POLİTİKA - 02 Kasım 2024 Cumartesi 18:24

Bakan Işıkhan: "Türkiye’nin kaybedecek bir dakikası bile yok"

A
A
A
Bakan Işıkhan: "Türkiye’nin kaybedecek bir dakikası bile yok"

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan kongre ve ziyaret için geldiği Aksaray’da, "Türkiye’nin kaybedecek bir dakikası bile yoktur. Bir taraftan içeride, bir taraftan dışarıda büyük bir beka mücadelesi veriyoruz" dedi.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, AK Parti Merkez İlçe 8. Olağan Kongresi ve bir dizi ziyaret için Aksaray’a geldi. İlk olarak Aksaray Valiliğini, ardından belediyeyi ziyaret ettikten sonra AK Parti Merkez İlçe 8. Olağan Kongresine katılan Bakan Işıkhan daha sonra iş adamları ile istişare toplantısına katıldı. Burada bir konuşma yapan Bakan Işıkhan, Türkiye’nin dünden bugüne geldiği noktayı anlatarak, "Hükümetimizin çeyrek asra yaklaşan 22 yıllık mesaisi ise hepinizin çok iyi bildiği gibi, geçmiş dönemlerin ekonomik ve sosyal enkazını temizlemek ve yerine devletin milletle el ele verdiği güçlü Türkiye’yi inşa etmekle geçmiştir. Şimdi artık yükselme ve ülkemize yeni bir vizyon çizme zamanıdır. İnşa ettiğimiz güçlü temelleri yükseltme zamanıdır. Ülkemiz bu anlamda büyük bir dönüm noktası yaşamaktadır. Türkiye’nin kaybedecek bir dakikası bile yoktur. Bir taraftan içeride, bir taraftan dışarıda büyük bir beka mücadelesi veriyoruz. Dışarıda güçlü olabilmemizin yolu, hiç kuşkusuz, içeride oluşacak istikrarlı bir birlik ve beraberlik atmosferinden geçmektedir. Türkiye’yi durdurmak isteyenler, geçmişte olduğu gibi bugün de birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize saldırmaktadır. Geçtiğimiz hafta savunma sanayimiz için hayati öneme sahip olan TUSAŞ’a yapılan saldırıda da bir kez daha şahit olduk ki Türkiye’nin yükselişine engel olmaya çalışanlar, asla pes etmiyor, etmeyecekler. Biz de pes etmiyoruz, biz de hedeflerimizden, büyük Türkiye idealinden vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz. Büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Şundan hiç kimsenin şüphesi olmasın ki azimle, kararlılıkla, büyük mücadelelerle ve bedel ödeyerek yürüdüğümüz bu kutlu yolun varacağı nokta her alanda tam bağımsız güçlü Türkiye olacaktır. Bu tam bağımsızlık süreci, inanıyoruz ki bizi Türkiye Yüzyılı’na taşıyacaktır. Başta çalışma hayatı olmak üzere ülkemizi ilgilendiren her alanda; tek yürek, tek yumruk olup aydınlık geleceğimizi karartmak isteyenlere karşı dirayetli durmalıyız. Bu dirayet Anadolu’nun mayasında zaten mevcut. Teröre, kaosa, fitneye karşı verilecek en iyi cevap Anadolu ruhuyla birbirimize kenetlenmek olacaktır. Yeter ki birliğimize ve kardeşliğimize zarar vermek isteyenlere müsaade etmeyelim. Savunma sanayimizden sosyal güvenlik reformuna varıncaya kadar, bugüne kadar hangi başarıya imza attıysak, işte bu şuurla muvaffak olabildik. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da birlikte çalışmaya, çabalamaya, mücadele etmeye devam edeceğiz" dedi.



"Hedefimiz tam bağımsız bir kalkınma sürecini, yerli ve milli unsurlar temelinde gerçekleştirebilmek"


Bakan Işıkhan şöyle devam etti: "Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda el birliğiyle, her alanda yoğun bir çalışma dönemini icra ediyoruz. Bilhassa ekonomik kalkınmamız için gerek çalışma hayatında gerekse ekonomimizi ilgilendiren diğer alanlarda dört koldan çalışıyoruz. Hedefimiz tam bağımsız bir kalkınma sürecini, yerli ve milli unsurlar temelinde gerçekleştirebilmek. Bunu gerçekleştirebilmenin en önemli yollarından birinin ise sağlıklı işleyen bir çalışma hayatı ve sosyal güvenlik sisteminden geçtiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu noktada sizleri rahatlatmak, işverenlerimizin karşılaştığı zorlukları azaltmak ve bürokratik yükü hafifletmeye yönelik çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bildiğiniz üzere İŞKUR vasıtasıyla işverenlerimizi ve işçilerimizi bir araya getiriyor, işverenlerimizin aradığı elemanı bulmasına yardımcı oluyoruz. Diğer yandan, teşviklerimiz ve desteklerimizle, işletmelerinizin büyümesine ve istihdamın artmasına katkıda bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de yine işverenlerimizin istihdam artışı noktasında desteklenmeye devam edileceği bir dönem olacak. Ayrıca biliyorsunuz İş-Pozitif adlı yeni projemizin duyurusunu yapmıştık. İş-Pozitif, özellikle kayıtlı kadın istihdamı konusundaki sorunların çözümüne katkı sağlayacak, iş arayanın da işverenin de bağlantısını büyük ölçüde kolaylaştıracak bir programdır. Şu an biliyorsunuz iş kanunumuzu güçlendirme, revize etme sürecindeyiz. Mevzuatı daha da güçlendirip, çalışma barışına, sosyal diyalog, istihdam ve işgücü piyasası gidişatına olumlu yönde katkı sağlayarak Türkiye’nin çalışma hayatını yüzyıllık vizyonumuza yakışır hale getireceğiz. Bugün özellikle sosyal güvenlik sisteminde dünya ölçeğinde örnek alınan ülke konumundayız. Aynı şekilde istihdamda ve işgücünde orta vadeli plana uygun şekilde yükselen bir ivme içerisindeyiz. İşçinin de, işverenin de, yatırımcının da kazandığı, herkesin hakkını aldığı adil bir sistem hepimizin ortak arzusudur."



Bakan Işıkhan: "Türkiye’nin kaybedecek bir dakikası bile yok"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Trabzon’da APP plaka kuyruğu Trabzon’da APP plaka kullanan araç sahipleri, yeni düzenlemeye göre ağır cezalar uygulanacak standartlara aykırı plakalarını değiştirmek için plaka basım atölyeleri önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Yürürlüğe giren yeni Trafik Ceza Kanunu’na göre araçlarında standartlara aykırı (APP) plaka kullanan sürücülere ilk ihlalde 140 bin para cezası kesilecek ve sürücü belgeleri 30 günlüğüne geri alınacak. İhlalin aynı yıl içinde ikinci tekrarında ise ceza miktarı 280 bin lira olacak ve sürücülerin ehliyetine 60 günlüğüne el konulacak. Yeni düzenleme çerçevesinde ceza yememek için Trabzon’da sürücüler, plakalarını değiştirmek için plaka basım atölyelerine akın etti. Atölyeler önünde uzun kuyruklar oluştu. APP plakalarla ilgili durumu sosyal medyadan öğrendiğini ifade eden Adem Uludüz, "APP plakadan dolayı burada bulunuyoruz. APP plakalarıyla ilgili durumu sosyal medyadan öğrendim. Plakadaki yazıların kalın olması standartlara uygun değilmiş. Trafik kurallarındaki ve trafik kanunundaki standartlara uygun olmadığından dolayı 140 bin TL’ye kadar para cezası var. Şu anda işlemlerimi yaptım. Notere paramızı ödedik, plaka için de bankaya para yatırdık. Şimdi bekliyoruz "diye konuştu. Sürücülerden Mehmet Bahadır, aracının plakasını söküp teslim ettiğini belirterek, "10 yıl önce aldığım aracımın plakasının geçerli olmadığını söylüyorlar. Muayenelerden geçen, trafik cezası almayan araca bugün ’Plakanız geçerli değil, yeniden plaka satın alacaksınız’ deniliyor. İşlemi yapmadığımız takdirde 140 bin TL ceza kesileceği söyleniyor. Biz de aracımızın plakalarını söküp teslim ettik. Şimdi kuyrukta bekliyoruz; 10 yıllık arabamıza yeniden plaka almak için sıra bekliyoruz" dedi. Recep Yenigün, APP plakadan dolayı sırada beklediğini belirterek, "APP plakadan dolayı burada sıradayız. Plakayı da şoförler odasından almıştık" derken, Ali Kamen ise, "Plakaları değiştiriyoruz. Yazıları kalın olduğu için değiştirileceği söylendi. Değiştirmezseniz 145 bin TL cezası var denildi" diye konuştu.
İstanbul Fatih’te boşanma aşamasındaki eşini öldüren şüphelinin ifadesi ortaya çıktı: ‘‘Silahın kurulu olduğunu unutmuşum’’ Fatih’te kızını okuldan almaya giden boşanma aşamasındaki eşi Semiha Deniz’i silahla öldüren E.D., adliyeye sevk edildi. Şüphelinin polise verdiği ifadesinde, ‘’Cep telefonuyla çekmesini engellemeye çalıştım. Korkutmak için üzerimde bulunan silahı çıkardım, kafasına doğru doğrulttum. Silahın kurma kolunun çekili olduğunu unutmuştum, kafasına doğru iteklerken bir anda patladı’’ dediği öğrenildi. Olay, dün saat 12.30’da Fatih ilçesi Seyyid Ömer Mahallesinde bulunan Vedide Baha Pars İlkokulu önünde meydana gelmişti. 14 yaşındaki kızını okuldan almaya giden 33 yaşındaki Semiha Deniz, 2011 yılında evlendiği boşanma aşamasındaki eşi E.D. (40) tarafından silahla başından vurularak öldürülmüştü. Saldırgan koca ise olay yerinden kaçmıştı. Cinayet şüphelisi E.D.’nin kısa süre sonra olayı gerçekleştirdiği silahla birlikte polis ekiplerine teslim olduğu öğrenilirken, şüpheli işlemleri için Asayiş Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Uzaklaştırma kararının kalkmasına 3 gün kala eşini katletti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından sürdürülen çalışmalarda çiftin; amca çocukları olduğu, 2011 yılında evlendikleri ve iki kızlarının bulunduğu öğrenildi. Öte yandan çiftin aralarında şiddetli geçimsizlik yüzünden birbirleri hakkında birçok kez emniyete müracaat ettikleri öğrenilirken şikayet kapsamında E.D.’nin 8 Ocak itibarıyla iki aylık uzaklaştırma kararının olduğu ve kararın kalkmasına 3 gün kala cinayeti işlediği ortaya çıktı Şüphelinin ifadesi ortaya çıktı: ‘‘Silahın kurulu olduğunu unutmuşum’’ Cinayet şüphelisi E.D.’nin polis ekiplerine verdiği ifadesinde, çocuklarını görmek amacıyla okul önüne gittiğini ve Semiha Deniz ile karşılaşmasının tesadüf olduğunu belirtti. E.D., ifadesinin devamında okula yakın bir yerde ilk olarak baldızıyla tartışma yaşadığını, tartışmanın sürmesi üzerine eşinin araya girip kendisini cep telefonuyla videoya aldığını, sonrasında sinirlenerek eşinin cep telefonuyla çekmesini engellemeye çalıştığını ve eşini korkutmak için üzerinde bulunan silahı çıkardığını anlattı. Şüphelinin cinayet anını ise ‘’ Silahı kafasına doğru doğrulttum. Silahın kurma kolunun çekili olduğunu unutmuştum, kafasına doğru iteklerken bir anda patladı’’ diye anlattığı öğrenildi. Şüpheli, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’ndeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi
İstanbul Yemek yardımı düzenlemesinde lokantalar ve küçük işletmeler için eşitlik çağrısı İstanbul Ticaret Odası (İTO) 17. Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Başkanı Ebru Koralı, yemek yardımı uygulamasına ilişkin gündemde yer alan düzenlemelerin sektörde rekabet dengelerini etkileyebileceğini belirtti. Koralı, aynı yemek hizmeti için farklı prim uygulamalarının oluşmasının restoran ve lokanta işletmeleri açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80. maddesinde yapılması planlanan değişiklik kapsamında, işyerinde yemek verilmesi dışındaki durumlarda çalışanlara sağlanan yemek yardımının günlük 300 TL’ye kadar olan kısmının SGK priminden istisna tutulması, bu tutarı aşan kısmın ise prime tabi olması öngörülüyor. Restoran ve lokantalarda tüketilen yemeklere getirilen bu prim sınırlamasının hem işverenler hem de yeme-içme sektörü açısından ekonomik etkiler doğurabileceği ifade ediliyor. Konuyu değerlendiren Ebru Koralı, yemek yardımının çalışanların iş günü içinde beslenme ihtiyacını karşılamak amacıyla oluşturulmuş önemli bir sosyal hak olduğunu belirterek uygulamanın amacına uygun şekilde korunması gerektiğini vurguladı. "Uygulama farklılığı sektörü doğrudan etkiler" Koralı, yemek hizmetinin hangi işletme tarafından sağlandığına bağlı olarak farklı prim uygulamalarının ortaya çıkabildiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "İşyerine tabldot veya catering hizmeti verilmesi ile çalışanların restoran veya lokantalarda yemek yemesi arasında farklı prim uygulamaları oluşabiliyor. Oysa verilen hizmetin özü aynıdır; çalışan yine yemek tüketmektedir. Hizmetin temin edildiği işletme türüne göre farklı prim yükü ortaya çıkması sektörde rekabet eşitsizliği oluşturabilir. Restoran ve lokanta işletmeleri şehir ekonomisinin ve istihdamın önemli bir parçasıdır. Uygulama farklılığı işveren tercihlerinde değişime yol açarsa bu durum doğrudan restoran cirolarına ve sektördeki istihdama yansıyabilir. Özellikle öğle servisine odaklı çalışan binlerce işletme ve yaklaşık 200 bin çalışan bu sürecin etkisini doğrudan hissedebilir." "Yemek yardımı kayıtlı ekonomiyi de destekler" Restoran ve lokantalarda yapılan yemek harcamalarının doğrudan kayıt altına alındığını ifade eden Koralı, bu sistemin gıda sektöründen lojistiğe kadar uzanan geniş bir ekonomik zinciri desteklediğini belirtti. Koralı, "Yemek yardımının gerçekten yemek amacıyla kullanıldığı sistemler hem çalışanların sosyal hakkını korur hem de sektörün sürdürülebilirliğine katkı sağlar. Aynı zamanda harcamaların kayıtlı ekonomiye dahil olmasına destek olur." "Amaç çalışanı desteklemek ve sektörel dengeyi korumak olmalı" Koralı, yapılacak düzenlemelerde çalışanların sosyal haklarının korunmasının temel öncelik olması gerektiğini vurgulayarak, yemek yardımına ilişkin uygulamaların sektörler arasında eşit rekabet koşullarını gözeten bir çerçevede ele alınmasının sektör açısından daha sağlıklı sonuçlar doğuracağını ifade etti.