EKONOMİ - 11 Aralık 2025 Perşembe 16:17

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "(Asgari ücret) "Komisyon çalışmalarında işverenleri temsilen yer alan TİSK heyetinden ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "(Asgari ücret) "Komisyon çalışmalarında işverenleri temsilen yer alan TİSK heyetinden ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından gerçekleştirilecek olan çalışmalarda işverenleri temsilen yer alan Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) heyetinden ellerini taşın altına koymalarını beklediğini söyledi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ATO Congresium’da gerçekleştirilen Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) 29. Olağan Genel Kurulu’na katıldı.


Burada konuşan Erdoğan, kurulun, Türkiye, Türk milleti, işverenler ve çalışma hayatının tüm paydaşları için hayırlara vesile olmasını, kurulda alınacak kararlarla belirlenecek yol haritasının işçi, işveren ve sendikasıyla iş dünyasının tamamı için faydalı sonuçlar getirmesini canı gönülden temenni ettiğini söyledi.


TİSK camiasının 2,3 milyon çalışanıyla tam 63 yıldır güçlü ve kurumsal bir varlık gösterdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "‘Birlikte mümkün’ anlayışıyla çalışmalarını sürdüren TİSK ailesi ülkemizin gayrisafi yurt içi hasılasına 200 milyar dolar, ihracatına ise 100 milyar doların üstünde çok önemli katkılar sunuyor. Türkiye’nin en büyük 5 yüz sanayi kuruluşunun yer aldığı ISO-500’deki ilk 10 işletmemizin 7 TİSK camiası içerisindedir. İhracatımızın neredeyse yarısı TİSK bünyesindeki işletmeler tarafından gerçekleştiriliyor. Ayrıca TİSK, 40’ın üzerinde ulusal 10’u aşkın uluslararası platformda işverenlerimizi başarıyla temsil ediyor" ifadelerini kullandı.



"Dünya değişirken işletmelerimizin ve işverenlerimizin bu yeni gerçekliğe uyum sağlamasa kritik önemlidir"


TİSK’in icraat odaklı ve gerçekçi bir yaklaşımla hareket ettiğini memnuniyetle müşahede ettiklerini söyleyen Erdoğan, "Dünya değişirken, küreselleşme tüm hızıyla devam ederken, teknoloji baş döndürücü bir şekilde ilerlerken işletmelerimizin ve işverenlerimizin bu yeni gerçekliğe uyum sağlaması kritik önemdedir. Bu anlamda planlamadan seri üretime, istihdam politikasından proje uygulama süreçlerine, ihracat stratejilerinden dijital dönüşüme, reel sektörün tüm aktörlerinin yeni şartlara hızla adapte olması büyüme ve kalkınmanın yanı sıra küresel rekabette de elimizi güçlendiren ekonomimize dinamizm katan önemli faktörlerdir" açıklamasında bulundu.


Erdoğan, üç dönemdir refah ve istikrarı tehdit eden sımalarla mücadelede TİSK’in Türk milleti ve devletinin yanında olduğunu açık ve net bir şekilde gösterdiğini belirterek, "Dışarıdan aldıkları talimatlarla siyaset ve toplum mühendisliğine soyunan, vesayete vefa borcunu ödemeye çalışan kimi oluşumların aksine TİSK, kritik dönemeçlerde yerli ve milli bir duruş sergilemiştir" şeklinde konuştu.



"İşçi ve işveren arasındaki ilişkilerin adil, sürdürülebilir ve hakkaniyetli olması bizim için vazgeçilmezdir"


İşçi ve işveren arasındaki ilişkilerin adil, sürdürülebilir ve hakkaniyetli olmasının kendileri için vazgeçilmez olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu ilişki sağlıklı bir zemine oturtulmadığında Allah muhafaza sömürü ve adaletsizliğe giden yol önümüzde açılacaktır. Bu da yalnızca sosyal barışın altını oymakla kalmayacak aynı zamanda birlik ve dayanışma iklimine de zarar verecektir. Geçmişte bunun acı örneklerini millet olarak hep birlikte yaşadık. Anadolu’nun gönül hamurunu mayalayan o büyük insan Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri bu konuda bizlere neler söylüyor? ‘Ekmeği öğrendim, sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini, sonra ekmeği hakça bölüşmenin bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.’ Diğer tüm alanlarda olduğu gibi işçi ve işveren arasındaki ilişkilerde de baktığımız yer hak ve adalet eksenindedir" dedi.



"Komisyon çalışmalarında işverenleri temsilen yer alan TİSK heyetinden ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum"


Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun ilk toplantısının yarın gerçekleştirileceğine dikkati çeken Erdoğan, "Komisyon çalışmalarında işverenleri temsilen yer alan TİSK heyetinden ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum. İşçi kardeşlerimize yönelik atacağınız her olumlu adım verimlilik, kazanç ve bereket olarak dönecektir. Hep söylerim, kefenin cebi yok. Dar dünyadan dar bekaya mal mülk değil, adalet, hakkaniyet, dürüstlük üzerine yaşanmış bir hayat ile hayır dualar götüreceğiz. İster siyasetçi ister işveren olalım eğer geride hayırla yad edilen bir miras bırakabiliyorsak işte asıl zenginlik budur. Bahtiyarlık kaynağı budur" ifadelerine yer verdi.


Devlet olarak, emekçilerin güvenli ortamlarda gönül huzuruyla ve rahatça çalışabilmesi için tüm imkanları azami ölçüde seferber ettiklerini kaydeden Erdoğan, hem sertifikasyon hem teftiş mekanizmalarını tam anlamıyla işletmeye özen gösterdiklerini söyledi. Ayrıca Erdoğan, İzmir, İstanbul, Bolu ve Kocaeli’nde meydana gelen facialarda ihmali olan kim varsa kamu ve belediye görevlileri dahil olmak üzere kimsenin gözünün yaşına bakılmadığını, işverenlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusunda üzerlerine düşen tüm yükümlülükleri titizlikle yerine getirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.



"2028 için belirlediğimiz 1,9 trilyon dolar milli gelir hedefine emin adımlarla yürüyoruz"


İktidar olarak ekonomiden demokrasiye hak ve özgürlüklerden güvenliğe uzanan geniş bir alanda son 23 yılda Türkiye’ye tarihi başarılar yansıttıklarının altını çizen Erdoğan,


"Dış politikada sözü, tavrı ve duruşu dikkatle takip edilen, sadece bölgesinde değil küresel ölçekte etki sahibi bir Türkiye’yi sabırla hep birlikte inşa ettik. Dış ticarette sizlerin de emekleriyle ihracatımızı 36 milyar dolardan aldık, kasım ayı itibarıyla 270 milyar doların üzerine çıkarttık. Milli gelirimiz 238 milyar dolardı. 2025 yılı üçüncü çeyrek rakamlarına göre 1,5 trilyon doları aşmış bulunuyoruz. Ekonomik büyümemiz 21 çeyrektir kesintisiz bir şekilde sürüyor. Deprem bölgemizin ihyası için harcanan 90 milyar dolara rağmen bunları başardık. 2028 için belirlediğimiz 1,9 trilyon dolar milli gelir hedefine emin adımlarla yürüyoruz. Merkez Bankası rezervlerimiz güçlenirken ülke risk primimiz düşüyor" diye konuştu.



"OVP’nin rehberliğinde enflasyonda nihayet hedefimiz olan tek haneli oranlara mutlaka ulaşacağız


Erdoğan, enflasyonda kasım ayında umutları artıran bir tabloyla karşılaştıklarını ve kasım ayında 0,87 gelen enflasyonun doğru yolda olduklarını teyit ettiğini kaydederek, "Hayat pahalılığının temel sebeplerinden biri olan fiyatlama davranışındaki bozulma da yavaş yavaş düzeliyor. Fırsatçılıkla mücadelemiz ise hız kesmeden devam ediyor. Orta Vadeli Program’ın (OVP) rehberliğinde enflasyonda nihayet hedefimiz olan tek haneli oranlara mutlaka ulaşacağız. Bu süreçte hep yaptığımız gibi reel sektörümüzün önerilerine taleplerine ve eleştirilerine kulak vereceğiz. Son kabine toplantımızda emek yoğun üretim yapan tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya sektörlerine yönelik koruma programını 2026 yılında da devam ettirmeyi kararlaştırdık. İstihdamını koruyan KOBİ’lerimize çalışan başına verdiğimiz aylık 2 bin 500 liralık desteği 2026 senesinde 3 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Ayrıca büyük ölçekli firmalarımızı da programa dahil ediyoruz. Böylece toplam 48 milyar liralık bir destekle 1 milyon 100 bin istihdamı koruyacak, emekçi ve sanayicimizin yanında olacağız. 2025 yılı için işverenlerimize asgari ücret desteği olarak her bir işçimiz için malumunuz bin lira veriyoruz. 2025 yılı Ocak-Kasım döneminde istihdamın korunması amacıyla 53 milyar lira kaynak kullandık. Kadın, Genç ve Mesleki Yeterlilik Belgesi Olanların Teşviki programında 24 ila 54 ay arasında sosyal güvenlik desteği sunuyoruz. Bu teşvik programının 2026 yılının sonuna kadar uzatılacağına dair müjdeyi de bugün burada paylaşmak istiyorum" ifadelerini kullandı.


İş dünyasının finansman yükünü hafifletmek amacıyla farklı programları devreye aldıklarına da değinen Erdoğan, Merkez Bankası’nın günlük reeskont limitini 300 milyon liradan 15 kat artışla 4,5 milyar liraya çıkardığını söyledi.



"Sadece ekonomimize maliyeti 2 trilyon doları bulan terör meselesini sonsuza kadar geride bırakmak istiyoruz"


İş dünyasının desteğini bekledikleri meselelerden bir diğerinin de ‘Terörsüz Türkiye’ süreci olduğunu belirten Erdoğan, "Sizleri, 40 kırk yıldır ülkenin ayağına pranga olan terör sorununun çözümünün ülkemiz aslından ne manaya geldiğini en iyi bilenlerdensiniz. Türkiye’nin bu yükten kurtulduğunda hangi ölçekte bir potansiyelin çarpan etkisiyle devreye gireceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Sadece ekonomimize maliyeti 2 trilyon doları bulan terör meselesini artık sonsuza kadar geride bırakmak istiyoruz. Bunu da olabilecek en geniş toplumsal ve siyasal mutabakatla milletimizin değerleriyle örtüşen bir zeminde yapmanın hassasiyeti içindeyiz. Gayemiz belli; artık kan akmasın, ocaklara ateş düşmesin ve yürekler dağlanmasın. Türkiye bu sorunu gündeminden tamamen çıkarsın. Terörden beslenen odakların tahrip edici, tahrik edici söylemlerine rağmen iktidar ve ittifak olarak ilk günden itibaren hem samimiyetimizin hem de kararlılığımızı yeter ki bu sorun çözülsün diye en yüksek düzeyde olduğunu gösterdik. Yine ittifak olarak elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koyduk" dedi.



"Meclisimizde kurulan komisyon çok önemli bir misyon üstlendi"


Terörsüz Türkiye sürecine muhalefet partilerinin de dahil olması için daima yapıcı davrandıklarını, uzlaşmacı bir tavırla hareket ettiklerini aktaran Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:


"Meclisimizde kurulan komisyon kritik eşiklerde su koyuverenler olsa da gerek şeffaflık gerekse siyaset ve ilgili tüm tarafların katkısının alınması noktasında çok önemli bir misyon üstlendi. Milletimizin sürece dair umutlarını güçlendiren komisyonun aynı özgüvenli yaklaşımı son ana kadar devam ettireceğine inanıyorum. Komisyon raporunun sürecin önünü açacak öneri ve değerlendirmeleriyle müteakip adımlar için ortak bir perspektif çizmesini temenni ediyorum. Bunun yolu da sağduyuyla, samimiyetle hareket ederek bu tarihi süreci başta günlük siyasetin geçici tartışmaları olmak üzere küçük hesaplara kurban etmemekten geçiyor. Biz ilk günden beri bu hassasiyetimizi koruyoruz ve koruyacağız. ‘Yarımı yeme bütünü bölme’ anlayışıyla hiçbir yere varılmaz. Terörsüz Türkiye menziline ancak özgüvenle ve cesaretle ulaşabiliriz. Başarısız olmamızı bekleyenleri ancak bu şekilde hüsrana uğratabiliriz. Türkiye’yi yarım asırlık bu sıkıntısından ancak bu şekilde kurtarabiliriz."



Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Iğdır Iğdır’da 15-16 yıllık 77 kiraz ağacı taşınarak kesilmekten kurtarıldı Iğdır’da kesilmesi planlanan kiraz ağaçları, özel makineyle taşınarak yeniden toprakla buluşturuldu. 77 ağacın tamamı tutarken, ağaçlar çiçek açmaya başladı. Iğdır’da dikkat çeken bir çalışmaya imza atıldı. Töbet Turan isimli vatandaş, eşinin başkanı olduğu kooperatif işletmesinin yanında bulunan ve kesilmek istenen 15-16 yıllık kiraz ağaçları, alternatif yöntemlerle başka bir alana taşıyarak kurtardı. Yaklaşık 15 gün süren çalışma sonucunda 77 kiraz ağacı başarıyla yeni yerlerine dikildi. Ağaçların sahibiyle yapılan anlaşma sonrası başlatılan çalışma, yaklaşık 15 gün sürerken, ağaçların tamamının tutması dikkat çekti. Kiraz ağaçlarının kesilmesini istemeyen Töbet Turan, süreci şu sözlerle anlattı: "2025 yılı içerisinde, kooperatifimizin yan tarafında abime ait bir kiraz bahçesi vardı. Abim, kiraz bahçesindeki ağaçları keserek yerine başka ürünler ekmek istedi. Ben ise bu kiraz ağaçlarının 15-16 yıllık olduğunu ve meyve ağaçlarının kesilmemesi gerektiğini kendisine belirttim. Abim de ’Ben keseceğim, istersen sana vereyim, ne yapıyorsan yap’ dedi. Daha sonra bu ağaçları nasıl taşıyabileceğimizi düşünmeye başladım. Araştırma yaptık, dünyada insanların bu işi nasıl yaptığını inceledik. Türkiye’de pek örneğine rastlayamadık ancak yurt dışında örnekleri vardı. Ağaç taşıma makinesinin ilimizde olmadığını öğrendik, ancak Kars Belediyesinde bulunduğunu tespit ettik. Bu vesileyle, Kars Belediye Başkanı Prof. Dr. Ötügen Senger’e sonsuz teşekkürlerimizi iletmek isteriz. Kendisine müracaat ettik ve talebimizi olumlu karşıladı. Bize yardımcı olarak makineyi temin etti. Ayrıca Melekli Belediye Başkanı Mücahit Bey’e de katkılarından dolayı teşekkür ederim." Taşıma sürecine ilişkin detayları da paylaşan Turan, şunları kaydetti: "Makineyi getirttikten sonra 77 adet kiraz ağacının taşınmasına 25 Şubat 2026 tarihinde başladık. Çalışmalarımızı 10 Mart civarında tamamladık. Arada yağış ve olumsuz hava şartları nedeniyle birkaç gün ara vermek zorunda kaldık. Toplamda 77 kiraz ağacını başarıyla taşıdık. Şu anda ağaçlar çiçek açma dönemine girmiş durumda. Allah’a çok şükür, herhangi bir zayiat görünmüyor. Tüm ağaçlar tutmuş ve çiçek açmış durumda. İnşallah mayıs ayı sonu gibi kiraz hasadına başlamayı planlıyoruz." Ağaçların taşınma yöntemine de değinen Turan, işlemin hassasiyetle yürütüldüğünü belirterek şöyle konuştu: "Makine, öncelikle kiraz ağaçlarının dikileceği alanı kazdı ve çıkan toprağı başka bir yere bıraktık. Daha sonra, ağacın bulunduğu yerden yaklaşık 1 metre çapında bir alan köklerine zarar vermeden, toprakla birlikte alındı. Bu şekilde kök yapısı korunarak ağaç söküldü ve önceden hazırlanan çukura yerleştirildi. Makine, yerleştirme sırasında toprağa hafif bir baskı uygulayarak ağacın sanki hiç yerinden oynatılmamış gibi sabitlenmesini sağladı. Ardından yeni bir çukur açılarak çıkan toprak, daha önce ağacın alındığı yere dolduruldu. Bu işlem, diğer ağaçlar için de aynı şekilde tekrarlandı. Hava şartlarının uygun olduğu günlerde günde ortalama 8 ağaç taşıyabildik. Toplam süreç yaklaşık 15-16 gün sürdü ve 15-16 yaşındaki 77 kiraz ağacını başarıyla taşımış olduk" dedi. Ziraat Yüksek Mühendisi İsak Savaş, ağaç taşıma işleminin doğru teknik ve uygun zamanda yapılması halinde hem ağaçların korunacağını hem de üretimin devam edeceğini söyledi. Ağaç taşıma uygulamalarının Türkiye’de genellikle kamu kurumları tarafından gerçekleştirildiğini ifade eden Savaş, sürece ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Ağaç taşıma işlemi ülkemizde genellikle büyükşehir belediyeleri veya il özel idareleri tarafından, park ve bahçelerde alan daralması ya da zorunlu sebeplerle yapılmaktadır. Bu işlem, ‘ağaç söküm cihazı’ adı verilen makinelerle gerçekleştirilir. Ağaç, kökleriyle birlikte toprakla beraber sökülerek uygun bir alana taşınır ve yeniden dikilir." Taşıma sürecinde en kritik noktanın, yeni alanın doğru seçilmesi olduğuna dikkat çeken Savaş, şunları kaydetti: "Bu süreçte, ağacın taşınacağı yerin toprak yapısı ve fiziki şartları önceden incelenmelidir. Mevcut ortam ile yeni ortamın benzer özellikler taşıması büyük önem arz eder. Genellikle süs ağaçlarında uygulanmakla birlikte; armut, kiraz, erik ve şeftali gibi taç yapısı küçük meyve ağaçlarında da bu yöntem başarıyla uygulanabilir." Ağaç taşıma zamanlamasının da başarıyı doğrudan etkilediğini belirten Savaş, en uygun dönemin dinlenme süreci olduğunu ifade etti: "Ağaçların taşınması için en uygun dönem, dinlenme sürecine girdikleri zamandır. Bu dönem, sonbaharda yaprak dökümünden sonra veya ilkbaharda ağaç uyanmadan önceki süreçtir. Bu zaman diliminde ağaçtaki su oranı düşük olduğu için taşıma işlemi daha sağlıklı sonuç verir." Kesilmesi planlanan ağaçların taşınarak değerlendirilmesinin önemli bir kazanım olduğuna vurgu yapan Savaş, sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer ağaç kesilecek ya da bulunduğu alan artık bahçe olarak kullanılmayacaksa, bu ağaçların başka bir yere taşınarak değerlendirilmesi büyük bir kazançtır. Bu sayede hem ağaçlar korunmuş olur hem de ürün kaybı yaşanmaz. Yani yok olmaya yüz tutmuş bir değer, başka bir alanda üretime kazandırılmış olur." Gerçekleştirilen çalışma, bölgede meyve ağaçlarının kesilmeden korunmasına yönelik önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Bursa Çeşme sakızı ile Fransız koçunu birleştirdi, verimi katladı Denizli’nin Pamukkale ilçesinde büyükbaş hayvancılığı bırakarak küçükbaş üretime yönelen iki kardeş, farklı ırkları melezleyerek et veriminde yüksek başarı sağladı. Pınarkent Mahallesi’nde hayvancılık yapan Atilla ve Cemil Doğan, Çeşme sakız koyunu ile etçil "Ile de France" koçunu çiftleştirerek verimi katladı. Hobi amaçlı başladıkları üretimde kısa sürede sürüsünü büyüten Doğan kardeşler, süt verimi yüksek olan sakız koyunlarını, et verimiyle bilinen Fransız menşeli ’Ile de France’ koçlarıyla birleştirdi. Yapılan melezleme sonucunda dördüz ve beşiz doğum oranlarında artış yaşanırken, kuzuların gelişim hızı ve karkas ağırlığı üreticilerin yüzünü güldürdü. Bir yılda iki turda yüksek kuzu verimi Üretim sürecine ilişkin bilgi veren 47 yaşındaki Atilla Doğan, sakız koyununun süt veriminden memnun olduklarını ancak et randımanını artırmak için böyle bir yöntem izlediklerini belirtti. Doğan, "Sakız koyunlarını Ile de France koçuyla çiftleştirdik ve çok güzel sonuçlar aldık. İlk turda 43 koyundan 112, ikinci turda ise 53 koyundan 138 kuzu aldık. Doğum verimi oldukça yüksek" dedi. Kurbanlık olarak satışa çıkardılar Elde edilen melez kuzuların et veriminin yüksek düzeyde olduğunu vurgulayan Doğan, şu bilgileri paylaştı: "Kuzularımız 120 günlük olduklarında 38-40 kilogram ağırlıklara ulaşıyor. İkiz ve üçüz doğanlarda ise canlı ağırlık 65 kilogramı bulabiliyor. Hem çoklu doğum avantajını hem de et kalitesini aynı anda yakaladık. Şu an ekim ve kasım doğumlu olan kuzularımızı piyasanın altında fiyatlarla kurbanlık olarak satışa sunduk."
Gümüşhane Hürmüz krizi, otel terliği üreticilerini de vurdu Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizle birlikte petrol fiyatlarındaki dalgalanma, Gümüşhane’deki küçük ölçekli otel terliği üreticilerini de etkiledi. ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nda ortaya çıkan sorunlar, petrol ve petrol türevi ürünlerin fiyatlarında artışa neden oldu. Ham maddesi büyük oranda petrol bazlı olan otel terliklerinde ise bu durum maliyetleri doğrudan etkiledi. Gümüşhane İŞGEM’de otel terliği üretimi yapan Melisa Okçu ve babası Bülent Okçu, yaşanan gelişmelerin küçük bir atölyeyi dahi etkilediğini söyledi. Artan maliyetlere rağmen rekabet nedeniyle fiyatlara aynı oranda zam yapamadıklarını ifade eden Okçu ailesi, bu durumun kendilerini zorladığını söyledi. Küresel ölçekte yaşanan bir krizin yereldeki küçük işletmelere kadar uzandığını dile getiren üreticiler, belirsizliğin devam etmesinden endişe ettiklerini kaydetti. "Ham madde fiyatları yüzde 70 oranında artış gösterdi" Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler nedeniyle ham madde fiyatlarının arttığını ifade eden Melisa Okçu, "Yakınlarım vasıtası ile bu işe girdim ve daha sonra kendi makinemi alarak bu sektöre adım attım. Ürettiğimiz otel terlikleri Türkiye’de daha yeni yeni yayılıyor. Şu an otellere hizmet veriyoruz. İstanbul, Denizli ve Karadeniz illerine gönderim gerçekleştiriyoruz. 1 yıldır bu işin içerisindeyiz ve bu bizim ilk sezonumuz. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan olaylar nedeniyle ülkemizdeki petrol fiyatlarındaki artış ve savaş nedeniyle ülkemize turist gelmemesi sektörümüzü etkiledi. Ham maddemiz yüzde 60-70 civarında arttı. Ham madde almaktan zorlandık, bazen üretimimiz durdu ve şu anda talep de yok. Otellerin açılma sezonuydu normalde fakat açılmıyorlar, turist gelmiyor. Ham madde fiyatlarındaki artıştan dolayı biz de ürünlerimizin fiyatını arttırdık bu da müşteriyi etkiledi" dedi. "Savaştan önceki maliyetlerle bugün arasında ciddi fark var" Küçük bir işletme olmalarına rağmen savaşın kendilerini bile etkilediğini dile getiren Bülent Okçu, "Savaştan önceki maliyetlerle şu an ki maliyetler arasında yüzde 70 civarında bir oynama oldu. Bizim sektörümüz de tamamen petrol ürünlerine dayalı olduğu için etkisini gördük. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, ham madde girişinin azalması bizi etkiledi. Fabrikaların bazılarında satışlar durdu, sipariş de alamıyorlar çünkü sorun hala çözülmedi. Terlik üretimi yapıyoruz biz, kumaş olarak tera kumaşı kullanıyoruz kilogramını savaştan önce 1 dolar 65 sente alabiliyorduk ama şimdi 2 buçuk dolar oldu. Araya koyduğumuz şiltenin metresinde de yine aynı şekilde bir artış oldu. Bu savaş dünyanın bir sorunu ancak biz burada küçük bir işletmeyiz, bizi bile etkiliyorsa diğer sektörleri düşünemiyorum" diye konuştu.