir damar hasarı oluştuğunda pıhtılaşma faktörleri ardışık bir şekilde aktive olarak kanamayı durdurur. Hemofili hastalarında ise bu faktörlerden biri eksik ya da işlevsiz olduğu için bu süreç aksar. Sonuç olarak kanamalar daha uzun sürer, bazen kendiliğinden gelişebilir ve özellikle eklem ile kas dokularında tekrarlayan kanamalara yol açabilir. Bu durum zamanla kalıcı eklem hasarı ve fonksiyon kaybına neden olabilir. Bu noktada bilinmesi gereken en önemli husus, hemofilinin yalnızca ‘kanın geç pıhtılaşması’ değil, aynı zamanda yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kronik bir hastalık olduğudur" ifadelerine yer verdi. Hemofili kalıtsal bir hastalık mı sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Terzi, "Hemofili büyük oranda kalıtsaldır ve X kromozomu üzerinden taşınır. Bu nedenle hastalık genellikle erkeklerde görülürken, kadınlar çoğunlukla taşıyıcıdır. Taşıyıcı anneler, hastalığı erkek çocuklarına aktarabilir. Bununla birlikte, bazı hastalarda aile öyküsü olmaksızın yeni genetik mutasyonlar sonucu da hemofili gelişebilmektedir. Bu durum, aile öyküsü olmasa bile şüpheli kanama bulgularının ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Hemofili A ve Hemofili B arasındaki fark" Hemofili A ve Hemofili B arasındaki farktan bahseden Doç. Dr. Terzi, Hemofili A’nın pıhtılaşma faktörlerinden faktör VIII eksikliği ile ortaya çıktığını, Hemofili B’nin ise faktör IX eksikliği ile karakterize olduğunu belirtti. Klinik bulguların büyük ölçüde benzer seyrettiğini, ancak tedavide kullanılan faktör konsantrelerinin farklılık gösterdiğini ifade etti. Hemofili A’nın daha sık görülmesi nedeniyle toplumda daha fazla bilinen form olduğunu da vurguladı. "Klinik bulgular ve görülme grupları" Hemofilinin en çok kimlerde görüldüğünden ve belirtilerinden bahseden Doç. Dr. Terzi, hastalığın çoğunlukla erkek bireylerde görüldüğünü belirtti. Aile öyküsü olan kişilerde riskin daha yüksek olduğunu, ancak spontan mutasyonlar nedeniyle daha önce hiçbir aile öyküsü bulunmayan bireylerde de hastalığın ortaya çıkabildiğini ifade etti. Bu nedenle özellikle erken çocukluk döneminde görülen açıklanamayan kanamaların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Hemofili hastalarında en sık görülen belirtilerin kolay morarma, uzun süren kanamalar, diş çekimi veya cerrahi işlemler sonrası kontrolü zor kanamalar ve özellikle eklem içi kanamalar olduğunu aktardı. Eklem kanamalarının zamanla kronik ağrıya, hareket kısıtlılığına ve deformitelere yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Terzi, bu belirtilerin erken dönemde fark edilmesinin hastalığın seyrini önemli ölçüde değiştirebileceğini ifade etti. "Erken tanı ve tedavi yaklaşımları" Hemofili erken teşhis edilip, tedavi edilebilir mi sorularına yanıt veren Doç. Dr. Terzi, hemofilinin erken dönemde teşhis edilebileceğini belirtti. Özellikle aile öyküsü bulunan bireylerde doğumdan itibaren yapılan pıhtılaşma testleri ile tanı konulabildiğini ifade etti. Erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Terzi, bu sayede koruyucu tedavilere başlanarak ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini söyledi. Günümüzde hemofilinin tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını belirten Doç. Dr. Terzi, buna rağmen modern tedavi yaklaşımları sayesinde hastalığın büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve hastaların sağlıklı bireylere yakın bir yaşam sürebildiğini ifade etti. Tedavide temel hedefin yalnızca kanamayı durdurmak değil, kanama oluşmadan önlemek olduğunu da vurguladı. Hemofili tedavisinde kullanılan ilaçların etki mekanizmasını açıklayan Doç. Dr. Terzi, tedavinin temelini eksik olan pıhtılaşma faktörünün yerine konulmasının oluşturduğunu belirtti. Damar yoluyla uygulanan bu faktör konsantrelerinin, pıhtılaşma mekanizmasını yeniden işlevsel hale getirdiğini ifade etti. Profilaktik yani koruyucu tedavilerin önemine de değinen Doç. Dr. Terzi, düzenli faktör uygulamaları sayesinde hastalarda kanama sıklığının belirgin şekilde azaltılabildiğini ve böylece eklem hasarı gibi uzun dönem komplikasyonların önüne geçilebildiğini belirtti. "Güncel tedavi gelişmeleri ve gen tedavisi" Hemofili tedavisindeki gelişmelerden bahseden Doç. Dr. Terzi, "Son yıllarda tedavi alanında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Uzun etkili faktör preparatları sayesinde daha seyrek uygulama mümkün hale gelmiş, deri altından uygulanan non-faktör tedaviler hastaların yaşamını kolaylaştırmıştır. Bu gelişmeler, hemofiliyi yüksek riskli bir hastalıktan yönetilebilir kronik bir duruma dönüştürmektedir" dedi. Gen tedavisi hakkında değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Terzi, "Gen tedavisi, eksik faktörün gen düzeyinde düzeltilmesini hedefleyen yenilikçi bir yaklaşımdır. Klinik çalışmalar umut verici sonuçlar göstermektedir. Henüz rutin klinik kullanımda olmasa da gelecekte hemofili için kalıcı tedavi seçenekleri arasında yer alması beklenmektedir" ifadelerini kullandı. "Yanlış bilinenler ve günlük yaşam" Hemofili hastalığı hakkında doğru bilinen yanlışlara değinen Doç. Dr. Terzi, toplumda hemofilinin bulaşıcı olduğuna dair yanlış bir inanış bulunduğunu belirtti. Oysa hemofilinin genetik bir hastalık olduğunu ve bulaşmasının söz konusu olmadığını ifade etti. Ayrıca hemofili hastalarının aktif bir yaşam sürdüremeyeceği düşüncesinin de doğru olmadığını açıkladı. Hemofili hastalığının günlük yaşama etkisine de değinen Doç. Dr. Terzi, tedavi almayan hastalarda sık kanamaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebildiğini ancak düzenli tedavi alan bireylerin eğitim, iş ve sosyal yaşamlarını büyük ölçüde sürdürebildiğini söyledi. "Dikkat edilmesi gerekenler ve destek" Doç. Dr. Terzi, hastaların dikkat etmesi gereken noktalara ilişkin yaptığı açıklamada, travmalardan kaçınmaları, düzenli tedavilerini aksatmamaları ve kanama belirtilerini erken fark etmelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca diş sağlığının korunması ve düzenli kontrollerin hastalık yönetiminde kritik rol oynadığını belirtti. Hemofili hastalarının spor yapabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Terzi, uygun sporların seçilmesi gerektiğini söyledi. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet gibi düşük travma riski taşıyan sporların önerildiğini, temas sporlarından ise kaçınılması gerektiğini ifade etti. Hemofili hastası küçük bir yaralanma yaşadığında ise ilk olarak kanama bölgesine bası uygulanması ve ilgili bölgenin dinlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Terzi, gerekli durumlarda en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulmasının önemine dikkat çekti. Hemofili hastalarına nasıl destek olunabileceğine de değinen Doç. Dr. Terzi, hastaların yalnızca tıbbi değil, sosyal ve psikolojik desteğe de ihtiyaç duyduğunu, aile, okul ve toplumun bilinçli yaklaşımının hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi. Farkındalık ve toplumsal bilinç Hemofili farkındalığının önemine vurgu yapan Doç. Dr. Terzi, farkındalığın erken tanıyı artırdığını, yanlış bilgileri ortadan kaldırdığını ve hastaların yaşam kalitesini yükselttiğini ifade etti. Toplumda hemofili konusundaki bilinç düzeyine ilişkin olarak ise ne yazık ki farkındalığın hâlâ yeterli seviyede olmadığını belirten Doç. Dr. Terzi, bu nedenle "Dünya Hemofili Günü" gibi farkındalık çalışmalarının büyük önem taşıdığını söyledi. "Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde hemofili takibi" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi olarak uyguladıkları tedavilerden bahseden Doç. Dr. Terzi, "Merkezimizde hemofili hastalarının tanı, tedavi ve takibi güncel bilimsel rehberler doğrultusunda yürütülmektedir. Faktör replasman tedavileri, profilaktik yaklaşımlar ve hasta eğitimi düzenli olarak uygulanmakta; hastalarımız multidisipliner bir yaklaşımla izlenmektedir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Terzi, "Sonuç olarak; hemofili, erken tanı ve doğru tedavi ile yönetilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle toplum olarak bilinçlenmek, hastaları desteklemek ve sağlık hizmetlerine erişimi güçlendirmek büyük önem taşımaktadır" dedi.
Kayseri "Aidiyet" hissi çocukları dijital mahallelere yönlendiriyor Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, dışlanmış ve yalnız hisseden çocukların kendisini dijital dünyada güçlü görebildiğini söyleyerek, "Dijital dünya çocuklar için yeni mahalleler haline geldi" dedi. Çocukların kendilerini bir yere ait hissetmediklerinde kapalı gruplara dahil olabildiğini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Bu noktada sadece çocuğu düşünmek bizim için aslında eksik kalacaktır. Çocuğun yetiştiği iklimi de gözlemlemek, nasıl ortamda büyüyor, kimlerle büyüyor, ne kadar etkilenerek, ne kadar ihmal edilerek büyüyor gibi noktalarda biz aslında çocuğun yetiştiği iklimi de gözlemleyerek bu sürece dikkat ediyoruz. Burada tabi ki şiddet olaylarında üzücü birçok sebep var. Çocuğun kendini bir ortama, bir gruba, bir aileye ait hissetmesi en sık gördüğümüz sebeplerden bir tanesi oluyor. Çocuk ait hissedemediğinde bu tarz davranışlara ya da farklı gruplara girmek istiyor. Bir çocuk dışlandığında, zorbalığa uğradığında, kendini yalnız hissettiğinde ve ailesine bu duyguları ifade edemediğinde çocuğun kendini ait hissedebileceği kapalı gruplara, dijital ortamlara, kendisinin içerisinde yer aldığı ve doğru-yanlış filtrelemeden kabul gördüğü her gruba girebildiği her ortam ne yazık ki artık dijital dünyada fazlasıyla mevcut. Burada şunun altını çizmek istiyorum. Çocuğun dijital dünyada oynadığı bir oyun, izlediği bir dizi ya da yaptığı herhangi bir oyun davranışı asla şiddetin tek sebebi olamaz" dedi. Hamurcu, toplum olarak çocukların gözetilmesi gerektiğini söyleyerek, "Kendisini yalnız, dışlanmış hisseden ve risk faktörü içerisinde bulunan bir çocuk için bu tarz durumlar onu çok hızlı bir şekilde bu sonuçlara ulaştırabilir. Yani aslında bu tarz durumlar maalesef destekleyici kaynaklar haline gelebiliyor. Bu yüzden burada ailelere, bizlere, sağlık uzmanlarına, okullara, eğitim veren kurumlara çok büyük işler düşüyor. Burada toplum olarak hep birlikte o çocukları gözetmemiz gerekiyor. Biz bu çocukların aile noktasında ne kadar takip edildiğini görmek istiyoruz. Çocuk herhangi bir durumda kaldığında, rahatsızlık içinde bulunduğunda ’Ben çocukken de bunlar vardı. Ne var böyle şeylerde. Büyütmeye gerek yok’ demek yerine burada bir uzmana götürmek, çocuğum etkilenmesin, etiketlenmesin, siciline işlemesin gibi tepkilerden ziyade artık ‘Çocuğumun ruh sağlığı için benim bir uzman görüşüne çocuğum için gitmem gerekiyor’ diyebilmeliler. Evde anlaşılmayan, dışlanan ve okulda zorbalık yaşayan çocuklar kendilerini ait hissetmek için dijital dünyalara gidebiliyorlar çünkü" ifadelerini kullandı. "Dijital dünya çocuklar için yeni mahalleler haline geldi" Dijital dünyanın artık çocuklar için yeni mahalleler haline geldiğini söyleyen Arzu Hamurcu, "Burada da dijital dünyaların altını çizmek istiyorum. Çünkü burası artık çocuklarımız için yeni mahalleler haline geldi. Burada kim kimi yönetiyor, neye yönlendiriyor, oradaki güç dengesi nasıl ve o güç dengesini sağlayabilmek için kendisini sosyal hayatında güçsüz hisseden çocuk, dijital dünyada güçlü hissedebilmek için neleri yapıyor ya da neleri yapmayı planlıyor noktasında birçok dijital oyunun bizlere sunduğu maalesef zararlı alışkanlıklar ediniyorlar. Burada ailelere düşen görev ise çocuk odasında oyun oynuyor, evde yanlarında diye güvende olduğunu söyleyemiyoruz. Bizim asıl istediğimiz şey bizimle sohbet edebiliyor olması, oynadığı oyunu bile bize anlatabiliyor olmasını bekliyoruz ki birçok aile ne yazık ki çocuk oyun oynuyor diye benim yanımda güvende sanıyor. Oysa ki biz o dijital ekranların arkasında asıl yönetilen, asıl güvende olmayan birçok çocuğun seans odalarında görebiliyoruz. Çocuğum etiketlenmesin diye gidilmeyen her seans ne yazık ki çocuğun hayatından ertelenmiş bir travma tepkisi olarak geri dönebiliyor" dedi.
İzmir İzmir Adliyesinde ’Bir Liderin İnşası’ konferansı düzenlendi İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ın sunumuyla ’Bir Liderin İnşası’ konulu konferans gerçekleştirildi. Etkinlik, adliye personeli ve yargı mensuplarını bir araya getirdi. Şehit Fethi Sekin Konferans Salonu’nda düzenlenen programa; İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü yetkilileri, başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları, hakim ve savcı yardımcıları, Adli Tıp Şube Müdürlüğü temsilcileri, avukatlar ile adliye personeli katıldı. Etkinlik, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Daha sonra enstitünün tanıtım videosu ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Medya İletişim Bürosu tarafından hazırlanan özgeçmiş videosu izlendi. Liderlik vizyonu anlatıldı Program, Rektör Prof. Dr. Yusuf Baran’ın ’Bir Liderin İnşası’ sunumuyla devam etti. Katılımcılara hitap eden Baran, bilgi ve tecrübelerini aktardı. İlgiyle takip edilen sunumda liderliğin yalnızca bir unvan olmadığı belirtildi. Liderliğin aynı zamanda vizyon ve sorumluluk gerektiren bir yolculuk olduğu vurgulandı. Sunumun tamamlanmasının ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan sahneye davet edildi. Başsavcı Yeldan tarafından Rektör Prof. Dr. Yusuf Baran’a teşekkür edilerek çiçek ve plaket takdim edildi. Konferans, çekilen aile fotoğrafı ile sona erdi.