POLİTİKA - 11 Mart 2026 Çarşamba 14:06

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Savaş, küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu''

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Savaş, küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu''

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, konuşmasına toplantının Türkiye’ye, Türk milletine ve demokrasiye hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı. İstiklal Marşı’nın kabulünün 105’nci yıl dönümü olduğuna değinen ve milli marşın yazıldığı dönemin zorlu şartlarına dikkati çeken Erdoğan, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’in sözlerine atıfta bulunarak, "O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir’in sükutu, hatta Ankara’nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükümetin Sivas’a kadar çekilmek hesabı vardı. Ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derece sarsılmıştı" dedi.

"İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır"

Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı’nın 12 Mart 1921’de TBMM’de tekrar tekrar okunduğunu ve alkış ile gözyaşları eşliğinde kabul edildiğini hatırlatan Erdoğan, "Bu topraklarda ezelden ebede hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele, kahraman ordumuza ithaf edilen İstiklâl Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur. İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal, Meclis Başkanı sıfatıyla gözyaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir: ’Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır.’ En beğendiğim yeri şu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.’ Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz’. Sadece yazıldığı günler bakımından değil, muhteviyatı itibarıyla İstiklal Marşı son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur. Bunun için İstiklal Marşımız, Peygamber Efendimizin çetin ve çileli hicret günlerinde yol arkadaşı Hazreti Ebubekir’e seslenişinden ilhamla ‘korkma’ diye başlar. Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak/O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak/O benimdir, o benim milletimindir ancak" ifadelerini kullandı.

"Vatan topraklarında inşallah kıyamete kadar hür yaşayacağız"

Türk milletinin hiçbir zaman korkmadığını ve korkmayacağını kaydeden Erdoğan, "Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak, inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız. Kendisi muazzam bir şair olmasının yanı sıra hayatı da muhteşem bir şiir olan Mehmet Akif, İstiklal Marşı ile ilgili şunları ifade etmişti: ’O şiir bir daha yazılmaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir, o milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.’ Ben de bugün Cenab-ı Allah bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha İstiklal Marşı yazmayı gerektirecek şartlar göstermesin diyorum" dedi.

"Yayınladıkları rezil bildirilerle milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını, anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum. Bilhassa şu mısralar Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu, Türkiye’yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiğini anlamalarına çok yardımcı olacaktır: ‘Ruhumun senden İlahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli. Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’ Milli Mücadele’yi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır, Kur’an’dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İ’lâ-yi Kelimetullah davasıdır. Merhum Nurettin Topçu’nun İstiklal Marşımızın müellifi ile ilgili yaptığı ’Türk’ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti’ tespiti sadece malumun ilamı değil midir? Üstat Necip Fazıl’ın ’İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim, dışı içine köle’ ifadesinde vücut bulan hakikat bu değil midir? Bugün Asya’dan Afrika’ya, Kafkaslar’dan Balkanlar’a Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Allah aşkına bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak, bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim? Nesli tükenmekte olan üç-beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Beyefendiler istemiyor diye ’Allah Allah’ nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim? Kimse kusura bakmasın, biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse desin, kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın, bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız. Hiçbir dahili ve harici bedhahın, hiçbir gücün bu hasletlere zarar vermesine; inancımızı ve irademizi kırmasına, bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 86 milyonun hep beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna canı pahasına sahip çıkacağını ifade ederek, hem İstiklal Marşı’na hem de istiklale son nefese kadar sahip çıkılacağının altını çizdi.

"Savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu"

Türkiye’nin etrafında uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkasının kesilmediğini ve mevcut çatışmaların sona ermeden her gün bir yenisinin eklendiğini vurgulayan Erdoğan, "En son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu. Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken; yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı. Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran’da hayatını kaybedenlerin sayısı iki bine ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü. Komşumuz İran’ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdi de her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekun bir halka gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz. Öte yandan İran’a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor. Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz" açıklamasında bulundu.

"Biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükümetiz"

Türkiye’nin çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke olmadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz. Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükumetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk. Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20’nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular. Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır. Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz" diye konuştu. İçinde bulunulan sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuştuklarını ve kelimeleri özenle seçtiklerini dile getiren Erdoğan, Türkiye’yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ettiklerini bildirdi.

"İran halkına ’bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür’ diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz"

Başta mezhep kavgası olmak üzere bölgede sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri aldıklarını söyleyen Erdoğan, "Biz, bölgemizin tamamına olduğu gibi kardeş İran halkına da ’bu Şii’dir, bu Sünni’dir, bu Türk’tür, bu Kürt’tür’ diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda ister dünyanın öbür ucunda olsun; haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Daha önce komşumuz Irak’ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali’de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye’de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan’da, Lübnan’da, Yemen’de, Libya’da ve daha pek çok yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.

"Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ırk, mezhep, din, dil ve köken ayrımını reddettiklerini aktararak, sözlerine şöyle devam etti:

"Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam. Bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam. Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim, Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim, Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim, Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir. Özellikle bu dönemde bir annenin çocukları anlamına da gelen ’ümmet’ kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine, asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz. Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum. Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun; bugün bize faydası olmayan, aksine nefreti körüklemesi, fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır. Şiiler, Sünniler olarak; Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada, barış içinde yaşamaya, aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz. Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz."

Muhammed Musab Gümüşer - Kemal Diri - Fırat Demir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Germencik Belediyesi 25 kişinin istihdamına köprü oldu Germencik Belediyesi İstihdam Ofisi (İSOF) projesi iş arayanlarla iş verenleri bir araya getirmeye devam ederken, son olarak 25 kişinin istihdamına köprü oldu. Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci’nin ilçe istihdamına katkıda bulunması ve işsizliğin azaltılmasına yönelik hayata geçirdiği proje kurulduğu günden bugüne kısa bir süre geçmesine rağmen yüzlerce vatandaşı iş sahibi yaptı. Son olarak özel bir fabrikayla işbirliği yapan İSOF, çoğunluğu kadın olan 25 vatandaşı işe başlattı. İzmir Torbalı’da bulunan fabrikaya alım yapacak olan firma, kurulan temas sonrasında İSOF işbirliğiyle projeye katkıda bulundu. İSOF ile yaptıkları işbirliğinden dolayı mutluluk duyduklarını ifade eden firma yetkilileri Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci’ye teşekkür etti. Ayrıca ilçede kariyer günleri programı planladıklarını da ifade eden firma temsilcileri Germencik’in istihdamına katkıda bulunmaya devam edeceklerinin sinyalini verdi. Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci ise İSOF kanalıyla 25 vatandaşı istihdam eden firmaya teşekkür ederek "İSOF projemiz kurulduğundan bu yana istihdam etmeye, köprü olmaya devam ediyor. Yüzlerce vatandaşımızı iş sahibi yaptık. Kurumsallaşarak daha büyük firmalarla çalışmaya onların da iş birliğiyle büyümeye devam ediyoruz. Bugün köklü ve büyük bir kuruluşa İSOF vasıtasıyla çoğunluğu kadın olan 25 hemşerimizi yönlendirdik ve istihdam edildiler. Kendilerine çok teşekkür ediyor, işe başlayan hemşerilerime gerek kendilerine gerekse ailelerine hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.
İstanbul Yüksel Yıldırım: "Türkiye Kupası’nı tarihimizde ilk defa kazanmak istiyoruz" Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım, Ziraat Türkiye Kupası’nda zor bir kura çektiklerini söyleyerek, "Avrupa’ya geçiş yolumuzun en kısası Türkiye Kupası olduğu için biz de takım olarak, yönetim olarak gerekeni yapacağız. Samsunspor tarihinde ikinci defa final oynamak ve kupayı ilk defa kazanmak istiyoruz" dedi. Ziraat Türkiye Kupası çeyrek finalinde Samsunspor’un rakibi Trabzonspor oldu. Kura çekimi sonrası Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yıldırım, "Tüm kuralar takımlara hayırlı olsun. Bana göre kuranın en zorunu Samsunspor çekti. Çünkü kupada bir Karadeniz derbisi oynayacağız. Ama bunun iyi tarafı evimizde oynayacak olmamız. Trabzonspor zorlu bir rakip oldu. Onu geçtiğimizde de Galatasaray’a konuk olacağız. Onun için Samsunspor’un işi zor. Biz zoru seviyoruz. Takımıma güveniyorum. Çeyrek ve yarı finali geçip final oynamak istiyoruz. Avrupa’ya geçiş yolumuzun en kısası Türkiye Kupası olduğu için biz de takım olarak, yönetim olarak gerekeni yapacağız. Yolumuza devam edebilirsek güzel maçlar izleteceğimizi düşünüyorum. Umarım finali oynarız. Samsunspor tarihinde ikinci defa final oynamak ve kupayı ilk defa kazanmak istiyoruz" şeklinde konuştu. "Madrid’e avantajlı gitmek istiyoruz" Başkan Yüksel Yıldırım, "Avrupa kupalarında tur atlamak mı, Türkiye Kupası’nı kazanmak mı?" şeklinde gelen soruyu ise, "İkisi birden diyeyim. Çünkü Avrupa’da hedefimiz çeyrek finaldi. Şu an son 16’dayız. Yarın önemli bir maçımız var. Kazanmak istiyoruz ve Madrid’e avantajlı gitmek istiyoruz. Bunu yapabilirsek Samsunspor tarihine geçeceğiz. Avrupa’nın devamlılığını getirmek için de Türkiye Kupası bizim için çok önemli" diye cevap verdi.
Kayseri Avrupa ikincisi sporcuya görkemli karşılama Gürcistan’da yapılan 2026 Avrupa Para Powerlifting Şampiyonası’nda gümüş madalya kazanan Çağdaş Kaya, Kayseri’de görkemli bir törenle karşılandı. Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te düzenlenen 2026 Avrupa Para Powerlifting Şampiyonası’nda Kayserili milli sporcu Çağdaş Kaya 65 kilo kategorisinde bench press branşında 177 kilo kaldırışıyla gümüş madalyanın sahibi oldu. Ayrıca, toplam sıralamada da gümüş madalya kazanarak Avrupa İkincisi olan Çağdaş Kaya, Kayseri Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde düzenlenen görkemli tören ile karşılandı. Karşılama töreninde konuşan İl Müdürü Ali İhsan Kabakcı; "Şehrimizin halter branşı adına gerçekten mutluluk duyduğumuz bir günü yaşıyoruz. Yakından takip etmiş olduğum şampiyonumuz paralimpik branşta gecesini gündüzüne katarak antrenman çalışmalarına devam etti. Hocalarının antrenman programından çıkmayarak çok büyük bir emek karşılığında Avrupa Şampiyonasında önemli bir başarı elde etti. Bu başarıyı bizler başlangıç olarak görüyoruz. Çünkü, hedefimiz Los Angeles Olimpiyatlarının kotasını alıp orada Olimpiyat başarısı elde etmesi. Bunun içinde her türlü alt yapısı var bu vesile ile de sporcumuza desteklerimiz devam edecek. Bu başarıda emeği geçen başta sporcumuzu, antrenörünü ve ailesini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum" dedi. Gençlik ve Spor İl Müdürü Ali İhsan Kabakcı, daha sonra milli sporcuyu makamında konuk ederek çeşitli hediyeler takdim etti.
Ankara Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "MEB bünyesinde 123 bin 724 öğretmenimiz, emekli olma hakkını elde ettiği halde fiilen göreve devam ediyor" Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "MEB bünyesinde 123 bin 724 öğretmenimiz, emekli olma hakkını elde ettiği halde fiilen göreve devam ediyor. Bu meslektaşlarımızın kahir ekseriyeti, haklı olarak ekonomik gerekçelerle emekli olmaktan imtina ediyor" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde görev yapan ve emeklilik hakkını elde etmiş olmasına rağmen görevine devam eden öğretmen sayısının 123 bin 724 olduğuna dikkat çekerek, ekonomik gerekçelerle öğretmenlerin emekli olmak istemediğini belirtti. Öğretmenlerin emekli olduklarında alacakları maaşın, görevdeyken elde ettikleri ücretin yaklaşık yüzde 45’i seviyesine tekabül ettiğini kaydeden Geylan, emekli şartlarının iyileştirilmesini istedi. Ayrıca Geylan, öğretmenlerin emekli olmaları halinde alacakları maaşın, çalışırken elde ettikleri ücretin neredeyse yarısına tekabül ettiğini ve bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguladı. "10 binlik atama kontenjanlarıyla hangi derde derman olacağız?" Öğretmenlerin emekli olması durumunda genç öğretmenlere de istihdam imkanı doğacağını belirten Geylan, "Yıllardır söylüyoruz. Ek ders ücretleri, uzman ve başöğretmenlik tazminatları, yani her türlü ilave ödeme emekliliğe esas kazanca dahil edilmeli ki, emekli maaşları ve ikramiyesi makul seviyeye gelebilsin. MEB bünyesinde 123 bin 724 öğretmenimiz, emekli olma hakkını elde ettiği halde fiilen göreve devam ediyor. Bu meslektaşlarımızın kahir ekseriyeti, haklı olarak ekonomik gerekçelerle emekli olmaktan imtina ediyor. Çünkü halihazırda emekli olduklarında alacakları maaş, çalışırken elde ettikleri ücretin neredeyse yüzde 45’ine tekabül ediyor. Oysa emeklilik şartları iyileştirilmiş olsa, yıllarca Türk eğitimine hizmet etmiş bu öğretmenlerimiz hayatlarının son deminde huzur ve rahatlıkla emeklilik yaşamına devam edebilecekler. 100 bini aşkın öğretmenimiz emekli olabilse, bir o kadar genç meslektaşımıza istihdam imkanı doğacak. 500 bini aşkın fakülte mezunu öğretmen adayı atama beklerken, 10 binlik atama kontenjanlarıyla hangi derde derman olacağız?" ifadelerine yer verdi.
Bursa Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.