YEREL HABERLER - 23 Eylül 2013 Pazartesi 10:34

9 YAŞINDAKİ HİRANUR’UN DRAMI KAHRAMANMARAŞ'TA DOĞDUKTAN SONRA ANNESİ BUNALIMA GİRDİĞİ İÇİN BABASI TARAFINDAN AKRABALARINA VERİLEN HİRANUR, 9 YIL ARADAN SONRA BABASI TARAFINDAN ALINMAK İSTENDİ ANCAK KIZ ÇOCUĞU GİTMEK İSTEMEYİNCE, BABASI ÖZ KIZINI JAND

A
A
A
9 YAŞINDAKİ HİRANUR’UN DRAMI
KAHRAMANMARAŞ'TA DOĞDUKTAN SONRA ANNESİ BUNALIMA GİRDİĞİ İÇİN BABASI TARAFINDAN AKRABALARINA VERİLEN HİRANUR, 9 YIL ARADAN SONRA BABASI TARAFINDAN ALINMAK İSTENDİ ANCAK KIZ ÇOCUĞU GİTMEK İSTEMEYİNCE, BABASI ÖZ KIZINI JAND

Kahramanmaraş'ta doğduktan sonra annesi bunalıma girdiği için babası tarafından akrabalarına verilen Hiranur, 9 yıl aradan sonra babası tarafından alınmak istendi. Ancak kız çocuğu gitmek istemeyince, baba öz kızını jandarma zoruyla evine götürdü.
Edinilen bilgiye göre, Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde meydana gelen olayı, Adana'da yerel olarak yayın yapan Çukurova Türk'ün internet sitesi ortaya çıkardı. Hiranur, 5 Eylül 2004 tarihinde Bekir ve Fatma E. çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İddiaya göre, doğumdan sonra bunalıma giren Fatma E. çocuğunu bir türlü kabullenip bakamayınca çift, çocuğuna bakabilecek bir aile aradı. Bu durumu öğrenen Fatma E.’nin üvey ablası Elife Eskici ise 5 çocuğu olmasına rağmen çocuğa bakabileceğini söyledi. Bunun üzerine baba Bekir E. çocuğu 3 aylıkken Eskici çiftine getirdi. Çocuk bu ailenin yanında kalmaya başlarken, bu sırada aile 3 ayda bir gelerek çocuklarını gördü. Bir süre sonra çift çocuklarını alıp kendileri bakmak istedi ancak anne yine bakamadı. Bunun üzerine tekrar Eskici çiftine çocuğu getirip bıraktılar. Bir süre çocuk iki aile arasında gelip giderken, Elife Eskici baba Bekir E.’ye, ya çocuğu temelli götürmelerini ya da kendilerinde bırakmalarını istedi. Bunun üzerine çift ise çocuğu temelli bırakmaya karar verdi. Ancak aile, çocuklarını görmek için Eskici ailesine ziyaret etmeye devam etti. Çocuk 3 yaşına geldikten sonra ise, çocuklarını çok nadir görmeye geldi. Elife ve Adnan Eskici çifti Hiranur’u çocukları gibi bakıp büyütürken, Temmuz 2013'te baba Bekir E., Eskici çiftinin evine gelerek kızını almak istediğini söyledi. Aile de kız çocuğuna sordu ancak Hiranur gitmek istemedi. Bunun üzerine baba, kızını zorla almak istedi ancak aile kız gitmek istemeyince vermedi. Baba Bekir E. ise evden ayrılarak bir süre sonra 19 Temmuz’da, Eskici ailesinin kız çocuğunu zorla evde tuttuğu ihbarında bulundu. Bunun üzerine savcılık da kız çocuğunun ailesine verilmesini istedi. Ancak Hiranur yine öz anne ve babasıyla gitmek istemedi. Bunun üzerine devreye jandarma girerken, ilçe jandarma karakoluna giden Eskici ailesi, durumu jandarmaya anlattı. Jandarma da köyde muhtar, okul müdürü ve vatandaşların bilgisini alarak bir tutanak tuttu. Bu tutanakta, kız çocuğunun evde zorla tutulmadığı, 9 yıldan bu yana çocuğa Eskici ailesinin kendi çocukları gibi iyi baktığı yazıldı.
"DOĞUM GÜNLERİMDE GERÇEK ANNEM BABAM HİÇ YANIMDA OLMADI"
Jandarma, kız çocuğunun da ifadesini aldı. Hiranur ifadesinde, "Ben 9 yaşındayım, kendimi bildiğimden beri bana Elife Eskici bakar. Ben kendisini anne olarak görüyor ve öyle hitap ediyorum. Kendisini seviyorum, ondan ayrılmak istemiyorum, onunla yaşamak istiyorum. Kendisi bana çok iyi davranmaktadır. Babam olan Bekir E., geçtiğimiz günlerde beni almaya geldi. Ancak ben ağladım, gitmek istemediğimi söyledim. Benim okul derslerim çok iyidir annem Elife Eskici okulumla da yakından ilgileniyor. Babam beni almaya geldiğinden beri canım hep sıkkın. Beni babam götürürse kaçarım. Çünkü onlar bana bakmıyorlar benimle ilgilenmiyorlar. Benim küçüklükten bu zamana kadar doğum günlerim oldu. Benim yanımda hiçbir zaman gerçek annem ve babam olmadı. Hep Elife annem ve Adnan babam oldu" dedi.
Çocuk bu ifadeyi vermesine rağmen savcılık kararı olduğu için öz babasına verildi. Bu arada Elife Eskici, çocuğun ağlamasına dayanamayarak bayılırken, Adnan Eskici ise gözyaşlarına boğuldu. Bu acılı ortama askerler de daha fazla dayanamazken, duygusal anlar yaşandı.
9 yıldır baktığı kızı 2 aydır göremeyen Elife Eskici, bu 60 günün kendisi için çok zor geçtiğini belirterek, "Çocuğa zamanında kimse bakmadı, ben baktım büyüttüm şimdi onlar sahip çıkıyor. Çocuk gitmek istemiyor ama zorla götürdüler. Bu ayrılık herkesi ağlattı. Babası şimdi bize göstermiyor, 1 yıl sonra belki gösteririm diyor. O kızın psikolojisi bozuldu. Babası bunu hiç düşünmüyor. Ben kızımı düşünüyorum o kızın tedavi edilmesi gerekiyor. Şimdi evde zorla tutuyorlar. Yoksa o kız giderken ben kaçarım diyordu. Böyle bir anne babalık olur mu" dedi.
Adnan Eskici ise 9 yıldır baktıkları ve 5 çocuğundan hiç ayırmadıkları Hiranur’un zorla götürülmesinin kendilerini yıktığını, devletin bu ayrılığa el atması gerektiğini vurguladı.
Telefonla ulaşılan baba Bekir E. ise her şeyin yalan olduğunu iddia etti.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.