ÇEVRE - 09 Mayıs 2026 Cumartesi 11:24

’Balın kraliçeleri’ bin 200 endemik bitkinin ortasında yetiştiriliyor: 350 kolonilik mesai

A
A
A
’Balın kraliçeleri’ bin 200 endemik bitkinin ortasında yetiştiriliyor: 350 kolonilik mesai

Ankara’da bin 200 endemik bitkinin ortasında kraliçe ana arı yetiştiren genç arıcı, 350 koloni ile mesaisini sürdürüyor.


Mamak ilçesine bağlı Kıbrıs Köyü Kanyonu’nda 3 kuşaktır arıcılıkla uğraşan Resul Gürleyik, dedelerinden miras kalan mesleği ticari boyuta taşıyarak Ankara balını tüm Türkiye’ye ulaştırıyor. Bin 200 çeşit endemik bitki türünün bulunduğu kanyonun ortasında üretim yapan genç arıcı, aynı zamanda kraliçe ana arı yetiştirerek yerli arıcılığın gelişmesine katkı sağlıyor. Gürleyik, kraliçe ana arı üretimindeki süreci ve püf noktalarını İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine aktardı.



"Daha kontrollü bir şekilde ana üretimi yapıyoruz"


Türkiye’de ana arı üretim aşamasının, ıslah edilmiş arılarla çalışmanın getirdiği bir şey oluğunu söyleyen Gürleyik, "Eskiden ana arı üretiminde dedelerimiz oğul yöntemiyle arılarını çoğaltırlardı. O şekilde arı kendi kendini çoğaltarak hayatını sürdürebiliyordu. Biz bunu insanlık olarak biraz daha yapay şekle getirerek; ana üretiminde kovanımızı çoğaltacağımız zaman, satışı olsun her şekilde ana memeleriyle ıslah edilmiş arılardan transfer yaparak üretiyoruz. Daha kontrollü bir şekilde ana üretimi yapmış oluyoruz" diye konuştu.



"Bir ana arının doğma süresi ilk günden itibaren 16 gündür"


Üretim sürecine baharın başlangıcıyla başladıklarını söyleyen Gürleyik, "Ana arıda polen akışı çok önemli. Polen akışı olmadığı zaman ana arı üretimi çok zor olur. En güzel ana arılar bahar mevsiminde oluyor. O yüzden bahar mevsiminde ve bal sezonunda en güzel seçim, kaliteli analar çıkıyor. Bir ana arının doğma süresi ilk günden itibaren 16 gündür. Biz genellikle 3-4 günlük larvalardan transferimizi gerçekleştiriyoruz. 3-4 günlük larvalardan gerçekleştirdiğimiz transferler de bize yaklaşık 10-12 günde çıkım sağlıyor" şeklinde konuştu.



Yeni sezonda yeni ırk


Gürleyik, geçen yıl hibrit ve ıslah edilmiş Belfast ırkı arılarla çalıştıklarını belirterek, bu arıların mevcut sezonda bal üretiminde kullanılacağını söyledi. Gürleyik, gelecek sezonda ise ana vatanı ve sabit hattı bulunan Karniyol ırkına geçeceklerini ifade etti. Karniyol arılarının sakin yapısıyla öne çıktığını kaydeden Gürleyik, bal verimi ve bölge şartlarına uyum konusunda da başarılı sonuçlar verdiğini vurguladı.



"Oğul eğilimi olmayan arılarla çalışıyoruz"


Ana arı üretiminde en önemli unsurun oğul eğilimi olduğunun altını çizen Gürleyik, "Oğul eğilimi olmayan arılarla çalışıyoruz. Çünkü burada 150 koloni var. Allah korusun bir oğul vermeye başlarlarsa, önünü alamayız bu işin. O yüzden oğul vermeye düşük verimli bir arılarla çalışmaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu.



"Şu anda 350 kolonimiz var"


Arıcılıkta arz talebin çok olduğunu ve hobi amaçlı alınan arıların bakımının giderilmediği için de kışı atlatamayan arıcıların olmadığını belirten Gürleyik, "Mecburen arı ihtiyacı duyuyorlar. Üretimde geçen sene 150 kolonimiz vardı. Bu sene 350’ye kadar çıkartacağız. 2 gün itibarıyla bölmelerimizi tamamladık. 200 kolonimiz hazır. Burada da 150 koloniyle şu anda 350 kolonimiz var. Ana arılarımızda memelerimiz hazır, kovanların içinde. Başlatıcı kovanlarımız var. Onlarla ana memelerimizi ürettiriyoruz. O şekilde transferlerimizi girerek yeniden bir hayat, bir kovan oluşturmuş oluyoruz" dedi.



350 adet kraliçe ana arı


Arıcı Resul Gürleyik, arıcılığın sürekli takip gerektiren bir iş olduğunu belirterek, kolonilerin her gün kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Aynı zamanda Gürleyik, güçlü koloniler oluşturabilmek için arının sürekli çalıştırılması gerektiğini kaydetti. Öte yandan Gürleyik, 150 aktif ana arının bal için çalıştığını ve 200 ana arının da kuluçkada üretildiğini bildirdi.



Rekolte beklentisi 2,5 ton üzeri


Gürleyik, yağışların olumlu etkisiyle 2026 sezonundan umutlu olduklarını söyledi. Gürleyik, yaklaşık 2 ila 2,5 ton civarında üretim beklediklerini, sezonun daha yüksek verimle tamamlanabileceğini düşündüklerini aktardı.



"Çıta başına fiyatları 1000 liraydı"


Arı satışında çıtaları paket olarak sattıklarını söyleyen Gürleyik, "6-7 çıta bandında paket satışımız oluyor. Mayısın ilk haftası teslimatlarıyla 7-8 çıtalı bir arı veriyoruz. Onların fiyatları da ortalama çıta başına 900 veya 1000 liraydı bu sene. Bu sene ne olur bilmiyoruz. Birliğimiz açıklama yapıyor biz de ona göre devam ettiriyoruz" ifadelerini kullandı.



En verimli nesil ilk nesil


Arıcı Resul Gürleyik, ürettikleri ana arıların damızlık olarak kullanılan özel kolonilerden elde edildiğini belirterek, en verimli ve kaliteli formun ’F1’ nesli olduğunu söyledi. Gürleyik, sonraki nesillerde arıların zamanla melezleştiğini ve ıslah özelliklerini kaybetmeye başladığını ifade etti. İkinci ve sonraki nesillerde verim ve kalite kaybı yaşandığını kaydeden Gürleyik, bu durumun üretim sürecini zorlaştırdığını dile getirdi.



"Larvalar ne kadar genç olursa ana arının arı sütüyle beslenmesi de o kadar fazla oluyor"


Ana arı üretimindeki püf noktalara değinen Gürleyik, "Transfer yaptığımız larvalar ne kadar genç olursa ana arının arı sütüyle beslenmesi de o kadar fazla oluyor. Bundan çıkan ana arı da geç olanlara göre daha kaliteli çıkmalar oluyor. Bir ana arının damızlık formuna girmesi için daha fazla arı sütlü ve büyük olması gerekiyor. Ana memesi ürettiğimiz kovanlarda 35-40 civarı mememiz varsa bunların içinde 5-10 tanesi damızlık adayı oluyor. Ne kadar küçük yakalamaya çalışsak da arada ufak tefek, 4-5 günlük larvalarda kaçırabiliyoruz transferde. Ana arıyı, arıdan ayıran en büyük özelliği arı sütü olduğu gibi arının kalitesini de ana arının kalitesini de arı sütü belirliyor" diye konuştu.



’Balın kraliçeleri’ bin 200 endemik bitkinin ortasında yetiştiriliyor: 350 kolonilik mesai

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin teknolojinin sürekli olarak gelişmesi hakkında, "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar. Zira her teknoloji, arkasındaki insan tasavvurunun izini ve rengini taşıyacaktır" dedi. Bakan Tekin, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) düzenlenen "İnsan Değer ve Teknoloji" temalı eğitim zirvesine katıldı. Eğitimde dijitalleşme, yapay zeka uygulamaları ve insan odaklı eğitim anlayışının ele alındığı programda konuşan Bakan Tekin, teknolojinin eğitim süreçlerinde önemli bir araç olduğunu ancak insan değerlerinin her zaman ön planda tutulması gerektiğini söyledi. ATO ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede eğitim dünyasının temsilcileri, akademisyenler ve sektör paydaşları bir araya geldi. Programda teknolojinin eğitim sistemine etkileri, dijital dönüşüm süreci ve geleceğin eğitim modelleri masaya yatırıldı. Yapay zeka ve dijital uygulamaların eğitim süreçlerine entegrasyonunun önemine değinen Tekin, öğrencilerin sadece akademik başarıyla değil; ahlaki, sosyal ve kültürel yönleriyle de desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca zirve kapsamında eğitimde teknoloji kullanımı, dijital okuryazarlık ve geleceğin öğrenme modellerine ilişkin çeşitli oturumlar gerçekleştirildi. "Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızı kolaylaştıracak birçok alanlar oluştuğunu belirten Bakan Tekin, "Bugün teknoloji başlığını ele aldığımızda ekranlarımızdaki yeni uygulamaları, hayatımızı kolaylaştıran araçları ve üretimi hızlandıran yazılımları aşan, insanlığın geleceğine doğrudan temas eden kritik bir eşiğin önünde bulunduğumuzu hep beraber görüyoruz. İnsan hayatına dair bilginin kimlerin elinde toplanacağı, bu bilginin hangi maksatla işleneceği, hangi karar süreçlerine yön vereceği, insanın mahrem alanına nerede temas edeceği ve nihayetinde insan iradesinin bu büyük dijital düzen içinde nasıl korunacağı gibi hayati başlıklarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla teknoloji meselesi, çağımızın bugün en temel egemenlik başlıklarından birisi dönüşmüş durumda. Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu. Bugün bütün bunların yanına veri merkezleri, algoritmalar, yapay zeka modelleri, dijital platformlar ve göremediğimiz karar sistemleri eklenmiştir. İnsanlığın geleceğine dair mücadele artık ekranda görünen kolaylıkların arkasında, görünmeyen veri akışlarında, insan davranışlarını okuyan sistemlerde ve toplumların kaderine temas eden dijital iktidar alanlarında şekillenmekte" diye konuştu. "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkiler için birçok proje geliştirdiklerinin altını çizen Bakan Tekin, "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar. Zira her teknoloji, arkasındaki insan tasavvurunun izini ve rengini taşıyacaktır. İnsana nasıl bakıyorsanız, kurduğunuz sistem, geliştirdiğiniz yazılım, kullandığınız veri, inşa ettiğiniz dijital düzen de o bakışın rengini taşır. İnsanı haysiyetiyle, iradesiyle, vicdanıyla ve anlam arayışıyla birlikte kavrayan bir akıl, teknolojiyi hayatı mamur kılan bir imkana dönüştürecektir. İnsanı araç eden bir zihin ise en parlak buluşları dahi insanlığın omzuna yüklenmiş ağır bir yük haline getirebilir. MEB olarak biz, evlatlarımızın dijital çağla kurduğu ilişkiyi dar bir kullanım becerisi alanına hapsetmeden ele almaya çaba gösteriyoruz. Çocuklarımızın teknolojiyle teması, ekran karşısında geçirdiği zamanla, kullandığı programla, öğrendiği kodla sınırlı görülmemeli. O temas, çocuklarımızın aynı zamanda düşünme biçimine, sabrına, dikkatine, mahremiyet duygusuna, vatan sevgisine doğruyu arama cesaretine ve insanla kurduğu ilişkinin ahlakına kadar uzanan çok geniş bir perspektifle ele alınmalıdır. Bizim için asıl mesele ise çocuklarımızın dijital dünyada hangi içerikle karşılaştığı kadar, o karşılaşma içinde kendi özgü muhakemesini, edebini, mahremiyetini ve iç bütünlüğünü koruyabilecek tedbirleri almaktır" şeklinde konuştu. "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay zekanın mesleklerde köklü bir değişim oluşturduğunu ifade eden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız. Dördüncü sanayi devrimi olarak tanımlanan dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları gündemimizi belirlediği bu süreçte hayatımız, üretim biçimimiz ve mesleklerimiz köklü bir şekilde yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler iş piyasalarında yeniden yapılanmaya itiyor. Yeni meslekler ortaya çıkarken bazı meslekler dönüşüyor. Bazıları ise tamamen ortadan kalkıyor. Böylesine hızlı ve derin bir dönüşümün yaşandığı bir çağda, insanı inşa etmenin en temel yolu olan eğitimin aynı kalması da elbette düşünülemez. Eğitim her ne kadar ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere okumayı, yazmayı, matematiği, fiziği, kimyayı öğretmek bilgi aktarmak gibi görülse de esasen insanı yetiştirmek, toplumu inşa etmek demektir. Eğitim bilgiden başlar, pratikle gelişir. Onu tamamlayan ve anlamlı kılan şey ise değerlerle buluşmasıdır. Değerler olmadığı zaman topluma fayda sağlayan bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir" dedi. "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız" MEB’in projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin teknoloji konusunda son derece önemli bir gelişim olduğunu vurgulayan Baran, "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız ama bunun ötesinde tüm bu yetkinlikleri güçlü bir değerler zemini üzerinde inşa etmek durumundayız. Çünkü ilk üç sanayi devrimi de dördüncüyü de gerçekleştiren ve yönlendiren unsur sadece insandır. İnsanı güçlü, hayatı anlamlı kılan ise sadece teknik bilgi değil, ahlak, vicdan ve sorumluluk bilincidir. Tam bu noktada Milli Eğitim Bakanlığımızın hayata geçirdiği, bizzat sayın Bakanımızın projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin son derece kıymetli bir yaklaşım olduğunu da özellikle ifade etmek isterim. Bu model bilgiyi, beceriyi ve değeri bir arada ele almasıyla sadece akademik bir başarıyı değil karakter ve şahsiyet inşasını merkezi koymasıyla çok önemli bir ihtiyaca da cevap veriyor" ifadelerini kullandı. Düzenlenen programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Özel Öğretim Derneği Başkanı Ahmet Akça, ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, öğrenciler ve akademisyenler katılım sağladı. Program, hatıra fotoğrafları çekimi ile son buldu.
Manisa Manisa’da 9. Kitap Fuarı kitapseverlerle buluştu Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin TACT Fuarcılık iş birliğiyle düzenlediği 9. Manisa Kitap Fuarı, kitapseverlerle yeniden buluştu. 8-17 Mayıs tarihleri arasında Atatürk Kent Parkı’nda ziyaretçilerini ağırlayacak olan fuar, Manisalılara edebiyat şöleni sunacak. Fuar boyunca, birbirinden değerli yazarlar, şairler ve akademisyenler Manisalı okurlarıyla bir araya gelecek. Kültür ve sanat etkinliklerinin önemli merkezlerinden biri haline gelen Manisa, büyük bir edebiyat buluşmasına daha ev sahipliği yapıyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi ile TACT Fuarcılık iş birliğiyle düzenlenen Manisa Kitap Fuarı, 9. kez kapılarını açtı. Atatürk Kent Parkı’nda ziyaretçilerini ağırlayacak olan fuarın açılışına, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste’nin yanı sıra, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, Manisa Barosu Başkanı Sevgi Başak Yeşil, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları Pınar Mine Hacıalibeyoğlu, Ata Temiz, Erk Kayabaş ve Ulaş Aydın, Belediye Başkan Yardımcıları ile Kitap Fuarı Onur Konuğu Ataol Behramoğlu katıldı. Fuarın açılış konuşmasını gerçekleştiren TACT Fuar Yönetim Kurulu Başkanı Didem Simsaroğlu, "Kültür ve sanata olan yaklaşımı ve desteğiyle kentimize hak ettiği önemi veren, daha fazlasını da yapacağına inandığım Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Besim Dutlulu’ya çok teşekkür etmek istiyorum" dedi. "Çocuklarınıza şiir okutun" 9. Manisa Kitap Fuarı Onur Konuğu Ataol Behramoğlu, "İnsan olmanın 3 önemli değeri var. Bilim, felsefe ve sanat. Bilim, bilgi demek. Felsefe akıl demek. Sanat ise duygu demek. Bunların her birinin de kendi aralarında özellikleri var. Sanatın içinde şiir, duygu ve dil demek. Şiirdeki dil derin bir dildir, çok katmanlıdır. O yüzden çocuklarınıza şiir okutun. Onlar şiirle kendi dillerini, ülkelerini, kültürlerini kavrasınlar. Beni buraya davet eden ve onur konuğu sıfatını veren Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne yürekten teşekkür ederim" diye konuştu. Ataol Behramoğlu’nun konuşmasının ardından, Genel Sekreter Burak Deste, Behramoğlu’na plaket takdim etti. Dijital çağda kitabın önemine vurgu yaptı Kitapları insanlık tarihinin kadim dostu olarak niteleyen Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, "Kitap için bir aradayız. Ama önce bir gerçeği masaya yatırmamız gerekiyor. Hepimizin cebinde bizi dünyaya bağlayan ama bazen kendimize ve birbirimize yabancılaştıran küçük siyah aynalar var. Çağımızın en büyük çelişkisi ile de karşı karşıyayız. Bilgiye hiç olmadığı kadar yakın olmamıza rağmen, tarihte hiç olmadığı kadar da sığ sularda geziniyoruz. Sosyal medya denilen o uçsuz bucaksız okyanus, başparmağımızın küçük bir hareketiyle sürekli akıp giden, izledikçe izleme isteği uyandıran, okumayı değil, tıklamayı teşvik eden bir mecra. Kötü bir alışkanlık gibi. Makinalar bizi tanıyor, neye güleceğimizi, neye kızacağımızı bizden daha iyi biliyor. Benim neslim, anne babalarımızın ‘boşver televizyonu bir kitap oku’ nasihatleriyle büyüdü. Ama itiraf edelim ki çoğu zaman gözümüz ekrandayken dünyaları kaçırıyoruz. Ekran bize saniyelik hazlar vaat ederken, kitap bize sabrı, derin düşünmeyi, en çok da hayal kurmayı öğretiyor. Fuar boyunca Atatürk Kent Parkı’nın toprağını edebiyatla, şiirle yeşertmeyi umuyoruz. Kitap fuarımızın tüm yayıncılarımız, yazarlarımız ve ziyaretçiler için dolu dolu geçmesini ümit ediyorum" dedi.
Bilecik Huzurevi sakinlerine Anneler Günü’nde anlamlı dokunuş Bilecik hizmet veren bir güzellik merkezi sahibi Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde kalan yaşlılara Anneler Günü sürprizi yaptı. Bilecik’te hizmet veren güzellik merkezi sahibi Aysun Karamanoğlu, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde kalan yaşlıları Anneler Günü dolayısıyla ziyaret ederek anlamlı bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Gerçekleştirilen ziyarette huzurevi sakinlerine küçük bakım ve güzellik dokunuşları yapılırken, duygu dolu anlar yaşandı. "Onları bir nebze olsun gülümsetebildiysek ne mutlu bize" Annelerin yüzünde küçük de olsa bir tebessüm oluşturabilmenin en büyük mutluluk olduğunu ifade eden Aysun Karamanoğlu, "Anneler Günü münasebetiyle burada bulunan annelerimizi ziyaret etmek istedik. Onları bir nebze olsun gülümsetebildiysek ne mutlu bize. Sevginin, ilginin ve samimiyetin en kıymetli hediye olduğuna inanıyoruz" dedi. Karamanoğlu ayrıca projeye destek veren kurum yetkililerine teşekkür ederek, "Bu anlamlı günde bizleri ağırlayan İl Müdürümüz Nejat İlhan’a ve Kurucu Müdürümüz Seyhan Hanım’a teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı. Toplumun her kesimine dokunmayı amaçladıklarını belirten Karamanoğlu, sosyal sorumluluk çalışmalarının ilerleyen dönemlerde de devam edeceğini söyledi. Son olarak Güzellik merkezi sahibi Aysun Karamanoğlu ve çalışanları huzurevindeki kalan tüm kadınlarına çiçek vererek, Anneler Gününü kutladılar. Ardından hep birlikte çiftetelli oynayarak, güzel bir geçirmelerine vesile oldular.
Ankara Arakçi’den Fidan’a: "ABD’nin bölgedeki adımları diplomasi sürecini zedeliyor" İran’ın Ankara Büyükelçiliği, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile yaptığı telefon görüşmesinde, ABD’nin Fars Körfezi’ndeki faaliyetleri ve Amerikalı yetkililerin söylemlerinin diplomasi sürecine ilişkin kuşkuları artırdığını söylediğini açıkladı. İran’ın Ankara Büyükelçiliği, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirildiğini bildirdi. Büyükelçiliğin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, görüşmede bölgesel gelişmeler ve diplomasi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğu belirtildi. Paylaşımda, Arakçi’nin görüşmede, "Amerikan güçlerinin son dönemde Fars Körfezi’nde gerilim oluşturan faaliyetleri ve ateşkesi ihlal eden çok sayıdaki eylemleri, Amerikan tarafının diplomasi yolundaki niyeti ve ciddiyetine ilişkin kuşkuları artırmıştır" ifadelerini kullandığı aktarıldı. Arakçi’nin ayrıca, bazı üst düzey Amerikalı yetkililerin "aşağılayıcı ve hakaret içeren söylemlerine" değinerek, Washington yönetiminin yaklaşımının diplomasi sürecini zayıflattığını savunduğu kaydedildi. Paylaşımda, Arakçi’nin, "Amerikan tarafının yıkıcı yaklaşımının diplomasi sürecini zayıflattığını ve İran halkının Amerikan tarafının niyetlerine yönelik güvensizliğini derinleştirdiğini" ifade ettiği belirtildi. İranlı Bakanın, mevcut diplomatik sürecin ilerletilebilmesi için "karşı tarafın yasa dışı saldırıları ile maksimalist ve mantıksız yaklaşımlarının durdurulmasının gerekli olduğunu" söylediği bildirildi.