EKONOMİ - 03 Şubat 2026 Salı 10:44

Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz"

A
A
A
Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz"

Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" dedi.


Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan, yükseköğretimde lisans eğitiminin üç dönem esasına göre yeniden yapılandırılabileceği, başarılı ve isteyen öğrencilerin lisans eğitimini üç yılda tamamlamasına imkân tanınacağı yönündeki haberlere ilişkin açıklamalarda bulundu.


Bu noktada önemli olan hususun eğitimde nicelik değil, nitelik olduğunu belirten Geylan, "Türk Eğitim-Sen olarak altını önemle çiziyoruz: Eğitimde nicelik (süre) değil, nitelik (etkililik) esastır. Bu denli köklü bir sistem değişikliği; pedagojik, akademik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmadan hayata geçirilemez" dedi.


Amerika-Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda lisans programlarının çoğunlukla 180-240 AKTS-3-4 yıl aralığında yapılandığı, Avrupa Kredi Transfer Sisteminde 60 AKTS’nin bir akademik yıla karşılık geldiğini dile getiren Geylan, ancak bu durumun, Türkiye’deki tüm üniversiteler ve her program için ‘üç döneme geçiş’ gibi köklü bir değişimin gerekli olduğu anlamına gelmeyeceğini kaydetti.


Bu ölçekte bir düzenlemenin pedagojik, akademik, sosyal ve iktisadi sonuçları olan sistem değişikliği olduğunu söyleyen Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Üç dönem modeli hangi somut probleme çözüm getirmektedir? Hangi programlarda, hangi veriler ışığında ihtiyaç doğmuştur? Mezun niteliği, ders yükü, ölçme-değerlendirme kalitesi, staj ve uygulama süreleri, öğrenci refahı ve akademik üretkenlik açısından beklenen kazanımlar nelerdir? Öğrenci, aile, üniversite, personel ve kamu açısından bir maliyet-fayda analizi yapılmış mıdır? Bu sorular yanıtlanmadan ve paydaşlarla tartışılmadan atılacak adımlar, kamuoyunda ve akademik dünyada haklı tereddütler oluşturmaktadır. Ayrıca kamuoyuna yansıyan model tartışmaları, yaz tatilinin üçüncü döneme dönüştürülmesi ve eğitim-öğretim takviminin sıkışması ekseninde yoğunlaşmaktadır."


Türkiye’de birçok lisans programının 240 AKTS ile tamamlandığını söyleyen Geylan, teknik olarak AKTS’nin; öğrenci iş yüküne dayalı bir planlama olduğunu ve disiplinli, başarılı öğrenciler için hızlandırılmış mezuniyete zaten imkân tanıdığını kaydetti.


Geylan asıl sorunun, sistemin kendisinden çok uygulamadaki kısıtlar olduğunu ifade ederek, "Önerimiz açıktır; üç döneme geçmeden, mevcut iki dönem sistemi korunarak; dönemlik alınabilecek AKTS/kredi üst sınırı, tüm öğrenciler ya da belirli başarı ölçütlerini sağlayan öğrenciler için yüzde 25-yüzde 30 oranında artırılmalıdır. Böylece isteyen ve yeterliliği olan öğrenciler, akademik takvimi kökten değiştirmeden üç yılda mezun olabilir" şekline konuştu.


"‘Koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir"


Birçok üniversitede öğrencilerin ders alma kapasitesini fiilen belirleyen unsurun yalnızca akademik kurul kararları olmadığına dikkat çeken Geylan, Öğrenci İşleri Bilgi Sistemi (ÖİBS) yazılımlarındaki kısıtlar, entegrasyon sorunları ve ders kayıt süreçlerindeki yapısal darboğazların da belirleyici rol oynadığını ifade etti. Geylan, "ÖİBS yazılımlarında yer alan kredi-AKTS tavanı tanımları, ‘koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir. Ders çakışması, kontenjan yönetimi, şube planlaması ve danışman onayı süreçleri ise veriye dayalı ve sorunsuz biçimde işletilecek şekilde iyileştirilmelidir. Ayrıca ‘hızlandırılmış mezuniyet’ seçeneği, pilot uygulamalar ve program bazlı düzenlemeler yoluyla kontrollü biçimde yaygınlaştırılmalıdır" dedi.


"Üç dönem modeli; öğrenci yaşamı, staj ve çalışma hayatı açısından risklidir"


Türkiye’de öğrencilerin önemli bir bölümünün yaz aylarında çalıştığına, staj yaptığına, saha uygulamalarına katıldığına, yurt içi ve yurt dışı hareketlilik programlarıyla deneyim kazandığına, gönüllülük faaliyetleri yürüttüğüne dikkat çeken Genel Başkan Talip Geylan, "Üç dönem; bu alanları daraltma, öğrencinin iş-staj-seyahat-dil-mesleki gelişim dengesini bozma ve dolayısıyla mezuniyet sonrası çalışma hayatına hazırlığı zayıflatma riski taşır. Üç dönem düzenlemesinin yalnızca ders haftaları değil, ölçme-değerlendirme döngüsü, bütünleme süreçleri, ders planlama, danışmanlık, kayıt-intibak-mezuniyet işlemleri gibi çok katmanlı iş yükünü de yıl içine yayar" ifadelerine yer verdi.


Geylan, bu durumun, öğretim elemanlarının araştırma-geliştirme, proje, yayın ve laboratuvar-saha çalışmalarına ayırdığı zamanı daraltabileceğine; idari personelde ise dönemsel yoğunlukları kalıcı yoğunluğa dönüştürerek tükenmişlik riskini yükseltebileceğine dikkat çekti.


Geylan, yükseköğretimin, ticari bir hizmet sektörü gibi ele alınamayacağını söyleyerek, "Yükseköğretim, ticari mantıkla yılın 12 ayı işletilen bir hizmet sektörüne indirgenemez. Kampüslerdeki işletmelerin gelirleri veya bazı programlarda azalan öğrenci sayıları üzerinden daha uzun süre kampüste tutma gibi bir algı oluşması düzenlemenin toplumsal meşruiyetini zedeler. Bu nedenle karar süreçleri azami şeffaflıkla yürütülmelidir" ifadelerini kullandı.


"Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz"


Geylan, sözlerini "Türk Eğitim-Sen olarak; üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmasını, paydaş görüşlerinin alınmasını zorunlu görüyoruz. Yükseköğretimde alınacak her karar; yalnızca ‘süre’ odaklı değil, nitelik, etkililik, öğrenci refahı, akademik üretkenlik ve toplumsal fayda ekseninde bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Sürecin tüm paydaşlarıyla istişare edilmeden, getirisi ve götürüsü hesaplanmadan, pilot uygulamalarla test edilip sonuçları analiz edilmeden hiçbir düzenleme plansız biçimde hayata geçirilmemelidir" şeklinde tamamladı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Ramazan pidesi fiyatları belli oldu Türkiye Fırıncılar Federasyonu’nun yaptığı değerlendirmeye göre başta büyükşehirler olmak üzere birçok ilde Ramazan pidesinin 250 gramı 25 liradan satışa sunulacak. Ekmeğe ise mart ayına kadar zam yapılmayacak. Başta büyükşehirler olmak üzere birçok ilde Ramazan pidesinin 250 gramı 25 liradan satışa sunulacağı belirtildi. Ekmek fiyatlarına ise mart ayına kadar zam yapılmayacak. Ramazan pidesi fiyatlarına ve ekmek zammına ilişkin açıklamalarda bulunan Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, "Bu sene 19 Şubat’ta idrak edeceğimiz Ramazan ayında soframızın vazgeçilmezi olan Ramazan pidesinin kilo değeri Türkiye genelinde geçen seneye oranla yüzde 23 artışta ve kilogramı 100 lira azami fiyat olarak satışa sunulacak. Burada bunu belirlerken tüketici olan halkımızın alım gücünü ve ülkemizdeki enflasyonu dikkate aldık. Bu sene başta büyükşehirlerde olmak üzere Ankara’da, İstanbul’da ve bunun yanında Antalya’da, Aydın’da ve Denizli’de pidenin 250 gramı 25 liradan satışa sunulacak" dedi. "Ekmek fiyatlarında bir değişiklik yok" Balcı, ekmek fiyatlarında bir değişiklik olmadığını belirterek, "Biz fırıncı esnafı olarak, mübarek Ramazan ayının bereketiyle Ramazan ayında da ekmek fiyatlarında bir değişiklik olmayacağını ifade etmek istiyorum. Azami olan kilogram fiyatı 75 liradan satılmaya devam edilecek. Şubat ayında da artış olmayacak. Ramazan’ın bitimi mart ortasına denk geliyor. Zorunlu olarak mart sonlarına doğru yine enflasyonu ve halkımızın alım gücünü göz önünde bulundurarak en makul fiyat neyse ilgili bakanlık olarak Ticaret Bakanlığı’mızla birlikte bunu belirlemiş olacağız" ifadelerine yer verdi.
Kayseri Bu kafede glüten yok sağlık var Kayseri Büyükşehir Belediyesi himayesinde hizmet veren KAYTUR A.Ş.’ye bağlı Glütensiz Kafe’de çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti olan vatandaşlar için özel ürünler üretiliyor. Glütensiz Kafe’de özellikle çölyak hastaları başta olmak üzere glüten hassasiyeti olan vatandaşlar için tatlısından tuzlusuna, ara sıcağından ana yemeğine kadar üretilen ürünler vatandaşlara ulaştırılıyor. Vatandaşlar da glütenin girmesinin yasak olduğu kafenin verdiği hizmete yoğun ilgi gösteriyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi Sosyal Tesisler Müdür Yardımcısı Yakup Arık, kafede özellikle hijyene önem verdiklerini söyleyerek, "Glütensiz Kafe denilince öncelikle malumunuz çölyak rahatsızlığı olan vatandaşlarımız için özel tasarlanmış bir kafemiz burası. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız Memduh Büyükkılıç’ın destekleriyle yapılan bir kafe. Özellikle çölyak rahatsızlığı olanlar yüksek maliyetlerle karşılaşıyor. Biz de burada ürünleri daha uygun fiyatlı insanlara hizmet amaçlı sunmaya çalışıyoruz. Biz burada hijyene tabi ki en üst seviyede önem göstermek zorundayız. Çünkü çölyakın bulaşma riski çok fazla olduğundan dolayı biz buraya kesinlikle glüten içeren ürünleri sokmuyoruz ve bu şekilde hizmet veriyoruz. Vatandaşlarımız zaten bize güzel dönüşler yapıyorlar. Çölyakla alakalı sıkıntınız varsa biz burada destek olalım, misafir edelim" dedi. Kayseri Büyükşehir Belediyesi KAYTUR A.Ş. Glütensiz Kafe Mutfak Şefi Mehmet Geben ise, "Biz burada birçok ürün yapıyoruz. Glüten hastalarının hassasiyeti olduğu ürünleri özellikle yapmaya çalışıyoruz. Ketedir, poğaçadır, ara sıcaklardır, ana yemeklerdir bütün bir şekilde ve tamamı glütensiz olacak şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz. Glüten kesinlikle bizim tesisimize giremiyor. Gelen ürünlerimiz de unlarımız da kesinlikle glütensizdir. Vatandaşlarımızdan da çok olumlu dönüşler alıyoruz. Çok beğeniyorlar hatta bizlere dua ediyorlar sağ olsunlar. Biz de onlar için hizmet vermeye çalışıyoruz. Tatlısından tuzlusuna aradıkları bütün yiyecekleri burada yapıyoruz" ifadelerini kullandı.
Kocaeli Recep Durul: "Skriniar ülkeden deport edilmeli" Kocaelispor Başkanı Recep Durul, Fenerbahçe’nin attığı golün ardından sarı-lacivertli futbolcu Milan Skriniar’ın tribünlere karşı yaptığı harekete tepki göstererek, "Skriniar’ın lisansı iptal edilmeli ve ülkeden deport edilmelidir. Hakemin de ondan farkı yok. O da futboldan men edilmeli. Yine hakkımız çalındı. Kayırmacılık bitmeyecekse 2-3 takım oynasın, biz izleyelim. Diğer takımlara ne gerek var" dedi. Trendyol Süper Lig’in 20. haftasında Kocaelispor, sahasında Fenerbahçe’ye 2-0 mağlup oldu. Sarı-lacivertlilerin golünün ardından Milan Skriniar’ın tribünlere dönerek erkeklik organını gösterip yaptığı harekete tepkiler büyüyor. Kocaelispor Kulübü, Skriniar için Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) herhangi bir sevk olup olmayacağını bekleyecek ve ardından hazırladıkları dosyayla suç duyurusunda bulunacak. Konuyla ilgili olarak İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulunan Kocaelispor Kulüp Başkanı Recep Durul, sert ifadeler kullandı. "Skriniar’ın lisansı feshedilmeli ve ülkeden gönderilmeli" Başkan Recep Durul; Türkiye Futbol Federasyonu’na, Fenerbahçe Kulüp Başkanı Sadettin Saran’a ve Kocaeli’de işletmesi olan sarı-lacivertli isimlere seslendi ve Skriniar’ın lisansının feshedilip, ülkeden deport edilmesini istedi. Çirkin harekete ve hakem yönetimine adeta ateş püsküren Durul, "Kulüp olarak Milan Skriniar’ın yaptığı çirkin hareketin TFF tarafından cezalandırılmasını, sözleşmesinin feshedilmesini ve hatta ülkeden deport edilmesini istiyoruz. Bunun için gereken başvuruyu da yapacağız" cümlelerine yer verdi. "Sindirmek mümkün değil, müsaade edemeyiz" Ülke olarak hassasiyetlerin yüksek olduğunun altını çizen Başkan Durul, "Mübarek kandil gününde yabancı bir futbolcu tarafından yapılan bu çirkin hareketi sindirmek mümkün değildir. Son derece yakışıksızdır. Buna kulüpler de müsaade etmemelidir, federasyon da. En ağır şekilde cezalandırmalıdır. Aksi halde nepotizm açık açık yapılıyor demektir. Müslüman bir toplumuz ve Türk toplumu bunu kaldırmaz. Buna müsaade edemeyiz. Bu tür şeyler infial oluşturuyor. Başka kulüplerin oyuncuları da böyle şeyler yaptı ve cezaları kesildi. Çok çirkin hareketti, bir an önce cezalandırılması lazım. Hangi futbolcu olursa olsun, adına sanına bakılmamalıdır" değerlendirmesinde bulundu. "Yine hakkımız çalındı" Hakemlerin camialara göre düdük çaldığının altını çizen Kocaelispor Başkanı Recep Durul, "Düdükler camiaya göre çalıyor. Bahis ve şike operasyonları yapılıyor. Ama operasyon asıl forma renklerine göre düdük çalınmasına yapılmalı. Yine hakkımız çalındı. Hakemin görmezden gelmesi, VAR hakeminin duyarsızlığı, verilmeyen kırmızı ve sarı kartlar.. Kocaelispor olarak hakkımızı sonuna kadar arayacak ve bunun hesabını camia olarak er ya da geç soracağız. Hem puanımız çalındı, hem de kırmızı kartlar verilmedi. Düdükler adalet için, şeffaflık için çalınmalı. Bu ülkede kronizmi (kayırmacılık) tetikleyen yapı var" şeklinde konuştu. "Kayırmacılık bitmeyecekse 2-3 takım oynasın, biz izleyelim" TFF’nin kayırmacılığa el atmasının elzem olduğunu belirten Durul, aksi durumda 2-3 takım dışındaki takımlara gerek olmadığını dile getirerek, hakem kararlarına olan tepkisini aktardı. Recep Durul, "Nepotizm ve kronizm konusuna federasyon acilen el atmalı. Yoksa diğer takımlara gerek yok. Çıksın 2-3 takım oynasın, biz de izleyelim. Hiç bu kadar emek harcamayalım, sıkıntı çekmeyelim. Gerçekten bu kadar kolay mı? Hakem resmen kurulmuş da gelmiş. Pozisyonları kesiyor, yumruk atılıyor kart göstermiyor, VAR’a gidilmiyor.. O zaman biz niye futbol oynuyoruz" diye konuştu. "Hakem de, Skriniar da men edilmeli" "Milan Skriniar’ın hareketiyle, hakemin maçta sergilediği durum arasında fark yok" diye Körfez ekibinin başkanı, şöyle devam etti: "İkisi de futboldan men edilmelidir. Şehirde herkes ayaklanmış durumda. Facia bu. Herkes sessiz kalmış olabilir ama biz Kocaelispor olarak susmayacağız, sessiz kalmayacağız. Sezon başından bu yana 18 puanımız gitti. Dünkü maçta yaşananlara, bize ve camiamıza yaşatılanlara çok kızgın ve gerginiz. Sabırsızlıkla bu konunun çözülmesini istiyoruz. Federasyon bir an önce tedbir almalı." "Ayrım kalkmadıkça şike operasyonları anlamsız" Hakem kararları üzerinden Süper Lig’de yapılan takım ayrımlarına ayrı parantez açan Recep Durul, bahis operasyonlarının anlam kazanması için ayrımcılığın son bulması gerektiğinin altını çizdi. Kocaelispor Kulüp Başkanı Recep Durul, "Anadolu takımı, İstanbul takımı ayrımı yapılıyor, yapılmamalı. Hepsi Süper Lig takımı. Sahada şeffaflık sağlanmadıkça, kulüp ayrımı ortadan kalkmadıkça şike veya bahis operasyonlarının yapılması anlamsız. Kulüplere saygı, renklerine göre olmaz. Hepsine saygı duyulmalı. Düdükler takıma göre çalınmaz. Sahaya neden çıkıyorsun? Hakem dediğin iki takımın da hakkını korumalı, iki tarafa da güven vermeli. Dengeyi sağlamalı. Haksızlığı ortadan kaldırması gereken hakemdir. Şeffaflığı temsil eder. Futbolda adalet neden sağlanmıyor? Neden bunlardan temizlenmiyor?" ifadelerini kullandı. "Büyük takıma göre düdük çalınmaz" Büyük takımlara yönelik ayrımcılığa farklı bir bakış açısıyla baktığında dikkat çeken Durul, "Bir takımın büyüklüğü ortaya koyduğu adaletle ölçülür. Büyükse adaletini göstersin, göstermeli de. Futbolcusu topluma böyle çirkin hareketler yapıyorsa büyük kulüpler gerekeni yapmalı. Hakemler hak yediğinde çıkıp bunu yüreklilikle açıklamalı. Öte yandan küçük-büyük takım diye bir ayrım olmaz. Güçlü ve nispeten zayıf takım vardır. Büyük takıma göre düdük çalınmaz" dedi. "Bazı takımlar yukarı itiliyor, bazıları da aşağı çekiliyor" Yayıncı kuruluş ve spor yorumcularına da seslenen Başkan Durul, "Yayıncı kuruluşun takımların yarıştan kopmaması için gerekeni yapmasını da görüyoruz. Yazık günah değil mi? Böyle kurgu olur mu? Bazı yorumcular da takım taraftarı. Tuttuğu takıma göre yorum yapıyor ve kamuoyunu, camiaları etkiliyor. 2-3 takım için böyle otokratik yapı olur mu? Bazı takımlar yarışta kalsın diye yukarı itiliyor, bazıları da aşağı çekiliyor" diye konuştu. Fenerbahçeli yöneticilere seslendi Son olarak Kocaeli’de yatırımları olan Fenerbahçeli iş insanlarına, eski ve yeni yöneticilere çağrı yapan Durul, "Ali Koç, Hakan Safi ve tüm Fenerbahçe yönetimindekiler ile federasyona bir kez daha seslenmek istiyorum. Talebimiz net; Skriniar’ın lisansını iptal edin ve ülkeden deport edin. Yoksa bu iş çok daha farklı yerlere gider. Bunu sindiremiyoruz. Bunun altından kalkılması zor" şeklinde konuştu.
Ankara TESK Başkanı Palandöken: "Esnafın krediye ulaşabilmesi, borçlarının belirli bir bölümünün uzun vadeye yayılarak ödenebilmesi sağlanmalıdır" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Esnafın krediye ulaşabilmesi, borçlarının belirli bir bölümünün uzun vadeye yayılarak ödenebilmesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda bu adım, esnafın borçtan kurtulmasını sağlayacağı gibi devletin gelirlerini artıracak en önemli uygulamalardan biri olacaktır" dedi. E-haciz ve borç yükünün esnafın çalışma hayatını durma noktasına getirdiğini söyleyen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, esnafın çalışma hayatının idamesi için mutlaka bir yapılandırma yapılması gerektiğini belirtti. E hacizlerin esnafın bankadaki parasına kadar uzandığını vurgulayan Palandöken, bu konuda sistemli bir çalışma gerçekleştirilmesi gerektiğini de ifade etti. "E-hacizler, esnafın gayrimenkulü dahil bankadaki parasına kadar uzanıyor" Vatandaşların haciz durumu nedeniyle borçlarını ödeyemediklerini belirten Palandöken, "Bilindiği üzere e-hacizler, esnafın gayrimenkulü dahil bankadaki parasına kadar uzanıyor. Bu nedenle insanlar borcunu ödemek istese bile evinin üzerinde haciz olduğu için satamıyor, bankadaki parasına haciz konulduğu için kullanamıyor. Ertesi gün borcunu ödemek üzere parasını bankaya yatıran esnaf, e-haciz nedeniyle bu parayı kullanamıyor. Dolayısıyla kredi almak için Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatiflerine gittiğinde, SSK borcu, vergi borcu gibi yükümlülükler karşısına çıkıyor. Bu borçlar için bir yapılandırma yapılıp en azından taksitlendirilerek uzun vadeye yayılması gerekiyor. İnsanlar borçtan kurtulmak istiyor. Ancak her tarafta bir tıkanıklık olduğu için hem krediye ulaşamıyor hem de mevcut parasını alıp borcuna yatırma imkânı bulamıyor" şeklinde konuştu. "Bu sürecin bir an evvel ele alınarak masaya yatırılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz" Esnaf ve sanatkarlar için yapılandırmanın şart olduğunu vurgulayan Palandöken, "Aynı şekilde gayrimenkulünü satıp bu borcu kapatmak isteyen esnaf da bunu yapamıyor. Çünkü borcun miktarı ne olursa olsun, her şeyine birden haciz konulduğu için bu hareket alanı da tamamen ortadan kalkıyor. Sonuçta esnaf mağdur oluyor. Netice itibarıyla perakende sektörünün en önemli halkası esnaf ve sanatkardır. Ancak her taraftaki bu sıkışıklık, esnafın önündeki en büyük engel haline geliyor. Bu meselelerin çözümü için zaman geçirilmeden bir an evvel kapsamlı bir yapılandırma yapılması gerekiyor. Esnafın krediye ulaşabilmesi, borçlarının belirli bir bölümünün uzun vadeye yayılarak ödenebilmesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda bu adım, esnafın borçtan kurtulmasını sağlayacağı gibi devletin gelirlerini artıracak en önemli uygulamalardan biri olacaktır. Bugüne kadar yapılan yapılandırmaların hiçbirinde insanlar, imkânları dahilinde borçlarını ödememezlik yapmadı. Ancak bugün her taraf tıkandığı için esnaf, hem aldığı ürünlerin parasını ödemekte zorlanıyor hem de imalat sektöründe üretim yapabilmek için gerekli ürünü alacak parayı bulamıyor. Bu nedenle tezgahlar boş kalıyor, yerine yeni ürün koyulamıyor. Bu sürecin bir an evvel ele alınarak masaya yatırılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz" diye konuştu.