GENEL - 23 Ekim 2012 Salı 18:36

HAK-İŞ`İN 37. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ

A
A
A
HAK-İŞ`İN 37. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ

HAK-İŞ`in kuruluşunun 37. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen uluslararası konferansta İslam karşıtlığına karşı mücadele çağrısı yapıldı.
HAK-İŞ`in 37. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde tertip edilen ``Bölgemizde Bağımsız Sendikal Hareketin ve Özgür Sivil Toplum Geliştirilmesi, Küresel Emek Buluşması`` adı altındaki uluslararası konferans tamamlandı. 22-22 Ekim tarihlerinde Ankara`da gerçekleştirilen konferansa, ITUC, OATUU ve ICATU gibi uluslararası kuruluşların yanı sıra Belçika, Gana, Suriye, Kongo, Mısır, Ürdün, Kuveyt gibi birçok ülkeden konfederasyon başkan ve yöneticileri, akademisyenler katıldı.
Konferans; 32 ülkeden gelen katılımcıyla, bağımsız sendikal hareketin ve özgür sivil toplumun geliştirilmesinin yanı sıra, işsizlikle mücadele, çalışma hakları, ayrımcılıkla mücadele, çalışma ilişkilerinde bölgesel modellerin geliştirilmesi gibi sosyal politika konularına yönelik karşılıklı görüş alışverişinin yapıldığı bir sosyal zirve şeklinde gerçekleşti. Konferansta ayrıca, konfederasyonlarla ikili işbirliği protokolleri imzalanarak, bölge ülkeleri arasında, ortak çalışma kültürünün ve ilişkilerin geliştirilmesine yönelik güçlü temeller atıldı.
Uluslararası konferansın ardından ortak sonuç bildirgesi yayımlandı. Alınan kararların açıklandığı bildiride, ``Ülkelerimizin demokratik hukuk devleti idealine ulaşması, bağımsız ve özgür sendikal hareketin gelişmesi için karşılıklı işbirliği ve dayanışma ruhu içerisinde çalışmaya devam edebileceğimizi uluslararası kamuoyuna duyururuz`` ifadeleri yer aldı.
Açık ve demokratik toplum hedefi çerçevesinde bölgede yaşanan gelişim ve dönüşüm süreçlerinin barışçıl olması için daha fazla çaba sarf edilmesinin altı çizilirken, bu tarihi dönemde çıkar odaklı politikalar bir yana bırakılarak, dünyanın uzun vadeli geleceğinin düşünülmesi ve barıştan yana tavır alınması kaydedildi.
"SURİYE`DE HALKLARIN ÖLÜMLERİNE SON VERİLMELİDİR"
Birçok ülkeden sendika temsilcilerinin katıldığı konferans sonrasında yayımlanan ortak bildiride, Suriye konusuna da uzun uzun değinildi. Suriye ile ilgili olarak bildiride şu ifadeler yer aldı:
"Bölgemiz savaşlardan yorulmuş, halklarımız ise savaşların kurbanı ve mağduru olmuştur. Başta Suriye`de yaşanan savaş olmak üzere halkların ölümlerine son verilmelidir. Ülkelerde yaşanan karışıklık, kaos ve ölümlere, ülkenin kendisinin son vermesi ve çözüm bulması asıldır. Ortak bir dünyada yaşadığımız ve temel yaşam hakkının garanti edilmesinin, hepimizin sorumluluğunda olduğu gerçeğinden hareketle BM gibi uluslararası ve bölgesel kuruluşların ortak barış girişimlerini ve önlemlerini, önemsemeliyiz ve desteklemeliyiz. Başta Arap ülkeleri ve Ortadoğu`da olmak üzere bütün dünyada özgürlük, eşitlik, barış ve demokrasi talepleriyle başlayan değişim sürecinde halkların taleplerini dikkate alan ve sürecin barışçıl bir şekilde tamamlanmasını kolaylaştıran işbirliği ve dayanışma politikaları izlenmelidir."
"İSLAM KARŞITLIОININ ORTADAN KALKMASI İÇİN ÇABA SARF ETMELİYİZ"
Ortak bildiride ayrıca, Türkiye`nin bölgedeki ülkelerle dayanışmalarını karşılıklı olarak devam ettirmesi gerektiğine vurgu yapılarak, "Türkiye, bölgeyle ilişkilerini karşılıklı işbirliği ve dayanışma çerçevesinde devam ettirmelidir. Bu çerçevede, HAK-İŞ gibi konfederasyonların yanı sıra, STK`ların ve TİKA gibi kamu kuruluşlarının bölgedeki sosyal içerikli ve sosyal boyutlu çalışmalarının yanı sıra ilgili ülkelerin sendika, STK ve kamu kuruluşları ile işbirliğinin önemi büyük öncelik arz etmektedir`` denildi.
Bildiride, ``Yaygınlaştırılmak istenen İslam karşıtlığı ve ayrımcılığının ortadan kalkması için çaba sarf edilmelidir. Ülkelerimizin nasıl güçlü bir demokratikleşme sürecinde olduğunu dünyaya göstermeliyiz`` denilerek, İslam karşıtlığına karşı bir mücadele çağrısında bulunuldu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara 28 Şubat döneminde eğitim hakları engellenen İlyas ve Ağdalyan: "28 Şubat yalnızca eğitim değil, sosyal ve psikolojik yaşamlarımızı da derinden etkiledi" Burdur’da üniversite öğrencisiyken 28 Şubat döneminde başörtülü olması nedeniyle eğitim hakkı engellenen 28 Şubat Öğrenci Derneği Genel Başkanı Emine İlyas ile Konya’da benzer uygulamalara maruz kalan Leyla Arslan Ağdalyan, o dönemde yaşadıklarını anlattı. İlyas ve Ağdalyan, 28 Şubat sürecinin yalnızca eğitim hayatlarını değil, sosyal ve psikolojik yaşamlarını da derinden etkilediğini dile getirdi. 28 Şubat döneminde Burdur’da üniversite öğrencisiyken çeşitli cezalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen 28 Şubat Öğrenci Derneği Genel Başkanı Emine İlyas ile Konya’da öğrenim gördüğü sırada benzer uygulamalara maruz kalan Leyla Arslan Ağdalyan, başörtüleri nedeniyle okullarından uzaklaştırıldıklarını ve eğitimlerini yarıda bıraktıklarını ifade etti. O dönemde yaşadıkları baskıları İHA muhabirine anlatan İlyas ve Ağdalyan, 28 Şubat sürecinin yalnızca eğitim hayatlarını değil, sosyal ve psikolojik yaşamlarını da derinden etkilediğini belirttiler. "Türkiye’nin dört bir tarafında üniversite okuyan öğrenciler olarak eğitimimize devam edemedik" 28 Şubat döneminde eğitim hakları engellenmiş tüm vatandaşların haklarını aramak için dernek çatısı altında bir araya geldiklerini söyleyen Emine İlyas, "Ben de o dönemde üniversite öğrencisiydim. İkinci sınıftaydım ve çeşitli cezalar alarak eğitimime devam edemediğim bir süreç yaşadım. O süreçte biz Türkiye’nin dört bir tarafında üniversite okuyan öğrenciler olarak eğitimimize devam edemedik. 13 yıl sonra üniversitede başörtü serbest oldu ama bu sefer de yaşlarımız ilerledi. Hayatlarımız değişti, evlendik, çocuklarımız oldu. Bu şartlarda biz üniversitelerimize geri döndük ve tekrar bir mücadelenin içine girdik. 2014-2015 yılında diplomalarımızı aldık. Sonrasında da 28 Şubat Öğrenci Derneği’ni kurarak, bu sorunu yaşayan Türkiye genelindeki tüm mazlumları bu derneğin çatısı altında bir araya getirdik" dedi. "28 Şubat yeryüzündeki tüm masumların davasıdır" 28 Şubat döneminde başörtülü kişilere karşı çeşitli hukuksuzlukların yaşandığını vurgulayan İlyas, sözlerine şöyle devam etti: "28 Şubat ne Emine’nin başörtüsü ne de Ayşe’nin başörtüsü sorunudur. 28 Şubat bütün Müslümanların, yeryüzündeki tüm masumların ve insanlık onurunun davasıdır. Aslında biz dernek çalışmalarını yaparken şunu keşfettik; baktık ki kavramlarımızın hiçbiri bize ait değil. Hep darbecilerin kavramlarıyla darbecilere hizmet etmişiz. O nedenle bazı kavramların özellikle kullanıldığını fark ettik. Biz mağdur kelimesinin kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Derneğimiz hep yanlış isimlendirilir. Biz bu mağdur kelimesini kabul etmiyoruz. O dönemde olması gerekeni yaptık. Ülkemizde büyük bir hukuksuzluk yaşanıyordu ve bu hukuksuzluğa karşı tüm Türkiye’deki vatandaşlar olarak herkes kendi bulunduğu alanda karşı çıktı. 2025 yılı yargı kararları bizim halkımıza müjdemizdir. 2025 yılında yargı kararları alındı ve bize darbeyi uygulayanlar hapse girdiler. Fakat hapse girmeleri yeterli değil. Onların ülkemizde yapmış oldukları hukuksuzlukların kalıntılarını hala temizleyemedik. Biz bunların temizlenmesini talep ediyoruz." "28 Şubat önlenemediği için de 15 Temmuz oldu" 28 Şubat Öğrenci Derneği olarak mağdur öğrencilerin hak ihlallerinin giderilmesiyle ilgili çalışmalar yaptıklarını aktaran İlyas, "Ülkemizde yaşanan darbeler tarihine baktığımız zaman 27 Mayıs önlenemediği için 1971 muhtırası oldu. 12 Eylül önlenemediği için 28 Şubat oldu. 28 Şubat önlenemediği için de 15 Temmuz oldu. Ve biz 15 Temmuz’da ülkenin vatandaşları olarak büyük bir ruhla uyandık ve bu ruhun canlı kalması için gayret ediyoruz. Biz 28 Şubat Öğrenci Derneği olarak o süreci yaşayan ve yıllar sonra yine mücadeleler vererek diplomalarını alan hanımefendilerin hak ihlallerinin giderilmesiyle ilgili bir çalışma yaptık. Hak ihlalleri giderilememiş 28 Şubat gazileri var" ifadelerini kullandı. "Başörtü sorunu 2011 yılında düzelene kadar okulumu bırakmak zorunda kaldım" Üniversitede başörtülü olmasından dolayı çeşitli cezalar aldığını ifade eden Leyla Arslan Ağdalyan, "Anadolu Öğretmen Lisesi’ni bitirdikten sonra Selçuk Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü kazandım. 1997-1998 eğitim öğretim yılında hiçbir sorun yaşamadan başörtülü bir şekilde üniversite hayatıma devam ettim ama bu süreçte İstanbul’daki üniversite okuyan arkadaşlarımızın yaşadığı sorunlar başlamıştı. Biz de onlara Konya’dan destek amaçlı çeşitli eylemlerde bulunduk. 1998-1999 eğitim yılına geldiğimiz zaman 2. sınıfta önce hocamızın bizi uyarmasıyla süreç başladı. Kılık kıyafet kurallarına uymadığımız için sınıfımızda tutanak tutuldu, savunmamız istendi ve süreç bu şekilde devam etti. İlk etapta uyarı cezası, sonunda bir hafta uzaklaştırma, peşinden bir ay ve dönem uzaklaştırma cezası şeklinde eğitimim yarıda kaldı. Başörtü sorunu 2011 yılında düzelene kadar o süreçte okulumu bırakmak zorunda kaldım" diye konuştu. "Başörtüsü Allah’ın emri olduğu için böyle bir mücadeleye giriştik" 28 Şubat döneminde başörtüsüne yönelik yürütülen uygulamalara karşı mücadele ettiklerini belirten Ağdalyan, "Arkadaşlar olarak bize mağdur denilmesini istemiyoruz. Çünkü başörtüsü Allah’ın emri olduğu için böyle bir mücadeleye giriştik. Ama bir yandan da Türkiye hukuk devleti olduğu için, bu uygulamanın hukuksuz olduğunu düşündüğümüz için ne kadar uzun da sürse bu mücadelenin içinde yer alma kararı aldık ve bunu kabul etmedik. Dolayısıyla biz 28 Şubat mağdurları değiliz. Türkiye’de kendi vatanını, milletini seven insanlar olarak bu hukuksuz süreci kabul etmedik ve bu mücadeleye giriştik. Biz 28 Şubat gazileriyiz, bu yüzden mağdur kelimesinin kullanılmasını istemiyoruz. Benim gibi aynı süreci yaşamış arkadaşlarımın haklarının iade edilmesini istiyoruz" şeklinde konuştu.