KÜLTÜR SANAT - 25 Nisan 2026 Cumartesi 10:17

Anadolu’nun adı bu köyde doğdu: Taşlıca’nın bilinmeyen hikayesi

A
A
A
Anadolu’nun adı bu köyde doğdu: Taşlıca’nın bilinmeyen hikayesi

Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Taşlıca Köyü, ‘Anadolu’ isminin ilk kez verildiği yer’ olarak dikkat çekiyor. Efsaneleri, türbeleri ve tarihi dokusuyla öne çıkan köy, her yıl yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktası haline geliyor.


Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde yer alan Taşlıca köyünün hikayesi, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın bölgeyi fethettiği dönemde askerleriyle birlikte köye uğramasıyla başlıyor. Köyde yaşayan ve ‘Anadolu’ya adını veren ebe’ olarak anılan Kırmızı Ebe’nin, Selçuklu askerlerine ikram etmek için tastaki ayranı büyük bir taşın içine doldurduğu belirtiliyor. Bu taşın günümüzde ‘Ayran Taşı’ olarak bilindiği ve ‘Anadolu’ isminin de buradan türediğine inanıldığı ifade ediliyor.


Köyde bulunan Kırmızı Ebe Türbesi, Oruç Gazi Türbesi ve Gelin Kayası gibi noktalar da ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli alanlar arasında yer alıyor. Taşlıca Köyü’nün en dikkat çeken özelliklerinden biri ise neredeyse her kaya ve taşın bir efsaneye konu olması. Köy halkı, bu hikayelerin yüzlerce yıldır anlatıldığını ve bölgenin kültürel hafızasını oluşturduğunu ifade ediyor. Ayrıca köyde bazı geleneklerin günümüzde de sürdüğü, örneğin Gelin Kayası efsanesi nedeniyle davul çalmanın uğursuzluk getirdiğine inanıldığı ifade ediliyor. Doğal yapısı, efsaneleri ve tarihi dokusuyla öne çıkan Taşlıca Köyü, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.



Oruç Gazi, bölgenin Türkleşmesinde rol oynadı


Oruç Gazi, Kızılcahamam ilçesi ve çevresinde adı geçen, bölgenin Türkleşme süreciyle ilişkilendirilen tarihi şahsiyetlerden biri olarak biliniyor. Hakkında kesin ve ayrıntılı tarihi kayıtlar sınırlı olsa da, genellikle Osmanlı’da yaşamış bir akıncı beyi ya da yerel kahraman olarak anıldığı ifade ediliyor. Rivayetlere göre Oruç Gazi bölgenin fetih ve iskan sürecinde rol oynamış, özellikle kırsal alanların yerleşime açılmasına katkı sağladığı vurgulanıyor.



"Taştaki ayran hiç eksilmiyor"


Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı 1. Alaeddin Keykubad’ın Taşlıca köyü ve çevresine geldiği sırada Kırmızı Ebe’nin Keykubad’ın askerlerine ayran ikram ettiğini ve ayranın garip bir şekilde herkese yettiğini belirten Taşlıca köyünde yaşayan Feridun Altınkaynak, "Alaeddin Keykubad burada konakladığı esnada askerler su ihtiyacını karşılamak için beklediğinde, buranın Kırmızı Ebe veya Kırgız Ebe diye adlandırılan ermiş kadın, getirdiği ayranı buradaki taşa boşaltıyor. Fakat taştaki ayran hiç eksilmiyor. Ayran taşındaki ayranın bitmediğini gören askerlerin her biri ayranını aldıktan sonra ‘ana doluyor, ana doluyor’ diyor. Anadolu tabiri bu şekilde buradan çıkıyor. Askerler, ayranın bitmediğini, ayranın bereketli olduğunu anlatıyorlar. Bunu Selçuklu Sultanına bildiriyorlar. Selçuklu Sultanına da ‘burada mübarek bir kadın var’ diyorlar. Bunu duyan Alaeddin Keykubad’ın Kırmızı Ebe’ye söylediği şey ‘dile benden ne dilersen’ oluyor. Kadın ise ondan, ‘ben hiçbir şey istemiyorum, sizin muzaffer olmanızı istiyorum’ diyor. Alaeddin Keykubad sonra şöyle bir karar alıyor. ‘Buraları sana yurtluk olarak bağışlıyorum. Buraya bundan sonra nallı at girmeyecek diyor. Yani vergi alınmayacak anlamında anlatılmış. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar da vergi alınmadığı söyleniyor" diye konuştu.



"Yerli turistlerden gelen çok"


Taşlıca köyüne ve Kırmızı Ebe’nin hikayesini araştırmak için farklı yerlerden birçok turist geldiğini ifade eden Altınkaynak, "Oruç Gazi’nin Kırmızı Ebe’nin oğlu olduğunu Alaaddin Keykubad’a söylediklerinde Keykubad ise, ‘bunu da Allah yolunda yetiştirin diyor’. Selçuklu döneminde Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’nun Türkleşmesinde rol oynadı. Buralar tamamen zaten Rum diyarı olduğu için, Hoca Ahmet Yesevi talebe olarak Oruç Gazi’yi yetiştirdikten sonra burada medrese kuruluyor. Hatta köyün aşağı tarafında medresesi olduğu, fakat uzun yıllar içerisinde yıkılıp harabe olduğu söyleniyor. Yerli turistlerden gelen çok. Bu taşın çalındıktan sonra belli bir süre sonra tekrardan buraya geldiği söyleniyor" şeklinde konuştu.



"Nigar gelin, köyün en güzel kızı olarak biliniyordu"


Altınkaynak, Taşlıca köyünün en güzel kızlarından biri olduğu Nigar gelinin, bir müddet sonra taş olduğu iddialarına ise, "Nigar gelin, Selçuklu döneminde buranın en güzel kızı olarak biliniyordu. O zamanlar zorla buradan alıp götürülmeye çalışıldığı sırada Oruç Gazi davul çalındığı için hem de gelini götürdükleri için, ‘rahatsız oluyorum’ diye ikaz eder. 3 kere ikaz ettikten sonra ‘Allah sizi bildiği gibi yapsın’ gibi bir ifade söyledikten sonra gelinin taş olma hikayesi olarak biliniyor" ifadelerini kullandı.



"Anadolu’da Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği yüzlerce Alperen Gaziler var"


Oruç Gazi’nin, Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği önemli bir insan olduğunun altını çizen Altınkaynak, "Oruç Gazi, Hoca Ahmet Yesevi tarafından yetiştirildi. Buranın Müslümanlaşması ve Türkleştirilmesi için kendi yetiştirdiği talebeleri de var. Talebeleriyle beraber yaptıkları çalışmalarıyla birlikte bugüne kadar gelmişler. Anadolu’da Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği yüzlerce Alperen Gaziler var. Anadolu’nun her tarafına yayılmışlar" cümlelerine yer verdi.



Anadolu’nun adı bu köyde doğdu: Taşlıca’nın bilinmeyen hikayesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara BBP Genel Başkanı Destici: "DEM Parti MYK’sının ’yüzleşme’ adıyla yayımladığı bildiri, tarihi hakikatleri tersyüz eden siyasi bir çarpıtmadır" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "DEM Parti MYK’sının ’yüzleşme’ adıyla yayımladığı bildiri, tarihi hakikatleri tersyüz eden siyasi bir çarpıtmadır. PKK uzantısı DEM Parti’nin bu gayri-milli ve çarpık tarih okumasını şiddetle reddediyoruz" dedi. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Ermeni çevrelerin sözde ’Ermeni soykırımı’nın yıl dönümü olarak andıkları 24 Nisan’da, terör örgütünün siyasi uzantısı DEM Parti MYK’sının ’yüzleşme’ adıyla yayımladığı bildiriye ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Destici, dönemin çatışma ortamında Anadolu’da faaliyet gösteren Ermeni silahlı grupların saldırıları karşısında uygulanan tehcirin, devletin bekası ve sivil halkın güvenliğini sağlamaya yönelik bir tedbir olarak hayata geçirildiğini belirtti. Osmanlı Devleti’nin sistematik bir yok etme amacı olsaydı, bu denli kapsamlı ve maliyetli bir sevk politikası yerine farklı yöntemler tercih edilebileceğine dikkati çeken Destici, buna karşılık Devletin, güvenlik gerekçesiyle nüfusun yer değiştirmesini esas aldığını dile getirdi. Destici, ""Bugün tek taraflı mağduriyet söylemi kuranların Anadolu’da Türklerle birlikte Kürtlerin de ağır kayıplar yaşadığı gerçeğini görmezden gelmesi en hafifiyle ciddi bir tarihi eksikliktir. Dün sivil Müslüman halkı hedef alan saldırılarla, yakın dönemde Hocalı’da yaşanan ve Ermeni askerlerinin sebep olduğu soykırımı yok sayarak, geçmişte zorunlu devreye sokulan güvenlik tedbirlerini suç gibi sunmak, geçmişi düşmanca art niyetli ve tek boyutlu okumaktır, hakikati inkardır. Ermeni çetelerince katledilen kendi halkının kanı üzerinden siyaset yapıp, bugün o kanı dökenlerin yasını tutmak siyasi bir tercihten öte, tarihi bir utanç ve celladına aşık bir kimliksizliktir" açıklamasında bulundu. "DEM Parti’nin gayri-milli ve çarpık tarih okumasını şiddetle reddediyoruz" Tehcir sürecinde tek bir tarafı sorumlu tutmanın hakkaniyetli olmadığını kaydeden Destici, "Ermeni çevrelerin sözde ’Ermeni soykırımı’nın yıl dönümü olarak andıkları 24 Nisan’da, terör örgütünün siyasi uzantısı DEM Parti MYK’sının ’yüzleşme’ adıyla yayımladığı bildiri, tarihi hakikatleri tersyüz eden siyasi bir çarpıtmadır. PKK uzantısı DEM Parti’nin bu gayri-milli ve çarpık tarih okumasını şiddetle reddediyor, katledilen binlerce Müslüman-Türk ve Kürt vatandaşımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Ankara 5 aydır maaş alamayan maden işçilerinin açlık grevi eylemi 6. gününde devam ediyor 10 yılı aşkındır hak kayıpları olduğunu ve 5 aydan fazladır maaş alamadıkları gerekçesiyle Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen Doruk Madencilik işçilerinin açlık grevi eylemi 6. gününde de devam ediyor. Maaşlarını ve tazminatlarını alamadıkları gerekçesiyle 2 hafta önce Eskişehir’den Ankara’ya yürüme kararı alan Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı’ndaki açlık grevi eylemlerine 6 gündür devam ediyor. Eylem nedenlerinin arasında maaş alacaklarının yanı sıra yıllardır devam eden hak kayıplarının yer aldığını belirten işçiler, sorunlarının çözüme kavuşuncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini ifade etti. "Kaybolan bütün haklarımızı almak için geldik" Geçmişten bugüne alacakları konusunda problemler yaşandığını dile getiren işçilerden Nevzat Kuyumcu, "2016’dan 2022’ye kadar TMSF altında çalıştık. Alacaklarımız ödenmedi. Ücretlerimiz sıfırlanmadı. 2022 sonunda da Yıldızlar Holding’in şirketi olan Doruk Maden’e transfer olduk. Alacaklarımızın ödenmemesi konusunda büyük sıkıntılar çektik. Emekli olanların tazminatları ödenmemeye başladı. Daha sonra sendika, yetkili biri görevlendirilince alacaklarımızın ödeneceğini söyledi. Yetkili gelince yine alamadık. En sonunda biz de bu yürüyüş kararını aldık. Buraya gelmeden önce işverenimiz eylemi durdurmamız karşılığında maaşların ödeneceğini belirtti. Biz maaş için yürümedik buraya. Kaybolan bütün haklarımızı almak için geldik. Bir iki maaşı yatan arkadaşlarımız olmuş. Eylemi sonlandırmaları istenmiş. Alacağımız sadece iki maaş olsaydı Eskişehir’den buraya yürümezdik. Eylemimiz kaldığı yerden devam ediyor. Pazartesi günü Enerji Bakanlığına yürüyüş yapmayı planlıyoruz. Haklarımızı almadan dönmeyeceğiz. Herkes yemin etti. Açlık grevinde olan arkadaşlarımız var. Bir tanesi evine gitmek zorunda kaldı. Bayılanlar, fenalaşanlar oldu. Herkes bize destek veriyor. Ankara halkına teşekkür ederiz" dedi. "Özlük haklarımıza sıra gelmeden daha maaş alacaklarımız bile bitmedi" İşçilerden Ersin Fırıncı ise, "6 gündür burayız, 14 gündür de eylemdeyiz. Sıkıntılı ve kronik rahatsızlığı olan arkadaşlarımız var. Hala bir gelişme yok. Sesimizi duyuramadık. Sesimizin gitmesi gereken yerler bizi duymadı. İşçiler açlık grevinde. Dün yapılan görüşmelerde ödemelerin bir kısmının yapıldığı, bir kısmının da haftaya yapılacağı söyleniyor. Bu ödemeler birkaç aylık alacaklar. Bizim mağduriyetimiz 2 ila 8 ay arasında değişiyor. Özlük haklarımıza sıra gelmeden daha maaş alacaklarımız bile bitmedi. Kimse burada durmanın meraklısı değil. Herkes evden çıkarken ailesine söz verdi. Herkes çocuklarına ‘sizin geleceğinizi almadan dönmeyeceğim’ dedi. Çocuklarımız 23 Nisan’ı kutlamak yerine burada babalarının yağmurluklarına sarılıp ağladı. Biz burada beklerken işçiler 1 Mayıs’ı nasıl kutlayacak" ifadelerini kullandı. "Haklı fesih sebebi olduğunda dahi tazminatlarımızı temin edemiyoruz" Fırıncı, 10 ila 17 yıl arasında alacaklarının olduğunu ifade ederek, "Burada en az 10 yıldır madencilik yapanlar var. 10 ila 17 yıl alacağı olan insanlar var ama kimsenin güveni yok. Biz emekli olduğumuzda, haklı fesih sebebi olduğunda tazminatlarımızı temin edemiyoruz. İşverenler mahkemelerin verdiği kararların hiçbirini uygulamıyor. Her gün ne yapacağımızı aramızda konuşuyoruz. Biz daha ne yapabiliriz. Biz bu parayı devletimizden istemiyoruz. Sadece aracılık yapmasını istiyoruz. Bu bizim hakkımız, onun için mücadele veriyoruz. Herkesin desteğini ihtiyacımız var" dedi.