KÜLTÜR SANAT - 12 Aralık 2025 Cuma 14:09

3. Dünya Kültürleri Festivali’nde Guinness Dünya Rekoru kırıldı

A
A
A
3. Dünya Kültürleri Festivali’nde Guinness Dünya Rekoru kırıldı

‘En Çok Sayıda Ülkenin Ulusal Bayrakları ile Temsil Edildiği En Büyük Uluslararası Organizasyon’ kategorisinde Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi aday ilan edilen 3. Dünya Kültürleri Festivali Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium’da gerçekleştirildi.


3. Dünya Kültürleri Festivali; Sirus Vakfı ve Ebrişem tarafından Uluslararası Gayrimenkul, İnşaat ve İnşaat Malzemeleri Fuarı XRE Fair tarafından XRE Gayrimenkul sponsorluğunda ve TEDB çözüm ortaklığında Ankara ATO Congresium’da gerçekleşti. ‘En Çok Sayıda Ülkenin Ulusal Bayrakları ile Temsil Edildiği En Büyük Uluslararası Organizasyon’ kategorisinde Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi aday ilan edilen 3. Dünya Kültürleri Festivali ve Uluslararası Gayrimenkul ve İnşaat Malzemeleri Fuarı halka açık ve tamamen ücretsiz etkinliklerden oluşuyor. Festival programında 70’e yakın ülkeden geleneksel danslar, müzik dinletileri, geleneksel yemekler, kültürel söyleşiler ve ülkesel tanıtıcı videolar yer aldı. Festival bölümü Sirus Vakfı ve Ebrişem tarafından, fuar bölümü ise XRE Fair tarafından düzenlenen 3. Dünya Kültürleri Festivali, 12-13 Aralık tarihlerinde ziyaretçilerini bekliyor. Fuar kapsamında birçok ülkede gayrimenkul yatırımları ve inşaat sektörüne dair detaylı bilgilerin yer alacağı da belirtildi. Bunun yanı sıra stantlarda dünyanın birçok yerinde gayrimenkul projelerinin de bulunacağı açıklandı.



"Festivalimizin içeriğinde geleneksel danslar, geleneksel müzik dinletileri gibi birbirinden farklı etkinlikler yer alıyor"


Festivalin açılış konuşmasın yapan Sirus Vakfı Başkanı Serap Gürkan Firdevsi, Guinness Rekorlar Kitabı’na girmenin mutluluk verici olduğunu ve bundan dolayı tüm ülkelere teşekkürlerini ileterek, "İlkinde 30, ikincisinde 55 ve bugün de 63 farklı büyükelçiyi stant ve sahne etkinlikleriyle ağırlıyoruz. Ben gösterilen bu itimat için çok teşekkür ediyorum. Bu hiç şüphesiz benim şahsım için çok büyük bir şeref ve aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk. Layık gördüğünüz için teşekkür ederim. Festivalimizin içeriğinde geleneksel danslar, geleneksel müzik dinletileri, geleneksel gastronomi workshopları, geleneksel kıyafetler gibi birbirinden farklı etkinlikler yer alıyor ve bu etkinliklere güç vermek için yurt dışından ve yurt içinden katılan kıymetli misafirlerimize çok teşekkür ediyorum. Bu yıl festival sahnemizde Gürcistan’ı kendi Eurovision yarışmasında temsil eden grubu ağırlıyoruz. İtalya’dan gelen Perulu dostlarımız var. Hiç şüphesiz Birinci Dünya Kültürleri Festivali’nden bugüne daima bize fikirleriyle destek olan Dışişleri Bakanlığımıza şükranlarımı arz ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığımız her festivalimizde birbirinden güçlü etkinliklerle yanımızda oldular. Kendilerine şükranlarımı arz ediyorum" diye konuştu.



"Sirus Vakfı, kültür ve sanat alanında organizasyonlar gerçekleştiren bir kurum"


Sirus Vakfı’nın geçmişte de bu tarz etkinliklerle kültür birliğine ev sahipliği yaptığını ifade eden Sirus Vakfı Başkanı Serap Gürkan Firdevsi, "Bugün 63 farklı ülkeyi temsil eden stant ve sahne etkinlikleriyle ağırlamanın gururunu yaşıyoruz ve bu haklı gururu bütün misafirlerimizle paylaşıyoruz. Sirüs Vakfı; kültür ve sanat alanında, aynı zamanda ekonomi alanında, uluslararası kurum ve kuruluşlarla, büyükelçilerle organizasyonlar gerçekleştiren bir kurum. Bu üçüncü festivalimiz. İlk festivalimizde 30 büyükelçilik yer aldı. İkincisinde 55 büyükelçiyi misafir ettik ve bu yıl 63 büyükelçiyi misafir etmiş bulunuyoruz. Sirüs Vakfı; büyükelçilikler, uluslararası kurum ve kuruluşlarla kültür, sanat ve ekonomi alanında etkili ve çoklu işbirlikleri kurmak üzere yola çıkmış olan bir kurum. Bu sadece Türkiye için değil, bütün dünya için de bir birlik günü oldu. Sirüs Vakfı’nın da temel misyonu ve ruhunu yansıtıyor aslında. Ben inanıyorum ki bugün herhangi bir ülkenin standında küçük hatıra yaşayan bir çocuk, bir yetişkin olduğunda bile bugünleri muhakkak hatırlayacak ve kalbinde buna ilişkin bir hatırası olacak. Bizim sevgi ektiğimiz bu süreç, barış olarak geri dönecek" şeklinde konuştu.



"Gürcistan köklü tarihe sahiptir"


Bu festivalde Gürcistan’ın geleneksel ürünlerini ve kültürünü tanıtmaktan mutluluk duyduğunu vurgulayan Gürcistan’ın Türkiye Büyükelçisi Archil Kalandia ise "Öncelikle bu güzel etkinliği organize eden herkese teşekkür ediyoruz. Gürcistan olarak ülkemizi tanıtma fırsatı sundukları için teşekkür ediyorum. Bugün Gürcistan standında geleneksel Gürcü kıyafetleri, el yapımı eserler yer alıyor. Gürcistan aslında sanat ülkesi diyebiliriz. Gürcistan’a özel geleneksel hediyelik eşyalar sergilenmiştir. Gürcistan köklü tarihe sahiptir. Gürcistan olarak komşu ülkenin başkentinde kültürümüzü tanıtmaktan gurur duyuyoruz" ifadelerine yer verdi.



"Savaşlar bitsin"


Festivalde Ukrayna standında yer alan ve dünyaya barış mesajı veren Ankara Ukrayna Derneği Başkanı Irina Barktukov ise "Burada bulunmaktan mutluluk ve huzur duyuyoruz. Burada herkes bizi seviyor. Rusya burada yok. Bu bizim için önemli bir olay. Rusya her gün çocuklarımızı öldürüyor. Böyle büyük bir etkinlikte onlar yok ama bizim olmamız çok iyi. Savaşlar bitsin. 4 senedir her gün ölüm izliyoruz. Suriye, Filistin ve Ukrayna’da her gün çocukların ölümünü görüyoruz" cümlelerini kullandı.



"Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye adayız"


‘En Çok Sayıda Ülkenin Ulusal Bayrakları ile Temsil Edildiği En Büyük Uluslararası Organizasyon’ kategorisinde Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye aday olduklarını ve bu durumdu tüm organizasyon ekibiyle birlikte başardıklarını ifade eden XRE Başkanı Gülşah Artukoğlu ise, "3. Dünya Kültürleri Festivali’ne ev sahipliği yapmaktan çok mutluyuz. Burada 63 ülkenin büyükelçileri ile birlikte organizasyon yaptık. Amacımız kültürleri dünyaya tanıtmak. Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye adayız. Festival güzel ve verimli geçiyor. Hepimiz sevgi, barış ve anlayış içinde yaşamak istiyoruz" cümlelerini kullandı.



3. Dünya Kültürleri Festivali’nde Guinness Dünya Rekoru kırıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Sevgililer Günü’nde 100’lardan başlayıp 7 bin liraya kadar çıkan çiçek hediyesi Diyarbakır’da 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla çiçekçiler hazırlıklarını tamamladı. Tek gül 100-150 TL, buketler ise 750 TL’den başlayıp 7 bin TL’ye kadar çıkıyor. 14 Şubat Sevgililer Günü nedeniyle çiçekçiler sabahın erken saatlerinden itibaren müşterilerini beklemeye başladı. Kent genelinde vitrinler kırmızı güller ve özel tasarım hediyelikler ile süslendi. Fiyatlar ürünün türüne göre değişiklik gösteriyor. Tek gülün fiyatı 100 ile 150 TL arasında değişirken, buket fiyatları ortalama 750 TL’den başlayıp 7 bin TL’ye kadar yükseliyor. Çiçeklerin yanı sıra çikolatalı buketler, ayıcıklı hediyelikler, balonlar ve çeşitli hediyelik ürünler de raflarda yerini aldı. Esnaf, özellikle akşam saatlerinde yoğunluk yaşanmasını bekliyor. Çiçek satışı yapan Abdullah Akgül, çok yoğun olduklarını, vatandaşların son güne bıraktıklarını söyledi. Akgül, "Bütün çiçekleri hazırladık. Şu an müşteriler beğendikleri çiçeği alıp gidiyor. Normal şartlarda 50 ila 70 buket hazırlıyorduk. Sevgililer Günü için 200 buket hazırladık. Tüm hazırlıklarımız tamam müşterilerimizi bekliyoruz" dedi. En çok ilgi gören ürünlerin ise klasik gül buketleri olduğunu aktaran Akgül, "Vazo 41 adet gülümüz var, lale, gül, zambak karışımı buketlerimize de ilgi güzel. Vatandaşlarımız sadece çiçek almıyorlar. Ayıcıklı çikolatalarımız var, kutu güllerimiz var, zambak, nergis, kalpli balonlar ve daha birçok farklı hediyelikler ile bugüne hazırız. Geçen yıllara göre bu yıl daha iyi, daha güzel geçiyor. İnşallah böyle devam eder. Geçen yıl gülü 100 TL’den veriyorduk. Bu yıl da 100 TL’den veriyoruz. Zam yapmadık bu da haliyle işlerimize yansıdı. Buket fiyatları ise 750 TL’den başlıyor, 7 bin TL’ye kadar devam ediyor" diye konuştu.
Antalya Sevgililer Günü’nde eşinden gelen hayat Antalya’da yıllarca diyaliz tedavisi gören Fatma Aydın Dönmez, Sevgililer Günü’ne eşinin bağışladığı böbrekle giriyor. Dönmez, nakil sürecini anlatırken 8 yaşındaki kızlarının ameliyat öncesi kendisine, "Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?" diye sorduğunu belirterek, "Eşimin bana karşı olan sevgisi, fedakârlığı, saygısı hayatımın devam etmesini sağladı" dedi. Antalya’da yaşayan Fatma Aydın Dönmez’in yaşamını değiştiren süreç, bacak ağrısıyla başladı. Hastaneye başvuran Dönmez’e yapılan tahlillerde böbreklerinde rahatsızlık olduğu belirlendi. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bölümü’nde yapılan ileri tetkiklerin ardından Dönmez’e yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Tedavi süreci devam ederken hamile kalan Dönmez’in böbrek fonksiyonları hamilelik döneminde daha da geriledi. Doğumun ardından diyaliz tedavisine başlanan Dönmez, uzun yıllar makineye bağlı bir yaşam sürdürdü. Yıllarca umutla organ bağışı bekledi Nakil için geçen yılları anlatan Fatma Aydın Dönmez, diyalizle geçen sürecin hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpratıcı olduğunu söyledi. Organ bağışının önemine dikkat çeken Dönmez, yaşadıklarını şu sözlerle dile getirdi: "44 yaşındayım. Yaklaşık 9 yıllık evliyiz. İlk önce bacağımdaki ağrı nedeniyle hastaneye başvurdum. Ayağım uyuşmaya başlamıştı. Yapılan tahlillerde böbreklerde ciddi sıkıntı olduğu söylendi. Acil nefrolojiye yönlendirildik. O bölüme girdikten sonra bir daha çıkamadım. Biopsiler, tahliller derken yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Tedavi altına alındım. Ardından hamilelik süreci başladı. Doğumla birlikte böbreklerim tamamen iflas etti. Diyaliz süreci başladı. Beş yıl boyunca organ bağışı bekledik ama ne yazık ki uygun organ bulunamadı." "Keşke bu fedakârlık gerekmeseydi" Uzun süre organ bağışı beklemelerine rağmen sonuç alamadıklarını belirten Dönmez, eşinden yapılan naklin ardından sağlığına kavuştuğunu ancak yaşadığı duyguyu buruk bir sevinçle anlattı. Dönmez, "Eşim bu konuda hep çok ısrarcıydı. Biraz daha bekleyelim, belki organ bağışından bir haber gelir diyordum. Ama gelmeyince başka çaremiz kalmadı. Eşimin bana karşı olan sevgisi, fedakârlığı ve saygısı hayatımın devam etmesini sağladı. Ona minnettarım. Ama keşke bu fedakârlık gerekmeseydi. Keşke bir organ bağışıyla gerçekleşseydi. Ameliyata girerken beni uğurlaması bile benim için yeterliydi. Toprağa gidecek bir organın, başka bir bedende hayat bulması elbette çok daha anlamlı olurdu. Toplumda organ bağışı bilincinin artmasıyla bu farkındalığın güçleneceğine inanıyorum. Sevgi ise her şeyin en büyük gücü. Sevgi ve saygı, hayatın önünde gelen en kıymetli değerler. Eşim organını verse de vermese de ben onu her şeyden önce çok seven ve değer veren biriydim. Benim için o, rüyalarımın insanıydı" şeklinde konuştu. "Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?" Nakil sürecinin aile üzerindeki en ağır yükünün 8 yaşındaki kızları olduğunu ifade eden Dönmez, ameliyat öncesi yaşadıkları duygusal anları da şöyle paylaştı: "En zor olan çocuğumdu. Ameliyat öncesinde bana ‘Anne bir gün iyileşeceksin değil mi?’ diye soruyordu. Benim için dua ediyordu. Ameliyatın ardından kızımın ‘Anne, artık iyileştin, sağlıklısın değil mi?’ dediğini duydum ve gözlerindeki sevincin ışığını gördüm. Onunla birlikte ben de mutlu oldum." "Hayatımı paylaştığım kişiyle organımı da paylaşırım" Eşinin sağlık mücadelesine tanıklık etmenin kendisi için çok zor olduğunu belirten Deniz Dönmez ise süreci şu sözlerle anlattı: "9 yıllık evliyiz. Aynı yerde çalışıyoruz, kendi emlak ofisimiz var. Süreç bizim için gerçekten çok zordu. Sevdiğiniz bir insanın gözünüzün önünde erimesi çok ağır bir duygu. Uzun süre organ naklini bekledik. Sonunda doktorlarımız ‘Sen verici olabilirsin’ dedi. Hayatımı paylaştığım kişiyle organımı da paylaşmam benim için çok doğal. Ancak herkes bu sürece aynı duyarlılıkla yaklaşmıyor. Oysa organ nakli, bir hayatı kurtarmak demek. Bir çocuğun annesine, bir eşin sevdiğine, bir ailenin babasına yeniden kavuşması İnsanlar bunun ne anlama geldiğini bilse, organ bağışına çok daha fazla destek verir diye düşünüyorum."
Gaziantep Hece hece başladı, 70’inden sonra Kur’an-ı Kerim’i öğrendi Gaziantep’te katıldığı kursta azmederek Kur’an-ı Kerim okumasını öğrenen ve en büyük hayalini gerçekleştiren 72 yaşındaki Mukaddes Tiryaki, azmiyle gençlere ve yaşıtlarına örnek oluyor. Şahinbey ilçesinde yaşayan, 3 çocuk ve 8 torun sahibi Mukaddes Tiryaki, çocukluğundan beri Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek istiyordu. Ancak imkanların ve şartların el vermemesinden dolayı bir türlü Kur’an-ı Kerim’i öğrenemeyen Mukaddes Tiryaki, yaşı ilerledikçe ve günlük yaşamın yoğunluğundan dolayı da bu arzusunu yerine getiremedi. Torunları yaşındaki kadınlarla Kur’an-ı Kerim eğitimi alıyor Şahinbey Belediyesi tarafından ilçenin 75.Yıl Mahallesi’nde Selçuklu Gençlik Merkezi’nde kadınlar için açılan Kur’an-ı Kerim kursuna komşusu olan arkadaşının tavsiyesiyle katılan Tiryaki, başlangıçta çok zorlansa da ilerleyen yaşına rağmen her gün düzenli olarak kursa devam etti. Torunları yaşındaki kadınlarla Kur’an-ı Kerim eğitimine başlayan Tiryaki, yıllar süren arzusunu 72 yaşında gerçekleştirmeyi başarmanın mutluluğunu yaşıyor. Yaklaşık bir yıllık eğitimin ardından Kur’an-ı Kerim’i okumaya başlayan Tiryaki, kursta kendisini daha da geliştirmeye devam ediyor ve kursunu hiç aksatmıyor. Büyük bir heyecanla elinde Kur’an-ı Kerim’i ile birlikte kursa gidip gelen Tiryaki‘nin azmi ve Kur’an-ı Kerim aşkı göz dolduruyor. Kur’an-ı Kerim öğrenmenin yaşının olmadığını gösteriyor Kur’an-ı Kerim öğrenmenin mutluluğunu yaşayan ve kurs eğitmeninin yanı sıra kurstaki kadınların da destekleri ile her gün Kuran-ı Kerim öğrenmek için derslere katılan Tiryaki, gösterdiği azim ve gayretle Kur’an-ı Kerim’i öğrenmenin yaşının olmadığını gösteriyor. Çocukluğundan bu yana Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmenin hayalini kurduğunu belirten Tiryaki, yıllar sonra hayaline ulaşmanın sevincini yaşıyor. Kur’an-ı Kerim öğrenmenin mutluluğunu yaşayan Tiryaki, küçüklükten beri Kur’an-ı Kerim okumaya hevesli olduğunu ancak köyde daha önce kurs açılmadığı için öğrenemediğini söyledi. "Çocukken kursa gidemedik" Bir arkadaşının tavsiyesiyle kursa katıldığını ve başlangıçta çok zorlansa da sonunda Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendiğini söyleyen Tiryaki, "Çocukken köyde ikamet ediyorduk ve bir yere gidemiyorduk. Dedemizden öğrendiğimiz bir kaç duanın dışında başka bir şey bilmiyorduk. Sadece 2-3 tane dua ve sure biliyorduk. Her hangi bir kursa gidemedik. Şimdi de kursa başladım. Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye karar verdim. Kur’an-ı Kerim’i bu kursta öğrendim" dedi. "Çocukluktan beri Kur’an-ı Kerim öğrenmek içimde kaldı" Namazını kıldığını ve hac ibadetini de yerine getirdiğini belirten Tiryaki, "Çocukluğumdan beri bende herkes gibi Kur’an-ı Kerim okumayı istiyordum. Çocukluktan beri Kur’an-ı Kerim öğrenmek ve okumak içimde kaldı. Allah’a şükürler olsun bu kursa katıldım ve Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendim. Rabbim isteyen herkese nasip etsin. Bizim dönemimizde hem bu tür kurslar yoktu hem de bu tür imkanlara sahip değildik. Rabbim nasip etti ve Kur’an-ı Kerim’i öğrendim" şeklinde konuştu. "Kur’an-ı Kerim okumayı çok seviyorum" Birçok kişinin Kur’an-ı Kerim öğrenmeye karşı isteksiz ve gayretsiz olduğu bir çağda 72 yaşında Kur’an okumayı öğrendiği için çok mutlu olduğunu belirten Tiryaki, "Kur’an-ı Kerim okumayı çok seviyorum. Kur’an-ı Kerim olmadan ben yaşayamam. Tek başıma da olsam sürekli Kur’an-ı Kerim okuyorum. Gece gündüz fark etmez her zaman Kur’an-ı Kerim okuyorum. Kur’an-ı Kerim benim yoldaşımdır. Rabbim bilmeyen herkese nasip etsin" ifadelerini kullandı. "Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeliyiz" Gençlere ve Kur’an-ı Kerim okumasını bilmeyen herkese Kur’an öğrenmeyi tavsiye eden Tiryaki, "Bu dünyadaki ömrümüz tamamlanacak ve sonunda hepimiz toprağın altına gireceğiz. Çocuklarımız bu dünyaları için okul okusun, üniversite okusun ve hayatlarını sürdürsünler ama Kur’an-ı Kerim’i de ahiretimiz için öğrenelim. Her insan Kur’an-ı Kerim’i öğrenmelidir. Rabbim inşallah gençlerimize de hidayet eder ve Kur’an-ı Kerim’i öğrenirler. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeliyiz" dedi. Kursa katılan kadınlardan Semiye Çako ise Mukaddes Tiryaki’nin azmine ve gayretine imrendiklerini belirterek, herkesi kursa davet etti.
Kahramanmaraş 83’lük terzi, ilk günkü aşkla mesleğini sürdürüyor Kahramanmaraş’ta 12 yaşındayken terziliğe başlayan ve bu süreçte ünlü sanatçı Zeki Müren’in de terziliğini yapan 83 yaşındaki Mustafa Kekeç, mesleğini 71 yıldan bu yana ilk günkü heyecanla sürdürüyor. Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde yaşayan Mustafa Kekeç (83), 12 yaşındayken terziliğe başladı. Bir süre İstanbul’da da çalışan Kekeç, 1961 yılında ünlü sanatçı Zeki Müren’inde terziliğini yaptı. İlerleyen yaşına rağmen Kekeç, Kahramanmaraş’ta 4 metrekarelik dükkanında hizmet vermeye devam ediyor. Terzi Mustafa Kekeç, "1942 doğumluyum. Dere Köprüsü’nün beri tarafında Mehmet Ali Usta diye bir terzi ustam vardı. 1955 yılında onun yanına çıraklığa gittim ve orada bir müddet çalıştım. Çalıştıktan sonra aşağı yukarı kalfa oldum ve çeşitli yerlerde çalıştım. Daha sonra 1960-1961 yılları arasında İstanbul’a gittim. İstanbul’da da tekstil işine devam ettim. Çeşitli yerlerde çalıştım" dedi. "Zeki Müren’e de kostüm diktim" Zeki Müren’e kostümünü diktiğini de anlatan Kekeç, "İstanbul’da bir ustanın yanında çalışırken ünlü sanatçı Zeki Müren için dikilen kostümün işçiliğini yaptım. Bir ara arkası kuyruklu bir elbise dikiyordum. İsmi kostüm müydü, şu an unuttum. O işi yaptım ve prova yapıldı. Sonra tekrar geri geldi. Ben o işi bitirdim. İş bittikten sonra ustalarla çalıştığımız yer farklıydı. Ustam beni çağırdı. ‘Acaba bu işte bir arıza mı vardı?’ diye şüphelendim ve gittim. Gördüm ki bu elbise Zeki Müren Bey’in elbisesiymiş, arkası kuyruklu bir elbise. Ustam, ‘Bu işçiliği bu çocuk mu yaptı?’ dedi. ‘Evet’ deyince bize teşekkür etti. O şekilde bir defa Zeki Müren’i görmüş oldum. Benim nazarımda çok mütevazı, olgun bir insandı" diye konuştu. "Gençler sanatkar olsun" Mustafa Kekeç, terzilik sayesinde 8 çocuk büyüttüğünü de anlatarak, "Bütün insanlara da diyorum ki sanatkar olun, gençler de sanatkar olsun. Ebeveynlere de diyorum ki çocuklarımızı herhangi bir sanata veriniz. Sanatkarlar ölür ama sanat ölmesin. Onun için rica ediyorum, herkes çocuklarını sanata versin" dedi. "Gençler genelde hazıra yöneliyor" Müşterilerden Mehmet Koyupekmez, "Mustafa amca sağ olsun, bizim işlerimizi görüyor. Allah kazancını bol eylesin. Gençler genelde hazıra yöneliyor. Biliyorsunuz, baba parasıyla geçindikleri için, ne diyeyim, pantolonun birini çıkarıp birini atıyorlar. Hacı abime de iş kalmıyor. Bizim gibi ihtiyarlar geldiği zaman Mustafa abinin hem yüzünü güldürüyor hem de muhabbet ediyoruz" dedi. "Mağazada tadilat yaptırmıyorum" Fatma Su İstekli ise, "Yaklaşık üç senedir burada yaşıyorum. Aynı zamanda Gaziantep’te okuyorum. Oradan alışveriş yaptığım zaman kesinlikle mağazada tadilat yaptırmıyorum, direkt Mustafa amcaya geliyorum. Hem çok uygun yapıyor hem çok kaliteli çalışıyor" diye konuştu.
Samsun Lise öğrencilerinden "Akıllı Turizm Bilekliği": Otellerde kişiye özel hizmet sağlayacak Samsun Bafra Bilim ve Sanat Merkezi öğrencilerinin geliştirdiği IoT tabanlı "Akıllı Turizm Bilekliği", konum bazlı bildirim, yetkisiz erişime karşı güvenlik ve otel içi kişiselleştirilmiş hizmet sunumu sağlayarak konaklama sektörüne entegre bir dijital çözüm öneriyor. Bafra Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) öğrencileri, TÜBİTAK tarafından düzenlenen 2204-A Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması Samsun Bölge Finali’nde önemli bir başarıya imza attı. Kurum öğrencileri, danışman öğretmen Orhan Gazi Demirci rehberliğinde hazırladıkları "Akıllı Turizm Bilekliği: Otel Hizmetlerinde IoT Tabanlı Kişiselleştirilmiş Bildirim ve Güvenlik" adlı proje ile Teknolojik Tasarım alanında Samsun bölge birincisi oldu. "Otel içi hizmetlerin kişileştirilmesi sağlanacak" Giyilebilir teknolojiler tematik kategorisinde değerlendirilen projede, konaklama sektöründe güvenlik ve hizmet kalitesini artırmayı hedefleyen nesnelerin interneti (IoT) tabanlı akıllı bir bileklik sistemi tasarlandı. Sistem sayesinde kullanıcıların konum bilgisine dayalı bildirimler alması, yetkisiz erişimlerin önlenmesi ve otel içi hizmetlerin kişiselleştirilmesi amaçlandı. Projeyi hazırlayan öğrenciler Emre Berkay Özcan ve İper Bade Fırtına, araştırma sürecinde yazılım, elektronik ve tasarım disiplinlerini bir arada kullanarak özgün bir çözüm geliştirdi. Öğrenciler, ortaya koydukları prototip ile gerçek yaşam problemlerine uygulanabilir teknolojik çözümler üretmenin mümkün olduğunu gösterdi. Bafra Bilim ve Sanat Merkezi Müdürü Mustafa Yavuz, elde edilen başarıya ilişkin yaptığı açıklamada, öğrencilerin yalnızca teorik bilgi değil; problem çözme, araştırma ve üretim becerilerini de geliştirdiğini belirterek, "Bilimsel düşünmeyi hayatın içine taşıyan bu tür çalışmalar öğrencilerimizin özgüvenini artırıyor. Bölge birinciliği bizler için bir sonuçtan çok, doğru eğitim yaklaşımının göstergesidir" dedi. Başarıda emeği geçen öğrenci ve öğretmenleri tebrik eden Yavuz, bilimsel proje çalışmalarına kurum olarak destek vermeye devam edeceklerini kaydetti.