ÇEVRE - 04 Ocak 2026 Pazar 18:03

Bakan Bayraktar duyurdu: Azerbaycan ile 33 milyar metreküplük doğalgaz anlaşması yapıldı

A
A
A
Bakan Bayraktar duyurdu: Azerbaycan ile 33 milyar metreküplük doğalgaz anlaşması yapıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Azerbaycan ile toplam 33 milyar metreküplük yeni bir doğalgaz tedarik anlaşması yapıldığını duyurdu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin enerji vizyonuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Bayraktar, Azerbaycan ile toplam 33 milyar metreküplük yeni bir doğalgaz tedarik anlaşması yapıldığını, anlaşmanın iki ülke arasındaki ticareti bir üst noktaya taşıyacağını belirtti. Bayraktar, "Azerbaycan’da Abşeron Sahası’ndan her yıl 2,25 milyar metreküplük 15 yıl boyunca da toplam 33 milyar metreküplük bir anlaşma yaptık. Çok yakında imzalar biter. Cuma günü de nihai müzakereleri sonuçlandırdık. Abşeron Sahası’nda yıllık 2,25 milyar metreküp bir üretim olacak ve onu 15 yıl boyunca, 2040’lı yıllara kadar alacağız. Yine uygun fiyatlı bir gaz bulduk ve uzun dönemli bir şekilde bunu ülkemize almaya başladık. Bu gaz, boru hattından gelecek. Azerbaycan’dan, Hazar Denizi’nden gelecek. 2026 daha büyük keşiflere gideceğimiz bir yıl olacak. Onunla ilgili planlamalarımız var. Orta Karadeniz’de, Doğu Karadeniz’de kazmayı planladığımız, lokasyonları tespit edilmiş kuyularımız var" diye konuştu.

"Muvaffak olursak Diyarbakır’ın çok büyük potansiyeli var"

Diyarbakır’daki kaya petrolü aramalarıyla ilgili de bilgi veren Bayraktar, bu yıl ilk yatay sondajı yapacaklarına ifade ederek, "Üç yıllık bir planlamamız var. Toplam 24 kuyuda bunu yapmayı hedefliyoruz. Muvaffak olursak Diyarbakır’ın bu anlamda çok büyük potansiyeli var. Gabar’ın daha ötesine bizi geçirebilecek bir potansiyele sahip. Ayrıca Somali’deki sahadan da ümitliyiz. Yaklaşık su derinliği 3,5 kilometre. Yani, deniz tabanına inmeniz için 3,5 kilometre lazım. Deniz tabanına indikten sonra da bir 3,5 kilometre daha derinlik var. 7 kilometrelik bir sondaj yapacağız. Bunun yanı sıra Sinop ve Trakya santralleri için de çalışmalarımız, müzakerelerimiz devam ediyor. Oralarda da 2026 karar yılı olabilir, onun için 2026 kritik bir yıl. Buralarda artık hangi teknoloji ve hangi ülkeyle yürüyeceğimizin adının konacağı yıl olmasını hedefliyoruz" şeklinde konuştu.

"Nükleerde beklentimiz, en iyi teknoloji ve en uygun fiyat"

Nükleer enerjide yerli üretim ekipmanların kullanımının sağlanacağını vurgulayan Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Nükleerde beklentimiz, en iyi teknoloji ve en uygun fiyat. İkincisi ise yerlileştirme. Yani, bu reaktörün yüzde 55’inde yerli ekipman kullanacak, yerli sanayi kullanacak, yerli inşaat sektörü kullanacak. Üçüncüsü ise insan kaynağı gelişimi. Ruslarla yaptığımız anlaşmada 300’ün üzerinde talebeyi biz oraya gönderdik, orada eğitim aldılar, onların büyük bir kısmı şu anda Akkuyu’da çalışıyor. Türkiye çok önemli bir ‘know-how’ kazanıyor, Türkiye çok önemli bir insan kaynağı yetiştiriyor. Dolayısıyla aynı şartlar Sinop’ta ve Trakya’daki müzakerelerimizde var. Bize burada bunu en yüksek düzeyde kim önerirse onunla yürümeyi hedefliyoruz. Ortalama şehir bazlı tüketime bakacağız. Destekleri doğru bir şekilde, etkin hale getirmeye gayret ediyoruz. Kademelendirmeyi doğal gazda da yapmayı planlıyoruz."

Ahmet Mert Fırat

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Bilinci kapanan anne, oğlundan aldığı karaciğerle yaşama tutundu Adanalı Erdener Çağlıyan, nakil bekleyen annesi Nilgün Çağlıyan’a hiç düşünmeden karaciğerinin yüzde 65’ini verdi. Nakil sayesinde hayata dönen anne Nilgün, "Önce ben ona hayat verdim, sonra da o bana hayat verdi" dedi. Adana’da yaşayan 4 çocuk, 3 torun sahibi Nilgün Çağlıyan (61), kaşıntı, morarma ve halsizlik şikayetiyle Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gitti. Burada yapılan kontrollerde Çağlıyan’a karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. Sağlık durumu kritik olan Nilgün Çağlıyan, bir anda yoğun bakıma düştü ve bilinci kapandı. Doktorlar, acil nakil yapılmasına karar verdi. Bir yandan nakil başvurusu yapılırken diğer yandan da aile içinde örnekler alındı. Ailenin üçüncü çocuğu olan Erdener Çağlıyan’dan (41) alınan dokuların annesine uyumlu olduğu tespit edildi. Prof. Dr. Süleyman Çetinkünar ve ekibi hiç zaman kaybetmeden anne ve oğlunu ameliyata aldı. Yaklaşık 14,5 saat süren ameliyat sonucunda anne, oğlundan alınan karaciğer ile yaşama yeniden tutundu. Bir süre hastanede tedavi gören anne ve oğul daha sonra birlikte taburcu oldu. "Ben ona hayat verdim, o da bana hayat verdi" Yaşadıkları süreci İhlas Haber Ajansı’na anlatan anne Nilgün Çağlıyan, bütün hastalık sürecinin birden geliştiğini belirterek, "15 gün içerisinde tetkikler yapıldı ve sonunda ben yoğun bakıma alındım. O sırada bilincim kapandı. Yoğun bakım sürecindeyken oğlum karaciğerini bana vermiş. Ben ona hayat verdim, o da bana hayat verdi. Çok şükür onun sayesinde nefes alıyorum. Her şeyi uyandıktan sonra öğrendim. Ancak ben hep evlatlarımın beni yalnız bırakmayacağını biliyordum" ifadelerini kullandı. Şu anda sağlık durumunun iyi olduğunu söyleyen Çağlıyan, doktorlara da teşekkür etti. "Cennet annelerimizin ayağı altındadır" Annesine karaciğerini veren Erdener Çağlıyan ise "Anneme en uyumlu karaciğerin benim olduğu tespit edildi. Hiç zaman kaybetmeden nakil yapılmasını istedim. Annem ile birlikte ameliyata girdik ve başarılı operasyonla yine birlikte çıktık. Cennet annelerimizin ayağı altındadır. Onların haklarını hiçbir zaman ödeyemeyiz. Biz sevdiklerimiz için ’canımızı bile veririz’ derken blöf yapmıyoruz. Yine lazım olsa yine veririm" dedi.
İstanbul Akbank Sanat "Sınır Durumlar" söyleşi serisi başlıyor Akbank Sanat tarafından düzenlenen "Sınır Durumlar" söyleşi serisi, psikiyatri ve felsefe ekseninde modern insanın temel deneyimlerine odaklanıyor. "Akbank Sanat Her Yerde" çatısı altında "Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat" alt başlığıyla gerçekleştirilecek söyleşi serisi; haz, delilik, sanat ve aşk temaları etrafında şekilleniyor. Akbank Sanat’ın modern çağın kuşatması altında ikiye bölünen insanın hikayesini; psikiyatri ve felsefenin kesişim noktasından çağdaş sanatın görsel hafızasını da yanına alarak yeniden okumaya davet eden söyleşi serisi "Sınır Durumlar", Ocak - Mayıs döneminde "Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat" alt başlığıyla gerçekleştiriliyor. Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca ve yazar Ezgi Emel’in hazırlayıp sunduğu söyleşi serisi, ölçülen ve denetlenen beden ile sürekli kaygı üreten zihin arasındaki yarılmayı çağdaş yaşam bağlamında tartışmaya açıyor. Yapılan açıklamaya göre; söyleşilerde modern öznenin arzuları, korkuları ve anlam arayışıyla kurduğu ilişki, farklı temalar etrafında ele alınıyor. Dopaminin oluşturduğu yapay haz anlayışından deliliğin politik sınırlarına, sinemanın temsil gücünden aşkın özgürlükle kurduğu gerilimli ilişkiye uzanan söyleşilerde, konular Thomas Szasz, Michel Foucault, Gilles Deleuze ve Zygmunt Bauman gibi düşünürlerin yaklaşımıyla tartışılıyor. Soyut kavramlar estetik düzlemde de sorgulanarak ele alınan sınır durumlar, çağdaş sanatın sunduğu çarpıcı örneklerle destekleniyor. Bireysel deneyimlerin toplumsal ve felsefi arka planları ele alındığı söyleşilerde, kırık dökük kalmanın, belirsizliğin ve her şeyi hissetmeyi göze almanın sunduğu varoluş alanları düşünsel bir çerçevede değerlendiriliyor. Serinin ilk söyleşisi olan "Haz ve Acının Sınırında: Dopamin", modern yaşamın haz odaklı yapısı ve bunun birey üzerindeki etkilerini ele alıyor. Söyleşide, Anna Lembke’nin Dopamine Nation adlı kitabındaki paradokstan hareketle, anlık tatmin döngülerinin neden sonunda tükenmişliğe dönüştüğü tartışılıyor. Dopaminin haz ve acı ile kurduğu ilişki, Gilles Deleuze’ün düşünsel çerçevesiyle birlikte, beden ve zihin arasındaki bağlam içinde ele alınıyor. Delilik kavramının biyolojik bir durum mu, yoksa toplumsal bir inşa mı olduğu sorusunun ele alındığı "Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik" başlıklı söyleşide, Thomas Szasz’ın "Akıl hastalığı bir metafordur" yaklaşımı ile Michel Foucault’nun iktidar ve kapatılma analizleri üzerinden, modern toplumun normal tanımını nasıl oluşturduğu değerlendiriliyor. "Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri" başlıklı söyleşide sinemanın kendi gerçekliğini kurma biçimlerini, izleyiciyi içine çektiği illüzyonları ve bu illüzyonları sorgulamanın entelektüel hazzını tartışılıyor. Söyleşide, filmlerin sadece hikayeler anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal normlara, psikolojik derinliklere ve varoluşsal sorgulamalara ayna tuttuğu anlar ele alınıyor. "Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat" başlıklı söyleşide, psikedelik deneyimlerin bilinci çözüşünden Michael Pollan’ın varoluşsal keşiflerine kadar sanatın ve genişlemiş bilincin "ben" sınırlarını nasıl bulanıklaştırdığını inceleniyor. Söyleşi serisinin son bölümü olan "Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk"ta ise Zygmunt Bauman’ın Akışkan Aşk kavramı üzerinden modern ilişkilerin kırılganlığını masaya yatırılıyor. Bağlanma, teslimiyet ve özgürlük arasındaki ilişki bağımlılık ve özerklik kavramları çerçevesinde ele alınıyor. Söyleşi Takvimi: 14 Ocak, Çarşamba 18.30 - 20.00 Haz ve Acının Sınırında: Dopamin 25 Şubat, Çarşamba 18.30 - 20.00 Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik 11 Mart, Çarşamba 18.30 - 20.00 Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri 8 Nisan, Çarşamba 18.30 - 20.00 Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat 6 Mayıs, Çarşamba 18.30 - 20.00 Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk