POLİTİKA - 21 Nisan 2026 Salı 12:08

MHP Lideri Bahçeli: "Okul saldırılarının sebepleri ve sonuçları arka plandaki gelişmelerle birlikte ele alınması zaruridir"

A
A
A
MHP Lideri Bahçeli: "Okul saldırılarının sebepleri ve sonuçları arka plandaki gelişmelerle birlikte ele alınması zaruridir"

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Okul saldırılarının sebepleri ve sonuçları arka plandaki gelişmelerle birlikte ele alınması zaruridir" dedi.


Bahçeli, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Sözlerine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak başlayan Bahçeli, "1918’den 1920’ye uzanan dönem, Türk milleti bakımından yalnız askerî mağlubiyetlerin, diplomatik tazyiklerin, işgal dayatmalarının ve coğrafi kuşatmanın devri olarak okunamaz. O yıllar, bütün yıkıntıların arasından devlet fikrinin hangi şartlarda diri kalabileceğini, millet iradesinin hangi eşiklerde yeniden kurucu bir mahiyet kazanabileceğini gösteren derin bir tarih imtihanıdır. 23 Nisan 1920’de tecessüm eden hakikat, tam da bu tarihî eşikte aranmalıdır. Türk milleti, istiklal mücadelesini yalnız cephedeki silah kudretiyle yürütmemiş; temsil fikriyle, hukuk şuuru ile ve Meclis iradesiyle tahkim etmiştir. Bu bakımdan Birinci Meclis, savaş şartlarının zorunlu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez. O Meclis, milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının, devlet iradesine dönüşmüş hâlidir" ifadelerini kullandı.


"Bir milletin geleceğe dair iddiası, en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür"


23 Nisan’ın "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak kutlanmasının Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nesillerine verdiği önemin en açık tezahürlerinden biri olduğunu dile getiren Bahçeli, "Devlet yalnız bugünün emniyetini sağlamak için kurulmaz; dünün hafızasını, bugünün mesuliyetini ve yarının emanetini aynı süreklilik düzeni içinde taşımak için kurulur. Çocuk ise bu sürekliliğin en saf, en narin ve en belirleyici varlığıdır. Bir milletin geleceğe dair iddiası, en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür; zira çocuk, yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet fikrinin yarına uzanan canlı cevheridir. Çünkü çocuk, ailenin sevinci olduğu kadar milletin devam fikridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin yarınki insan mayasıdır. Çocuk, korunması gereken bir emanet olduğu kadar toplumun ahlakî seviyesini gösteren en berrak aynadır. Bir milletin çocuklarına bakışı, aslında kendi geleceğine bakışıdır. Bir devletin çocukları koruma biçimi ise yalnız bugünkü şefkatini değil, yarına dair tasavvurunu, insan anlayışını ve medeniyet iddiasını da ortaya koyar. Hakimiyet, millet nezdinde egemen kılınırken çocuklarımızın varlığında ebedi kılınmıştır. İşte bu sebeple 23 Nisan, atiye olan ahdimizdir. Evlatlarımız; bu topraklarda sürecek hükümranlığımızın, yazılacak hikayelerimizin, söylenecek sözlerimizin, yazılacak şiirlerimizin, dilden dile dolanacak türkülerimizin beyannamesidir" dedi.


"Eğitim, doğrudan doğruya millî beka meselesidir. Eğitim, milletin istikbal meselesidir"


Eğitimin günübirlik siyasi çekişmelerin, dar ideolojik hesapların, kısır polemiklerin konusu olmadığının altını çizen Bahçeli, "Eğitim, doğrudan doğruya millî beka meselesidir. Eğitim, milletin istikbal meselesidir. Eğitim, ağacın yaşken eğildiği, karakterin küçük yaşta yoğrulduğu, bir milletin yarınlarda nasıl bir hüviyete kavuşacağının tayin edildiği hayati bir merhaledir. Okullarımız; ilim ve fennin zihinlere kazındığı kadar vatan ve millet sevgisinin minik yüreklere nakşedildiği asli mevzilerdir. Okullarımız; İstiklal Marşı’nın tarihi önemiyle birlikte anlamının kavranıldığı, özgürlüğün kıymetinin öğretildiği, aidiyet duygusunun evlatlarımızın ruhlarında kök saldığı şahsiyet inşa alanıdır. Millî eğitim ile temel hedefimiz, diploma sahibi fakat istikametsiz evlatlar değil; vatan bilen, yurt bilen, milletini seven, devletini sayan; fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller yetiştirmektir. Türk gençliği; test ile tost arasına sıkışmış, beş şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır" diye konuştu.


"Okul saldırılarının sebepleri ve sonuçları arka plandaki gelişmelerle birlikte ele alınması zaruridir"


Konuşmasının devamında Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okullardaki saldırılara ilişkin değerlendirmede bulunan Bahçeli, "Elim hadiselerin; sığ, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilmeleri mümkün değildir. Bu vahim gelişmeler; vicdanlarda derin yarıklar açmıştır. Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte; serinkanlı, sağduyulu ve çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo, çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle, okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle, dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir. Bir çocuğun zihninde şiddet, öfke, yalnızlık ve taklit arzusu aynı anda birikiyorsa, orada yalnız ceza hukukunun konusu bulunan bir fiil meydana gelmez; aynı zamanda toplumun dikkatle okuması gereken bir işaret belirir. Modern çağın tehlikeleri çoğu zaman eski çağların tehlikeleri gibi açık, görünür ve sınırları belli biçimde gelmez. Bazen bir ekranın arkasından gelir. Bazen oyun dili içinde gelir. Bazen arkadaş çevresi zannıyla gelir. Bazen yalnızlaşmış bir çocuğun sessizliğine siner. Bazen algoritmaların yön verdiği öfke, sanal kalabalıkların kışkırttığı taklit, aidiyet arayan bir ruhun zayıf anına yerleşir" dedi.


"Evlatlarımız, geleceğimiz dijital bir kuşatma altındadır"


Dijitalleşmenin her geçen gün daha da yaygınlaştığını dünyada çocukların ekran başında geçirdikleri sürelerin de aynı oranda artmasını ve sosyal medya platformlarında kullanılan saldırgan dile çocukların daha fazla maruz kaldığını belirten Bahçeli, "Akran zorbalığının arkadaş grupları, mesajlaşma ve sohbet uygulamaları ve oyunlar içinde sinsice yaygınlaşması, çocuklarımızın ruh sağlıklarını örselemekte, kimlik gelişimlerine zarar vermekte ve sosyal hayatlarını içten içe aşındırıp onları sanal dünyaya mahkum etmektedir. Evlatlarımız, sosyal medya platformlarında aldıkları beğeni sayılarıyla kendi değerlerini tartmakta; artan takipçi sayılarıyla itibar kazandıklarını zannetmekte, bir parmak hareketi ile verilen anlık tepkiler ile hakiki duyguları ister istemez birbirine karıştırmaktadır. Evlatlarımız, geleceğimiz dijital bir kuşatma altındadır. Teşhiri mahremiyetin önüne geçiren anlık ve geçici zaferler, emek ve sabrın önüne geçmektedir. Akranları arasında sistematik olarak alaya, linçlere, aşağılamalara, dışlamalara maruz kalan bir yavrumuzun tertemiz kalbinde kapanması zor yaralar açmaktadır. Parlak ekranların sunduğu evrenin büyüsüne kapılan yavrularımız; dikkat eksikliği ve uyku problemleri arasında yitip gitmektedir" diye konuştu.


"Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil; kökünü kazıyanlardan olacağız"


Okuldaki saldırıların çözümünün yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı olmadığını dile getiren Bahçeli, "Çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir. Hadise vuku bulduktan, canlarımız yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Mesele daha derindedir, mesele daha vahimdir, mesele daha geniştir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil; kökünü kazıyanlardan olacağız! Ve bu mücadele, günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aileyi tahkim etmeden, mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkiine yeniden kavuşturmadan, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur. Aile, çocuğun ilk mektebidir. Okul, çocuğun ikinci evidir. Devlet, çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağ zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk, bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zemini sunmaz. Orada merhamet yerine alay, sabır yerine öfke, dostluk yerine sürü psikolojisi, hayat sevgisi yerine şiddet merakı bulunabilir. O hâlde yapılması gereken, çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir. Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir; ilgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güven isteyen bir emanettir" dedi.


"Hiç kimse evlatlarımızın üzerinden siyaset üretmeye, heves etmemelidir"


Bugünkü çağrılarının sağduyu çağrısı olduğunu ifade eden Bahçeli, "Sağduyu, acıyı hafife almak anlamına gelmez. Sağduyu, hakikati öfkeye teslim etmeden söyleme kudretidir. Sağduyu, cezanın hukuk içinde, tedbirin hikmet içinde, merhametin adalet içinde aranmasıdır. Sağduyu, toplumun kendisini kaybetmeden kendisini onarma iradesidir. Çocuğun her şeyden evvel masumiyetin adı olduğu bir dünyada; masumiyeti suçlulukla yan yana getiren her tablo; toplumsal düzenimizi, değerlerimizi ve zihinlerimizi felce uğratmaktadır. Böylesi vahim ve hassas hadiselerde yetkili makamların görevlerini hiçbir baskı, hiçbir yönlendirme, hiçbir siyasi hesap altında kalmadan; sükûnetle, suhuletle ve devlet ciddiyeti içinde yürütmesi hayati önemdedir. Olayların bütün yönleri açıklığa kavuşmadan sarf edilen her peşin hüküm, kurulan her fırsatçı cümle, yapılan her siyasi savrulma; hakikatin üzerini örtmekten, acıyı istismar etmekten, çocuklarımızın hayatlarına bir yara daha açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hiç kimse evlatlarımızın canı üzerinden söz devşirmeye, milletin gözyaşı üzerinden siyaset üretmeye, böylesi elim hadiseleri günübirlik polemiklerin harcına katmaya heves etmemelidir.Bizim talebimiz açıktır, bizim beklentimiz nettir, bizim çağrımız gecikmeye tahammülü olmayan bir mecburiyettir: Sebepler sonuna kadar araştırılmalıdır. İhmaller varsa birer birer ortaya çıkarılmalıdır. Sorumluluk zinciri saklanmadan tespit edilmelidir.


"Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir, onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir"


Cumhur İttifakı’nın krizden medet umanların değil, çözüm arayanların, kaosun kokusunu alınca el ovuşturanların değil, düzeni sağlayanların, varlık cephesi olduğunu belirten Bahçeli, "Cumhur İttifakı’nın omuzlarında yükselen Terörsüz Türkiye süreci; evlatlarımızın can emniyeti, sınırlarımızın dokunulmazlığı, iç cephemizin sağlamlığı, milli birliğimizin muhafazası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki kanlı ve karanlık engel ile emellerin bütünüyle tasfiyesi demektir.Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bugünün değil, yarınların da meselesidir. Terörün gölgesinin düştüğü bir coğrafyada kalıcı kalkınmadan, güçlü demokrasiden, huzur ve barıştan bahsetmek mümkün değildir. Cumhur İttifakı, terörden arınmış, iç ve dış kuşatmaları yarmış, ekonomik darboğazdan kurtulmuş, lider ülke Türkiye’nin sigortasıdır. Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı; basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim diye tutturanlar, milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır. Yersiz ve vakitsiz özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye’nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir. Seçim, siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir, onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara formüllere, dolambaçlı yollara, keyfi oyunlara mahal verilmeyecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz de budur: Türkiye’nin istikbaliyle oynatmayız, istikrarı tartışmaya açmayız, ikbal hesaplarına huzurumuzu peşkeş çekmeyiz, milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz" şeklinde konuştu. (HT

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Aziz İhsan Aktaş duruşmasında mahkeme başkanı: "Bu dava bizim için herhangi bir dava" Aziz İhsan Aktaş duruşmasında mahkeme başkanı, sanık avukatlarını iddianame konusunun dışında soru sorulmaması konusunda uyardı. Bir kısım avukatların buna tepki göstermesinin ardından duruşmaya öğle arası verildi. Öğle arasının ardından bazı avukatların soru sordurulmadığı iddiasıyla tepki göstermesi üzerine mahkeme başkanı "Bu dava bizim için herhangi bir dava. Benim 400 tane dosyam var onlardan biri" dedi. Duruşma savcının tutukluluk konusunda değerlendirme yapması için yarına ertelendi. Liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen Çıkar Amaçlı Suç Örgütü tarafından tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara ve Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar’ın arasında bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 16’sı tutuklu 200 sanığın yargılanmasına devam edildi. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan salonda görülen duruşmada, dün dinlenmeyen 3 kişi mağdur olarak dinlendi. Dinlenen 3 kişiden 2’si şikayetçi olduklarını ve davaya katılma taleplerinin olduğunu dile getirdi. 1 kişi ise şikayetçi olmadığını belirtti. Ardından dinlenen tanık Arif Orta, sanık Ümit Gözütok’un, Esenyurt Belediyesi’nin bir araç kiralama ihalesiyle ilgili hazırladığı şartnamedeki araçların teknik özelliklerini değiştirilmesini talep ettiğini iddia etti. Bu özellikleri değiştirmediğini söyleyen tanık Orta’ya Aziz İhsan Aktaş ile olan 3-4 saatlik görüşmesini neden ses kaydına aldığı soruldu. Orta,"Savcılığa ifademi verdim. Gecenin bir vakti baş kontrolörümüz bana anlam veremediğim, tehdit içerikli mesajlar attı. Bu konuda endişe ettim baskı görünce savcı beye ilettim. Aziz İhsan, beni işyerine çağırdı. Savcılığın bilgisi dahilinde kayıt aldım ve savcılığa teslim ettim" dedi. Aziz İhsan Aktaş ise tanık Orta’ya, görüşme talebinin kimden geldiğine yönelik soru sordu. Orta, "Ben, baskıdan dolayı Ümit Gözütok gelmesin, yetkili biriyle görüşeyim dedim. Beni siz aradınız" cevabını verdi. Aktaş ise, "Görüşme talebi benden gelmedi" dedi. Ardından mahkeme başkanı sanık avukatlarını iddianame konusunun dışında soru sorulmaması konusunda uyardı. Bir kısım avukatların buna tepki göstermesinin ardından duruşmaya öğle arası verildi. Öğle arasının ardından bazı avukatların soru sordurulmadığı iddiasıyla tepki göstermesi üzerine mahkeme başkanı "Bu dava bizim için herhangi bir dava. Benim 400 tane dosyam var onlardan biri. Bu sizin için iyi bir şey aslında ama iki gündür gerginlik olduğu için uyardım" dedi. Mahkeme başkanı konuşmasının devamında "Yarın çok verimli geçmez gibi duruyor. Bugün de çok verimli geçmedi. Yarın iddia makamından tutuklulukla ilgili değerlendirme alalım. Gizli tanıklar pazartesiye kaldı" ifadelerini de kullandı. Duruşma, sanıkların tutukluluk durumu ve talepleriyle ilgili görüş alınması ve tutukluluk incelemesi yapılması için yarına ertelendi.
Aydın SGK’nın şehir merkezindeki tescilli binası ilan panosuna döndü Aydın’da uzun yıllar Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hizmet binası olarak hizmet veren ve 43 milyon TL değer biçilerek satılığa çıkarılan tescilli binanın akıbeti belirsizliğini korurken, bir dönem hizmet noktası olan tescilli bina şimdilerde ilan panosu olarak kullanılıyor. Aydın’ın en eski binalarından olan ve bir dönem hastane olarak kullanılmasının ardından uzun süre de SGK binası olarak vatandaşların hizmetine sunulan tescilli bina, 2016 yılında SGK’nın yeni hizmet binasına taşınması ile boşaltıldı. Geçişin ardından depreme dayanıksız olduğu belirlenen ve 1950’li yıllarda kentsel sit alanı olarak tescil edilen binaya tescil nedeniyle dokunulamazken 2024 yılında bina 43 milyon TL değer ile satışa çıkarılmıştı. Satışa çıkarılan tescilli binaya o dönem alıcı çıkmazken, binanın bundan sonraki akıbeti de belirsizliğini koruyor. 729 metrekarelik bir alan üzerinde yıllardır vatandaşların hizmet noktası olan tescilli bina, şimdilerde ise adeta bir ilan panosu olarak kullanılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, binaya astığı "Satılık Taşınmazlarımız" başlıklı dev pankart ile duyuru yaparken, pankartta Didim ilçesi Çamlık Mahallesi’nde bulunan 3 ayrı taşınmazın ihale yoluyla satılacağı bilgileri yer aldı. Tarihi binanın akıbeti Aydınlılar için merak konusu olurken, bazı vatandaşlar da uzun süredir atıl duran binanın bir an önce faaliyete geçirilmesini istedi. Asılan ihale pankartında ise 2 adet ticaret alanı olarak gözüken arsanın yanı sıra 1 adet ‘günübirlik turistik tesis alanı’ imarlı arsanın satışı duyuruldu. Satışa çıkarılan yerlerden birinin Didim Amfi Tiyatro bölgesinde 5 bin 824,91 metrekare yüzölçümlü arsa olduğu belirtildi.
Tokat TOGÜ’den bağımlılıkla mücadelede büyük adım Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi öncülüğünde başlatılan proje ile gençlerin bağımlılığa karşı bilinçlendirilmesi hedeflenirken, üniversite bünyesinde kapsamlı bir eğitim seferberliği başlatıldı. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ), genç nesilleri bağımlılığın her türlüsünden korumak ve toplumsal farkındalığı artırmak adına bir adım attı. TOGÜ Bağımlılıkla Mücadele Koordinatörlüğü tarafından hazırlanan ve Yeşilay iş birliğiyle yürütülen "Bilinçli nesiller, bağımsız gelecek" projesi TOGÜ Gökmedrese Bilim ve Kültür Merkezi’nde yapılan törenle başlatıldı. Açılış programına TOGÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Yılmaz, Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Volkan Kara, il protokolü ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı. Programın ana eksenini, bağımlılıkla mücadelenin sadece bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda bir gelecek meselesi olduğu vurgusu oluşturdu. Katılımcılar, üniversitelerin bu mücadeledeki stratejik önemine dikkat çekti. "Tüm birimlerimizde eğitim seferberliği başlatıyoruz" Açılış konuşmasında projenin kapsamına dair önemli bilgiler paylaşan Prof. Dr. Fatih Yılmaz, devletin bağımlılıkla mücadele alanında belirlediği hedefler doğrultusunda üniversite olarak güçlü bir katkı sunmayı amaçladıklarını ifade etti. Hedeflerinin üniversitenin tüm bileşenlerine ulaşmak olduğunu vurgulayan Rektör Yılmaz, "Üniversitede öğrenim gören yaklaşık 34 bin öğrencimizin tamamına bu eğitimleri ulaştırmayı hedefliyoruz. Bu çalışma yalnızca bir proje değil, tüm akademik birimlerimizi kapsayan kapsamlı bir eğitim seferberliğidir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen bağımlılıkla mücadele, bir devlet politikası olarak kararlılıkla sürdürülmektedir. Biz de kurduğumuz koordinatörlük aracılığıyla bu politikayı sahada en etkin şekilde hayata geçiriyoruz. Alanında yetkin 40 uzman hocamız bu eğitimleri tamamlayacaklar. Sürecin ardından hem tüm öğrencilere hem de toplumun farklı kesimlerine yönelik yaygın eğitim faaliyetleri yürütmeyi de istiyoruz. Bağımlılıkla mücadele bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Bu nedenle üniversite olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmekte kararlıyız. Bağımlılıkla mücadele, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin korunması açısından hayati öneme sahiptir. Bu süreçte katkı sunan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah yürüttüğümüz bu faaliyetlerle gençlerimizi her türlü zararlı alışkanlıktan korumaya katkı sağlayacağız" dedi. "Bağımlılık toplumsal bir sorun" Programda konuşmacı olan Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Volkan Kara ise bağımlılığın yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekti. Kara, üniversitelerin bu süreçte kritik bir rol üstlendiğini belirterek, gençlerin doğru bilgiyle donatılmasının ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırılmasının güçlü bir toplumun inşasında belirleyici olduğunu ifade etti.