POLİTİKA - 01 Mart 2012 Perşembe 13:58

MECLİSTE "KEMALİST DİKTATÖR" VE "İSKİLİPLİ ATIF HOCA" TARTIŞMASI

A
A
A
MECLİSTE "KEMALİST DİKTATÖR" VE "İSKİLİPLİ ATIF HOCA" TARTIŞMASI

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ’Kemalist diktatörlük’ ifadesinin arkasında olduğunu belirterek, "Benim Mustafa Kemal Atatürk’le, İsmet Paşa’yla, Celal Bayar’la, Adnan Menderes’le, Süleyman Demirel’le, şahsi bir alıp veremediğim yok. Ben bugün siyaset yapıyorum. Bir dönemi yönetim şekli olarak ’diktatörlük’ olarak değerlendiriyorum. Bu dönem demokrasi midir, meşrutiyet midir, padişahlık mıdır, diktatörlük müdür bunu tartışalım, ama sakin sakin tartışalım. ’Hayır, konuşamazsın;
tanrılara bir şey diyemezsin’ diyorsan tanrılarınız size mübarek olsun. Bizim kimsenin tanrısıyla bir alıp veremediğimiz, bir çarpışmamız yok, şahıslarla ilgili bir polemiğimiz yok. Bu nedir, suçlunun, suçüstü yakalananın, bir milletin 70-80 senesini zehir edenlerin, bir de çıkıp üstüne üstlük millete küfretmesidir" dedi.
Tan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında dünkü TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan ’Kemalist diktatörlük ve İskilipli Atıf Hoca’ ile ilgili söylediği sözler üzerine yaşanan tartışmaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Tan, dünkü Genel Kurul’da, 1 Nisan 1923’te Kurtuluş Savaşı’nı yapan aziz ve bu milletin kıyamete kadar müteşekkir olduğu Birinci Büyük Millet Meclisi’ni, meclis içi bir darbeyle tasfiye edenlerin 1 Nisan 1923’teku tavırlarını tekrarlamak istediklerini savundu. Tan, şunları kaydetti:
"Ne oldu 1 Nisan 1923’te? 23 Nisan 1923’te TBMM Ankara’da tekbirlerle, salavatlarla, dualarla, Hacı Bayram Camii’nde kılınan namazdan sonra açıldı ve bu Birinci Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nı, bu milletin varoluş mücadelesini, Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, bütün unsurlarıyla, ne kadar halk, inanç ve mezhep varsa bunların birlikteliğiyle yürüttü. Ancak bu Birinci Millet Meclisi Türkiye Cumhuriyeti’nin, varlığımızın, kurucu iradesi 1 Nisan 1923 tarihinde meclis içi bir
operasyonla tasfiye edildi, Meclis lağvedildi. Niçin edildi? Çünkü ondan sonraki dönemi tasarlayan içerdeki ve dışarıdaki güçler, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin varlığından rahatsız oldular. Birinci Büyük Millet Meclisi, Lozan’da yürütülen anlaşmaları, ’Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye Misak-M milli sınırları içindedir, biz bunları başkasına veremeyiz’ dediği için. Lozan anlaşmasının İsviçre’de devam eden görüşme şekline ve seyrine muhalefet ettiğinden dolayı lağvedildi. Aralarında İstiklal Marşı yazarı
Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy dahil 63 milletvekili devre dışı bırakıldı. Bunların içinde Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey 27 Mart 1923 günü Ankara’da, Çankaya Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman ve damları tarafından katledildi. Çünkü Ali Şükrü Bey, İngiltere’de öğrenim görmüş, yabancı dili olan, İslami hassasiyetleri yüksek derecede olan vatansever bir milletvekiliydi ve Meclisin içindeki İslami muhalefetin de başını çekiyordu. 27 Mart 1923 günü Ankara’da katledildi ve olayın üstü örtülmek
istendi."
Tan, uzun uzadıya bu tartışmalara girme niyetinde olmadığını ancak bir CHP’li milletvekilinin, ’mazlum ve mağdur İskilipli Atıf Hoca’ hakkında ağza alınmayacak iddialarda, suçlamalarda bulunduğunu, ’İskilipli Atıf Hoca’nın vatan haini ve İngiliz işbirlikçisi’ olduğunu söylediğini belirtti.
İskilipli Atıf Hoca’nın bir din alimi ve imam olduğunu, Şapka Kanunu çıkmadan 2 yıl önce görüşlerini ifade eden bir broşür yayınladığını belirterek, "İki yıl sonra cumhuriyet kuruluyor, devrimler başlıyor, Şapka Kanunu çıkartılıyor, Atıf Hoca’ya deniliyor ki ’Sen şapka kanununa muhalefet ettin, bilmem kaç sene evvel böyle bir yazı yazdın’ alınıyor ve asılıyor. İşte hadisenin bütün özeti bu. Bu mağduriyetten, bu mazlumiyetten özür dilemesi gerekenler bir de kalkıp üstüne üstlük rahmetlinin boyuna yafta
asıyorlar ve hakaret ediyorlar. Ben çıktım ve buna itiraz ettim. İtirazımın ve söylediğim bütün lafların arkasındayım, çok net" dedi.
"PABUÇ BIRAKMAYIZ"
Türkiye Cumhuriyeti’nin artık Kel Ali’lerin, Üç Ali’lerin dönemini yaşamadığını belirten Tan, şunları kaydetti:
"Eski çamlar bardak oldu. Eğer tekrar Ankara’nın içinde milletvekillerini öldürtecek kadar gözü kara bir siyaset peşindeyseniz, susturma peşindeyseniz, bunları yapamayacaksınız; geçmiş olsun. Bu çaldığınız sazlar kırılalı yıllar oldu, haberiniz yok. Hiçbir tehdide, baskıya, yıldktışmaya ilişkin açıklaırmaya ve kuru gürültüye pabuç bırakacak değiliz. Hiç kimseye hakaret etmedim, şahıslarla ilgili polemiklere girmeden, İslami konularda da, Kürt meselesinde de, memleketimizin ekonomik sorunlarıyla ilgili
olarak da, Ortadoğu ve dünya politikasıyla ilgili olarak da, hangi konuda olursa olsun doğru bildiklerimizi dürüstçe, açık ve şeffaf biçimde, medenice bu kürsülerde ifade etmeye devam edeceğiz, devam edeceğim. Halk arasında bir tabir var, ’Kuştan korkan darı ekmez, demirden korkan trene binmez’. Biz buraya geldiğimiz vakit nereye geldiğimizi biliyorduk, niçin geldiğimizi biliyorduk, ne yapmamız gerektiğini de biliyorduk ve şu anda da bunun bilinci içindeyiz."
"YAĞLI GÜREŞ DE YAPABİLİRİZ"
CHP ve MHP grup başkanvekilleri ile bazı milletvekillerine nezaket ve terbiye sınırlarını aşan bütün ifadelerini kendilerine iade ettiğini ifade eden Tan, "Eğer bir kuru cengaverlik peşinde iseler, burası olun yeri değil burası fikirlerin, düşüncelerin, delillerin, evrakların paylaşılacağı yerdir. Ama yok şahıs olarak kavga gürültü peşindelerse, meclisin içini buna alet etmesinler, meclisin dışı çok geniş, istiyorlarsa yağlı güreş de yapabiliriz; ama burası Kırkpınar da değil" diye konuştu.
CHP için de, son kongre ile Ergenekon’un açık avukatlığına savunan, eski tek parti rejiminin bugün de devamını düşünen çevrelerin parti içinde tasfiye olduklarını dile getiren Tan, "Bundan sonra bir siyasi gelecekleri yoktur. Bunu bahane ederek şov yapmalarının da hiçbir gereği yoktur, geçmiş olsun. Kendi dertlerine yansınlar" dedi.
"UYARI CEZASNI İADE EDİYORUM"
Dünkü Genel Kurul’da AK Parti grubunun tavrını yadırgadığını ifade eden Tan, kendisine destek veren ve konuşmasını alkışlayan AK Parti’li vekillere ise teşekkür etti. Tan, "Çünkü bu mesele ne benim babamın davası, ne kimsenin dedesinin davası. Bu memleketimizdeki bütün mağdurların, Mehmet Akif Ersoy’dan, İskilipli Atıf Hoca’ya, Hrant Dink’ten, hakkı hukuku yenen dağdaki bir çobana kadar herkesin hukukunu müdafaa etme meselesidir. Onlar da üzerlerine düşeni yapmışlardır, teşekkür ediyorum. Ancak AK
Parti’li Meclis Başkanvekili Sayın Mehmet Sağlam’ın orada ağza alınmayacak hakaretler yağdıran insanlara uyarı hatta kınama cezası vermesi gerekirken, dönüp kendi inisiyatifiyle bana uyarı cezası vermesini da asla kabul etmiyorum ve Sayın Mehmet Sağlam’ı uyarıyorum; darbecilere, diktatörlere ve Meclis’i kendi kışlaları gibi kullanmak isteyenlere karşı durmanız gerekirken, hakkı ve hakikati söyleyenlere karşı tavır almanız sadece esef vericidir. Bunu da fazla uzatmak istemiyorum. Uyarıyı da aynen kendilerin
iade ediyorum, uyarıyorum kendilerini, bir tada yapmasınlar" diye konuştu.
"AK PARTİ’NİN DAHA DİK DURMASINI BEKLERDİM"
Tan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in olayla ilgili alelacele açıklama yapmasını da sadece tebessümle karşıladığını belirterek, "Fakat seviniyorum, Türkiye demokrasisi büyük mesafe almış demek ki. Orhan Doğan ile Leyla Zana Meclis’ten yaka paça çıkartılırken, o zamanki Meclis Başkanı Rodos’a kaçmıştı. Şimdi Meclis Başkanımızın makamında bulunarak böyle bir açıklamayı yapması büyük bir ilerleme. Oradaki ’saygı’ kelimesi, tırnak içinde bir saygı var, kürsüde bu ’saygı’ ifadesini de anası sarımsak, babası soğan
olanlara söylemek lazım. Beni babam Bedii Tan, annem Muazzez Tan, bütün memlekete gidin sorun, söyledikleri ilk söz, ’Beyefendi ve hanımefendi’. Ben onların terbiyesiyle büyüdüm. AK Parti grubunun daha dik bir duruş sergilemesini beklerdim. ’Askeri vesayet bitti, demokratik bütün kanallar açıldı, Türkiye demokratikleşti’ diye naralar atıyorsunuz, ondan sonra üç tane kuru gürültüde elleriniz ayaklarınız titriyor. Titreyin ve kendinize dönün. Eğer Türkiye tam demokratik bir hukuk devleti olacaksa, bu meclisin
kürsüsünde her şey konuşulacak. Biz burada olduğumuz müddetçe, ben burada olduğum müddetçe bunların hepsini konuşmaya devam edeceğim" diye konuştu.
"ŞEVKİ YILMAZ’IN VE HASAN MEZARCI’NIN KULLANDIĞI ÜSLUBU KULLANMAYACAĞIM"
BDP’li Tan, bir basın mensubunun, ifadelerinin Meclis tutanaklarından çıkarılmasını isteyip istemediğini sorması üzerine, "Hayır, kesinlikle istemiyorum. Çıkarılmadı, çıkarılamaz, ağzımdan çıkan her söz benimdir" dedi.
Konuşmasında ’Kemalist diktatörlük’ ifadesini kullandığının hatırlatılarak, "Atatürk’ü diktatör olarak mı görüyorsunuz?’ sorusunun yöneltilmesi üzerine ise Tan, şunları kaydetti:
"Ben bu tür polemiklere girmek istemiyorum. Yani ben Şevki Yılmaz’ın ve Hasan Mezarcı’nın kullandığı üslubu kullanmayacağım. Aklım başımda, Allah’a çok şükür, iyi kötü bir okuryazarlığım var. Ben bu tür polemiklerle topu taca atacak durumda da değilim, yaşta da değilim, işim de o değil. Ben bir dönemi siyasi olarak analiz ettim. Türkiye içinde ve dışında yüzlerce kitap var bu konuda. Bunu tartışırız. Ve Sayın Meclis Başkanına bir çağrım var. Siz bir önceki Meclis Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin’den
devraldığınız İstiklal Mahkemesi zabıtlarının açılmasına hız veriniz. Birinci göreviniz bu. 9 eleman günümüz Türkçesine aktarmak için çalışıyor. Gerekirse 109 eleman görevlendirin ve bu zabıtları açın."
"ATATÜRK’LE ŞAHSİ ALIP VEREMEDİĞİM YOK, AMA BİR DÖNEMİ DİKTATÖRLÜK OLARAK GÖRÜYORUM"
Bir basın mensubunun, ’Kurtuluş Savaşını Birinci Meclisi kuranlar gerçekleştirdi’ diyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşının size göre neresindedir?" sorusu üzerine Tan, "İçindedir" karşılığını verdi. Basın mensubunun, ’Kemalist diktatörlük’ derken, Atatürk’e hakaret etmiş olmuyor musunuz?’ sorusuna ise Tan, şunları söyledi:
"Beni bu topa sokamazsınız. Benim Mustafa Kemal Atatürk’le, İsmet Paşa’yla, Celalm Bayar’la, Adnan Menderes’le, Süleyman Demirel’le, şahsi bir alıp veremediğim yok. Ben bugün siyaset yapıyorum. Bir dönemi yönetim şekli olarak ’diktatörlük’ olarak değerlendiriyorum. Şimdi siz kalkın cumhuriyet deyin, meşrutiyet deyin bunu tartışalım. Efendim, ’O zamanki dünyanın hepsi böyleydi, Hitler vardı, Mussolini vardı, işte şu vardı bu vardı. Ne yapalım biz de böyle yaptık’ diyebilirsiniz. Deyin, ama beni oradan
alıp, ’şu şu şahsa hakaret ediyor, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkıyor, bilmem neyi ne yapıyor’ bunların hepsi yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasıdır. Bunlar yavuz hırsızdır. Hırsızın elini cebimizde yakalıyoruz, çıkarıyoruz, dönüp hakarete diyor.
Başbakan çıktı dedi ki, ’Dersimde katliam oldu’. Dersim katliamı olduğunda Başbakan belli, cumhurbaşkanı belli. Seyit Rıza’nın asılma şekli var, bunları anlatan Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, ben değilim. Bizzat Seyit Rıza’yı asan kişi anlatıyor. Zilan’da Sason’da katliam olduğunu en yüksek yetkililer anlatıyor. Şimdi bu dönem demokrasi midir, meşrutiyet midir, padişahlık mıdır, diktatörlük müdür bunu tartışalım, ama sakin sakin tartışalım. ’Hayır, konuşamazsın tanrılara bir şey diyemezsin’
diyorsan tanrılarınız size mübarek olsun. Bizim kimsenin tanrısıyla bir alıp veremediğimiz, bir çarpışmamız yok, şahıslarla ilgili bir polemiğimiz yok. Bu nedir, suçlunun, suçüstü yakalananın, bir milletin 70-80 senesini zehir edenlerin, bir de çıkıp üstüne üstlük millete küfretmesidir. Bunlara girmeyiz biz. Kurtuluş Savaşı’nda hepimizin babası, dedesi, sülalesinin ne yaptığı belli. Türk belli, Kürt belli. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığını söyledi dün bir konuşmacı. 21 Mayıs’ta Süleymaniye’de Şeyh Mahmud
Berzenci İngilizleri Süleymaniye’den püskürttü, İngilizlerin Musul valisini öldürdü. 21 Mayıs Böyle ben vurdum, ben yaptım, burası benim Meclisim hiçbirinizin babasının meclisi değil, kanımızın var canımız var."
"ATATÜRK DÖNEMİ DEMOKRATİK DEĞİL"
Tan, bir basın mensubunun, "Dünyada o kadar devlet varken, Hitler faşizminden kaçan bilim adamlarının önemli bölümünün Kemalist diktatörlüğe sığınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?’ şeklindeki sorusuna ise, "Bu konuda bir adım daha başka bir polemiğe girme durumunda değilim. Yani siz o döneme ’demokratik bir dönemdir’ diyorsanız bu sizin görüşünüz. Ben öyle düşünmüyorum arkadaşlar, beni niye zorluyorsunuz?" yanıtı verdi.
Bir başka basın mensubunun, "Hasan Mezarcı ve Şevki Yılmaz’ın üslubuyla konuşmam’ dediniz, Fikir zikir bağlamından bakarsak, aynı fikri farklı bir zikirle mi ifade ediyorsunuz?" sorusuna da Tan, "Ben bu konuda da bir polemiğe girmek istemiyorum. Ben düşüncelerimi kendi üslubumla, bunu ifade etmek için söyledim, böyle mayınlı sahalara alacak, ondan sonra da gerçeği kaybedecek. Bunlar geçti artık. Yani ben şişhane derken, beni Gümüşhane’ye götürmek isterseniz, ben şişhaneden bir adım dönmem. Bir adımda ne
Taksim’e çıkarım, ne Kasımpaşa’ya inerim" dedi.
’Sivas Katliamı zaman aşımına giriyor, aynı hassasiyeti gösterir misiniz?’ yönündeki bir soruya ise Tan, "Aynı hassasiyeti gösteriyorum. Yeni Zemin dergisinde yazılarım da var. Katliamı yapanları kınıyorum" dedi.
, ’Sivas katliamında zaman aşımını Kemalistler mi yapıyor?’ sözleri üzerine ise Tan, "Bunu, bugünkü derin yapı uygulatıyor" dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Doktor uyardı: "İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın" Diyabetin belirtilerine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda ise koma diyabetin başlıca belirtileridir" dedi. Hareketsizlik, yüksek kalorili besinlerin tüketimi, şekerli ve früktoz içeren sıvı gıdaların fazla alınması nedeniyle obezite ve buna paralel olarak da diyabetin görülme oranının hızla artığını söyleyen Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, diyabetin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca kişiyi etkilediğini belirterek dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. "Susuzluk, kilo kaybı ve sık idrara çıkmaya dikkat" Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda komanın diyabetin başlıca belirtileri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Tutal, "Şeker hastalığı, ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Tedavi ile kan şekeri normal sınırlarına çekilebilir. Kan şekerinin normal sınırlarda olması kişiyi, şekerin olumsuz sonuçlarından korur. Şeker düşürücü ilaçlar zamanında ve düzenli olarak kullanılmalıdır" diye konuştu. "Koroner arter ve inme riskini 2-4 kat artırıyor" Diyabetin koroner arter hastalığını ve inme riskini 2-4 kat arttırdığını da belirten Uzm. Dr. Tutal, "Diyabet zamanla kalp, damarlar, göz, böbrek ve sinirlerde yapısal değişikliklere yol açabilir. Kronik böbrek yetersizliğinin de en önemli sebeplerindendir" şeklinde konuştu. "Fazla kilolar şeker hastalığına davetiye çıkartıyor" Uzm. Dr. Esra Tutal, fazla kiloların şeker hastalığına davetiye çıkardığını ifade ederek şunları önerdi: "İş yerinde uzun saatler boyunca hareketsiz kalmayın. Özellikle ofis ortamında saatlerce oturarak çalışmak diyabet riskini artırır. Fiziksel olarak aktif olmaya dikkat edin, düzenli olarak haftanın en az 5 günü, en az 30 dakika yürüyüş yapmaya özen gösterin. Az yağlı, düşük kalorili, lifli gıdalar tercih edin. Meyve sebze ve tam tahıllı besinleri sık tüketin."
Düzce Milli teknoloji atölyesi Düzce Üniversitesi öğrencilerinin hizmetinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde hayata geçirilen ve TÜBİTAK tarafından yürütülen Milli Teknoloji Atölyeleri Proje Desteği kapsamında kurulan Düzce Üniversitesi Milli Teknoloji Atölyesi, öğrencilere hizmet vermeye başladı. Düzce Üniversitesi Milli Teknoloji Atölyesi’ni; Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ali Öztürk ve Prof. Dr. Emrah Evren Kara, Genel Sekreter Nihat Yıldız, Araştırma Dekanı Prof. Dr. Emine Tekin, Bilim ve Teknoloji Yarışmaları Koordinatörü ve Düzce Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ali Etem Gürel ile Fakülte Dekanları, Meslek Yüksekokulu Müdürleri, Düzce Üniversitesi akademisyenleri ve öğrencileri ziyaret etti. Düzce Üniversitesi Araştırma Dekanı Prof. Dr. Emine Tekin, Araştırma Dekanlığı olarak öncülük ettikleri Milli Teknoloji Atölyesi’nin faaliyete başlamasından gurur duyduklarını belirtti. Tekin, atölyenin Düzce Üniversitesi öğrencilerinin merakını besleyecek, hayal gücünü somut çıktılara dönüştürecek ve ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesine katkı sunacak bir merkez olacağını söyledi. Düzce Üniversitesi 30 üniversite arasında Rektör Nedim Sözbir, kısa zamanda başarılı bir proje süreci yönettiklerini ve Milli Teknoloji Atölyeleri Proje desteğiyle Türkiye’de 30 üniversite arasına girdiklerini ifade ederek emeği geçen akademisyenlere teşekkür etti. Yüksek teknoloji üretmenin önemini vurgulayan ve bunun en önemli yerinin de üniversiteler olduğunun altını çizen Rektör Sözbir, destek olanlara teşekkür etti. Türkiye’nin dört bir yanında gençlere üretim ve proje kültürü kazandırmayı hedefleyen ve Milli Teknoloji Yıldızı olan Milli Teknoloji Atölyeleri, fikirlerin ürüne, hayallerin teknolojiye dönüştüğü merkezler olarak Milli Teknoloji Hamlesine güç katacak. Üniversite–TÜBİTAK iş birliğinin önemli bir göstergesi olarak Düzce Üniversitesi’nde faaliyetlerine başlayan Milli Teknoloji Atölyesi; prototipleme cihazları, elektronik ve mekanik geliştirme alanları, sarf malzeme destekleri ile eğitim ve mentorluk imkanları sunan kapsamlı bir altyapıya sahip. Atölye, öğrencilerin projelerini tasarlamalarına, geliştirmelerine, test etmelerine ve teknik becerilerini güçlendirmelerine imkan tanırken, aynı zamanda teknoloji yarışmalarına hazırlık süreçlerine de destek veriyor.
Samsun Samsun’da tüketici dosyası kabarık: 199 milyon TL’lik başvuru, ayakkabı şikayetleri ilk sırada Samsun’da tüketici şikayetleri ve ticari denetimlere ilişkin çarpıcı veriler gün yüzüne çıktı. 2025 yılında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuruların parasal büyüklüğü yaklaşık 199 milyon TL’ye ulaşırken, en fazla şikayetin ayakkabı ürünlerine yönelik olması dikkat çekti. Kentte ticari hayatın düzenlenmesine yönelik yürütülen çalışmalar ise Samsun Valiliği’nde masaya yatırıldı. "Tüketiciyi Koruma Haftası" kapsamında Vali Yardımcısı Mehmet Fikret Çavuş, Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu, 1 No’lu İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanı Uğur Gezer, 2 No’lu İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanı Sinan Kurudağ ile heyet üyeleri, Samsun Valisi Orhan Tavlı’yı ziyaret ederek yürütülen faaliyetler hakkında bilgi verdi. Görüşmede, tüketici hakları alanında yapılan çalışmalar ve başvuru istatistikleri değerlendirildi. Açıklanan verilere göre, 2025 yılı içerisinde 15 bin 130 uyuşmazlık karara bağlanırken, başvuruların toplam parasal değerinin yaklaşık 199 milyon TL olduğu bildirildi. Hizmet ve ürün bazlı incelemede en fazla başvurunun ayakkabı ürünlerine ilişkin olduğu, bu başvuruların toplamın yüzde 16,77’sini oluşturduğu ifade edildi. Sektörel dağılımda ise başvuruların yüzde 59,03’ünün perakende ticaret alanında yoğunlaştığı, 9 bin 220 başvurunun bu sektörden geldiği aktarıldı. Başvuruların 7 bin 393’ü tüketici lehine sonuçlanırken, 505 başvuru hakkında görevsizlik kararı verildi. İl genelinde yürütülen çalışmalar ele alındı Öte yandan, Ticaret İl Müdürlüğü tarafından il genelinde yürütülen çalışmaların ele alındığı toplantı Vali Orhan Tavlı başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda, fiyat etiketi ve haksız fiyat artışı denetimleri, elektronik ticaret faaliyetleri, şirket genel kurulları, esnaf ve sanatkârlar ile kooperatiflere yönelik çalışmalar, hal, emlak ve ikinci el otomotiv sektörüne ilişkin uygulamalar başta olmak üzere geniş kapsamlı denetimler değerlendirildi. Ayrıca Tüketici Hakem Heyetlerinin çalışmaları çerçevesinde tüketici haklarının korunmasına yönelik yürütülen faaliyetler de gündeme alındı. Görüşmelerde, ticari hayatın düzenlenmesi, piyasa dengesinin güçlendirilmesi ve tüketicilerin korunmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü vurgulanırken, 2025 Uluslararası Kooperatifler Yılı kapsamında Samsun’da yürütülen faaliyetler de değerlendirilerek yeni dönem planlamaları ele alındı. Toplantıya Vali Yardımcısı Mehmet Fikret Çavuş, Ticaret İl Müdürü Kürşat Turpçu ve 2 No’lu İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanı Sinan Kurudağ katıldı.