GÜNDEM - 11 Ocak 2025 Cumartesi 09:57

Sedyeyle geldiği doktordan oynayarak çıktı

A
A
A
Sedyeyle geldiği doktordan oynayarak çıktı

Adana’da unutkanlık ve dengede duramama şikayetiyle sedyede doktora başvuran 70 yaşındaki Nazım Diken, ameliyatla sağlığına kavuştu. Doktora kontrole gelen Diken, “Ben neşeli bir adamdım ve şuanda tekrardan o eski neşeme döndüm. Şuanda oynayabiliyorum, hatta güreşebilirim” dedi.


Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşayan Nazım Diken (70), 6 ay önce unutkanlık, dengede duramama ve idrar kaçırma şikayetiyle hastaneye başvurdu. Bir türlü sağlığına kavuşamayan Diken’e önce Parkinson, ardından da alzaymır tanısı konuldu. Tedavilere rağmen sağlığına kavuşamayan Nazım Diken, 3 ay önce Adana’ya gelip Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu.


Tetkiklerden sonra Prof. Dr. Şen, Nazım Diken’e hidrosefali tanısı koydu. Daha sonra Prof. Dr. Orhan Şen, 70 yaşındaki adamı ameliyat etti ve Diken sağlığına kavuştu.


“Şuan çok iyiyim”


Kontrole gelen Nazım Diken, sağlığına kavuştuğunu ve artık oynayabildiğini söyledi. İhlas Haber Ajansı’na konuşan Diken, “Daha önce arabaya binerken eğiliyordum, binemiyordum. Şuanda Allah’a çok şükür iyiyim. Oturup, kalkabiliyorum bir sorunum yok. İdrar kaçırıyordum geçti, unutkanlık sorunum geçti. Gitmediğim yer kalmadı, spor dahi yaptım ama bir çözüm bulamadım. En son buraya geldik ve burada hocamız yaptığı tetkikler sonucu bana hidrosefali tanısı koydu. Başarılı bir ameliyat geçirdim ve onun sayesinde şuanda oynayabiliyorum, hatta güreşebilirim. Geziyorum ve arabaya binebiliyorum. Ben neşeli bir adamdım ve şuanda tekrardan o eski neşeme döndüm. 3 ay önce ameliyatımı oldum ve şuanda çok iyiyim” ifadelerini kullandı.


“Hastamız sağlığına kavuştu”


Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise her alzaymır ve Parkinson tanısının doğru olmadığını, uzman kişiler tarafından kontrollerin yapılması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:


“Dengesizlik, idrar kaçırma, unutkanlık şikayetiyle hastamız bize başvurdu. Daha önce gittiği doktorların bazıları Parkinson, bazıları da alzaymır tanısı koymuş. Ancak biz yaptığımız tetkiklerde hidrosefali olduğunu fark ettik. Klinik yakınmalarda hidrosefali ile uyumluydu. Öncesinden belden su alma işlemi yaptık. Su alma işleminden sonra meslektaşım Op. Dr. Ahmet Sedat Kurtar ile birlikte hidrosefali ameliyatını yaparak ‘Şant’ taktık. Ondan sonra hastamız düzeldi, şuanda sağlığına kavuştu. Her unutkanlık alzaymır veya bir Parkinson değil. Beraberinde idrar kaçırma, dengesizlik veya konuşma bozukluğu varsa mutlaka beyin sinir ve omurilik cerrahisi uzmanı görmeli” diye konuştu.



Sedyeyle geldiği doktordan oynayarak çıktı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Uzmanından uyarı: "Mağazalarda denenen giysiler hasta edebilir" Mağaza kabinlerinde onlarca kişi tarafından denenen kıyafetlerin, hijyen kurallarına uyulmaması halinde uyuz, mantar ve çeşitli bakteriyel enfeksiyonlara davetiye çıkardığı belirtiliyor. Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Gamze Demirdağ, "Mağazada daha önce çok sayıda kişi tarafından denenmiş kıyafetleri giymek, egzama ve kızarıklık gibi sorunların yanı sıra bulaşıcı hastalık riskini de beraberinde getirmektedir" dedi. Alışveriş sırasında beden uyumunu kontrol etmek amacıyla denenen kıyafetler, hijyen şartlarına dikkat edilmediği takdirde çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Uzmanlar, deneme sırasında kıyafetler üzerinde bulunan deri döküntüleri, ter ve mikroorganizmaların bir kişiden diğerine geçebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle yeterince havalandırılmayan deneme kabinlerinde kıyafetlerin birçok kişi tarafından denemesi, uyuz paraziti ve mantar gibi enfeksiyonların yayılmasına zemin hazırlıyor. Öte yandan, bakteri ve virüslerin tekstil yüzeylerinde belirli süreler boyunca canlı kalabildiği, bunun da bağışıklık sistemi zayıf bireyler açısından enfeksiyon riskini artırdığı ifade ediliyor. Vücutla doğrudan temas eden pantolon, tişört ve iç giyim ürünlerinin deneme süreçlerinde bulaş ihtimalini daha da yükselttiği vurgulanıyor. Salgın hastalık riski Yeni kıyafetlerin fabrikada üretim aşamasından mağazaya gelene kadar çok sayıda işlemden geçtiğini belirten Acıbadem Kent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Gamze Demirdağ, "Bu süreçte kıyafetler renk veren boyalar, ütülü görünüm sağlayan kırışıklık giderici kimyasallar, yumuşatıcılar ve küf önleyici maddeler gibi birçok kimyasal ile temas eder" dedi. Demirdağ, "Mağazaya ulaştıklarında ise üzerlerinde hala sağlığa zararlı olabilecek bu kimyasal kalıntıları barındırırlar. Özellikle cildi hassas olan kişilerde, alerjik egzaması bulunanlarda, bebek ve çocuklar gibi hassas deri yapısına sahip bireylerde bu kimyasallara maruziyet sonucunda ciltte kaşıntı, kızarıklık, pullanma ve tahriş gibi etkiler görülebilmekte, hatta alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Bununla birlikte birçok insan bedenini tam olarak bilmediği için, mağazalarda deneme kabinlerinde bedenini bilse dahi farklı seçenekler olduğu gerekçesiyle 4-5 farklı ürünü denemektedir. Oysa bu ürünler daha önce en az 20-30 kişi tarafından denenmiş olabilmektedir. Mağazada daha önce çok sayıda kişi tarafından denenmiş kıyafetleri giymek, egzama ve kızarıklık gibi sorunların yanı sıra bulaşıcı hastalık riskini de beraberinde getirmektedir. Özellikle son yıllarda ülkemizde görülen uyuz salgını nedeniyle, uyuz parazitinin daha önce denenmiş kıyafetlerde bulunabildiği gözlemlenmektedir ve bu kıyafetlerin belirli bir süre giyilmesi uyuz hastalığına yakalanma riskini artırabilmektedir" diye ekledi. Ürünlerin üretimden satışa kadar olan sürecinin titizlikle yürütüldüğünü belirten satış danışmanı Tuğba Kara ise müşterilerin de satın aldıkları ürünleri ilk olarak yıkayıp ardından kullandıklarını söyledi.
Diyarbakır Bir yılda 400 bin kişi 3 bin yıllık kaleye çıktı Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde, Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan, arkeolojik kazılarla geçmişe ışık tutan 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi, yılın 12’nci ayına kadar yerli ve yabancı 400 bin ziyaretçi ağırladı. İlçeye 13 kilometre uzaklıktaki Demirölçek Mahallesi yakınlarında 124 metre yükseklikte kayalık tepede bulunan ve askeri yerleşimde dünyada bulunan son Mithras tapınağının ortaya çıkarıldığı Zerzevan Kalesi, aralıksız olarak devam eden bilimsel kazılarla tarihe ışık tutuyor. 2020 yılında UNESCO Dünya Miras Geçici Listesine dahil edilen, kentin önemli turizm değerlerinden olan kale, yerli ve yabancı turistlerden de büyük ilgi görüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, valilik, Çınar Kaymakamlığı ve Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü katkılarıyla 2014 yılında başlatılan kazılarda bugüne kadar bin dönüm alanda 15 metre yüksekliğinde ve bin 200 metre uzunluğunda sur kalıntısı, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi, kilise, yönetim binası, konutlar, tahıl ve silah depoları, kaya mezarları, su kanalları ile 63 su sarnıcı, yer altı kilisesi, 400 kişinin sığacağı yer altı sığınağı, konutlar ve gizli geçitler, milattan sonra 4. yüzyılda Hristiyanlığın benimsenmesiyle önemini kaybeden, dönemin Mithras dinine ait yer altı tapınağı ve Mithras Tapınağı’na gizli dini tören ve ayinler için gelen davetlilerin konakladığı alan ile birçok eser gün ışığına çıkarıldı. Ortaya çıkartılan bu tarihi yapılar ile bu yıl, 400 bin yerli ve yabancı ziyaretçi kaleyi gezmeye geldi. Kazılar 2014’ten beri devam ediyor Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, Zerzevan Kalesinde kazıların ilk defa 2014 yılında başladığını ve aralıksız olarak devam ettiğini söyledi. Alan önemli bir turizm destinasyonu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Coşkun, hem Diyarbakır hem de bölge turizmi ve istihdamı için önemli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Coşkun, bu yıl 400 bin rakamına ulaştıklarını belirterek, "Şu anda bazı alanlarımız kapalı restorasyondan dolayı. Buna rağmen önemli bir rakam. Yıl sonuna kadar bu rakam daha da artacaktır. Hem çevre düzenleme hem kazı çalışmaları devam ediyor. Önümüzdeki yılla birlikte yeni restore edilen alanlarında ziyarete açılmasıyla bu rakamın çok daha üzerine çıkacağız. Belki 700-800 binlere ulaşacak. Ama hedefimiz yılda 1 milyon ziyaretçinin Zerzevan Kalesine gelmesi. Hem Zerzevan Kalesi hem de Mithras kutsal alanı UNESCO Dünya Mirası Geçici listesinde. 2026 yılında dünya mirası olmasını da hedefliyoruz. Bu konuda da çalışmalarımız bütün hızıyla devam ediyor" dedi. ’’Tapınağın altında büyük bir şehir var’’ Kalenin dünyanın en iyi korunmuş Roma’nın sınır garnizonu olduğu ifade eden Prof. Dr. Coşkun, "Aslında toprağın altında büyük bir şehir var. Kazıldığı zaman hem dönemin askeri hem de siyasi yaşantısına dair on binlerce eser ortaya çıkarıldı ki bazı eserler ünik. Toprağın altından ameliyat aletlerinden aydınlatma araçlarına, pişirme kaplarından askeri teçhizata kadar, hem sivil hem de askerlerin kullandıkları takılara kadar her şey Zerzevan Kalesinde mevcut. Bu on binlerce eser, dönemin aydınlatılması açısından hem bölgenin tarihini değiştirdi hem de bölgenin turizmine de önemli katkı sundu" şeklinde konuştu. Ziyaretçilerden Sevtap Güzeltürk grup olarak 54 kişiyle Antalya’dan geldiklerini belirterek, "Turumuz Diyarbakır’da başladı. İki gün burada geçireceğiz. Antalya’da Roma ve Bizans uygarlığıyla neredeyse iç içeyiz. Burada çok daha farklı ve çok daha eski uygarlık. Hemen hepimiz çok etkilenmiş olarak dönüyoruz. Bir kez daha geleceğim. Bu gezi bizim için çok etkileyici oldu" diye konuştu. Doktor Cemile İnci ise kendilerini tarih kitaplarının içinde dolanıyormuş gibi hissettiklerini, Mezopotamya’nın etkileyici büyüsünü hissettiğini dile getirdi. Nesrin Ülk de "Zerzevan’a ikinci çıkışım. Burada çok önemli bir tarih yatıyor, çok güzel. Herkesin gelip görmesi lazım" ifadelerinde bulundu.