POLİTİKA - 17 Mart 2026 Salı 18:46

Çelik: "Özel’in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor, bu gidişle CHP’yi de tarihten silecek"

A
A
A
Çelik: "Özel’in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor, bu gidişle CHP’yi de tarihten silecek"

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Özel’in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor, bu gidişle CHP’yi de tarihten silecek. Bir bakanla, siyasetçi ile ilgili bir iddia ortaya koyduğu zaman varsa bir delili, belgesi yargıya gitsin" dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının devam ettiği sırada açıklamalarda bulundu.

"BM’nin temsil ettiği kurala dayalı bir düzendir"

Çelik, dünyanın çok ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu ve bütün bu yaşananların içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk anısına verilen ’Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü BM Genel Sekreteri Guterres’e takdim etmesini anlamlı olarak değerlendirdiklerini söyledi. Çelik, "Dünya, kuralların ortadan kalktığı bir düzene doğru gidiyor. Bütün bu kuralsızlığın içerisinde BM düzeni doğrudan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi ülkeler tarafından tahrip ediliyor. Halbuki BM’nin temsil ettiği kurala dayalı bir düzendir. Adaletin ve barışın tesisi için Uluslararası düzenin kurallara dayalı olarak işlemesi gerekir" dedi.

"Bu gidişin sonu iyi değil"

Uluslararası hukuk açısından değerlendirildiği takdirde İran’ın tamamen gayrimeşru bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu belirten Çelik, "Rejimle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, güvenlikle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, nükleer konudan ve füze sisteminden bahsediliyor. Bütün bunların çözüleceği yer müzakere masasıydı. Tam müzakere masası kurulmuşken ve müzakereler devam ederken bütün bunların yapılmış olması aslında barış iradesinin doğrudan hedef alındığı, müzakerelerin hedef alındığı bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Ondan sonrasında da şu anda kaosu toparlamak için yeniden müzakere masasının kurulması, yeniden diplomasinin hayata geçirilmesi gerekirken maalesef yapılan daha fazla ülkeden savaş gemisi talep etmek, daha fazla ülkeden savaş uçağı istemektir. Bu gidişin sonu iyi değil" ifadelerine yer verdi.

"Bir an evvel savaş durmalıdır, müzakere masası kurulmalıdır"

İsrail’in bir devlet olarak suikast yöntemlerine başvurmasına değinen ve devletleri terör örgütlerinden ayıran en önemli durumun kurallı hareket etmeleri olduğunun altını çizen AK Parti Sözcüsü Çelik, "Devletler, devlet gibi hareket etmelidir. Birtakım saldırılar yapıldığında bunların meşru temelleri olur, gayri meşru temelleri olur. Meşru temeli; BM Güvenlik Konseyi kararı olursa ya da bir ülke saldırıya uğrarsa meşru müdafaa hakkını kullanır. Ama İsrail’in yaptığı bütün saldırılar gayri meşrudur. Haksızdır, hukuksuzdur, hakkaniyetsizdir ve vahşidir. Devlet organizasyonu bir terör örgütü gibi hareket etmeye başlarsa, devletle örgüt arasındaki alan bu suikastler vasıtasıyla muğlaklaşırsa maalesef dünyada çok kötü işlerin kapısı açılmış olur. O sebeple bir an evvel bu savaş durmalıdır, müzakere masası kurulmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Bir ülkenin rejiminin değişmesi amacıyla bombalanmasının çok kötü sonuçlara yol açabileceğine vurgu yapan Çelik, bu sürecin hiç kimse için iyi olmayacağını da sözlerine ekledi.

"İsrail net bir biçimde Lübnan’ı Gazzeleştirmeye çalışıyor"

Çelik, Batı Şeria’da İsrail’in gayrimeşru yerleşim alanlarını genişletme kararını hiçbir hukuki temeli olmayan işgalci bir politika olarak ifade ettiklerini hatırlatarak, "İşgal altındaki topraklara şimdi silahlı sivilleri sokarak Filistinlilerin malına el koyma gibi bir şeye girmesi Gazze’de yapılanların Batı Şeria’da devam ettirilmesi şeklinde bir tutumu ortaya koyuyor. Dünya İsrail’e karşı net bir tutum almaması ve birtakım ülkelerin de ‘İsrail’in kendini savunma hakkı var’ etiketi altına koyması İsrail’i daha vahşi ve hukuksuz davranmaya teşvik etmiş oluyor. Dolayısıyla bu şekilde davrananların da bunda sorumluluğu vardır. Batı Şeria ile ilgili bu gelişmeler olurken İsrail net bir biçimde Lübnan’ı Gazzeleştirmeye çalışıyor. Gazze’de yaptığı gibi Önce Beyrut’un merkezinde komuta merkezlerini vuruyor, sivil altyapıyı vuruyor. Önce hava gücüyle sistematik olarak zayıflatma sonra karadan işgal etme tutumunu Lübnan’a da uyguluyor ve doğrudan sivillerin yaşadığı yerleşim bölgelerini hedef alıyor. Şimdiye kadar 800 bin kişi göç etti. Büyük bir insani facia söz konusu. Gazze’de Hamas’la mücadele ettiğini söyleyip sivilleri yok ediyordu. Lübnan’da da Hizbullahla mücadele ettiğini söyleyip yine sivilleri yok etmeye devam ediyor" açıklamasında bulundu.

"Mezhep tartışması açmak son derece yanlış bir yaklaşımdır, bunun Türkiye’ye bir faydası yoktur"

Türkiye’nin çevresinde meydana gelen meselelerin iç kamuoyunda değerlendirilirken mezhep tartışmalarından uzak tutulması gerektiğini aktaran Çelik, "Mezheplerle ilgili tartışma yüz yıllardır var. Birtakım siyasi olaylarda da bazı ülkelerin mezhepçi tartışmaları, mezhepçi yaklaşımları görüldü. Bunlarla ilgili fikirlerimizi, eleştirilerimizi, uyarılarımızı defalarca söyledik. Cumhurbaşkanımız her zaman ‘mesele Sünnilik, Şiilik meselesi değil. Mesele Müslüman olma meselesidir, Müslümanların birliğidir ve insanlığın barışıdır’ yaklaşımını ortaya en güçlü şekilde koydu. Komşumuz İran haksız ve hukuksuz bir saldırıya uğrarken bütün bunların içerisinde durulması gereken yerler şöyledir; Türkiye’nin milli güvenliği konusunda kararlı olmak, bölge barışının korunması konusunda kararlı olmak ve küresel barışı da tehdit eden bütün şer şebekelerine karşı durmaktır. Bütün bunların içerisinde mezhep tartışması açmak, mezhepler ya da öne çıkan aktörlerin mezhepleri ve geçmişteki davranışları üzerinden bugün alınması gereken tavrın bağışıklık sistemini zayıflatmaya çalışmak son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bunun Türkiye’ye, komşu halklara ve kardeş ülkelere bir faydası yoktur" diye konuştu.

"Türkiye ateşten uzak duracaktır"

İran’ın Türkiye’yi ve bölge ülkelerini hedef almaması gerektiğini ifade ettiklerini hatırlatan AK Parti Sözcüsü Çelik, "İran tarafı kendilerinin Türkiye’yi hedef alacak bir füze atmadığını söylüyor. Bizim de gördüğümüz durumlar var, bunu radar sistemlerinden görebiliyoruz. Eğer bu durum ayrıksı bir unsurun kendi kendine yaptığı bir iş ya da yolunu şaşırmış bir yaklaşımsa şimdilik Türkiye burada duruyor. Aynı zamanda da Türkiye, dünya üzerinde milli güvenliği açısından en hassas ülkelerden bir tanesidir. Milli güvenliğimiz erteleme kabul etmez, pazarlık kabul etmez. Biz bugün ateşi söndürmeye çalışırken birilerinin yanlış politikalarına da göz yummak zorunda değiliz. Bunu da herhangi bir şekilde kabul etmeyiz. Özellikle birtakım Siyonist çevrelerde Türkiye’yi bu ateşin içine sokmaya çalışan bir takım yaklaşımlar görüyoruz. Türkiye bu ateşten tabii ki ana iradesi itibarıyla uzak duracaktır. Bugün Türkiye’nin bir barış ülkesi, hakkın yanında duran ve doğru diploması yapan bir ülke olma iradesi Cumhurbaşkanımız ve bütün kurumlarımızca en güçlü şekilde korunmaktadır" dedi.

"Türkiye ile can Azerbaycan’ı karşı karşıya getirmeye çalışan kampanyaları elimizin tersiyle itiyoruz"

Çeşitli politikalar vesilesiyle Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmaya çalışanların var olduğunu söyleyen Çelik, "İki ayrı ülkeyiz ve her politikamızın aynı olması gerekmiyor ama Azerbaycan’la ebedi bir kardeşliğimiz var. Bunun adını da ‘iki devlet tek millet’ olarak koymuşuz. Aradaki politika farklarını tartışırız. Kurumlarımız ve Cumhurbaşkanımız ile Cumhurbaşkanı Aliyev arasında düzenli ve kardeşane görüşmeler her zaman devam etmektedir. Türkiye ile can Azerbaycan’ı karşı karşıya getirmeye çalışan kampanyaları elimizin tersiyle bir kenara attığımızı ifade etmek isterim" ifadelerine yer verdi.

Çelik, gündeme dair açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.

"Özel’in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor, bu kadar çok silgi kullandığı için bu gidişle CHP’yi de tarihten silecek"

Bir gazeteci tarafından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bunların hepsi Özgür Özel tarafından iddia edilen herhangi bir belge, delil koyulmayan ve havada kalan iddialar. Bakanımız ‘yargıya gideceğim’ dedi. Bu söylediklerinin yalan olduğunu ifade etti. Özel, Cumhuriyet tarihinde şu rekora sahiptir; silgisi kaleminden önce biten tek siyasetçi. O kadar çok yanlış yapıyor ki sürekli silgi kullanmak durumunda kalıyor. Bizim rakibimiz CHP ama CHP’ye gönül veren vatandaşlarımıza duyduğumuz saygı gereği CHP’nin kurumsal varlığına da saygı duyuyoruz. Özgür Özel’in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor. Bu kadar çok silgi kullandığı için bu gidişle Cumhuriyet Halk Partisi’ni de tarihten silecek. Bir bakanla, siyasetçi ile ilgili bir iddia ortaya koyduğu zaman varsa bir delili, belgesi yargıya gitsin."

Muhammed Musab Gümüşer - Fırat Demir

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Antalya Büyükşehir Belediyesi davasında tutuksuz sanıkların savunmaları alındı Antalya Büyükşehir Belediyesine yönelik rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında açılan davanın ikinci gününde, tutuksuz yargılanan sanıkların savunmaları alınmaya devam etti. Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, iskan süreçlerinden para transferlerine, altın bozumlarından taşınmaz ve daire iddialarına kadar birçok başlıkta sanıklar tek tek dinlenirken, ifade işlemleri üçüncü günde de devam edecek. Bölge Adliye Mahkemesi toplantı salonunda görülen davada, soruşturma kapsamında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek’in de aralarında bulunduğu 5’i tutuklu toplam 41 sanık yargılanıyor. Duruşmada tutuksuz sanıkların savunmalarına geçildi Davanın ilk gününde tutuklu sanıkların savunmaları alınırken, ikinci günde tutuksuz yargılanan sanıkların ifade işlemleri sürdü. Duruşmada, sanıkların haklarındaki suçlamalara ilişkin savunmaları alınırken, dosyada yer alan mali hareketler, para transferleri, taşınmaz sahip olmaları ve çeşitli işlemlere ilişkin iddialar da ele alındı. "Proje karşılığında daire teklif etti" Soruşturma kapsamında bir müteahhidin, iskan karşılığında Büyükşehir Belediyesi görevlilerine Aksu Altıntaş bölgesinde dört adet daire verdiği iddiası çerçevesinde yargılanan tutuksuz sanık Ö.Y.K., savunmasında müteahhit ile 2020 yılında proje çalıştıklarını anlattı. Fiyat teklifinin çalıştığı iş yeriyle uyuşmadığını belirten Ö.Y.K., daha sonra emeği bulunduğu gerekçesiyle müteahhidin şahsi hesabına 4 bin TL gönderdiğini söyledi. Tanışıklıklarının bu süreçte başladığını ifade eden Ö.Y.K., bir süre daha birlikte çalıştıklarını, daha sonra Altıntaş ile ilgili sunum dosyası istenildiğini, projenin hayata geçtiğini ve bu süreçte kendisine proje karşılığında daire teklif edildiğini öne sürdü. Ö.Y.K., "Üç aşağı beş yukarı emeğimi karşılıyordu. Yasal olarak fatura da kestik, mühendislik projelerinin ödemesini de ben yaptım. Bunun karşılığında 2 fatura kestik. Projeye baktığımda işin tahmini bütçesi 500 bin TL idi. Bunun dışında bana elden para ödemedi. ’Şu daireyi alalım’ şeklinde bir görüşme gerçekleştirmedik, çalışmaya devam ettik. Arada bana vereceğini söylediği daire ile ilgili sorular soruyordum. Projeler hakkında çalışırken ona dairenin durumunu sordum, ’istediğin daireyi alabilirsin’ dedi. Daireyi 30 Aralık 2024 tarihinde verdi. Müteahhidin verdiği ifadeleri kabul etmiyorum. Manavgat dosyasında itirafçı oldu, bu kapsamda böyle bir işlem yaptı diye düşünüyorum" dedi. "İftira attığımı kabul ediyorum" İftira suçlamasıyla yargılanan tutuksuz sanık H.K. ise, S.T. isimli şahsa iftira attığını kabul ederek, emniyette sağlıklı ifade veremediğini söyledi. Ev hapsine alındıktan sonra vicdanen rahatsızlık duyduğunu belirten H.K., "Hayatımda ilk defa emniyet müdürlüğünde ifadem alındı, sağlıklı ifade vermedim. Daha sonra ev hapsine alınmıştım, vicdanım rahat etmedi. İskan işlemleri için arkadaşımdan talep ettiğim 300 bin TL’yi gerekli yere yatırdım. Arkadaşım iskan işlemleri için yardım istedi. Ben de S.T. adlı şahısla aynı yerde çalıştığımı, ona yardım edebileceğimi söyleyerek ondan para istedim. Amacım iftira atmak değildi. S.T.’den özür diliyorum. Parayı kendisine verdiğime yönelik suçlama iftiradır. Arkadaşımdan aldığım parayı geri yatırdım" diye konuştu. "Böcek ailesini tanımıyorum" Yardım eden sıfatıyla 3628 sayılı Kanun’a muhalefet suçlamasıyla yargılanan tutuksuz sanık K.A. ise Böcek ailesiyle kişisel bir tanışıklığının bulunmadığını söyledi. K.A., "Böcek ailesini tanımıyorum. Muhittin Böcek’i başkan olduğu için tanıyorum. O.M. müşteri olarak kuyumcuma geldi, altın bozdurdu. Öncesinde tanımıyordum. Ben B.Ç.’yi de tanımam" dedi. Aynı suçtan yargılanan kuyumcu U.K.Y. de, "Fiziki altın geldi. Muhittin Böcek’in IBAN’ını verdiler. Oraya göndermemi istediler" ifadelerini kullandı. "Transferleri yaptık, kötü bir şey olacağını düşünmedim" Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamasıyla yargılanan tutuksuz sanık E.K. ise, S.Ç.’nin kendisini yanına çağırdığını ve kuyumculuk işi için yardım istediğini anlattı. Ertesi gün sırt çantasıyla para getirildiğini söyleyen E.K., paranın elemanlar tarafından sayıldığını, ardından transferlerin yapıldığını belirtti. Mayıs ayında yeniden çağrıldığını ve 4 milyon 350 bin liranın iki gün içinde parça parça gönderildiğini kaydeden E.K., gözaltına alınmadan yaklaşık 20 gün önce dışarı çağrıldığını ve para transferiyle ilgili bir şey sorulması halinde "Altın aldım, peyderpey gönderdim" demesinin istendiğini ileri sürdü. E.K., "Bildiğimiz biri olduğu için aklıma bir kötülük gelmedi. Ben tahliye olduktan sonra babasıyla birlikte geçmiş olsun ziyaretine geldi. Ben de mağduriyetimi belirttim, açtım ağzımı yumdum gözümü. Sinirlenince elemanların yanında paranın Gökhan Böcek’in parası olduğunu söyledi. Bu paranın kime gittiğini bilmiyordum. Gözaltına alınacağım, cezaevine gireceğim hiçbiri aklıma gelmezdi. 1 lira menfaatim yok, beraatimi istiyorum" dedi. "Amacım sadece Gökhan’a yardımcı olmaktı" Aynı suçtan yargılanan tutuksuz sanık S.Ç. ise suçlamayı kabul etmediğini belirterek, Mustafa Gökhan Böcek’i yaklaşık 10 yıldır tanıdığını ancak ticari bir ilişkilerinin bulunmadığını söyledi. 2024 yılının sonlarına doğru kendisini aradığını anlatan S.Ç., "Kuyumcu tanıyor musun, müsait olduğunda yanına geleceğim" dediğini aktardı. Elinde para bulunduğunu ve kuyumcu aracılığıyla gönderilip gönderilemeyeceğini sorduğunu öne süren S.Ç., bu nedenle E.K.’yi aradığını ve işlemin yapılıp yapılamayacağını sorduğunu anlattı. Daha sonra Gökhan Böcek’in çalışanının yanına geldiğini, kuyumcuyu bulamadığını söylemesi üzerine parayı kendisinin götürdüğünü belirten S.Ç., Mayıs ayında da benzer bir işlemin tekrarlandığını söyledi. S.Ç., "Paranın kimlere gönderildiğini bilmiyorum. Amacım sadece Gökhan’a yardımcı olmaktı. Mayıs ayında da babam E.K.’ye bu olayı anlattı, bir daha da yardımcı olmadım. Ben, nafakadan kaçmak amacıyla bu yola başvurduğunu düşünüyorum. İfademde geçen ’kara para kısmı olduğunu biliyordum’ bölümü sehven yanlış yazılmış, ’bilmiyordum’ olacaktı. Fatura ya da gider pusulası düzenlemedik" diye konuştu. "35 yıllık kariyerimi bu işler için yakmam" S.Ç.’nin babası E.T.Ç. de aynı suçlamayı kabul etmediğini belirterek, 35 yıldır mali müşavirlik yaptığını ve hayatı boyunca hiçbir usulsüz işin içinde olmadığını savundu. E.T.Ç., "35 yıldır mali müşavirlik yapıyorum, bu yaşıma kadar alnım açık başım dik hiçbir pisliğe bulaşmadım. Bugün sizin değerli heyetinizin önünde olmam nedeniyle üzüntü içindeyim. Bu iftiraları kabul etmiyorum, uzaktan yakından bahse konu olaylarla ilişkim yok. Para ile ilgili işlemleri E.K.’den öğrendim, şüphelendim. Oğluma sordum, o da bana olayları anlattı. Kendisine çok kızdım, ’neden böyle yaptın, bir daha böyle işlere girme’ dedim. Benim tek eksikliğim kollukta suskun kalmamam gerekirdi, bu da oğlumu koruma sebebiyleydi. Daha sonra adalete yardımcı olmak için bildiğim her şeyi anlattım. Bana atfedilen hiçbir suçu işlemedim, tamamı yalan. 35 yıllık kariyerimi bu işler sebebiyle yakmam. Hiçbir mali müşavir belge düzenlemez. E.K.’nin ofisine haftada 1 kez denetim müfettişlerinin geldiğini biliyordum, dolayısıyla yanına gidip yaptığım uyarı sadece mesleki uyarıdır. Dışarıda dikkatli olması gerektiğini, maliyenin gözünün üzerinde olduğunu söyledim" dedi. "Sizi de suçlarız dediler" iddiası Tahliye olduktan sonra oğlu ile birlikte E.K.’yi ofisinde ziyaret ettiğini söyleyen E.T.Ç., burada hakarete uğradıklarını ve sonrasında tehdit edildiklerini iddia etti. E.T.Ç., "Biz tahliye olduktan sonra oğlumla kendisini ziyarete gittik, hakaret etti. Avukatın yanında, herkesin içinde ağzına geleni söyledi" ifadelerini kullandı. Tutuksuz yargılanan sanıkların savunmaları, duruşmanın üçüncü gününde de devam edecek.
Bursa Başkan Özdemir: "Nilüfer’in kalbi ve geleceği satılık değildir" Satış listesine alınan taşınmazlar arasına FSM Bulvarı’ndaki "Hastane Alanı"nın da dahil edilmesine tepki gösteren Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, alanın kentin önemli buluşma ve etkinlik noktalarından biri olduğunu vurgulayarak yapılaşma riskine dikkat çekti ve kararın geri çekilmesini istedi. Resmi Gazete’de yayımlanan, satış listesine alınan Bursa’daki taşınmazlar arasında yer alan FSM Bulvarı "Hastane Alanı" için Nilüfer’den tepki geldi. Başkan Şadi Özdemir, "Biz Nilüfer ile ilgili hep ortak akılla karar almaya çalışıyoruz. Mahalle komitelerimizin uygun bulmadığı işleri bile yapmıyoruz. Bu eğer gerçekleşirse Nilüfer’in kalbine sokulmuş bir hançer şeklinde yorumlayabiliriz. Kararın yeniden gözden geçirilip kaldırılmasını talep ediyoruz" dedi. Türkiye genelinde bazı taşınmazların özelleştirme kapsamına alınmasının ardından, Bursa’da satış listesine giren alanlar kamuoyunda tartışma getirdi. Söz konusu taşınmazlar arasında Nilüfer’de Fethiye Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki "Hastane Alanı" olarak bilinen ve uzun yıllardır kamusal etkinliklere ev sahipliği yapan bölge de yer aldı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Başkan Yardımcıları Mahmut Demiröz ve Sinan Sarıbal ile Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın’ın katılımıyla söz konusu alanda bir açıklama yaptı. Açıklamada, kararın kentin geleceği açısından ciddi riskler taşıdığı vurgulandı. "Bölgede yoğunluğu ciddi oranda artırır" Başkan Şadi Özdemir, alanın yıllardır kentin önemli buluşma ve etkinlik noktalarından biri olduğunu belirterek, satış kararının ardından bölgenin yoğun yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkati çekti. Başkan Şadi Özdemir şunları söyledi: "Nilüfer’in kalbi ve geleceği satılık değildir. Bursa’da altı kritik noktanın satışına karar verilmiş durumda. Bunlardan biri de şu an bulunduğumuz, imar planlarında ’Hastane Alanı’ olarak geçen ancak uzun yıllardır belediyemizin etkinlik alanı olarak kullanılan bu bölgedir. Burası, yıllardır çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan, kent yaşamı açısından önemli bir kamusal alandır. Ancak satış gerçekleştiği takdirde, bu alanın ya özel hastane olarak değerlendirileceğini ya da yapılacak imar planı değişiklikleriyle konut veya ticari alanlara dönüştürülebileceğini öngörüyoruz. Oysa bölgeye baktığımızda, çok sayıda sağlık tesisi bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle burada yeni bir sağlık alanına ihtiyaç olduğu söylenemez." Nilüfer Belediyesi olarak, sağlık alanında ihtiyaç duyulan her noktada, başta aile sağlığı merkezleri olmak üzere gerekli tahsisleri yaptıklarını ifade eden Başkan Özdemir, bölgenin halihazırda yoğun bir trafik aldığını vurgulayarak, "Fatih Sultan Mehmet Bulvarı ve çevresi, sosyal yaşamın ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu bir hat. Bu alana yüksek yoğunluklu yeni bir yapılaşma getirilmesi; ister hastane ister ticari bir proje olsun, binlerce aracın giriş-çıkışı anlamına gelecektir. Bu da mevcut trafiğin tamamen kilitlenmesi riskini doğuracaktır" dedi. "Önceliğimiz sosyal, kültürel yaşam alanları" Konuşmasında "Bu bölgede ne yeni bir sağlık alanına ne de yoğunluğu artıracak başka yatırımlara ihtiyaç var" diyen Başkan Özdemir, açıklamasına şöyle devam etti: "Nilüfer’in her yıl yaklaşık 20 bin kişilik nüfus artışı yaşadığını da dikkate aldığımızda, önceliğimiz yeni yapılaşma alanları değil; sosyal, kültürel ve kamusal yaşam alanları olmalıdır. Burası yaklaşık 37 dönümlük bir alan. Emsal değerleri dikkate alındığında yaklaşık 100 bin metrekarelik bir inşaat potansiyeline sahiptir. Bu büyüklükte bir alanın yapılaşmaya açılması yerine, düzenlenerek gelişmelere alanına dönüştürülmesi, insanların nefes alabileceği, vakit geçirebileceği bir yaşam alanı olarak korunması gerekmektedir. Üstelik bu alan yalnızca bulunduğu bölge için değil, tüm Nilüfer için büyük önem taşımaktadır." "Bu kente zarar verecek kararlardan kaçınalım" Kararın hayata geçirilmesi durumunda, bunu Nilüfer’in kalbine saplanmış bir hançer olarak tanımlayan Başkan Şadi Özdemir, "Daha önce de benzer satış girişimleri olmuş, ancak kamuoyunun güçlü tepkisiyle geri çekilmiştir. Bugün yeniden gündeme gelmesi, halkın taleplerinin yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir. Biz Nilüfer’de karar alma süreçlerinde her zaman ortak aklı esas alıyoruz. Mahalle komitelerimizin uygun bulmadığı projeleri dahi hayata geçirmiyoruz. Bu anlayışın, kentin geleceğini doğrudan etkileyen böylesine önemli bir konuda da geçerli olması gerektiğine inanıyoruz. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; Nilüfer halkının, yerel yönetimin ve bu kentte yaşayan herkesin görüşü dikkate alınmalıdır. Bu alanın satışı, bu kente yapılacak en büyük yanlışlardan biri olacaktır. Bursa’daki ilgili tüm yetkililere de sesleniyoruz; bu kente zarar verecek kararlardan kaçınılmalıdır. Burası, insanların nefes aldığı önemli kamusal alanlardan biridir ve bu niteliğini korumalıdır. Bu kararın yeniden gözden geçirilmesini ve tamamen ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz" diye konuştu. Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın da söz konusu alanın yalnızca bulunduğu bölge için değil, tüm Nilüfer için önemli bir kamusal değer taşıdığını belirtti. Aydın, hızlı kentleşme sürecinde bu tür alanların korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Bu tür kamusal alanlar kaybedildiğinde yeniden kazanılması mümkün olmuyor. Bu nedenle böylesine önemli bir kararın katılımcı bir süreçle ele alınması gerekiyor. Bununla birlikte, bölgenin deprem riski açısından da önemli bir işlev gördüğünü unutmayalım. Kentte nefes alınabilecek bu tarz merkezi alanlar, afet durumlarında da kritik rol oynar. Bu alanın korunması yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesidir" diye konuştu. Açıklamada, söz konusu kararın yeniden gözden geçirilmesi ve alanın kamusal kullanım niteliğinin korunması yönünde çağrı yapıldı.
Balıkesir Bandırma’da ’ÇED olumlu’ raporu verilen kimyasal tesise tepki Balıkesir’in Bandırma ilçesi Ömerli Mahallesi’nde yapılması planlanan ve Hicri Ercili Deniz Nakliyat Kimyevi Maddeler San. Tic. A.Ş. tarafından hayata geçirilmesi öngörülen kimyasal üretim ve depolama tesisine verilen "ÇED olumlu" raporuna, Bandırma Demokrasi Platformu’nca tepki gösterildi. Platform üyeleri, tesis alanı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması öncesinde, tesis alanı yakınındaki özel bir işletmenin yetkilileri ile platform üyeleri arasında araç parkı nedeniyle kısa süreli tartışma yaşandı. İhbar üzerine bölgeye jandarma ekipleri sevk edildi. Tartışmanın ardından platform üyeleri, daha önce kaymakamlığa bildirilen program kapsamında açıklamalarını gerçekleştirdi. 90 bin ton kapasiteli proje Bandırma Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Serdar Polat, burada yaptığı açıklamada, projeye verilen ÇED olumlu raporuna dikkat çekerek, "Yaklaşık 90 bin ton kapasiteli asit üretimi ve bin 850 metreküp depolama alanı içeren proje için verilen ÇED olumlu raporuna karşı toplanmış bulunuyoruz. Bölgeyi ziyaret ettiğimizde köylülerin geçmişte balık tuttukları derenin bugün kirlilikle mücadele ettiğini ifade etmeleri bizleri üzmüştür" dedi 418 milyon liralık yatırım Projenin yaklaşık 418 milyon TL yatırım bedeliyle hayata geçirilmesinin planlandığını belirten Polat, tesisin 5 bin 669 metrekarelik alanı kapsadığını söyledi. Polat, "Tesiste yıllık 40 bin ton potasyum sülfat üretilecek, yan ürün olarak ise 50 bin ton hidroklorik asit üretimi yapılacaktır. Üretimde Mannheim fırınları kullanılacaktır" ifadelerini kullandı. Üretilen kimyasalların bir kısmının iç piyasaya sunulacağı, bir kısmının ise ihraç edileceği belirtildi. "Günlük 300 metreküp su kullanılacak" Polat, tesisin günlük yaklaşık 300 metreküp su kullanacağını ve bu suyun yer altı kuyularından temin edileceğini belirterek, "Şirket, kapalı devre sistem kullanılacağını ve atık su oluşmayacağını taahhüt etmektedir" dedi. "Kümülatif etkiler risk oluşturabilir" Bölgede hâlihazırda kimyasal üretim ve depolama faaliyetlerinin bulunduğunu vurgulayan Polat, toplam depolama kapasitesinin 50 bin metreküpe yaklaşmasının muhtemel bir kazada büyük risk oluşturabileceğini ifade etti. "Kamu yararı öncelikli olmalı" Polat, ÇED raporunun askı sürecinde olduğunu hatırlatarak, kamu yararının öncelikli olması gerektiğini vurguladı. Polat, "Halk sağlığı, çevre ve doğal kaynakların korunması her şeyin üzerindedir. Sürecin takipçisi olacağız" dedi. Platform, askı süresi içerisinde ÇED raporuna itiraz edilebileceğini ve gerekirse hukuki sürecin başlatılacağını bildirdi.
Bursa Bursa Büyükşehir Meclisi’nde 22 madde görüşüldü: Bazıları oy birliğiyle geçti, bazıları tartışma oluşturdu Bursa Büyükşehir Belediyesi Mart Ayı Meclis Toplantısı’nın ikinci birleşiminde 22 gündem maddesi görüşülürken, bazı maddeler oy birliğiyle kabul edildi, bazıları ise partiler arasında tartışmalara sahne oldu. Mecliste özellikle imar planı değişiklikleri, belediye iştiraklerine ilişkin finansman kararları ve sosyal destek projeleri gündemin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Toplantıda Nilüfer Balat Mahallesi’ndeki nazım imar planı değişikliği maddesi tartışmaların merkezinde yer aldı. Söz konusu madde, AK Parti ve MHP grubunun ret oyuna karşılık CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla oy çokluğu ile kabul edildi. Nilüfer Balkan Mahallesi’ne ilişkin nazım imar planı düzenlemesi ise mecliste oy birliğiyle kabul edilen maddeler arasında yer aldı. Mustafakemalpaşa Muradiyesarnıç ve çevresini kapsayan rüzgar enerji santrali ve yol alanı düzenlemesi maddesi ise CHP’nin çekimser oyuna karşılık diğer partilerin desteğiyle oy çokluğuyla kabul edildi. Toplantıda bazı maddeler geri çekildi. Yenişehir Yenigün Mahallesi’ndeki nazım imar planı değişikliği, komisyondan geçmesine rağmen mecliste geri çekildi. Ayrıca Bursa’nın B40 Balkan Şehirleri Ağı’na üyeliği ile ilgili gündem maddesi de geri çekilerek yeniden değerlendirilmek üzere ertelendi. Mecliste oy birliğiyle kabul edilen önemli maddeler arasında Harmancık Belediyesi’ne akaryakıt desteği verilmesi, Tip 1 diyabetli üniversite öğrencilerine glikoz sensörü desteği sağlanması, 2026 mali yılı ilk yardım eğitim ücretleri ve Gemlik Karsak Deresi ıslahı için kamulaştırma yapılması da yer aldı. Toplantıda ayrıca belediye iştiraklerinden Bursa Kültür Sanat Ürünleri ve Turizm Ticaret A.Ş. için gayri nakdi kredi kullanımı ve Bursa Jeotermal Enerji A.Ş.’nin sermaye artırımı gibi maddeler de oylamaya sunuldu. Bu maddelerde partiler arasında farklı oy kullanıldığı görüldü. Meclis gündeminde yer alan bazı imar planı değişiklikleri ve mali düzenlemeler ise detaylı görüşmelerin ardından kabul edilerek yürürlüğe girdi.
Kırıkkale Şehit annelerinin evlat özlemi yürekleri dağladı: Fotoğraflarına bakıp dua ettiler Kırıkkale’de açılışı yapılan Şehitler Anıtı’nı ziyaret eden şehit anneleri, evlatlarının fotoğraflarının bulunduğu bölüme karanfiller bırakarak gözyaşlarıyla dua etti. Şehit polis memuru Emrah Pekdoğan’ın annesi Narişen Pekdoğan, "Bazen fotoğrafına bakınca sanki bayramda gelip ‘anne, elini öpeyim’ diyecek gibi bakıyor bana" sözleriyle yürekleri dağladı. Kırıkkale Belediyesi tarafından şehitlerin hatıralarını yaşatmak amacıyla yaptırılan "Şehitler Anıtı"nın açılışı törenle gerçekleştirildi. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı. Duygu dolu anların yaşandığı törende şehit anneleri, evlatlarının fotoğraflarının bulunduğu bölüme karanfil bıraktı. Fotoğrafların başında dua eden şehit aileleri gözyaşlarını tutamadı. Alandaki vatandaşlar da şehit ailelerinin acısını paylaşarak dua etti. Belediye Başkanı Ahmet Önal, törende yaptığı açıklamada anıtın yalnızca bir yapı olmadığını söyledi. Önal, bu anıtın vatan için can veren kahramanların hatırasını gelecek nesillere taşıyacak önemli bir sembol olduğunu ifade etti. Başkan Önal, "Bugün burada, Kırıkkale’nin kentsel hafızasına sadece bir anıt değil; bu toprakların varlık sebebi olan ve bir varlık mührü olarak gördüğümüz Şehitler Anıtı’nın açılışını gerçekleştiriyoruz. Bu eser, vatanın mukaddesatını canından aziz bilen kahramanlarımıza duyduğumuz minnetin somut bir tezahürüdür. İnşa ettiğimiz bu anıt sadece bir mimari proje değil, şehitlerimizin aziz hatırasını istikbale taşıyacak ebedi bir nöbet kulesidir" dedi. Şehit Jandarma Uzman Çavuş Musa Saydam’ın annesi Elfet Saydam da, "Elimizden bir şey gelmiyor. Sadece ağlıyoruz. Gözyaşı var, sabır var. Rabbim sabır veriyor. Allah razı olsun burayı yapanlardan. Hatırlamaları yeter. Şehitlerimiz için ne yapsak az. Çünkü onlar vatan için canlarını, kanlarını feda etti. ‘Çocuğum var’ demedi, ‘ailem var’ demedi. Ama vatan için bayrak için değer" diyerek duygularını paylaştı. Şehit polis memuru Emrah Pekdoğan’ın annesi Narişen Pekdoğan ise anıtın şehir içinde yapılmasının anlamlı olduğunu belirtti. Pekdoğan, "Kabrine gidemediğimiz zaman gelip ziyaret edebileceğimiz bir yer oldu. Emeği geçenlerden Allah razı olsun, başta Ahmet Başkanım olmak üzere. Şehitlerimizi unutmadıklarını görmek bizi mutlu ediyor. Bazen fotoğrafına bakınca sanki bayramda gelip ‘anne, elini öpeyim’ diyecek gibi bakıyor bana" diye konuştu. Şehit Piyade Uzman Onbaşı Davut Özcan’ın annesi Sultan Özcan da yapılan anıt için teşekkür ederek, "Başkanımıza teşekkür ediyorum. Şehitlerimizi unutmadığı için Allah razı olsun. O bayramlarda bize gelirdi, şimdi biz ona geliyoruz" ifadelerini kullandı. Şehit Astsubay Başçavuş Sadık Güllü’nün annesi Zeynep Güllü ise anıtın kendileri için büyük anlam taşıdığını dile getirdi. Güllü, "Oğlum 2011’de şehit oldu. Daha önce böyle bir anı olmadı. Çok sevindim. Allah razı olsun Ahmet Başkanımızdan" şeklinde konuştu. Programa Vali Yardımcıları Ahmet Sait Kurnaz ve Recep Yüksel, Garnizon ve Mühimmat Komutanı Tuğgeneral Mehmet Ali Durmuş, protokol üyeleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, şehit yakınları ve gaziler ile vatandaşlar katıldı.