KÜLTÜR SANAT - 02 Şubat 2026 Pazartesi 16:53

Uluslararası kazıların ürünü Karkamış eserleri sergide: 100 yıllık parça tamamlandı

A
A
A
Uluslararası kazıların ürünü Karkamış eserleri sergide: 100 yıllık parça tamamlandı

Savaşlar nedeniyle kesintiye uğrayan ve yaklaşık 100 yıl sonra yeniden başlayan Karkamış kazılarında ortaya çıkarılan 57 eser, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.



‘Fırat Kıyısında Hititlerin Karkamış’ı: Yeni Keşifler ve Yeni Katkılar’ sergisi Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmek üzere açıldı. Sergide, Gaziantep’te bulunan ve Suriye’nin Cerablus yerleşimi sınırlarında bulunan antik Karkamış kenti 1911 ile 1920 yılları arasında ve 2011 yılından bu yana sürdürülen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan yeni buluntularla eserler ilk kez sergilendi.



Açılış konuşmaları ile başlayan sergi, antik Karkamış kenti kazı süreci özelinde hazırlanan videonun seyredilmesi ile devam etti.



"Türkiye’de arkeoloji artık yaygınlaştı"


Mezopotamya’nın önemli bir bölge olduğunu söyleyen Ankara Valisi Vasip Şahin, "Anadolu’muz, Karkamış’ta dahil, bütün bölgeleriyle aslında yerin altı, yerin üstünden çok daha zengin olduğu bir yurt. Bu sadece bir arkeolojik çalışma değil. Aslında insanlığın nasıl yaşadığı, neleri düşündüğü, neleri önemsediği, hangi değerleri taşıdığı, yaydığı ve bunları gelecek nesillere aktarmaya çalıştığının aslında bilimsel adıdır arkeoloji. Dolayısıyla ülkemizde de bu anlamda gittikçe ve hızla daha büyük bir önem taşıyor. Bakanlığımız bu konuda aslında son yıllarda çok ciddi bir politika değişikliği yaptı. Türkiye’de arkeoloji 150 yıldır sadece yılın 1-2 ayı en fazla yapılan bir faaliyet gibiydi. Artık yılın tamamına yaygınlaştırılıp ve bir an önce toprak altındaki zenginliğin insanlıkla buluşturulması, bütün insanlığın hizmetine ve bilgisine sunulması noktasında çok ciddi bir politika değişikliği yaparak bugün hızlandırılmış bir döneme girmiş oluyoruz" diye konuştu.



"Anadolu Medeniyetleri Müzesi, koleksiyonlarına seçilen toplamda 57 eseri bir araya getirmektedir"


Türkiye’nin farklı ülkelerden bilim insanlarının katılımıyla yürütülen çok sayıda kazı ve araştırma projesine ev sahipliği yaptığını, her geçen yıl ise arttığını vurgulayan Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Erhan Karakaya, "Bu coğrafi ve tarihi konum Karkamış’ı yalnızca Anadolu uygarlıkları açısından değil, aynı zamanda Mezopotamya ve Doğu Akdeniz kültür havzaları açısından da son derece önemli ve evrensel bir merkez haline getirmektedir. Antik Kent’e 20. yüzyılın başlarında başlatılan bilimsel kazılar savaş şartları nedeniyle kesintiye uğramış. Yaklaşık 100 yıl sonra 2011 yılında Bologna Üniversitesi’nden Sayın Prof. Dr. Nicolo Marchetti Başkanlığındaki Uluslararası bir bilimsel ekip tarafından yeniden başlatılmıştır. Bu yönüyle Karkamış kazıları bilimsel sürekliliğin ve uluslararası akademik işbirliğinin güçlü bir örneğini oluşturmaktadır. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz sergi, müzemiz ile Karkamış Kazı Başkanlığı İşbirliği’nde hazırlanmış olup, Gaziantep Müze Müdürlüğü, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi koleksiyonlarına seçilen toplamda 57 eseri bir araya getirmektedir. Demir çağına yani M.Ö. 12. yüzyıldan 6. yüzyıla tarihlenen bu eserler, silindir ve damga mühürler, bronz figürünler, pişmiş toprak kaplar ve bezemeli taş eserler aracılığıyla Karkamış’ın siyasi, idari ve sanatsal dünyasına ışık tutmaktadır. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak ülkemizin sahip olduğu arkeolojik ve kültürel miras bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılması, korunması ve evrensel bilim dünyasına kazandırılması amacıyla hem ulusal hem de uluslararası kazı çalışmalarında güçlü bir destek sunmaktayız" dedi.



"100 yıllık bir parça birleşti, hatıralar birleşti"


Karkamış kentinin yerinde gezilip görülmesi gerektiğini ifade eden SANKO Yönetim Kurlu Başkanı Adil Sani Konukoğlu, "2015 yılında da Nikolo hoca ile tanıştık. Biz tanıştıktan sonra da elimizden geldiği kadar kazılara destek vermeye çalışıyoruz. Kazıların üzerine büyük bir çatı inşa ettik. Temeli yalnızca büyük betonların üzerine oturtulmuş, alttaki tarihi eserlerin hiçbirine zarar vermemek üzere dizayn edilmiş bir çatı örtüsü yaptık. SANKO olarak da biz 120 yıllık bir şirketiz. Rahmetli babam derdi ki ‘Oğlum herkes tarihine sahip çıkmak zorunda, tarihini bilmeyen geleceğini bilemez, planlayamaz’. Biz de o çerçeve içerisinde hem tarihimize sahip çıkmaya çalışıyoruz hem kazandığımız, büyüdüğümüz topraklara daha farklı neler yapabiliriz mücadelesi içerisindeyiz. Görülen eser 100 yıl önce çıkartılmış bir eser fakat eksik parçaları vardı. Bu parçalar da yeni bulundu. Buraya getirdik, monte ettik. Bu yıllardır burada, bundan sonra da burada kalacak. 100 yıllık bir parça birleşti, hatıralar birleşti. Anadolu öyle bir coğrafya ki her tarafından tarih fışkırıyor. Hepsine sahip çıkmamız gerekir. Elimizden geldiği müddet buraların yeryüzünden çıkartılıp bizden sonraki nesillere taşınması gerekir. Bu işe meraklı olan, bu işe imkanı olan herkesten bu kazılara destek bekliyoruz" ifadelerini kullandı.



Katılımcıların sergiyi gezmesinin ardından etkinlik sona erdi.



Sergiye, Ankara Valisi Şahin, Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Karakaya, SANKO Yönetim Kurlu Başkanı Konukoğlu, İtalya Büyükelçi Müsteşarı Stefani Spadafora, Kültür Varlıkları Genel Müdür Yardımcısı Bülent Gönültaş, Karkamış Kazı Başkanı Nicolo Marchetti katıldı.




Uluslararası kazıların ürünü Karkamış eserleri sergide: 100 yıllık parça tamamlandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.